Bir parti, çok fazla milletvekiliyle iktidara gelmekten korkar mı?
Ya da başarısız olmuş bir siyasetçi, yeniden partisinin başına geçebilir mi?
Ya da seçimlerde hiçbir şansı olmayan ve tek kişiden müteşekkil bir parti, gazetelere “alternatif biziz” diye çarşaf çarşaf ilan verir mi? Nuh Gönültaş
Bütün bunlar, demokratik işleyişi normal olan bir ülkede “kesinlikle hayır” şeklinde cevaplanacak sorular.
Ama… Ama burası Türkiye…
İktidar partisi, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde CHP’nin agresif tutumu, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ve Genelkurmay bildirisinin, halkın bünyesinde ters etki yapan travmatik atmosferinde girecek 22 Temmuz seçimlerine…
Yapılan haksızlık o kadar bariz ki, hiç oy kullanmamış insandan tutun da, çok farklı partilere oy vermiş insanlar bile “gadre uğramışa el uzatma” psikolojiyle “inadına AK Parti” diyerek AK Parti’ye oy vermeye hazırlanıyor.
Gözünüzü “ideolojik hırs” bürümemişse, sokaktaki vatandaşa sorarak bu durumu net bir şekilde anlayabilirsiniz.
Ama bu gelişme normal bir ülkede iktidar partilerini sevindirirken, ülkemde korkutuyor.
Çünkü 450 milletvekiliyle meclise gelmek demek, bu ülkede krizin bazıları eliyle yeniden palazlandırılması, sürecin daha da anti-demokratik bir karanlık koridora sürüklenmesi demek.
Ana muhalefet partisinin başında, çömlekçiye dalan fil misali, önüne geleni yıkıp devirerek tabir-i caizse lambur lumbur seçimlere giden Deniz Baykal ise bugüne kadar hiç seçim kazanamamış hatta partisini yüzde 10 barajının altına düşürerek, meclis dışı bırakmış bir isim.
Yine “normal” bir ülkede, böyle bir liderin bırakın aynı partiye geri dönmesini, bir daha siyasete atılmasını bile beklemek bir hayaldir.
Ama aynı Baykal, hiçbir şey olmamış gibi gemisini yüzdürüyor bu ülkede.
Üstelik, “solda birlikçilik” oyunlarıyla sol seçmenin gözünü boyamayı da ihmal etmiyor. Bu ülkede solun birleşemeyeceğini Trinidad ve Tobacco cumhuriyetinde yaşayanlar bile öğrendi ama siyasete tepeden şekil vermeye kalkan bazı kalemler öğrenemedi.
Onlar, hala kaba aritmetik hesaplarla solun birleşerek yüzde 45 oylarla iktidara geleceğini hayal ediyorlar.
Adı sol olan ama sosyal demokrasiyle zerre kadar bağı kalmamış bulunan CHP’nin birleşme gibi bir niyeti yok.
Baykal’ın ancak diğer küçük sol partileri yutma girişimi olabilir.
DSP de bunun farkında, SHP de. Ama barajın altında kalma korkusuyla birleşir gibi yapmak hepsinin işine geliyor. Bu partilerin liderlerinden hiçbiri narsist yanlarını bir kenara koyup, gerçek birleşmeye tevessül etmeyecek. Yaşayıp göreceğiz.
Ve günün bombası. Seçimlerde 22 parti yarışacak. Halkın Yükseliş Partisi de onlardan biri. CHP’den siyasete atılan ancak civciv yumurtasını beğenmezmiş anlayışıyla o partiden koparak kendi partisini kuran Yaşar Nuri Öztürk hoca, büyük gazetelere tam sayfa çarşaf çarşaf ilan veriyor. Tek alternatifin kendi olduğunu iddia ederek.
İlahi Yaşar Hoca… İlim-irfan dururken siyaset gibi al takke-ver külah işleriyle uğraşmanın ne sana, ne ülkeye bir yarar getirmediğini ne zaman göreceksin acaba?
Birkaç cümle de ülkenin orasında burasında oradan buradan taşıma kalabalıklarla gövde gövde gösterisi yapan kalabalıklara…
“Durun kalabalıklar durun, bu cadde çıkmaz sokak/ Haykırsam kollarımı makas gibi açarak. Durun bir dünya iniyor tepemizden. Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden…”
Yorumlar Salih URAN Türkiye'yi, Türkleri ve Türklüğü aşağılamakta yarışıyorlar!..
Ülkem adına çok utandım!..
NTV başta olmak üzere muhtıraya aktif destek veren, militarist-cuntacı bazı yayın organları; son 10-15 gündür dış basında Türkiye haberlerini özetliyorlar...
Onlar(NTV, CNN vs.); marifetmiş gibi; yabancı basının; laikler-İslamcılar, anti-laiklere karşı laikler gibi Türk milletini ve toplumu ikiye bölen, kamplara ayıran haber ve yorumlarını büyük bir zevk ve hazla sunarken ben utancımdan yerin dibine geçiyorum. Bir millet, bir devlet ancak bu kadar aşağılanabilir!..
Afrika'nın, Ortadoğu'nun, Asya'nın en geri kalmış ülke ve devletlerinin medyaları bile bizi acıyor; yol gösteriyor, Arap krallıkları ve diktatörlükler bile bize demokrasi dersi veriyor!..
Bizi dünyada böylesine zavallı bir millet ve devlet durumuna düşüren Genelkurmay'ın muhtıracıları, demokratik sistemi el koyan ve Atatürk'ün Meclisi'ni çalışamaz; cumhurbaşkanını bile seçemez hale getiren yüksek yargı mensupları, YÖK, CHP, DYP, ANAVATAN şimdi oturup ellerine kına mı yaksınlar?! Olan oldu! 80 küsur yıllık laik Cumhuriyetimizin itibarı, şerefi, saygınlığı yerle bir oldu! Birden dünyada Somali, Çad gibi zavallı ülke durumuna düşüverdik!...
Yabancılar; Tandoğan'da, Çağlayan'da, Gündoğan'da yüzbinlerin Türk bayrağı sallayıp miting yapmasını bir türlü anlayamıyor!..
Türkiye; Türklerin yurdu! Büyük çoğunluğu müslüman, hatta sünni müslüman! Türk bayrağını ve İstiklal Marşı'nı bilhassa dindarlar çok daha önem verir; çünkü her ikisi de hem milli, hem de dini birer semboldür. O halde o Türk bayrakları kime karşı sallanıyor? Toplumun diğer kalanı yabancı işgal gücü insanları mı? Ne kadar ayıp! İğrenç bir bölücülük!
Hem şeriata hayır ne demek! Şeriat; din demektir; İslam demektir. Hıristiyanlık da, Yahudilik de birer şeriattır. Müslüman, dine-şeriata hayır der mi? Bu ne iştir? Kastedilen "şeriat yönetimi" ise; yok ki böyle bir yönetim modeli, dayatması! İslam; Kur'an bütün siyaset, ideoloji ve felsefelerin üstündedir!..
Allah akıl fikir versin!....Yetkin Oymak ÇOK ÖNEMLİ UYARI:...
Bütün Müslümanların Dikkatine!...
Biz Türkiye müslümanları ve Türkler; bir zamanlar; sevgi, barış, hoşgörü, adalet ve diyaloğa dayalı İslam anlayışımızla, yaşantımızla bütün dünyanın gıbta ettiği, alkışlanan, özenilen bir millettik!.. Özellikle Batı'dan içimize zerk edilen, telkin edilen batıl ve ilkel; bünyemize, özümüze ters ideolojiler, politikalar, felsefeler
bizi biz olmaktan çıkardı, ruhlarımızı hoyratlaştırdı, kalplerimizi ve vicdanlarımızı taşlaştırdı, içimizi dışımızı kararttı..Adeta birçoğumuzu canavar, hortlak haline getirdi...
Bu ülkede hangi partiden, hangi inanç ve yaşam tarzından, hangi ideoloji ve felsefeden yana olursak olalım; müslümansak şayet, birbirimize karşı müslümanca davranmak zorundayız. Din, budur; din, güzel ahlaktır, erdemli davranmaktır. Dinin hedefi; tutarlı, kendisiyle ve toplumla barışık olgun(insan-ı kamil) bireyler yetiştirmektir. Din; insanları dünyada ve ahirette mutlu etmek için vardır!.. Kavga-gürültü etmek için, ayrılık-gayrılık için, fitne-fesat için değil...
O halde Müslüman Müslümanın;
1-Ayıplarını-kusurlarını araştıramaz, deşifre edemez!
2-Müslüman müslüman hakkında kin, nefret, haset, adavet(düşmanlık) duyguları besleyemez.
3-Müslüman müslüman hakkında hüsnü zan eder; asla sui zan etmez; hep hakkında iyi düşünür, her konuşma ve hareketini olumlu yorumlar!
4-Müslüman müslümanın gıybetini, dedikodusunu edemez, hakkında laf taşıyamaz, yalan ve iftira söyleyemez, ahdinde, sözünde, vaadinde, randevusunda sadıktır.
5-Müslüman müslümanla üç günden fazla küs, dargın duramaz.
6-Müslüman müslüman hakkında dua eder, ona yardım eder; kötülüğünü gördüğünde bir tekme de kendisi vurup şeytanına yardımcı olmaz. İncinse bile incitmez!
7-Müslüman güvenilir, özü-sözü doğru, mert ve civanmert insandır. Kadirşinastır. Vefalıdır. Bencil değil; diğergamdır.
8-Müslüman müslüman kardeşi için iyilikten başka bir şey düşünmez. Kalbini-gönlünü dahi kıramaz.
9-Müslüman; müslüman kardeşine kibirli, gururlu davranmaz. Son derece alçak gönüllü ve mütevazıdır..Fedakardır, cömerttir. Yardımseverdir. Müslüman kardeşi için melekler gibi sadece iyilik düşünür...
10-Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden emin oldukları kimsedir. Hiçkimsenin canına, malına, namusuna asla zarar vermez ve bu konuda kendisi hakkında kimsenin bir şüphesi olmaz...
Daha detaylı bilgi için; Hucurat suresi başta olmak üzere Kur'an'a ve Peygamberimizin (s.a.v.) hadis ve uygulamalarına bakınız...
Lütfen; muhtıra, rejim, parti, yönetim gibi alanlarda ve hangi alanda müslüman kardeşimizle konuşuyor olursak olalım; müslümanca davranalım. Yukarıdaki kısa bir özetini verdiğim şekilde davranalım. Müslüman kardeşimiz; farklı bir partiden, farklı bir kültürden, ırktan, etnik gruptan, farklı bir tarikattan, gruptan, farklı bir ideolojiden ve felsefeden yana olablir; müslümansa akan sular durur; aman dikkat! Dünyamızı ve ahiretimizi karartmayalım. Güzel ülkemizi ve ülkemiz insanını da yazık etmeyelim!...
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız."
---Hadis-i Şerif---
NOT: Internette haber, yazı ve yorum yazmak, yayınlamak-yayınlatmak çok büyük risk ve sorumluluktur. Özellikle müslümanlarla ilgili veya bir müslümanla ilgili yazıyorsak!.. S.Özkan Pülümür Güler KÖMÜRCÜ'ye Cevap: FETHULLAH GÜLEN, Türkiye'de ölmek ister!..
Fethullah Gülen, bir süredir ABD'de zorunlu hicrette. Çağımızın Ebu Cehil'leri, Ebu Lehep'leri O'nu kendi ülkesinde özgürce yaşama imkanı ve fırsatı tanımadı. Ama bölücübaşı Apo; özel bir adada, özel devlet ilgisiyle besleniyor, başında asker nöbet tutuyor, onu; en milliyetçi kurum ve kişiler korudu, koruyor!..
Fethullah Gülen ve sevenleri; bugüne kadar kimseyi öldürmedi. Hiçbir devlet bankasını hortumlamadı. Kimsenin namusunda, malında-mülkünde, makamında gözü olmadı. İktidar hırsına kapılıp devlet kurumlarını birbirine düşürmedi. İdeolojik davranmadı; rejim-Cumhuriyet düşmanlığı yapmadı. Şan ve şöhret peşinde koşmadı.
Fethullah Gülen ve sevenleri; hep dövene elsiz, sövene dilsiz, kırana gönülsüz davrandılar, öyle yaşadılar. Müstağni yaşadılar; kimseye yük olmadılar. Şiddete, teröre, kaosa asla prim ve yüz vermediler. Hep İslam'ın gülen yüzü oldular!..
Ama buna rağmen kendi ülkesinde belli ki kıpkızıl Türk ve insanlık düşmanı birileri, önyargılı ve bağnaz marjinal bazı kesimler; O'nu ve sevenlerini hedef seçti, bir türlü tahammül edemedi, içine sindiremedi, ne sağduyulu bir şekilde yazdıklarını okudular ve ne de söylediklerini dinlediler, akıllara ziyan iftira ve yalan haber kampanyalarıyla güya O'nu Türk milletinin gözünden düşürmeye çalıştılar...
Hatta ve hatta; başka devletlere ve onların istihbarat teşkilatlarına, ordu mensuplarına, diplomatlarına ve yönetimlerine tamamen iftiraya dayalı, düzmece rapor ve jurnaller göndermekten, sunmaktan bile geri durmadılar. Şeytanı rahmet okuttular!..
Fethullah Gülen; bütün bunlara rağmen; her türlü vefasızlığa, eza ve cefaya rağmen, her çeşit kin, nefret ve hınçla dolu ruhunu ve vicdanını tamamen şeytana kaptırmışlara rağmen yine de ne ülkesine küstü, ne devletine, ne milletine, ne de kendisine bu muamelelere tabi tutanlara!
O; ne de intikamla gerilmiş, o gözü dönmüşlere yönelik bir karşı eylem içerisine girdi. O yine devletini, milletini, ordusunu, insanını, bayrağını, toprağını ve bu ülkenin ezan seslerini çok seviyor! Hasretle, muhabbetle ve hicranla yanıp tutuşuyor!..
Muhtıra ve seçim zamanlarında, bugünlerde Fethullah Gülen'i birileri elbette maksatlı olarak yine gündeme getirebilirler. Geçmişte olduğu gibi, hayali senaryolarını başkalarına da inandırmak için yine tuhaf gayretler içerisine girenler olabilir. Herkes; karakterine göre davranır..Eden, bulur! Bir de Allah var! Ve Allah'ın dediği olur...
Sanırım, ABD'den dönme tercihi Fethullah Gülen'e bırakılsa; eminim, hemen anında Türkiye'ye dönmek ister ve burada vefat edip bir yol kenarında ulu bir çınar veya çam ağacının altına gömülmek ister. Ama unutmayalım ki, bazı zatların ölüsü-vefatı, hayatı kadar hizmet eder, belki daha da fazla...Hele şehitse!..
Fethullah Gülen'in varlığından ve yaşamasından rahatsız olanlar, sanırım bir gün derin pişmanlık duyacaklardır; ama o gün de iş işten geçmiş olacaktır. Gülen ve Gönüllüler Hareketi; laik Türkiye Cumhuriyeti'nin birliği, beraberliği, üniter yapısı, geleceği ve bekası adına büyük bir şanstır. Türk milleti ve insanlık adına büyük bir fırsat ve nimettir. Dünya, kıyametten önce bir kez daha topyekün-evrensel bir barış, esenlik, huzur yaşamak istiyorsa!..Keşke bunu anlayabilseydik!...
Emin olun; ben bu duygu ve düşüncelerimi; Fethullah Gülen'le hiçbir bağım, bağlantım, görüşmem olmadan; O'nu sadece dışarıdan, kitaplarından ve kasetlerinden tanıyan birisi olarak ifade ediyorum. Mürid değilim; ama Fethullah Gülen Hareketi; bir tarikat yapılanması olmuş olsaydı, O'nun ilk müridi ben olmayı elbette çok isterdim. O; hakikaten çağımızda İslam'ın gülen yüzü!
NOT: Unutmayın ki bugün 150 ülkede; Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketi sayesinde; Türkiye ve Atatürk tanınıyor, hem de gittikçe geniş halk kesimleri tarafından.. Türk bayrağı dalgalanıyor, İstiklal Marşı söyleniyor; artan oranda o ülke insanları Türkçe konuşuyor, Türkçe'ye ilgi duyuyor!..Yetmez mi?.. Fanatik Atatürkçü; daha doğrusu Kemalist, laikçi, ulusalcı, milliyetçi görünenler bugüne kadar ne yaptılar peki?!..
Stop the world! I wanna get off...(hep bu solundan kalkmışların yüzünden)Gungor AYDEMIR HARIKA,ULKEMIZDE YAKINDA KOMEDIYENLERE EKMEK KALMAYACAK:)
chp basli basina bir komedi:) YASAR HOCA DEMEK TEK BASINA ALTERNATIFMIS:) koptum bu cumleyi okuyuca ya:)
VERDigi ilanlardan bihaber oldugum icin yazinizda olan biteni okuyunca gulmekten karnim agridi.
siyasetle ne isin olur,ustelik tekbasina:) hos yetkili kurulu bile varmismis:)
CEM YILMAZ,beyaz ve diger guldurmeden ekmek yiyen erbab,bence anayasa mahkemesine basvurunuz ve 367 kisinin bulunmadigi ortamlarda siyasetcilerin komiklik yapmalari yasaklansin:)MURAT HAKYEMEZ Elinize sağlık sayın gönültaş.Yazınızın finali harikaydı...
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...