Birileri, gölgelerde oturmuş ülkenin içine düştüğü duruma keyifli keyifli gülüyordur eminim.
Bu kişler için vampir benzetmesi yapmak yanlı olmaz herhalde. Nuh Gönültaş
Çünkü vampirler de, başalarıı kanııemerek güçlenmiyor mu? Başalarıı kaybı yok oluş, onları yeniden dirilmesine yardıcıolmuyor mu?
Bu birileri şmdi çok mutlu. Ülkenin büyük bir yekûnunun mutsuz olması onlar için bir başrıgöstergesi. Ne kadar daha çok insan mutsuzluk potasıda erirse, onları yüzündeki gevrek gülümsemenin çapıda o kadar genişiyor.
Herkesin demokrasiyi sadece kendi için istediğ bir ülke haline geldi Türkiye.
Hani demokrasi araçtı diyenlere kıanlar var ya, onlar aslıda bu tanıa yürekten katııorlar. Başalarıa tahammül etmeyip, hep başalarıı kendilerine tahammül etmesini isteyen bir güruh bu.
Uzlaşa aramadıı diyerek uzlaşazlı sergileyen, azılıı çoğnluğ tahakkümüne ses çıarmayan, gece yarııbildirilerinden medet uman, yetmeyip yargııda sağama alan ve halkı ne sesinden, ne kokusundan, ne de renginden hoşanmayan birileri bunlar.
Ülkeyi kıa sürede büyük bir darboğza sürüklemeyi başrdıar.
Pembe tablolarıbir anda morarttıar.
Yükselen eğilerin bacaklarıa dolanarak, aşğya doğu çekebildiler.
11.Cumhurbaşanıadaylıııaçılayan Dıişeri BakanıSayı Abdullah Gül'ün bir cümlesi kulaklarıda yankıanı duruyor: "Biz, bugüne kadar hangi vatandaşmıı hayatıa müdahale ettik?" diyordu Gül.
Onlar, her gün, inançlarıla sistem arasıda bir çıı yolu, bir uzlaşa arayan insanları nefes borularııtıarken, bir yandan da bizi boğyorsunuz diye bağrarak ortalııvelveleye veriyorlar.
Abdullah Gül gibi hayatıda tek bir kara leke bulunmayan birini bile istenmeyen insan pozisyona sokmayıbecerdiler.
Bu ülkenin Başakanlıııyapmı, bu ülkeyi dünyanı dört bir yanıda temsil etmişbirinin, sistem tarafıdan reddi, sadece o insana değl, o insanı temsil ettiğ milyonlara da büyük bir hakarettir!
Beyler, şnu anlayı artı. İtemediğniz, kara kalabalılar diye aşğladııı insanları çocukları bu ülkenin gerçek sahiplerinin çocukları büyüdü, okudu, işgüç sahibi oldu.
Onları binlercesi Avrupa'nı Amerika'nı en iyi üniversitelerinde eğtim görüyor.
Yurt içinde, yurt dııda milyar dolarlı yatıılar yapıor.
Ve bu insanlar, bir yandan dinlerini yaşrken, bir yandan ülkeleri zarar görmesin diye fedakârlı ta yapıor.
Bu insanlar, dünyayıgördü, gerçek demokrasiyi de gerçek laikliğ de gördü.
Neyin ne olduğnu herkes biliyor artı.
Tek kanallı tek sesli dönem bitti.
Peki, siz ne yapıorsunuz?
Bu ülkeyi b.ktan bir ülke haline getirmek dııda ne gibi bir maharetiniz var?
Yorumlar arif taner selamet ÖZ ELEŞTİRİ
Başkasını bilmem ama olup bitenlerden dolayı kendime düşen hata payını şimdi daha iyi anlıyorum.
Evet, kimsenin hayat tarzına, giyimine –kuşamına müdahale etmedim, etmek de aklımdan geçmedi doğrusu ama ben daha büyük kusurlar işledim.
Kin tutmadım kimseye karşı, nefretten nefret ettim hatta ve bana kin tutanları dahi affettim hatta unuttum yaptıklarını. Ülkemde kin ve nefretin yeşermesini istemedim belki ama ben daha büyük hatalar ettim.
Şimdi sayayım isterseniz hatalarımı- kusurlarımı bir bir.
Dağda koyun güden bir çobandı, okuma yazma bilmez ümmi- cahil bir çobandı dedem ve babam tarım işçisiydi, okumayı askerde “Ali Okulu”nda öğrenmişti de ekip başı yapmışlardı çalıştığı yerde ama neticede işçiydi yine. Dedem de babam da olmaları gereken yerdeydiler olmaları gereken yerde yani aşağılarda; mavi kanlıların emrinde birer serf idiler. Hallerinden şikâyetleri de yoktu zaten. Karınları doyuyor, üzerlerine giyebilecekleri bir kat elbise bulabiliyorlardı ya yeterdi bu.
Fazlasına da hakları yoktu, isteyemezlerdi. Kendilerine neyin lazım olduğuna karar veren, bunu da kendilerine veren efendileri vardı ve onlar her şeyi bilirlerdi.
Gerçi babam bir keresinde haddini aşar gibi olmuştu. Yanında çalışan arkadaşlarının daha rahat bir yerde barınabilmesi için efendilerinden talepte bulunmuştu yazılı bir dilekçeyle. Sen misin bunu isteyen hem de yazılı dilekçeyle. Haddi bildirilmeliydi bu ayak takımına ve öyle oldu. Bir Mayıs sabahı paletlilerle cevaplandı bu dilekçe. Cevap:
HAYIR!!!
Siz kim rahat etmek kim …
Ve ondan sonra bir daha haddini aşmadı babam. Hatta belki bir daha eline kalem kâğıt da almadı; çünkü ona, onun ellerine göre değildi bunlar. Onun ellerine kazma-kürek yakışırdı ve o da öyle yaptı.
Sonra nedendir bilmem ben hatalar işlemeye başladım. Babam ölmüştü ve benim çiftlikteki işim de hazırdı. Çiftlikteki iş yani babamın işi. Öyle ya ben de işçi olmalıydım. Böyle istiyordu efendilerim. Ama öyle olmadı. Okumaya karar verdim ben. Okuyacaktım, öğretmen olacaktım. Memlekete- millete faydalı olacaktım; faydalı olacak öğrenciler yetiştirecektim haddime düşmüş gibi.Annem saçını süpürge ett okuyaım diye, ablalarım ümitlerini, hayallerini gönderdiler zarflar içinde üç-beş kuruş parayla birlikte.
Gittim okudum fakültede efendilerim çok kızdılar ama bitirdim ve öğretmen oldum. Haddi aşmıştım bir kere ,yazdı efendilerim bunu kara kaplı deftere.
Sonra benim gibi haddini bilmezler arttı birden. Öğretmenler çoğalıverdi aramızdan çıkan.
Derken hâkim oldu birimiz babası mahkemede mübaşirken; bir başkası doktor oldu annesi hastabakıcıyken. Efendilerimiz kızıyorlardı bize haddinizi bilin diye haklı olarak.
Nihayet biri daha büyük bir kusur işledi. İşte bıçağın kemiğe dayandığı kusur da bu oldu. Bir işçinin oğlu biraz fazla okudu vekil oldu bizlere; meclise gitti. Eyvah dedi efendilerimiz ne oluyor böyle. Daha buna alışamamışken bakan oldu hem de hariciyeye bakan. Bu iş iyice çığırından çıkmıştı, bir şeyler yapmalıydı derlerken biz de suça ortak olduk başımıza geçsin reisimiz olsun nasıl olsa bizden biri dedik.
Dedik ama buraya kadardı yol, hudut burasıydı. Olmazdı, olamazdı; cumhur bizdik ama reis bizden olamazdı.
İşte sözün özü Sayın Gönültaş biz haddi aştık. Kimseye karışmadık ama kendimize karıştık; kendimizi karıştırdık. Karıştırdıkça içimizdeki cevheri keşfettik. Başımız dik yaşayabileceğimizi anladık.
UZUN LAFIN KISASI BİZ BOYUMUZDAN BÜYÜK İŞLERE KALKIŞTIK
VATANSEVER laikciyle müsluman türk arasındaki fark şudur: müsluman türk ün evladı şehit düşerse vatan sağolsun der..laikci birisinin evladı hasbalkader askerlik dolayısıyla ölürse vatan sağolsun demeyeceğim der.. oğlumu cepheye sürdünüz öldürdünüz der.. eyy komutanlar size sesleniyorum:doğuda şehit düşen çocukların analarına bak %90 nın anası başörtülü ( türbanlı sizin deyiminizle)bu memleketinin cefasını müslumanlar çekecek cekmeyede devam edecek...bu vatan bizim..uğruna şehit olduğumuz bu toprakları batının işbirlikçisi yozlaşmış laikcilere teslim etmeyeceğiz.E.Dağıstan Muhteva güzel, dizgi ne yazık ki berbat. Bu yazının düzgününü siteye koyamaz mısınız ?Kemal Oğuzcan Son 10 günün karnesi...
ÇYDD, ADD, CHP, DYP, Anavatan vs. diyor ki;
cumhurbaşkanını;
-TBMM seçmesin!
-Halk seçmesin!
Peki kim seçsin?
-Genelkurmay mı?
-Yüksek yargı mı?
-YÖK mü?
-TÜSİAD mı?
-Egemen medya mı?
-Başka bir devlet mi?
O zaman?
-Niçin partiler var?
-Niçin seçim yapıyoruz?
-Niçin TBMM var?
Cumhurbaşkanını sadece CHP seçsin!
O zaman;
-Niçin diğer partiler var?
-CHP; cumhuriyet ve halk ne demek?!
-Niçin CHP var olacak?
Demokratik, laik Cumhuriyete ve sisteme son 10 günde ne oldu?
-Asker-ordu müdahale etti!
-Yüksek yargı müdahale etti!
-Asker-ordu, yüksek yargı ve masonların desteklediği sözde STK'lar müdahale etti!
YÖK müdahale etti!
-Egemen medya müdahale etti!
-En son TÜSİAD da müdahale etmeye başladı!
Peki; ellerinde Türk bayrağı ile kime karşı yürüdüler?
-O Türk bayrağı için ölen, şehit olan ve hala olmakta olan müslüman Türk milletine karşı!
-KUTLU DOĞUM Haftası'nda; iki Türk bayrağı ve bir Atatürk posteri önünde Peygamber Efendimizi ananlara ve ilahi söyleyen müslüman Türk çocuklarına karşı!
Peki; o bayrak için bugüne kadar hangi mason; hangi masonun, hangi generalin, hangi üst düzey bürokratın çocuğu bugüne kadar şehit oldu?
O halde, son 10 günde ne oldu, ne yapıldı?..
-Türk ulusuna resmen ve fiilen savaş açılmış, doğrudan Atatürk'ün Meclisi; TBMM hedef alınmış ve işlevsiz bırakılmıştır.
-Laik Cumhuriyet, laik ordumuz ve devletimiz temellerinden sarsılmış; demokrasimizin kökü kazınmıştır!
-Türkiye; madden ve manen çok büyük zarara uğratılmış; iç-dış itibarımız sıfırlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Uganda'dan, Liberya'dan, Libya'dan geri kalan hiçbir tarafı kalmamış; akıllara ziyan bir şekilde aşağılanmış, rezil edilmiş ve hala da kin, intikam ve hınç ateşi sönmemiştir!..
Şimdi ortada Türk milletiyle derin bir dalga geçme ve alayı almayı, hatta onurunu ayaklar altına almayı ifade eden seçim, anayasa, milli irade lafları, tartışmaları dolaşmaktadır.
-İşte Türk milletiyle dalga geçen Deniz Baykal!
-Türk milletiyle dalga geçen M. Ağar ve E. Mumcu!
Şimdi bunların bir konuşmalarına bakın, bir de bugün getirdikleri noktaya!
Bunların suratlarına kim olsa tükürmez; söyleyin bana dünyanın neresinde, kim olsa tükürmez?!..
Bu kadar ağır hakaret ve aşağılamaya hangi devlet ve millet tahammül edebilir? Hangi can dayanır?!okan er evet bu ülkenin gençleri büyüdü kocaman oldular....ama onlar bilmezlerki adem tatlıları....onlar nerden bilsinler öğrencisi için gölde boğulan allahın adamını....onlar bilmezler ki memleket için çalışıyor diye yurt dışına sürülen abilerin gülünü.....ama artık herşey değişti....şimdilerde eskiden bu ülkeye parası ile hizmet etmeye çalışanların ememklerinin karşılıkları olan atayurttan anayurda cepkenden yelekli yiğitler var....ve bunlar selam çakıyorlar kutlu günlere....ve tabiiiki büyüklerine....şimdide onlar sesleniyor size....merak etmeyin arkanızda BİZ VARIZ DİYE.......sıkmayın tatlı canınızı büyüklerim....allah bu işi tamamlıyacak ama önce bizi pişiriyo....sabrımızı ölçüyo....gerisi yalan....onlarla bizi sınav ediyo.....yani onlara sınav sorusu diye bakın....çözeriz biz onları....SIKMAYIN TATLI CANINIZI.....Alperen Çölaşan ve B.Coskun gibi seviyesiz herifler gübre ve pislik karıştırılan ve atılan kürek ve değnek görevi görüyorlar... Çamur atma üstadları desek yeridir. Küplerinde yani işkembelerinde ne varsa onu fırlatıyorlar... Milletin iğrenmesi bile onlara soytarı sevinci yaşatıyor... Neyse daha fazla yazamayacağım... midem bulandı!
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.