Denizlerle dağların korkunç savaşının tam ortasındayız, savaşan orduların arasında kalmış çaresiz bir insan gibi.
Denizlerin bütün hırçınlığına ve saldırganlığına karşın dağlar vakur, sağlam ve alabildiğine sakin.
Tahriklere kapılıp taarruza niyeti yok. Sadece savunmada kalmayı tercih ediyor.
Denizdir dalgalanır, arkasına güçlü rüzgarlarını da alır saldırır! Sonra yorulur, sakinleşir. Dağlarla baş edemeyeceğini anlar. Çünkü dağların ayakları yere sağlam basar.
Dağlar bağrında neler taşıdığını çok iyi bilir.
İnsanlık coğrafyasının sıra dağları peygamberler ve her asırda onları temsil eden kahramanların hayatları hayal dünyama düşüyor…
Her peygamberin hayatında bir dağın var oluşu, kiminin Tur u Sina, kiminin Cudi, kiminin Hira oluşu da.
İnsanlar sert rüzgarlarla savrulduğunda ve vahşi dalgalar onları koynuna aldığında, gecenin tam ortasında, dağların göklerle buluştuğu ufuktan bir ay doğar en karanlık hüzünlere…
Tekrar gecenin derinliklerine dalıp gidiyorum.
Az ileriden müthiş bir meydan muharebesinin çığlıkları geliyor hâlâ.
Mehtabın ışığı dalgaların beyaz köpüklerini aydınlatıyor.
Dalgalar, lodos, poyraz, ne varsa müttefik kuvvetler gibi yırtıyor gecenin bağrını.
Gece erişince güne, pılısını pırtısını toplayıp kendi sınırlarına çekildi deniz.
Üstelik ondan gece boyunca hiçbir yardımı esirgemeyen rüzgar da ortalıklarda görünmüyordu artık.
Zafer yine dağlarındı.
Belki de mevsimin son dansıydı bu.
İlk görev yerim olan bu sıcak şehirde sahih ve salih dostlar geldi aklıma.
“Yüreklerinde yücelttikleri değerlerle Toroslar kadar yüce, bir o kadar da vakur insanlar olmasaydı, bu şehir savrulmaya müsait kültürel dalgalanmalara nasıl dayanırdı” diye düşündüm.
Vaktin epeyce sınırlı olmasına rağmen iki gönül insanını görmeden ayrılmak olmazdı.
Sonraki gün, her daim yardım ve iyiliklerini gördüğüm kadim dostlarım Hasan ve Nevzat Ağabeylerin yardımıyla, önce Hüseyin Tulpar Hocamızı, o kendisi kadar mütevazi Doğu Garajı'ndaki mekanında ziyaret ettik. Akşam da Avukat Gültekin Sarıgül Ağabeyi.
Bu iki güzel insanın nasıl bu kadar berrak sular gibi dupduru kalabildiklerini düşününce, aklıma birkaç gün önce dinlediğim bir hikaye geldi…
Bir derviş Selimiye Camisi'nin sütunlarından birinin önünde durur ve “Bunca yıl sen nasıl bu kadar güzel kalabildin” diye sorar.
- “Derviş kardeş, bir kerre ben ayağımı yere sağlam basarım. İkincisi; geri çık da bir bak bakalım, bende bir eğrilik görebilecek misin? Üçücüsü de; Ben her daim, üzerimde taşıdığım değerin farkındayımdır”
Ayağımızı yere sağlam basmayı, doğruluğu, taşıdığımız değerin farkında olmayı ve daha nice güzellikleri kendilerine borçlu olduğumuz, bu yaşayan değerlerimizi ziyaret etmek, bizim için bu seyahatin önemli kazanımlarından oldu.
Antalya'da nice insanlar vardır Toroslar kadar heybetli ama bu iki insan nazarımda hep zirveleri tuttu.
O gece Hasan Şahin Ağabey'le beraber nice kadim dostlar sülünler gibi süzülüp geldiler de, mazide kalmış özlem dolu hatıralar doluverdi bir anda içeriye.
Gün boyu deniz sakin olmasına rağmen, akşama doğru yine geceye yığınak yapmaya başlamıştı.
Antalyalılar denizin ve gecenin getirdiklerine alışkındılar.
Toroslar yine vakur bir şekilde geceyi bekliyordu.
Tarih boyunca dağlarla denizlerin kavgası hep sürmüş durmuştur.
Dağlar gündüzü denizler de hep geceyi sevmiştir.
Yüreği erguvanlar kadar sıcak, portakal çiçeği kadar yumuşak ve güzel kokulu dostlardan ayrılma vakti gelmişti.
Orasından burasından unutulmaya yüz tutmuş geçmişteki güzel günleri bir kere daha hatırlayarak ayrıldık Diyalog Avrasya Toplantısı için geldiğimiz Antalya'dan.
Hüzünlü bir tebessüm ki… Anıların dudaklarında donduğunda, portakal çiçekleri hâlâ büyülü bir gecenin zülüflerinde baygın baygın nefes alıp veriyordu.
O eski güzel günler bütün sevgisiyle gelip içimize oturduğunda, bizim için yine ayrılma vaktiydi. Ayrılık… Sadece türküleri güzel, o kadar.
Yorumlar Seyfi Baba ATO; muhtıraya neden olan İRTİCA'nın inine indi ve mürtecileri buldu!..
İşte İRTİCA, İşte MÜRTECİLER!..
Ankara Ticaret Odası (ATO), 2002-2006 döneminde işlenen suçların bilançosunu çıkardı. ATO’nun Emniyet Genel Müdürlüğü rakamlarından yararlanarak hazırladığı “Suç Terörünün Bilançosu Raporu”, Türkiye’nin asayiş sorununun terör kadar tehlikeli bir tehdit unsuruna dönüştüğünü ortaya koydu.
ATO’nun “Suç Terörünün Bilançosu Raporu”na göre, hırsızlık, yankesicilik, kapkaççılık, darp, yaralama ve mala zarar verme son 5 yılda en çok işlenen 10 suç arasında yer alıyor. Son 5 yılda en çok işlenen 10 suç arasında ilk sırayı “evden hırsızlık” aldı. Raporda, 2002 yılı başından 2006 yılı sonuna kadar 229 bin 649 eve hırsız girdiği belirtildi. Geçen sene ise evden hırsızlık suçu, 2002 yılına göre yüzde 227.2 oranında artış gösterdi. İlk 10 içinde yer alan diğer suçlar ise darp, işyerinden hırsızlık, otodan hırsızlık, yaralama, diğer hırsızlıklar, oto hırsızlığı, yankesicilik ve kapkaççılık, ruhsatsız silah taşımak ve meskun mahalde havaya ateş açmak olarak kaydedildi.
Hurriyet
ACI SÖYLEYEN DOST BENİM DUYGUSAL ABİM
ABİLİK YAKIŞIYOR AMA BENLİK VAR DİKKAT ETMEK LAZIM...SEN BİR SAH(ABİ) SİN.
SAHİCİ YANİ İNŞAALLAH AMA GURUR YOK TEVAZUGüven Çandarlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'na Bir Çağrı, Bir Teklif:
İçte ve dışta demokrasi dışı müdahalelerin ve insan hakları ihlallerinin sıkça yaşandığı bir dönem ve süreç yaşıyoruz.
İşte tam bu noktada insanlığa ve ülkemizin demokratik Cumhuriyetine hizmet anlamında, bir ULUSLARARASI DEMOKRASİ ve İNSAN HAKLARI ÖDÜLÜ koyabilirseniz; NOBEL ÖDÜLLERİ gibi işi ciddiye alan uluslararası kimlik ve kişiliklerden de bir JÜRİ oluşturabilirseniz çok iyi ve zamanında bir hizmet olacağına bütün kalbimle inanıyorum.
Ödüller kişiye ve kurumsal olarak verilebilir. Mesela; bir yıl boyunca demokrasiye ve demokratik mücadeleye ve insan haklarına katkıları Jüri tarafından kabul edilen 5 ülkeye, 5 kuruma ve 5 de kişiye verilebilir.XXX Zaman dışında Türkiye'yi düşünen yok mu?
Bu ne biçim medya! Türkiye'nin ve Türk milletinin çıkarlarını düşünmüyor! Günlerdir 500 TÜRK TIRI Rusya sınırında bekliyor; Rusya izin vermiyor! Zaman dışında haber yapan doğru dürüst basın yok!
Bu ne biçim medya! Rusya lideri Putin; Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde, çok önemli temaslar yapıyor! En geniş haber, Zaman'da var! Diğerleri es geçmiş; en Türkçü, milliyetçi gazeteler bile! Tabii ki Zaman 700 bin satar!
Öte yandan D. Cheney, Suudi Arabistan'da çok önemli pazarlıklar yapıyor; Türkiye nerede? Medyamızın haberi bile yok! Varsa yoksa ne idüğü belirsiz bir irtica tartışması, demokratik sisteme sürekli olarak yapılan müdahaleler!...
Olacağı buydu!..Ellerine kına yaksınlar! Uluslararası kredi ve derecelendirme kuruluşları yine notumuzu düşürmüşler; şimdi faturayı kim ödeyecek? 10 milyar dolarlık kayıpları kim telafi edecek? Hele yerle bir olan itibarımızı, onurumuzu?!
Genelkurmay mı? Sayın Cumhurbaşkanı Sezer mi? Genelkurmay mı, Apo'nun asılmasına ve PKK'nın bitirilmesine pek istekli olmayan generaller mi? Anayasa Mahkemesi Başkanı mı? Yargıtay Başkanı mı? YÖK Başkanı mı? Danıştay Başkanı mı? CHP mi?
Herbiri devlet içinde ayrı bir devlet sanki, devletin bir kısmıyla savaşan devlet! Türk milletiyle, milli iradeyle savaşıyorlar! 10 milyon seçmeni; Yunan, Ermeni, İngiliz işgalci zannediyor; onlara karşı Türk bayrağı sallıyorlar!...
Ama olan, Türkiye'ye, Türk milletine oluyor! Milletin sandığa gömdüğü eskiler; Mesut Yılmaz, Hüsamettin Özkan, Turhan Tayan, Hasan Ekinci yine ortaya çıkıyor; bitmeyen iktidar hırsları için!..Süleyman Demirel ise 50 yıldır karıştırmaya devam ediyor; sureti haktan görünerek!...Medya ise hala onlara çanak tutuyor; oligarşinin çıkarları, iktidar hırsı ve ikbali için seferber oluyor!...yildirim Ülkücülerin ülküsünü bitirmenin yolu ülkülerini gerceklestirecekleri yollari tikamaktir. Bunun da en güzel yolu Gülene giden yolu tikamak ve onlari bir zamanlar besbin sehit verdikleri kizillara cekmektir... arif atner selamet "Yel kayadan ne aparır" Ettiği bir tek yüzünü dağın zülüflerine sürmektir denizin ve munisleşir dağın heybeti karşısında. Dağlar hey dağlar ne de asil durursunuz, ne heybettir ki giydirilmiştir bir libas olarak üstünüze.Sabit kadem olmayı, yerinde durmayı, metaneti, dirayeti sizden öğrenmeli.S.Özkan Pülümür FETHULLAH GÜLEN NEDEN DIŞLANDI?..
Gülen'siz Türkiye kaybetti mi, kazandı mı?...
Fethullah Gülen ve Gönüllüler Hareketi, bir süre öncesine kadar Türkiye'nin geniş kesimlerinin toplumsal barış umudu, devlet ve milletimizin bekası için ulusal bütünlüğümüzün teminatı idi. Ancak talihsiz ve anlamsız bir şekilde hareket, marjinalleştirilmeye ve Türkiye dışına hicrete zorlandı. Sonuçta Türkiye ve laik Cumhuriyet; büyük bir fırsatı elinden kaçırmış oldu...
Fethullah Gülen; hem dini, hem de milli yönü güçlü, birleştirici-barıştırıcı-kaynaştırıcı, Türkiye ve Cumhuriyet duyarlılığı yüksek bir kimlik ve kişilik olarak ortaya çıktı. Ancak orduya ve askere olan aşırı sevgisi ve bağlılığı bazı kesimlerde zamanla kuşku, bazı kesimlerde ise kıskançlık uyandırdı...Bazı liberal görüş sahipleri; militarizmle demokratlığın bir arada olmasının asla mümkün olmadığını savundular...Böylece Gülen; çift taraflı ithamların, hatta aslı astarı olmayan komploların hedefi oldu.. 28 Şubat'ın çelişkili ve anlamsız kuru gürültüsüne kurban edildi...Sap ile saman, yaşla kuru iyice birbirine karıştı...Bileti kesildi...
Fethullah Gülen ve Hareketi; Türkiye için neden teminattı ve laik Cumhuriyetimizin geleceği ve bekası için neden çok önemliydi?..
Çünkü O, bu ülkede uzun bir zamandan sonra bir ilki gerçekleştiriyor; toplumsal dokunun her kesimine el uzatıyor, ulusal bir sinerji meydana getiriyordu...Eski-yeni, geleneksel-modern, klasik-çağdaş, devlet-millet arasında bir denge ve köprüler kuruyordu...
Gülen; Mesut Yılmaz'dan Tansu Çiller'e, Alparslan Türkeş'ten Bülent Ecevit'e, Cem Karaca'dan Hikmet Çetin'e kadar siyasi yelpazenin ve sağ-sol düşüncenin hemen her ismiyle ve kesimiyle rahat görüşebiliyor, diyalog kurabiliyordu. Ülkede yıllardır kanlı-bıçaklı, kavgalı kesimleri dahi barıştırıyordu...
Gülen; ilk defa Alevileri ve sünni müslümanları güçlü bir şekilde bir hoşgörü çatısı altında toplayabilmişti. Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve diğer Alevi önderleri; Gülen'in elini sıkıyor; laik Cumhuriyetin geleceği adına güvence oluşturuyorlardı...
Gülen ve Hareketi; ülkemizde yaşayan azınlıklara ve bilhassa İslam'ın dışındaki diğer din mensuplarına da sıcak barış eli uzatıyor; insani temeller üzerinde tarihi ve kalıcı bir dostluk inşa etmeye çalışıyordu. Bu hamle aynı zamanda Türkiye'nin dış itibarı, dışa yönelik güçlü mesajı ve geleceği idi. İşte bu gelecek ve yeşeren ümitler; şu veya bu nedenle Gülen'in yurtdışına çıkması veya çıkarılması ile büyük ölçüde sekteye uğradı, karardı...Evham, kıskançlık ve bağnazlık ittifak etti, karşı cephe oluşturma gayretine girdi...
Ülkemizde sonrasında ne oldu peki?...Sinagog baskını, bir Rahibin ve Hrant Dink'in öldürülmesi, misyonerlere yönelik Malatya cinayeti vs. peşi sıra geldi...Ve yakın zamanda da "irtica" gerekçeli bir muhtıra!...Ve kurumların birbirine müdahaleleri...
Gülen ve Hareketi'nin gözden çıkaranlar, elbette tabandan değildi. Belki devlet içinde devletler veya devletçikler u hareketi menfaatlerine aykırı buluyorlardı. Belki de aşırı, yersiz evhama kapılmışlardı..Yoksa; laik devletin, Cumhuriyet'in ve ordunun Gülen'de kabullenemeyeceği hiçbir şey yoktu bana göre...
Evet; belki evhamlar vardı: Gönüllüler hareketinde tarikatlar gibi hiyerarşik bir yapı var zannediliyor, bu yapının ordunun emir-komuta anlayışını sarsabileceği düşünülüyordu. Halbuki cemaat yapısı, temelinde "Ahilik" düşüncesi olan; gönüllülük esasına dayalı, organik olmayan, dostluğa dayalı bir abi-kardeş ilişkisi veya zinciri idi...
Bir de bazı kesimlerde mali kaynakların, yardım veya özel girişimci kaynaklarının daha şeffaf olabileceği düşünülüyordu. Aslında, istenilse her iki evham da giderilebilirdi. Ama bazı asabi ve siyasi kıskançlıklar buna meydan vermedi...
Bugün gelinen noktada; Fethullah Gülen ve Hareketinin; ülkemizde sevgi, hoşgörü, toplumsal barış ve diyalog adına ne denli büyük bir boşluk bıraktığı apaçık ortaya çıktı. Hem laik devletimiz, hem bürokrasimiz, hem de Türk ulusu; laik-antilaik diye adeta bölünme noktasına geldi...
FETHULLAH GÜLEN'İN SAMİMİYETLE ELİNİ SIKTIĞI ve BİRLİKTE SICAK SOHBET ETTİĞİ, YEMEK YEDİĞİ İSİMLER ŞİMDİ MEYDANLARDA, CUMHURİYET MİTİNGLERİNDE! Gülelim mi, ağlayalım mı? Ülke resmen; Cumhuriyetçiler ve Demokratlar diye iki kesime ayrılıyor; birisi diğeri için tehdit görülüyor!..
Burada bir duyumumu da ifade etmek istiyorum: Genelde siyasete ve devlet yönetimine karışmayan, bütün siyasi partilere aynı mesafede duran ve bütün siyasi talep ve vaatleri geri çeviren Fethullah Gülen'in; laik devletimizin, laik ordumuzun, Cumhuriyetimizin ve ulusumuzun selameti, toplumsal barışı ve geleceği adına Çankaya'ya CHP Genel Başkanı'nın da pekala derin devlet tecrübesiyle layık olduğunu, TBMM dışından da Hikmet Çetin gibi bir isminde bu işi başarıyla yürütebiliceğini düşündüğünü duymuştum. Ak Parti iktidarı bu kadar fedakar ve diğergam olabilir miydi, olmalı mıydı; işte o çok zor bir soru...Ama bugün gelinen nokta da ortada...Hayırlısı!..
Bu ülke hepimizin! Bu gemi batarsa hepimiz batarız; batırmaya neden bu kadar hevesliyiz ki!...Ah sağduyu, ah aklıselim, ah uzlaşı kültürü; neredesiniz?!..Selami Pekin Cumhur Puliç'in ÖTÜKEN Grubu; ülkücüleri Fethullah GÜLEN aleyhine kışkırtıyor. İşte sitelerinde yer alan son haber:
"Dikkat edilirse, Başbuğ Alparslan Türkeş'i kaybetmemiz akabinde (1997 sonrası), hristo yahudiler ve işbirlikçileri nurcular daha çok sapıttı. Düşmanın dışardan, AKP'nin içerden yaptığı tahribata gerçek anlamda müdahale eden, onları ciddi olarak durduran çıkmadı. Memleketi uçurumun eşiğine getirdiler. Yaptıklarına rağmen, önümüzdeki seçimlere heveslenmelerinin sebebi; son bir hamle ile bu raddeye kadar getirdikleri işi bitirmek.
70 Milyonu enayi, kendilerini akıllı sanan yahudi beslemelerinin iğrenç maskelerini indirip, çirkin suratlarını 70 milyona göstermek, elbetteki bütün şuurlu insanlarımızın yapması gereken ama, bu işi Ülkü Ocaklarımızın yapması, bir başka olur. Düşmanı küçük görmemek, yaptıkları propagandayı bütün yollarla çürütmek icabeder.
Çeşitli zemin ve mekanlarda Ülkücülerle tartışmaya cüret eden hristo yahudi beslemelerinin (yani nurcuların), sürekli olarak Başbuğ'un 'gülen' hakkındaki sözlerini hatırlatmaları, ve hatta ilgili görüntülerin bizzat başpapazın sayfasından gösterilerek kullanılmasına sessiz kalınmamalıdır.
Başbuğ hayatta iken, ne Gülen ne müridleri bu kadar ileri gitmemiş, Recep Tayyip 'Türk düşmanlığını' böylesine ilan etmemişti. Devletin kurumları aleni satılmamış, toprak vermenin sözü bile edilmemişti. Yavru Vatan'ın başına çorap örülmemiş, Talat itinin ismi bile duyulmamıştı... "
http://www.doguturkistan.net/modules.php?name=News&file=article&sid=5142abdullah öztürk keşke, bütün insanların böyle eli öpülesi dosları olsa. keşke bütün insanlar böyle eli öpülesi insanlar olsalar. Keşke....hüzünlü tebessüm ve bir de kitaplarımızın içinde kuruttuğumuz güller bizi gülümsetebiliyor...
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: