Biliyorum, şu geçen son günler hepinizi strese soktu. Öylelerini gördüm ki artık haber dinlemek istemiyorlar.
Memleketin demokrasi düzeyi vatandaşı canından bezdiriyor. Onun için bugün bu konuları es geçelim, size birkaç fıkra anlatayım. Nuh Gönültaş
Üniversite öğrencileri ve profesörler hakkında…
ODTÜ’de yemekhaneye giren öğrenci tüm yerler dolu olduğıundan gidip profesörlerin bulunduğu masaya oturmuş.
Prof. Kaşlarını çatarak “Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz” deyince öğrenci:
“O zaman ben uçuyorum…”
Profesör cevaba çok sinirlenmiş. Sınavda öğrenciye takmış ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış.
Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel cevaplamış.
Prof. Öğrenciye “Sona son bir soru soracağım” demiş.
Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayal et. Birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi torbayı alırsın?”
Öğrenci “Para dolu torbayı seçerdim.”
Prof. “Ben olsam akıl olanı torbayı seçerdim.”
Öğrenci “Normal kimde ne eksikse onu seçer”
Prof. Çok sinirlenmiş. Öğrencinin not defterini alıp içine “öküz” yazmış. Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış.
Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış:
“Sayın profesör imzanızı atmışsınız fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz”…
* * *
Deniz Baykal ve cumhurbaşkanlığı süreci hakkında…
Fıkra bu ya 27 Nisan sabahı 367 milletvekili oylama için TBMM'ye gitmek üzere evlerinden çıktıktan bir süre sonra ortadan kaybolmuşlar.
AK Parti, ANAVATAN ve DYP'lilerden oluşan 367 vekilin ortadan kaybolması Deniz Baykal ve arkadaşlarını için için sevindirirken, Abdullah Gül ve taraftarlarını derin üzüntüye boğmuş...
Türkiye'de büyük bir kaos yaşanırken ve herkes milletvekillerinin akibetini merak ederken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın cep telefonu çalmış.
Telefonun ucundaki ses Deniz Baykal'a, "Eğer partinin başından istifa ettiğini açıklamazsan, her 5 dakikada bir milletvekilini serbest bırakacağız…”
Bu da son yaşadığımız olaylarla ilgili…
Başbakan Tayyip Erdoğan şehit cenazelerini karşılamak için Anadolu illerinden birine gitmiş. Erdoğan burada top atışlarıyla karşılanmış.
İkinci atıştan sonra yaşlı bir kadın Polis’e sormuş “Niye ateş ediyorlar evladım?”
Polis açıklamış: “Tayyip Erdoğan geldi de…”
Kadın: “Vah vah vah, ilk atışta isabet ettiremediler demek…”
İyi pazarlar… Bugün kendinize biraz zaman ayırın. Tefekkür edin biraz. Kendinize bir iyilik yapın, Deniz Baykal’ı, Anayasa Mahkemesi’ni Ahmet Necdet Sezer’i hiç aklınıza getirmeyin. Unutun onları… unutun…
Yorumlar ender özgün her nedense en güzel şeyler hep en zor zaman ların sonunda olmuştur.bir çocuk bile anne için ona verilebilecek en güzel hediye doğum sancısının ardından verilmiştir türkiyedeki son gelişmeleride bu babda değerlendirmek mümkün ama değişik vesilelerle bu sancıyı tekrar ber tekrar yaşatmak istemeyelim çünkü üstüste sancılar çocuk doğmuyorsa anneyi öldürür işe birde kader boyutundan bakalım o dileseydi hedefi onikiden vurdururdu zannedersem onun muradı hedefi vurmak değildi herkese iyi bir ders vermekti ve zannedersem herkes bundan az çok dersini aldı almayanlara her an gene ders verebilir selamlarEzgi Polat Sayın Fehmi Koru'nun sözünü ettiği Bosna mitingine ben de katılmıştım. Ve Taksim meydanını dolduran sıradan sivillerin arasında dolaşırken bir ara cüppeli, sakallı (hani medyada tasvir edilen bir tip vardır ya, tam o stereotipten) bir adam gördüm, elinde yeşil tevhid bayrağı. Tamam böyle bir adam var, hadi diyelim adam kendini böyle ifade ediyor, ama yemin ederim ki bu kadar yıl sonra bile adamın yüzünde farkettiğim belli belirsiz makyaj gözümün önünden gitmiyor. Resmen tiyatro sahnesine çıkacak biri gibi hazırlamışlar bu zatı. Tıpkı sonraki yıllarda sahneye çıkardıkları Aczmendiler gibi. Dahası da var. Bir önceki Bosna mitingi. Rahmetli Özal da katılmıştı. Ve mitingden sonra katılımcıları kendisinin kalacağı Harbiye Orduevi yönüne yürüdükten sonra dağılmaya davet etmişti. Merak edip ben de o yönde yürüdüm. Harbiye'deki TRT radyo evinin önünden geçerken bir tip gördüm. Onu da hâlâ hatırlıyorum. Fizik olarak Refik Erduran'ı andırıyordu. (Benzetme yaptım, onu ima ediyor değilim). Radyo evine doğru bağırıp çağırmaya başladı. "Tuh, ahlaksızlar" filan gibi birşeyler söylüyordu. Bir yandan da etraftakileri harekete geçirebiliyor muyum diye gözleri fıldır fıldır etrafı tarıyordu. Adamın hareketlerindeki sahteliği o anda hissetmiştim. Ve ağzında parlayan altın diş de dikkatimden kaçmadı. Evet, her iki Bosna mitingindeki bu iki ilginç olay hiç aklımdan gitmiyor. Ki benim öyle fotoğrafik hafızam filan da yoktur. Ama birilerinin bu ülkenin insanı üzerinde oynadığı oyunları hissettiğinizde bu âdetâ beyninize kazınıyor.neredeydin bakiim??? unutamıyoruz Nuh Bey.unutturmuyorlar sağkörolasıcalar kendilerini...mitinglere katılmayanlara hesap sorabilme cüretini gösterebiliyorlar üstelik.Okuyun, bilgilenin! Taha Kıvanç-7.5.2007
Teşbihte hata olmaz
Şu sırada yaşananları etkileyen kişiler, konumlarını kaybettiklerinde, ne düşünecekler acaba? Hayal kırıklığına uğramışlarsa bu hislerini bizlerle paylaşacaklar mı?
Sorumun sebebi belli: Şu günlerde “Ben bu filmi seyretmiştim” duygusu uyandıran gelişmelerle karşılaşıldığı gibi, “Bizde olmaz” sanılan durumlara da tanıklık ediliyor: Ankara ve İstanbul'da başlayan kıpırdanmalar... “Sağ ve sol partiler nasıl birleşir?” sorusuna cevap teşkil eden yakınlaşmalar… Medyanın yön değiştirmesi... Bunlar nasıl oluyor?
Şimdi yaşananları, teşbihte hata olmaz, on yıl önce yaşatılanlara benzetiyorum…
O günlerin ünlü politikacılarından biriydi Yıldırım Aktuna. Bir generalin oğluydu, 'tabip yarbay'dı, emekli olunca Bakırköy Akıl Hastanesi'ne başarıyla el attı. Bakırköy Belediye Başkanlığı sonrası milletvekili seçildi, bakanlıklar yaptı. 28 Şubat sürecinde hükümetten ilk ayrılan DYP'li bakanlardandı Yıldırım Aktuna…
Neden? Sebebini, gazeteci Faruk Mercan'a, “Genelkurmay Başkanlığı'na yaptığı ziyaretlerde edindiği izlenim” olarak açıklıyor Yıldırım Bey. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı “Bu iktidarın devamını biz kabul etmiyoruz, bu koalisyon bozulmalı, Türkiye için zararlı bir koalisyondur” diyormuş…
Okuyalım: “Medya bunu körüklüyordu, aşırı derecede... Sonradan biliyorsunuz ANASOL-D hükümeti kuruldu. (..) 28 Şubat sürecinde askerin MGK'ya getirdiği 15-16 maddelik bir 'irticanın önlenmesi paketi' vardı. Erbakan ve Çiller'in imzaladığı o maddeleri söylüyorum. Şimdi Refahyol düştü, yerine bu hükümet geldi. Ne beklersiniz? Bu hükümet bu 15-16 maddeyi hemen uygulamaya başlasın. Öyle değil mi, onun için gelmiş çünkü. Hayır, uygulanmadı. Yapılmadı hiçbir şey, her şey savsaklandı. Sonra bir sürü yolsuzluk iddiaları da o döneme ait (ANASOL-D hükümeti dönemi). Ben de o zaman şöyle düşündüm: Demek ki burada irticanın ve şeriatın önlenmesi gibi öne sürülen iddialar aslında gerçek iddialar değildi. Öyle olsaydı 15 maddeyi hemen bu hükümetin uygulamaya sokması gerekirdi. Demek ki bu medyanın körüklemesiydi. Medya işi pompaladı, bombardımana tâbi tuttu, Refahyol hükümeti bozulsun diye. Demek ki sadece bir iktidar değişikliği istendi. Bu iktidar değişikliği niçin istendi? Herkes kendi kafasına göre hayal etsin, düşünsün.”
Devam ediyor: “O günleri biliyorsunuz... Eski konuşmaları alıyor, getiriyor, televizyondan veriyor. Bizim Reha Muhtar her gece bunlarla bombardıman ediyor. Bütün bunların sonunda ne bekliyorsun? Biz de fedakârlık etmişiz. Bakanlığımızı bırakmışız. Rejim tehlikeye girmesin, rejim devam etsin. Hükümet değişsin, bütün önlemler alınsın…” İşte böyle…
Pişmanlıklarını sonradan açıklayan siyasetçi, bir psikolog da… Yapılanların bir 'psikolojik savaş' taktiği olduğunu bilebilecek durumda; o taktikleri uygulamakla görevli devlet birimi kendisine bağlıydı çünkü: 'Psikolojik Savaş Merkezi'…
Şimdi biraz nostaljik takılabiliriz: 1993 yılında, bir akşam, Yıldırım Aktuna'yı tv'de gördüm. Sırpların Boşnaklara 'kimsayal silâh kullandığı' iddiasını tekrarlayıp duruyordu. TGRT ile başladı, sabaha kadar diğer kanalları da dolaştı. Ertesi gün Türkiye'nin her tarafında halk hareketleri çıktı. Ankara'da da ortalığı yangın yerine çeviren eylemden geçilmiyordu; Batılı ülkelerin büyükelçiliklerinin bahçesine girenler oldu.
“Neden?” diye sorunca karşıma 'Başbakanlık Psikolojik Savaş Merkezi'nin Yıldırım Aktuna'ya bağlı olduğu gerçeği çıktı. Siz inanmayabilirsiniz, ama ben o gece ertesinde yaşanan ve yaşatılanların bugünlerde olanlara da ışık tutabilecek bir 'deney' olduğuna inanırım... Kitleler sınandı, hangi etkilere ne tepki verdikleri bilimsel yöntemlerle incelendi.
Faruk Mercan'ın 'Onlar Başroldeydi' kitabında (Doğan Yayıncılık) deneyi yürüten ekiple ilgili bilgiler var. Biri Kıbrıslı Vamık Volkan… Prof. Volkan Amerika'dan 'deney' için sık sık Türkiye'ye geldi. Bir keresinde, “Kürt sorununun çözümü” için bir toplantı düzenlemişti Merkez, oraya yakın arkadaşı Norman Itzkowitz'i de getirmişti. Toplantıda bir de Amerikalı diplomat bulunuyordu.
“Merkez” şimdilerde Genelkurmay Başkanlığına bağlıymış… Faruk Mercan'dan okuyalım (s. 121): “Bu merkez 1992'de Süleyman Demirel zamanında kuruldu. Kuruluşu ABD'de Prof. Vamık Volkan'dan eğitim almış olan Prof. Abdülkadir Çevik ve Ekrem Ceyhun'un kızı Prof. Birsen Ceyhun yaptılar. (..) Prof. Ceyhun sonraki yıllarda Prof. Hikmet Özdemir'le evlendi. Hikmet Özdemir 8. Cumurbaşkanı Turgut Özal'a danışmanlık yaptığı dönemde '2. Cumhuriyetçi' suçlamalarına hedef olmuştu.”
Aklınızda bulunsun…
Sinem Oltu NTV BÖLÜCÜLÜK ve KIŞKIRTICILIK YAPIYOR; HEM DE USTACA!...
Başından beri Cuntaya, muhtıraya tam destek veren, İngiliz Büyükelçiğinden veya Büyük Mason Locasından yayın yapıyor gibi yayın yapan NTV ne yapmak istiyor; neden kimse bu televizyon, Türk televizyonu mu sorgulamıyor?Nesimi ONAT Ordumuzu ve Cumhuriyetimizi rezil ettiniz!
Sözde çağdaşlık, sözde Atatürkçülük, sözde laiklik adına LAİK CUMHURİYETİMİZİ ve ORDUMUZU; dünyaya rezil ettiniz. Demokratik sistemin kökünü kazıdınız. Milli iradeyi katlettiniz. Cumhuriyetin kurumlarını birbirine düşman ettiniz. Ülkemizin huzur, barış, kardeşlik ve istikrarına dinamit koyup patlattınız. Ulusal birliğimizi temellerinden sarstınız. Şimdi şerefe içebilirsiniz!
Onur, şeref, üstün hizmet ve liyakat madalyası aldığınız ülkeler adına; lejyonerlik madalyası aldığınız devletler adına!
Türk ulusuna savaş açtınız! Türk halkını laikçi molla Kaddafi'nin çadır devleti halkı muamelesi yaptınız! Türk ordusunu Uganda, Somali ordusu yerine koydunuz! Devletimizi, Liberya devleti haline getirdiniz. Türk devletini aşağıladınız, aşağılattınız...
Büyük Atatürk'ün Meclisi'ni işlevsiz bıraktınız, halk iradesiyle savaşıp cumhurbaşkanı seçtirmediniz...
NATO merkezleri, siyonist sermaye odakları, CIA-Pentagon faşist neo-con'ları, İngiliz ve İsrail istihbarat şefleri, uluslararası silah baronları ve babalar sizinle iftihar ediyor olmalı; onları pek mes'ut ve bahtiyar eylediniz!
Laik Cumhuriyetimizi; NATO-Gladio emperyalistlerine ve mandacı masonlara ve onların piyonlarına sattınız! Siyaseti de, siyasi bütün kurumları da militaristleştirerek bitirmek pahasına. Baykal'lar, Ağar'lar, Mumcu'lar; uluslararası emperyalizmin maşaları ve siyasi aktörleri olmaktan pek arzulu ve onurlu görünüyorlar.
Ama unutmayın ki; Türk milleti asla sizleri unutmayacaktır ve affetmeyecektir! Atatürk'ün kemiklerini sızlattınız! Atatürk'ün Cumhuriyetini, Kutlu Doğum düşmanlığı yaparak Sevr'ci işgal güçlerine sattınız. Çok yaşayın!..
Bize Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni okumak düşüyor!
Ey 70 milyon; bu Hitabeyi oku ve görev başına geç! Bıçak kemiğe dayandı; yeniden laik Cumhuriyet, Cumhuriyet'in temelleri, değerleri ve kazanımları için, demokrasi için mücadele sahnesine çık; bütün iç ve dış emperyalistleri, mandacıları, onların piyonlarının, ajanlarının, maşalarının, işbirlikçilerinin hadlerini demokratik ve hukuki yollarla bildir ve bitir! Onları sandığa göm! Milli iradeyi bir kerre daha şahlandır!
TBMM yeniden millet iradesine açılsın!S.Yükselen Seçim mitinglerinde taşınacak ilk siyasi sloganlar ve dövizler hazırlanmaya başlandı. İşte onlardan bir kaçı:
***Muhtıranı al da git AĞAR!
***Bir muhtıra alana, bir Mumcu bedava!
***Ağar Ağar çıkacaksın Genelkurmay'ın merdivenlerinden!
***Mumcu'nun mumu, gece 11'e kadar!
***Sözde demokrasi, özde otokrasi!
***Milleti illet ettiniz!
***Cuntacıya selam dur, Türk milletini sırtından vur!
***Muhtıraya buyruk, CHP'ye kuyruk!
***Milletin Meclisi'ne düşman, oyuna talip!
***Ağar-Mumcu; tasını tarağını al da git.
YETER, söz milletindir!
***Seçmeninizi sattınız, Türk milletini aldattınız!Ali Meço http://www.islah.de/menhec/men00015.pdf
Nuh Bey,
Faruk Arslan çok sığ lutfen yazmasın sitenizde. Uzaylı gibi yorumları var.Mazhar Onuk ULUSALCILAR, ABDULLAH GÜL'ÜN ÇEKİLMESİNİ NASIL DEĞERLENDİRDİLER:
İşte Tsk'm adamı böyle dumura uğratır. Meydanı köpeklere bırakmayız. Gül bu lafı söyledikten sonra asla ama asla cumhurbaşkanı seçilemez. Adaylığını sürdürürse haysiyetsizin tekidir. Eğer adaylığı devam ederse millet nezdinde çok küçük duruma düşer. Sözünün arkasında durup adaylıktan çekilmelidir.
Aşağı resimde özellikle tayyipus'un surat ifadesine bakarsanız akp'nin kaybeden taraf olacağını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Asil ve yüce TSK...
Bakın iş, hep söylediğimiz ama kimseyi inandıramadığımız yere geldi. Abdullah GÜL Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, başta AKP yanlıları olmak üzere herkes Abdullah GÜL'ün Cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakıyordu. Ben sürekli bunun mümkün olmayacağını, Abdullah GÜL'ün ya da AKP çatısından bir başkasının Cumhurbaşkanı olmasına ordunun müsaade etmeyeceğini söylüyordum. Neymiş? Ordu artık demokrasiye müdahale edemezmiş, Türkiye artık eski Türkiye değilmiş... Peki şimdi ne oldu? Demek ki ordu, ülkenin, milletin ve rejimin tehlikede olduğunu sezdiği zaman demokrasiyi askıya alıp ülkenin varlığı ve bütünlüğü için harekete geçebiliyormuş değil mi?
Meclis'teki vekilleri sayesinde ülkede Cumhurbaşkanı dahi olabileceklerini sananlara, cumhuriyet tarihini biraz daha araştırmalarını öneriyorum. Bakalım Türk Silahlı Kuvvetleri, cumhuriyetin hangi döneminde rejimi savunmakta rehavete kapılmış, ne zaman suskun kalmış... Önce bunları araştırın, ondan sonra aday olun ki sonradan korkup çekildiğinizde milleti kendinize güldürmeyin...
http://www.turkcu.net/forum/viewthread.php?tid=20734Sevgi Ak Parti bahane, hedef İslam! Sadece İslam! Tek düşmanları: İslam!..İşte cuntacı mason faşistler İslam'a böyle hakaret ediyorlar:
"Güzel ve anlamlı bir çalışma. AKP'yi bir bakışta anlatan bir resim":
http://www.turkcu.net/forum/viewthread.php?tid=20724osman kunduracı odtude yasanmıs bır olay degıl zaten o sadece bır fıkra arkadasımAlbay Celalettin unutun diyorsun unutmak kolaymi mihriban hele secim olsun unutursun mihribanSevgili nuh bey Bu verdiginiz örnegin ODTU ile bir ilgisi yok. Odtü'de öğrenci ve hocalar bir kaynaşmıştır. Kişisel görüşüm bu haber yalan...onbasi ibrahim UNut diyosunda abim kabus oluyor gece rüyama giriyor deli olacam. Almanyada yasiyorum sükür secim tatile geliyor.. Anlayacaginiz Avrupadaki türkler yazin memleketinde !!! BUraya dikkat..fuzulı su bastakı fıkra cok hosmus cok begendım altakıde trajı komık onuda begendım...BİLDİRİ MUHTIRAM KAYIP OLMUŞTUR.HÜKÜMSÜZDÜR.HABER VAKTİ DARBE BAŞLI BAŞINA ANAYASAL SUÇTUR!!
VAROLUŞ AMACI ÜLKEMİZİN BEKASI OLAN ŞANLI ORDUMUZ İÇİNDEKİ CUNTACI TAKIMI, BUNU BİR MUHTIRA OLARAK YAYINLAMIŞSA, Kİ şimdiye kadar aksi yönde tek bir açıklama yok, BU BAŞLI BAŞINA İNTERNET ÜZERİNDEN YAPILMIŞ AYRICA da BİR ‘BİLİŞİM SUÇU’DUR...’’
BİZ KİMSENİN GÖRMEDİĞİ VE AKLETMEDİĞİ BİR AÇIDAN OLAYA BAKTIK VE YAYINLANAN METNİN, HTML KODLARINDA YER ALAN TARİH VE İSİMLERİ ORTAYA ÇIKARDIK..
VE BU YÖNDE İDDİALARDA BULUNDUK..
ZATEN BU İDDİALARIMIZDA HAKLI OLDUĞUMUZU ADI GEÇEN SAYFANIN HTML KODLARININ SİTEDEN KALDIRILDIĞINI GÖRDÜĞÜMÜZDE TEKRAR ANLADIK...
BU YAYINLARIMIZDAN DOLAYI, NOKTA DERGİSİNİN BAŞINA GELENLER BİZİM BAŞIMIZA GELECEKSE BUNDAN SADECE ONUR DUYARIZ..
SAYFA TAMAMEN KOPYALANMIŞTIR! VE DELİL OLARAK ELİMİZDEDİR.. TÜRK ORDUSU NATO’YA BAĞLIDIR.. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ BİZE SADECE 1 SAATLİK YOLDADIR..
SİVİL İRADE ÜLKEMİZDE BUNU BAŞARAMASSA ‘CUNTA’ ALEYHİNE KULLANILMAK ÜZERE SUÇ DELİLİ OLARAK HUKUKCULARIMIZ GÖREVE HAZIRDIR..
‘Genel Kurmay’ın SİTE SORUMLULARI BU BİLGİLERİ ORDA UNUTMUŞ’ GİBİ, KURUM İÇİNDE YUVALANMIŞ CUNTA ADINA BORAZANCILIK YAPANLARI DA ZATEN CUNTA ADINA SÖZCÜLÜK YAPANLAR DİYE NOT ALDIK.. ONLARIN ÖZDE Mİ SÖZDE Mİ BİLGİSAYARCILAR OLDUĞUNU AYRICA ZAMANI GELDİĞİNDE ORTAYA KOYACAĞIZ
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.