Anayasa Mahkemesi'nin 367 Hurafesi'ni onaylaması Cumhurbaşkanlığı seçimini bloke etti. Kararın çürütücülüğü elbette bununla sınırlı değil. "Türedi 367" siyasal sistemi temelden kilitleyici bir rol üstlenmiş oldu. Bundan böyle Cumhurbaşkanı seçmek fevkalade zor bir hale geldi... Tamer Korkmaz
1982 Anayasası, Cumhurbaşkanlığı seçimini neden kolaylaştırmıştı? Siyasal tıkanıklığı gidermek için. 1980 öncesinde tam 115 tur attığı halde Çankaya'da oturacak kişiyi seçemeyen bir Meclis vardı ve bu durum darbe gerekçesi olarak tepe tepe kullanılmıştı...
Günümüzde Meclis'in Çankaya seçimini suhuletle yapacak olmasından korkulduğu için '367 Hurafesi' adeta yastık altından çıkartılıp getirildi: Anayasa Mahkemesi üyelerinin siyasal tercihleri havada karada belli 9 üyesinin varlığı, malum kumpası icra edenlerin en büyük güvencesiydi!
367 Hurafesi, Sabih Kanadoğlu'nun icraatı olarak hayata geçse de, evvelemirde Erdoğan Teziç'in yorumuydu. 367 bir nevi "uyuyan ajan"dı. "Günü geldiğinde düğmeye basılarak uyandırılan tetikçi" işlevi gördü...
Pazar günü birinci tur yenilenecek. Burada da 367 bulunamadığı takdirde Çankaya turları sonlandırılacak...
367 yorumunun hukuki olarak en büyük açmazı "üçte iki"nin toplantı yeter sayısı haline getirilmesi ve bulunamadığı takdirde diğer turlara geçilemeyişi: 1989 Çankaya seçiminde Özal'a olan bütün husumetlerine rağmen ilk turda "üçte iki"yi aramak SHP, DYP ve "majestelerinin hukukçuları" başta olmak üzere hiç kimsenin aklına gelmemişti.
367 Hurafesi'nin Çankaya seçimini şarampole yuvarlamasında son tahlilde en büyük pay Erkan Mumcu'nun: "Adam adama markaja" tabi olan Mumcu, oyuncularının maça çıkmasını engelleyen teknik direktör konumundaydı. Özal'ın kemiklerini sızlattı. Anavatan liderinin bu tavrı "Özal'ı Çankaya'ya çıkaran seçimin de geçersiz olduğu" anlamına geliyor!?
6 Mayıs'taki oylamada zat-ı şahanelerini yine göremeyecekmişiz. Demek ki, markajın etkisi sürüyor...
"Ankara'nın Kaybedenleri" yani 28 Şubat kalıntılarının çekim alanına girerek kumpasa dahil olduğu için "Demokrasi Mücadelemiz" kendisini asla unutmayacaktır...
"Markajın kır atlısı" Ağar ise 367'nin doğru bir yorum olmadığını, 184'ün kafi geldiğini söylemeye devam ediyor. 'Yorumsuz' fıkra gibi! Üç vekilinden ikisini demokrasiye kaptırmış olması beraat etmesine yetmiyor...
Baykal'a gelince, kendisi Erol Taş rolünde. Kızmayalım. Mazurdur. Krize oynamak babında asabidir ama mazereti de vardır!
Erdoğan'ın "Erken seçim artı cumhurbaşkanını halk seçmeli" atağı karşısında canı sıkıldı, Baykal'ın: "Aman ha, halk seçmesin" diyor...
Sahi, Cumhuriyet -ne partisiydi? Halk, değil: Cumhuriyet Halk Seçmesin Partisi! Doğru isim budur...
Temeli: İkinci İnönü Savaşı esnasında Bursa'dan göçen bir kafileye nasıl seslenmişti, İsmet Paşa? "Kimse işitmesin, millet düşmanınızdır" demişti! (Kaynak: Ulus, 17 Mayıs 1968)
Baykal "Sezer gibi Cumhurbaşkanı olsun" istiyor. Aynı zamanda "Sakın ola halk seçmesin" diyor. Yani? Halkın Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı'nı seçmeyeceğini gayet iyi biliyor. Öyleyse, bir an evvel halk ithal etmeliyiz...
Üç aylık uzatmalar falan da kesmez bizi. Sezer'i şöyle sonsuza kadar Çankaya'da tutacak bir formül yok mu?
Ce-Ha-Pes, genel seçimde "halk"ın karşısına çıkacak. Muhtemelen Çankaya seçiminde de maalesef yine halka gidilecek! O zaman, "367 Sabih Bey Amca"dan rica edelim. Kamuoyunu hazırlayalım. Anayasa Mahkemesi'nden dokuza iki halkı kapatma kararı çıkartalım. Kökten ferahlayalım...
Final: İki yıldır erken seçim isteyen CHP seçimin kapıya dayandığını görünce "Çok ani oldu/ sıcaktır/ tatildir" diye slalom yaptı; "Eylül"e kaçmaya çalıştı. Ancak başaramadı. Sonuçta onların oyları da eklendi. 22 Temmuz'da erken seçim kararı dün Meclis'ten geçti: Hayırlı işler, bol güneşler!
Yorumlar Nesimi ONAT Ordumuzu ve Cumhuriyetimizi rezil ettiniz!
Sözde çağdaşlık, sözde Atatürkçülük, sözde laiklik adına LAİK CUMHURİYETİMİZİ ve ORDUMUZU; dünyaya rezil ettiniz. Demokratik sistemin kökünü kazıdınız. Milli iradeyi katlettiniz. Cumhuriyetin kurumlarını birbirine düşman ettiniz. Ülkemizin huzur, barış, kardeşlik ve istikrarına dinamit koyup patlattınız. Ulusal birliğimizi temellerinden sarstınız. Şimdi şerefe içebilirsiniz!
Onur, şeref, üstün hizmet ve liyakat madalyası aldığınız ülkeler adına; lejyonerlik madalyası aldığınız devletler adına!
Türk ulusuna savaş açtınız! Türk halkını laikçi molla Kaddafi'nin çadır devleti halkı muamelesi yaptınız! Türk ordusunu Uganda, Somali ordusu yerine koydunuz! Devletimizi, Liberya devleti haline getirdiniz. Türk devletini aşağıladınız, aşağılattınız...
Büyük Atatürk'ün Meclisi'ni işlevsiz bıraktınız, halk iradesiyle savaşıp cumhurbaşkanı seçtirmediniz...
NATO merkezleri, siyonist sermaye odakları, CIA-Pentagon faşist neo-con'ları, İngiliz ve İsrail istihbarat şefleri, uluslararası silah baronları ve babalar sizinle iftihar ediyor olmalı; onları pek mes'ut ve bahtiyar eylediniz!
Laik Cumhuriyetimizi; NATO-Gladio emperyalistlerine ve mandacı masonlara ve onların piyonlarına sattınız! Siyaseti de, siyasi bütün kurumları da militaristleştirerek bitirmek pahasına. Baykal'lar, Ağar'lar, Mumcu'lar; uluslararası emperyalizmin maşaları ve siyasi aktörleri olmaktan pek arzulu ve onurlu görünüyorlar.
Ama unutmayın ki; Türk milleti asla sizleri unutmayacaktır ve affetmeyecektir! Atatürk'ün kemiklerini sızlattınız! Atatürk'ün Cumhuriyetini, Kutlu Doğum düşmanlığı yaparak Sevr'ci işgal güçlerine sattınız. Çok yaşayın!..
Bize Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni okumak düşüyor!
Ey 70 milyon; bu Hitabeyi oku ve görev başına geç! Bıçak kemiğe dayandı; yeniden laik Cumhuriyet, Cumhuriyet'in temelleri, değerleri ve kazanımları için, demokrasi için mücadele sahnesine çık; bütün iç ve dış emperyalistleri, mandacıları, onların piyonlarının, ajanlarının, maşalarının, işbirlikçilerinin hadlerini demokratik ve hukuki yollarla bildir ve bitir! Onları sandığa göm! Milli iradeyi bir kerre daha şahlandır!
TBMM yeniden millet iradesine açılsın!Erhan BÜYÜKDERE Abdullah Gül adaylıktan çekildi. Genelkurmay sevinebilir! Muhtıra başarılı oldu...Ama...
Demokrasi yoksa; ha Türkiye Cumhuriyet, ha Liberya! 10 günde Avrupalı Türkiye'den Afrikalı Türkiye'ye ilerledik! En Atatürkçü, çağdaş, laik görünen bir zihniyet tarafından laik Cumhuriyetimiz ve ordumuz rezil edildi; içte ve dışta itibarımız kökten sarsıldı! Bravo CHP! Bravo DYP! Bravo ANAVATAN!
Elbirliğiyle ve büyük bir gayretle Atatürk'ün Meclisi'ni bloke ettiniz, milli iradeye ihanet ettiniz; mandacı masonları, mandacı NATO paşalarını pek memnun ettiniz! Yaşasın mandacılık! Yaşasın Amerikan-İngiliz-İsrail emperyalizmi ve faşizmi!
Cumhurbaşkanı Sezer, YÖK Başkanı Teziç de sizinle gurur duyuyor olmalı! Türkiye Mason Cumhuriyeti'ne, Türkiye(Liberya) Korku ve Takıyye Cumhuriyeti'ne hoş geldiniz!
İşte çağdaş uygarlık dediğiniz bu olmalı; Türk ulusuna kıpkızıl düşman, mandacıya pek sıcak ve dost! Türkiye'nin itibarı yerlerde!...Mazhar Onuk ULUSALCILAR, ABDULLAH GÜL'ÜN ÇEKİLMESİNİ NASIL DEĞERLENDİRDİLER:
İşte Tsk'm adamı böyle dumura uğratır. Meydanı köpeklere bırakmayız. Gül bu lafı söyledikten sonra asla ama asla cumhurbaşkanı seçilemez. Adaylığını sürdürürse haysiyetsizin tekidir. Eğer adaylığı devam ederse millet nezdinde çok küçük duruma düşer. Sözünün arkasında durup adaylıktan çekilmelidir.
Aşağı resimde özellikle tayyipus'un surat ifadesine bakarsanız akp'nin kaybeden taraf olacağını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Asil ve yüce TSK...
Bakın iş, hep söylediğimiz ama kimseyi inandıramadığımız yere geldi. Abdullah GÜL Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, başta AKP yanlıları olmak üzere herkes Abdullah GÜL'ün Cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakıyordu. Ben sürekli bunun mümkün olmayacağını, Abdullah GÜL'ün ya da AKP çatısından bir başkasının Cumhurbaşkanı olmasına ordunun müsaade etmeyeceğini söylüyordum. Neymiş? Ordu artık demokrasiye müdahale edemezmiş, Türkiye artık eski Türkiye değilmiş... Peki şimdi ne oldu? Demek ki ordu, ülkenin, milletin ve rejimin tehlikede olduğunu sezdiği zaman demokrasiyi askıya alıp ülkenin varlığı ve bütünlüğü için harekete geçebiliyormuş değil mi?
Meclis'teki vekilleri sayesinde ülkede Cumhurbaşkanı dahi olabileceklerini sananlara, cumhuriyet tarihini biraz daha araştırmalarını öneriyorum. Bakalım Türk Silahlı Kuvvetleri, cumhuriyetin hangi döneminde rejimi savunmakta rehavete kapılmış, ne zaman suskun kalmış... Önce bunları araştırın, ondan sonra aday olun ki sonradan korkup çekildiğinizde milleti kendinize güldürmeyin...
http://www.turkcu.net/forum/viewthread.php?tid=20734h.bolulu Herhalde anayasal bir kurum verdigi kararlarda Türk Milleti adına karar veriyor . Yasama ,Yürütme .Yargı Bunlar birbirlerinin dengeleleridir. sayın yazar Erken secim istemek vatan hainligi diyen sayın Başbakanımız şimdi ne oldu da erken secim diye ortaya atıyor .bu celişkiler kendinden sogutuyor Bundan böyle Bülent arınç ı herhalde mecliste görmeyiz bahri erdem dikkat ettiniz mi son gelişmelereherşey üst üste geldi birAtakan Bilen Serdar Bey bamteline dokunmuş..Türkiye'de HOŞGÖRÜ ortamı gittikçe daralıyor...Ben de isterdim ki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı; ayda bir Türkiye'nin ünlü gazetecilerini-yazarlarını, medya yöneticilerini AB büyükelçileriyle Dolmabahçe Sarayı'nda bir araya getirsin. Hatta Avrasya ülkelrinin, Ortadoğu ülkelerinin Büyükelçi ve konsoloslarını buluştursun..Vakıf; gerçekçi olarak gazetecileri ve yazarları temsil etsin! Nerede?..NEREDE?.. ZAMAN da her kesimdem insanla; MUHTIRA ve sonrasını tartışabilirdi. Daha demokratik, uzlaşmacı bir yaklaşım içerisine girebilirdi... Unutmayın ki; Tandoğan ve Çağlayan'da ve diğer yerlerde toplanan yüzbinler; bu ülkenin insanları, çoğu müslüman ve farklı farklı siyasi görüşlere sahipler...O insanlar belki de Zaman'ın ulaşamadığı insanlar...Veya bizim yanımızdan kaçırdığımız insanlar!...Şimdi ben de zülfi yare dokunup bir soru sorayım: Biz ne kadar demokratız, bu konuda inandırıcıyız?..İnsanlar ne kadar bizim yanımızda özgür, demokrat ve rahat hissediyorlar?!..Kimseyi ikna etmeden; akıllarını ve duygularını bastırarak uzun süre yanımızda tutamayız...Serdar Özkan Pülümür Fethullah Gülen ve Sevgi-Hoşgörü-Diyalog Hareketi neden geri çekildi?
...Ve Demokratlar neden "pısırık" ve "çaresiz" ?
Gece yarısı muhtırası öncesi ve sonrası dikkatimi çekti; Türkiye'de demokratlar ve demokratik kurumlar, tarifi mümkün olmayan bir içine sinmişlik, korkaklık-ürkeklik, isteksizlik, etkisizlik içerisinde...Demokrat STK'ların çoğu cami dernekleri gibi...
Bir örnek vereyim...Fethullah Gülen'e ve Cemaatine yakınlığıyla bilinen bir STK var: Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı. Neden şu son 10 gün içerisinde olsun, ortaya çıkıp güçlü bir şekilde militarizme, cuntacılığa, demokrasimize iç-dış müdahalelere ve muhtıraya karşı çıkmadı?
GAZETECİLER ve YAZARLAR; Türk demokrasisine ve Cumhuriyeti'ne sahip çıkmayacak da kim çıkacak? Neden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı; önde gelen yerli-yabancı gazeteci ve yazarlarla SEPETÇİLER KASRI'nda Uluslararası Basın Merkezi'nde bir araya gelip bir durum değerlendirmesi yapmadı? Türkiye'yi kaybettikten sonra iftar davetleri vermenin bir mantığı var mıdır?
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın; sahici gazetecileri, yazarları, üyeleri var mıdır? Varsa, bunlar ne iş yaparlar ve ne zaman işe yararlar?
Fethullah Gülen ve hareketinin; son muhtıra ve anti demokratik müdahalelerde; pasif, pısırık kalması, geniş-kitlesel bir karşı duruş sergileyememesi beni şok etti!. Hareketin geleceği adına değil sadece; Türklüğün ve ülkemizin geleceği adına şahsımda korku, endişe ve kaygılara yol açtı..
Gülen ve Gülen'le bugüne kadar gelen gönüllü kitleler; daha onurlu, aktif, etkili olabilmeliydi!..Samanyolu Haber ve Zaman gibi yayın organları bile cılız, marjinal tepkisel haberlerle olayı geçiştirmeye, felaketin üstüne şal çekmeye çalıştılar. Ne yazık ki bu yayın organlarında çok farklı kesimlerden, farklı sesler ve tepkiler göremedik.
Gülen hareketi; her geçen gün içine kapanırken mevcut kazanımlarını da yitirmekle karşı karşıya...En önemlisi demokratik açılımları, açılım sürecinin samimi sevgi, hoşgörü ve barış ortamlarını!..
Son bir soru: Bir zamanlar Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın müdavimleri ve hoşgörü temsilcileri olarak ortaya çıkan Prof. Dr. Nur Vergin'ler, Prof. İzzettin Doğan'lar, Prof. Dr. Mim Kemal Öke'ler, Latif Erdoğan'lar bugün nerelerde ve neden vakıflarını, misyonlarını sahiplenmiyorlar?. Neden bir zamanlar ZAMAN gazetesinde; Prof. Dr. Orhan Türkdoğan'dan, Prof. Dr. Sadi Somuncuoğlu'ndan, Prof. Dr. Mustafa Erkal'dan, emekli generallere kadar her kesimden insanlar yazı yazarlarken, şimdi neden sadece malum marjinal liberaller ve AFS'li-SOROS'çu kıytırık solcular yazı yazıyorlar büyük ölçüde?!!semih gunesli sen de bosa cene calisyorsun tamer. yan gelip yatiyorsunuz. laikci darbe severler meydanlari dolduruken siz bon bon baktiniz. konusmaya hakkiniz yok. Muhafazakar halkin orgitl;enmesi icin hic bir sey yapmadiniz. simdi yiyeceksiniz meydanlara yigilmis azgin azinlik destekli muhtirayi kafana kafana. yuz yilda bir ele geceek firsat muhafazakar insalarin eline gecmisti cumhurbaskanini seceme sansi bularak. onu da carcur ettiiniz. siz boyle bon bon baktiginiz surece devlete coreklenmis burokratik elit bu memleketin kaymagini daha cok yer siz de aglar durursunuz. artansela Bana atımı pardon SANDIĞIMI getirin.Yeter be günlerdir ağzı olan, (hatta ağzı olmayanlar da başka yerleri ile) konuşuyor. Ama sıra bende artık. Ben konuşacağım şimdi.Ben öyle zırt pırt konuşmam. Yeri ve zamanı geldiğinde konuşurum.Işıklar, müzik efektler ve KINAM hazır mı baylar bayanlar? SANDIĞI getirin çabuk herkese söyleyeceklerim var.Kimini nallayıp kimin çullayıp göndereceğim siyaseti-tarihin geri dönüşüm kutusuna.Ve sonra da oturup keyifle bir sigara tüttür(emeyeceğim çünkü bıraktım hiç başlamadığım cigarayı)sigara yakmayacağım ama kınalar yakacağım ahdim var.HADİ ÇABUK SANDIĞIMI GETİRİN BANA DA KINALAYAYIM KIRATLARI, ARILARI, GÜVERCİNLERİ ...HA UNUTMADAN HAYIR SAHİPLERİNE DUYURU BU KADAR KINA İÇİN SPONSOR ARANIYORA midsummer night's dream Sn.Yazar biz de tatilde olabileceğiz o tarihlerde.probably,south pole...Otobüs kaldırıcek mi AKP, Ce Ha Pes gibi....metehan aksu Evet bu yazılanlara baktığımız zaman ne kadar hurafe ve uydurma haberlerle çalkanan,sanal korkularla insanları irtica var diye sindirmeye çalışan,
insanları hiçe sayan, ben dedim oldu cinsinden uygulamalar yapan,Verilen tartışılacak kararlara sevinen. Ülkeyi gerilimden kurtardık deyip, Adaletli sonuç bekleyen halkı geren, Halkı kışkırtan, mahkemeyi tehdit eden,
Bundan sonra şunu yapmak gerekir. CHP, nin başkanı ,oyları 1 oya karşılık on sayılmalı Sezerde köşkte ömür boyu oturmalı. öldükten sonra mezarı da çankaya köşküne konulup, ölüm yıldönümlerinde resmi tatil ilan edilmeli. ancak bu hakkaniyetli davranışlarına bu şekilde karşılık verilmeli. Adaletli ve tarafsız davrandığı hukuk fakültelerinde ders olarak okutulmalıdır.Amande Leman Amansız ulusalcı, Türkler'e ağır hakaretlerde bulunan Bekir Coşkun'un eşinin Andre olduğunuve Ermeni bir üvey anne elinde yetiştiğini biliyorduk. Hüsamettin Cindoruk'un yakın akrabası ve İlhan Selçuk'un hemşehrisi Emin ÇÖLAŞAN, çocukluğunda Rum şarkılarıyla büyütüldüğünü bizzat kendisi açıklamıştı...
Meğer Adı MUHTIRAYA KARIŞAN, GENELKURMAY MÜDAVİMİ, fanatik misyoner düşmanı, Bilkent'li akademisyen yazar Hasan ÜNAL'ın da karısı Hıristiyanmış, hem de "Ortodoks! Bugün Taha Kıvanç yazmış:
"O Gazetecinin Karısı Ortodoksmuş"
Genelkurmay muhtırasını kaleme aldığı iddia edilen yazar Hasan Ünal hakkında ortaya çok ilginç bilgiler çıktı. Hızlı ulusalcı Ünal'ın karısı Yunan ve Ortodoksmuş mesela...
Lâfı daha fazla uzatmadan 2 ile 2'yi alt alta koymaya çalışayım...
İlk 2'miz Genelkurmay açıklamasından... Açıklamanın son paragraflarından biri şöyleydi, hatırlayacaksınız: "Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır."
Bir bilgi de Hasan Ünal'ın 'medenî hali' ile ilgili... Hasan Ünal evli, Bilkent Üniversitesi'nde okutmanlık yapan eşi Yunan asıllı bir Ortodoks... Bu gizli-saklı bir bilgi değil; Hasan Ünal yazılarında yeri geldiğinde bu bilgiyi okurlarıyla paylaşıyor; en son, "Türk Ocakları'yla Uğraşmayın!!!" başlıklı yazısında (Tercüman, 23 Nisan 2007) tekrarladı.
Yazısının bir yerinde şöyle diyor Hasan Ünal: "Eşim Yunan asıllı ve Hıristiyan Ortodoks olduğu için, gezdiğimiz yerlerde, Hıristiyan kültür ve medeniyetine ait unsurları dikkatle inceleriz." Bilginiz olsun diye kayda geçireyim: Hasan Ünal misyoner faaliyetlerine şiddetle karşı ve Türkiye'de de yasaklanmasını istiyor misyonerliğin... O yazısından misyonerliğin Yunanistan'da yasak olduğunu da öğreniyoruz; ama son iki ayrıntının esas konumuzla bir ilgisi yok...
Şimdi 2 ile diğer 2'yi yan yana koyalım. İlk 2, açıklamadaki "Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır" cümlesi... Diğer 2 ise medenî hali ile ilgili "Eşim Yunan asıllı" bilgisi değil, şu cümle: "Ben demokratik ve kalkınmış bir Türkiye sevdalısıyım."
İçimdeki Hercule Poirot, bu bilgileri yan yana koyunca, "Tek bir elden çıkmışsa, o açıklamayı Hasan Ünal yazmış olamaz" diyor... Tercüman'da çıkan "Tamamen iftira" başlıklı son yazısında (3 Mayıs 2007), Hasan Ünal, "Bu son bildiride benim bir alâkam olması söz konusu bile değildir" diyor zaten...
Durum budur arkadaşlar...
Önemli Bir Not: GENELKURMAY'ın lanetli ve hain olmayan, akredite gazeteci-yazarları böyle mi oluyor, böyle Bilkent-ABD tandanslı mı seçiliyor? Eşleri genelde yabancı mı oluyor?..Emin Çölaşan'ın en samimi arkadaşı, sırdaşı Ercan Çitlioğlu gibi mason ve samimi İsrail dostu mu oluyor?.. Peki ne zamandan beri?...Mandacılığa karşı çıkan Büyük Atatürk'ün kemiklerini sızlatıyorsunuz!..
bilal inci bu konuda değindiğiniz noktalar çok doğru ve isabetli.madem cumhuriyet halk partisi ismini taşıyorsunuz bunun gereklerini yerine getirmek zorundasınız.sözde değil özde cumhuriyetçi olmak gerekir.tamer korkmaz beye bazı gerçekleri söylediği için de çok teşekkür ederim.(ama çok azdı)
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.