Malatya’da işlenen vahşi cinayetler, Türkiye’nin son dönemlerde yaşadığı gerilimlere bir halka daha ekledi. Türkiye’deki azınlık gruplara dönük bu planlı saldırılar, bir yerlere sinyal göndermek amacını taşıdığı şüphesini uyandırıyor. Rahip Santoro’nun katliyle başlayıp, Hırant Dink’le süren, ardından Malatya’da işlenen cinayetler, bilinçsizce işlenmiş, basit olaylar olarak değerlendirilemez. Sebahattin Çelebi
Malatya’da işlenen vahşi cinayetler, Türkiye’nin son dönemlerde yaşadığı gerilimlere bir halka daha ekledi. Türkiye’deki azınlık gruplara dönük bu planlı saldırılar, bir yerlere sinyal göndermek amacını taşıdığı şüphesini uyandırıyor. Rahip Santoro’nun katliyle başlayıp, Hırant Dink’le süren, ardından Malatya’da işlenen cinayetler, bilinçsizce işlenmiş, basit olaylar olarak değerlendirilemez. Bu cinayetleri işleyen; beyinleri yıkanmış, kültürsüz, kalitesiz gençler, Türkiye’nin önünü tıkadıklarını, uluslar arası ortamlarda milletimizi barbar gibi gösterdiklerini anlamayacak kadar basiretsiz tiplerdir. Onları bu cinayetlere yönlendiren, kışkırtan kişilerin muhtemelen “kahraman” olma veya yapma düşleri, zır cehaletten ibarettir.
Bir iki hafta evvel, Alman devlet televizyon kanalı WDR ile, İstanbul ve dinler konulu bir projemizi görüşmek üzere gittiğimde ilgili görevlinin ilginç tepkisi karşısında şaşırmıştım. WDR yetkilisi, İstanbul’da ve Türkiye’de Hıristiyanlara karşı ciddi saldırılar olduğunu ve onlara dönük bu fiillerden ötürü, bu projeyi dile getirmenin bile imkansız olduğunu söyledi. Çok güvendiğimiz projemizi bu nedenle buzdolabına koymak zorunda kaldık. Hırant Dink cinayetinin akabinde gelişen bu görüşme, bize ülkemizde üç beş çapulcunun işlediği cinayetlerin ne anlama geldiğini gösterdi. Uluslar arası siyasi mekanlarda, bu cinayetlerin nasıl değerlendirildiğini varın siz düşünün!
Türkiye’de Hıristiyanlık propagandasının yapılması yeni değil. Çok uzun süredir yapılan bir şey bu. Hatta bu, dönem dönem devlet erkanı tarafından da dillendirilmiş ve gündeme taşınmıştı. Bazı sol partiler, şaşırtıcı bir biçimde, bu propagandalardan rahatsız olduklarını ve gençliğin büyük bir tehlike altında olduğunu dile getirmişlerdi.
Elbetteki bu tür propagandaları onaylamak mümkün değil. Ancak hiçbir gerekçe, bu cinayetleri açıklayamaz. Bunun adı düpedüz ahmaklık, sapkınlıktır.
Aşırılıkları demokrasi içinde çözmenin yollarını aramamız gerekiyor. Alman ırkçı parti NPD seçimlerde dikkate değer bir oy artışı sağladı. Alman Anayasayı Koruma Örgütü, partinin kapatılmasını bile görüştü. Seçim çalışmaları sırasında sırtında valizler taşıyan Türk işçilerinin resimlerini afişlere basmışlardı ve yabancıların Almanya’dan mutlaka gitmesi gereken unsurlar olduğunu vurguluyorlardı. Aşırılık mantığı öldürüyor. Ülkede yaşayan yabancıları, kendi işsizliklerinin, kendi fakirlikleşmelerinin sebebi olarak görüyorlardı. Biraz ekonomi bilgileri olmuş olsa idi, yabancı iş ve sermaye gücü olmadan hiçbir dünya ülkesinin kalkınamayacağını görürlerdi. Bu durum, Amerika’da, Fransa’da, Türkiye’de, Rusya’da böyle iken, kendi ülkelerini bir fanusun içine hapsetme düşüncesinin savunulabilir ne yanı var? Türkiye, on yıllardır yabancı sermaye diye bas bas bağırmıyor mu? Yabancı para gücünü ülkeye çekebilmek için, inanılmaz kolaylıklar sağlanmıyor mu?
Ülkemizde başıboş gezen genç nesil, sahip olamadığı bir takım imkanları başkalarında görünce, onlara karşı düşmanlığa kalkışıyor. Bu özellikle Anadolu şehirlerinde çok yaygın bir hastalık. Sermaye düşmanlığı Türkiye’nin onulmaz dertlerindendir bu yüzden. Nerede bir zengin görsek, “Kesin çalarak çırparak yapmıştır bu kadar serveti” demez miyiz?
Biraz kültür ve dünya görüşü eksikliği de varsa, bu cümlenin arkasından nefret duygularını ortaya döküveririz hemen. Fikriyatı, ahlaki altyapısı gelişmemiş gençler tehlikeli bir maşaya işte bu nedenle çok kolay dönüşebiliyor. Türk halkı, içinde barındırdığı zengin çeşitliliği iyi değerlendirmeli ve bunlara alışmayı öğrenmelidir. Avrupa’nın her kentinde, postane ve alışveriş merkezlerinin önlerinde Yahova Şahitleri’nin dergilerini, kitaplarını ücretsiz dağıtan nice misyoner görmek mümkündür.
Bu insanların peşinden gitmemek için onları öldürmek değil, kendi inancınızı sağlamlaştırmak gerekir.. Kendi inancını bile bilmeyen, ”bir canı öldürmenin bütün bir alemi öldürmek olduğunu” söyleyen bir Peygambere bağlı olduğunu iddia edenlerin, silahla, kanla işi olmaz, olamaz.
İnancını kaybetme korkusu ile adam öldürmenin açıklanabilir ne tarafı var Allah aşkına!
Yorumlar aycan mutlu Çok açık ve dolu bir yazı...Anlayana!!!Sayın Yazar,AB'ye tam üye olabilmek için çırpındığımız günlerde sermaye düşmanlığı yapmak yersiz,gereksiz ne derseniz deyin...ama denetimsiz,yüzer-gezer sermayeden,insanlarımızı tek tipleştiren,verdiği -bilinçaltına yönelik- mesajlarla hızlı hayatı öğütleyen ve tabii yaşadığımız doğal çevreyi hiçe sayan teknoloji fırtınasından nasıl uzak duracağız,yıkıcı etkilere karşı nasıl direneceğiz???Sanırım AB'deki demokratik güçlerin tartıştıkları,çözüm ürettikleri konular bunlar.Saygılarımla...Mehmet Can Sevgili Sebahattin Celebi,
Yazinizi zevkle okudum.Cok tesekkür ederim.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.