Resimlerin duruyor karşıdaki duvarda. Bakıyorum, göz yaşlarıyla yazdığım her cümleden sonra sana. Belki demek istiyorsun ki “Dayıcığım, gittiğim yerden memnun kaldığımı bildiğin halde neden ağlıyorsun ki? Yan odadan da annemin ağlama seslerini duyuyorum. Hem senin hem annemin göz yaşlarını kurulamak için mendil olmak istiyorum ama…ama olamıyorum kusura bakma!” Sezai Şen
Acı hem de çok acı olduğundan tez duyuldu. Duyulmasından daha hızlı yayıldı; yaktı yüreklerimizi, büktü belimizi. Demek, daha 12 saat önce sıcaklığını bağrımda hissettiğim bedenin, günaha bürünmeden yürüdü Allah’a!
Bu ne sürpriz böyle güzelim! Kapadokya’ya diye çıktın evden, haberin geldi Cennet’ten. Gerçi Cennet’e gideceğini biliyorduk senin ama belki daha sonra gerçekleşeceğini sanıyorduk, değildik vaktinden emin.
Bu yüzden haberi veren ağızlara inanamadık bir zaman; inanmak istemedik. Kısa bir süre için kendimizi unuttuk, haberi veren ağızlara inandığımız zaman kulaklarımıza inanmamak için de direndik. Dünyadaki hayatına veda ettiğinden emin olduğumuz zaman sabır merhemini sürdük yüreklerimize, acıya karşı bilendik ve teselli için açtık ellerimizi Allah’a; dilendik:
“Ey içimizdeki acıyı, ruhumuzdaki sancıyı gören Allah’ım! Bizi kaldıramayacağımız bir yük ile, tahammül edemeyeceğimiz bir acıyla imtihan etme. İçimize koyduğun acıya, ruhumuzda duyduğumuz sancıya, başımıza gelen ‘kaza’ya karşı bize dayanma gücü ver. O’nu bize vererek bizleri sevindirdiğin gibi, şimdi bizden alarak, bu kirli dünyada kirlenmesin diye Cennet’ine koyarak bizi yine sevindiriyorsun. Gönüllerimize düşen hicran acısıyla feryad-ı figan ederken ağzımızdan çıkanlar arasında yanlış bir şey varsa bizi affet! Bunları bizim acizliğimize, yüreğimize koyduğun duygulara, ruhumuza sardığın merhamete say!”
Meleğim! O küçük bedenine ve bedeninin emanet edildiği ruhuna karşı içimize konulmuş bu büyük sevgi şimdi göz yaşına ve hasrete dönüştü. Mevlana’ya uğradıktan sonra Kapadokya’yı görmeye gidecektin sen, ama kazaya uğradın; Allah “Buyur ey benim sevgili küçük kulum!” dedi sana, “Bırak şimdi Kapadokya’yı, Cennetimi gez!” Sen, arkadaşların, öğretmenlerin ve bazı arkadaşlarınızın yakınları ile birlikte bu davete icabet ettin. Sizler, kara yolunun 'karahaber yolu' olarak kullanıldığı bir ülkenin evlatları olarak, bizim hatalarımızın bedelini canlarınızla ödediniz. Umarım bize haklarınızı helal etmişsinizdir. Gerçi 12 saat kadar önce helalleşmiştik ne olur ne olmaz diye. Demek ki boş yere söylemiyormuşum: “Mümkünse her gün helalleşelim meleğim. Sorma sakın ne olur ve niye!”
Ve belki de biz sizi, kirletmiş olduğumuz bu dünyada kirlenmekten koruyamayacaktık. Şimdi hiçbir şeyin kirletemeyeceği ve sizi üzemeyeceği bir yerdesiniz. Sen zaten o küçük bedeninde taşıdığın pırıl pırıl ruhunla bu dünya üzerinde biraz eğreti duruyordun. Şimdi ruhuna yakışır bir mekanda bizlerin sana katılacağı anı bekliyorsun.
Ömrümüzün yettiği kadar yere kadar değil, ömrünün yettiği yere kadar seninleydik; ömrümüzün yettiği yere kadar değil sonsuza kadar seni sevecek ve miktarını tam olarak bilemediğimiz bir zaman sonra biz de yanına gelip ebediyen seninle kalacağız. Artık bir daha üzülme ve ayrılık da olmayacak, kanatsız melek!
Hani bir gün tiyatro oyunu için kendine arılarınkine benzer kanatlar takmıştın. Sen sevinç ve yüreğine sığdırmakta zorlandığın bir heyecan içinde oradan oraya zıplarken ben de sana sormuştum “Ne oldun sen böyle bakim?”. “Melek oldum dayıcığım” demiştin bana, “bunlar da kanatlarım. Ama nedense çırptığım halde uçamıyorum!”
İçimde acı olup çoğalıyor, gözümden yaş olup akıyorsun. Bir zamanlar kanatları olduğunu sanan meleğim şimdi gerçekten kanatlandın, cennete uçuyorsun! Ama sen benim gözümde hep kanatsız melek olarak kalacaksın, rüyalarımda ruhunla yüreğime dokunacaksın. “Dayı” diyeceksin, “Uyan! Bak ben geldim, gerçek kanatlarımla”, sarılacaksın boynuma cennet kokan sıcaklığınla. Bir kez daha ağlatacaksın beni uykuda, uyanıklıkta. Keşke göz yaşlarımın seli alıp getirse beni de sana, şu kirli dünyadan beni de kurtarsa…
Sen ruhunu teslim ederken çok acı çekmedin, biliyorum. Her ne kadar dışardan bakınca kaza çok korkunç olsa da; Rabbim merhamet etti, sen daha uyanmadan dünyalık uykundan açtırdı gözlerini Cennet’te sana. Ama geride kalanlar, bizler bu sürpriz ve geçici ayrılığınla daha çok acı çektik senden. Aniden gitmiş olduğun yere karşı bizim de içimizde bir özlem belirdi belki de ondan.
Sınıftaki masanda, evinizdeki odanda ve yüreklerimizde bıraktığın boşluğu acıyla doldurup, sabırla kapatmaya çalışıyoruz. Özür dilerim, senin bir süre sonra çürüyüp toprak olacak bedenini yerin bir miktar altına, biraz karanlık bir mekana koyuyoruz. Sakın korkma, bedenin orada kalırken ruhun Cennet’in aydınlığı ile çoktan tanışmış olacak. Keşke benim de sadece bedenim karanlıkta kalsaydı meleğim, ruhum seninki gibi Cennet’in aydınlığıyla tanışsaydı. Sen, bedeni aydınlıkta olduğu halde ruhu karanlıkta kalan bir insanın halini hiç yaşamadan uçup gittin; ne kadar da şanslısın.
Meleğim, annen cansız bedenine ve tabutuna sarıldı, bir türlü bırakmak istemedi onları. Göz yaşları sel oldu, düştü cansız bedeninin ve tabutunun üstüne bedeniyle ve ruhuyla. Sıcaklığından anlamışsındır cansız bedeninin üstüne düşen göz yaşlarının kime ait olduğunu sen ve belki de bedeninin etrafında bizim göremediğimiz ruhunla bizi teselli etmeye çalışmışsındır, gözyaşlarına ve hıçkırıklara boğulduğumuzda.
Resimlerin duruyor karşıdaki duvarda. Bakıyorum, göz yaşlarıyla yazdığım her cümleden sonra sana. Belki demek istiyorsun ki “Dayıcığım, gittiğim yerden memnun kaldığımı bildiğin halde neden ağlıyorsun ki? Yan odadan da annemin ağlama seslerini duyuyorum. Hem senin hem annemin göz yaşlarını kurulamak için mendil olmak istiyorum ama…ama olamıyorum kusura bakma!”
Ben yaşlar içindeki gözlerimi sımsıkı kapatıyorum, seni görmemek, acını bir an olsun unutmak için. Gözlerimi kapatır kapatmaz seni özlüyor ve tekrar açıyorum; hiç değilse görüntüne olan hasretimi gidermek için bu acıya katlanmaya karar veriyorum. Her gözümü açıştı kısa bir süre senin aslında benim yanı başımda olduğunu sanıyor, Cennet’e gidişine sevindiğim kadar seviniyorum.
Çantan duruyor masamın hemen yanında. Hani çok fazla kitap koyduğunda ağırlaştığı için yüzündeki muzip tebessüm ile bana “Dayıcığım bugün okula birlikte gitmek ister misin? Hem ben sana çikolata da alırım!” demek zorunda bırakan, üzerinde sana benzer çiçeklerin bulunduğu askılı çanta. Onu görünce üzülüyorum, “Cennet’e götürmeyi unutmuş meleğim!” diye acıyla açılan ağzımdan bir yetim cümle çıkıyor, annenin hıçkırığına karışıyor.
Kusura bakma meleğim, uyumadan önce gelip yanı başına sana sevdiğin yalancı masallarımdan birini daha anlatmıyorum, seni uyutmak için yanı başında uyuma numarası yapmıyorum diye. Artık sen Cennet ehlinin kurduğu salıncaklarda, meleklerin ninnileri ile uyuyacaksın. Benim yalancı masallarımın, hikayelerimin pabucu atıldı artık dama; bu yüzden sakın bana kırılma!
Meleğim, bu gece beni uyku tutmadı. Hani sen yoksun ya, tabii uyku biraz şaşırdı! Benimle birlikte üzüldü yokluğuna ve sevindi Cennet’e uçtuğuna. Geride kalan arkadaşlarının, öğretmenlerinin, amcalarının, teyze ve halalarının, dayılarının, babanın, kardeşlerinin ve annenin çok çok selamları var sana. İnan şimdi hepimizin yüreğinde aynı dilek; bir gün olmak senin gibi kanatsız melek!
Yorumlar ilhan sahin Yazınızdan Türk Okulları yahoo grubundan, gelen maille haberdar oldum. Allah hepsine rahmet etsin, sizinde kaleminize güç kuvvet versin.
Saygılarımla.Bilgi Gülecen ne diyebilirim aksraydaki kazada bi yakınımı kaybetmedim ama sevdiklerimin ölümünü çok yaşadım .okurken gözyaşlarıma hakim olmak diye bişey olmadı, olmasında ölenlere Allahtan rahmet ailelerinede büyük sabır dilerim.rabbim günahsız sabileri cennetine koydu inşallah bizide komşu eder onlara.Servet Demir İçi samamiyet, acı ve göz yaşı dolu şiir gibi bir yazı.Mehtap Bir dayının yeğenine karşı duyguları ancak bu kadar güzel işlenebilirdi. Yüreğinize sağlık. Bu arada çocuklarını ve yakınlarını kaybedenlerin başı sağolsun, Allah sabır versin.sevgi Günümüzde artan toplu ölümler,biz aciz kullara sanki bir şeyleri anlatmak istermiş gibi geliyor bana.Keşke böyle bir acı o ufacık yavrucaklarla yaşanmasaydı...Ama rabbim her şeyin en iyisini bilir ve bahşeder.Rabbim geride kalanlarına sabırlar ve hayırlı ömürler versin inşaallah.nursuz ölüm çok acı ama melek olmak ne kadar güzel bir melek yanlız ca bu kadar güzel bir yazı yazabilir, kaleminize ve yüreğinizden akan o güzel sözcüklere sağlık sezmiş beyFİRAT CENNET'E UÇTUNUZ Bİ-GÜNAH SABİLER. BENİM GİBİ BİRİ BİLE KİRLİ GÖZYAŞLARIYLA AĞLAMIŞ SİZE. ÖLÜMÜNÜZÜN ACISINI ANCAK CENNETİNİZ HAFİFLETİR. BEN BİRAZ DA ÇOCUK ÖLÜMLERİNİN SIKLAŞMASINI İLAHİ İKAZLAR OLARAK GÖRENLERDENİM. BİZ BÜYÜKLERİN YAPTIĞI KALPSİZLİKLERE DİKKAT ÇEKİLİYOR BELKİ DE. FİRAT CENNET'E UÇTUNUZ Bİ-GÜNAH SABİLER. BENİM GİBİ BİRİ BİLE KİRLİ GÖZYAŞLARIYLA AĞLAMIŞ SİZE. ÖLÜMÜNÜZÜN ACISINI ANCAK CENNETİNİZ HAFİFLETİR. BEN BİRAZ DA ÇOCUK ÖLÜMLERİNİN SIKLAŞMASINI İLAHİ İKAZLAR OLARAK GÖRENLERDENİM. BİZ BÜYÜKLERİN YAPTIĞI KALPSİZLİKLERE DİKKAT ÇEKİLİYOR BELKİ DE. off off Dün o haberi alınca çok üzülmüştüm. Bugün sabah sabah bu yazıyla birlikte hüngür hüngür ağladım. Başa geldiğinde bile yazılması pek kolay olmayan bir şey bu yazı.can selim kardes gibi bende merak ettim.sezai bey o kadar icten,samimi ve his dolu bir yazi yazmis ki.aldi beni olen o yavrucaklarla cennetin yamaclarinda gezdirdi.aileleine rabbimden sabr-i cemil niyaz ediyorum.hepimizin basi sagolsunSelim Cıbık Yazı çok nefis olmuş Sayın Şen. Umarım Aksaray'daki kazada bir yakınınızı kaybetmemişsinizdir. Sanki kaybetmişsiniz gibi yazmışsınız da?
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...