Ölümün derin çukuruna düşmek için bekleyen bedenimin günahı çok; lakin senin rahmetinden de çok değil. Yanıldığım zamanların çokluğu nelerde yanıldığımı bana unutturdu; ancak sen biliyorsun ve unutmazsın; biliyorum. Sezai Şen
Kimseye zararım olmadan yaşadığını düşünen saflardan biriymişim aslında; aslında bir çok insana zararım dokunurmuş, onları rahatsız edermişim de haberim yokmuş. Ya da haberim olduğu halde bundan habersizmiş gibi yaşarmış, davranırmışım meğer. Aslında herkesin farkına vardığı bir ikiyüzlülüğü sergilermişim ama sanki çok başkaymışım gibi tanıtırmışım kendimi, aldatırmışım insanları.
Meğer ben ne kadar şerefsiz, haysiyetsiz ve karaktersiz bir insanmışım ki bugüne kadar kimsenin namusu ile oynamamış, kimseyi kandırmamış, aldatmamış, bir günahı paylaşarak zihinlerinde ve yüreklerinde kalmayı, onlara cehennemde geçirecekleri uzun zaman dilimlerini hediye etmeyi tercih etmemişim!
Meğer yüzüme gülen insanlar aslında beni sevmezlermiş; aslında beni hiçbiri hiçbir şekilde istemezmiş; meğerse beni sevme konusunda ikiyüzlü bir tavır sergilerlermiş! Ben buna rağmen beni sevmediklerini ve istemediklerini söyleyen bu insanlara kendimi zorla kabul ettirmeye, onlarla muhabbetimi devam ettirmeye çalışırmışım!
Meğer ben aslında kendisinden uzak durulması gereken tehlikeli bir kulmuşum; yanımda yöremde bulunanların namuslarına göz dikme, onları kullanma şerefsizliğini bir an bile aklımdan geçiremeyen. Sonra ben bana karşı meyli olanları, içlerinde sevgi taşıyanları da kandırmamış ve kullanmamışım. Gerçekten de çok saf bir kulmuşum ben, çok!
Meğer ben aklını yitirmiş bir kul gibi ona buna iyilik yaparmışım; ama aslında iyilik yapıyor gözükmek için yaparmışım bütün bunları. Belki bana ‘iyi insan’ desinler diye yapacak kadar haysiyetsizmişim. Ben aslında ne kadar adi bir insanmışım da farkına varamamışım bu güne kadar. Bir insan açısından bundan daha büyük kayıp, bundan daha büyük ayıp olabilir mi hiç? Ve bir insan için kendi adiliğinin farkına varabilmek kadar büyük bir meziyet olabilir mi?
Meğer ben yalancının tekiymişim; üniversitede, askerlikte ve iş hayatında yaşadığım birçok sıkıntıyı üzülmesin diye anneme söylemeyip, farklı şekilde aktarmanın yanı sıra çevremde bulunan ve bana güven duyan insanları da paso kandırmışım. Meğer ben aslında çok kibirli ve gururlu bir insanmışım ve merhametten de uzak bir kulmuşum! Ben aslında suratına tükürülmekten başka bir işe yaramayan adi bir yaratıkmışım!
Alnıma çalınan bu leke niye? Ruhuma sıkılan bu azap niye? Ömrümden çalınan bu zaman niye? Bilsem bir Allah’ım, bir bilsem niye!
Niye hak etmediğim halde, bunu çoğuyla hak eden kulların ciğerlerini doldurmakta kullandığı havayı teneffüs ediyorum ki hala? Niye, bu kadar günahkar, sahtekar ve hilekar olduğum halde sayılamayacak kadar insan tarafından saygı görüyorum ki? Neden suratıma tükürülmüyor, neden boynuma bir ip geçirilmiyor ki? Neden ruhuma damla damla veriliyor ölüm? Neden beynimde her gün yeni bir işkence furyası, neden yüreğimden kan damlıyor her daim? Neden yüzüme söylenemiyor bütün bunlar; ensemin günahı ne?
Allah’ım! Benim kadar kötü bir kulunu bu kadar iyi kulun arasında yaşatıp, nefes aldırdığına göre elbet bir bildiğin vardır, elbet bunu bir hikmete binaen yapıyorsundur. Haddimi aşıp, günaha giriyorsam beni bağışla ama artık bu kadar günah, bu kadar itham ile yaşamaktan bıktım, usandım. Sen değil ama kulların çoktan bu dünyayı benim için bir cehenneme çevirdiler. Kabir azabını henüz kabre girmeden hissetmeye başladım, belki cehennemde başıma gelecekler için şimdiden antrenman niyetine çektiriyorlar. Ben onların bana yaptıklarını sana şikayet etmeyeceğim. Sana karşı kullarından şikayetçi değilim. Lakin sana karşı hem kendi nefsimden hem de kullarının yaptıklarına sabredemeyen cismimden şikayetçiyim.
Gözümden düşen her damla yaş, tenimde beliren her tel ak ve yüreğimdeki ızdırap ile başıma gelenleri sana havale ediyorum. Ya beni temize çıkar ya da canımı hayırlısı ile al. Ne yaptığını bilmez, ne söylediğini işitmez, ne kastettiğini kendisi bile anlamaz kulların arasında yaşamaktan, sahtekarların peşinden gözü kapalı koşulduğunu görmekten, üç kağıtçı insanların saygın insan pozisyonlarında baş köşelerde ağırlanmalarını izlemekten, insanların işlerine gelmediği zaman geçmişte yapıp ettiklerini unutmalarından veya inkar etmelerinden, kendilerine iyiliğinden başka hiçbir şeyinin dokunmadığı insanlar aleyhinde diğer kulların konuştuklarına şahit olmaktan, ila nihaye süreceğini sandığım dünyalık bir azabın figüranı bulunmaktan bizarım.
Allah’ım! Artık acıdan başka yüzüme bakan, yaştan başka gözümden akan yok. Sadece Sen ve hüzün tutup kaldırıyor, bir hüzne takılıp düştüğümde beni; başka dostum yok.
Yarattıkların arasında benim derdime derman olabilecek bulunmadığından emin olduğum için sana geldim Allah’ım. Sen çaresizlerin çaresi, sahipsizlerin sahibi değil misin ki benim bu basit isteğimi geri çeviresin. Şu karanlıklar içindeki bana bir ışık uzat lütfen; benim gibi karanlıkta kalmışlara, ışığı hiç görmemişlere. Onların kalplerini aydınlat ve hayatlarını ebedi olarak uzat.
Ölümün derin çukuruna düşmek için bekleyen bedenimin günahı çok; lakin senin rahmetinden de çok değil. Yanıldığım zamanların çokluğu nelerde yanıldığımı bana unutturdu; ancak sen biliyorsun ve unutmazsın; biliyorum. Ben bugüne kadar hep kendi kendimi kandırdım; hâşâ Seni değil. Sen yanılmazsın ve arzu ettiklerini de yanıltmazsın, biliyorum.
Eğer günahlarımın çokluğu affedilemeyecek gibi ise elbette ben senin kulunum ve söyleyecek bir şeyim yok. Sadece tebessüm yüzüme neden bu kadar yabancılaştı, sevinç kalbime neden uğramaz oldu, gözlerim neden yaşlarına abone ve neden bu azap ruhuma sıkılır yine; cevabını arıyorum ve bulmamda yardımcı olmanı umuyorum elbette. Çünkü Sen bir teksin; senin gibi hiçbir şey olamaz asla. Ne kadar ararsam arayayım senin gibi bir yardımcı bulmam mümkün değil, biliyorum.
İyi ki varsın Allah'ım ! Ne zaman "görüşebilir miyiz" desem isteğimi geri çevirmiyorsun. Ne zaman arasam yanımdasın, aklımdasın, kalbimdesin. Sevdiğimi söylediğimde seni hiç bir zaman terslemiyorsun beni. Ve seveni seni mutlaka seviyorsun. Hiç bir zaman seni seveni geri çevirmiyorsun; görüşmemek için bahane bulmuyor, üretmeye çalışmıyorsun. Sana karşı bir adım atana üç adım yaklaşıyor, yürüyerek gelene koşarak gidiyorsun.
Ne zaman hüzünlü olsam saçımı sen okşuyorsun, yüreğime sen teselli veriyorsun. Ve beni kullarına karşı mahcup etmiyorsun. Ve çok şükür ki bana seni bir an bile unutma fırsatı vermiyorsun...
Her şeyi anlıyorum aslında Allah’ım! Ama tek bir sorunun cevabını bulamıyorum bir türlü:
Yorumlar Sn. Nisa Yapmis oldugunuz elestirilerden dolayi size tesekkür ediyorum. Yalnız size şunu hatırlatmak istiyorum. Ben eleştiriye değil zanna kızıyorum. Eğer yeteri kadar dikkat ederseniz bunu anlarsınız zaten. Sizden bir ricam var: Çelişkiye düştüğümü söylüyorsunuz ama çelişkilerimin neler olduğunu söylemiyorsunuz. Tahmin ediyorum burada beni sonsaniye.net okurlarına rezil etmek istemediniz, çelişkilerimi bir bir yazıp. İşte size e-mailim: sensezai@gmail.combetul
Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl.
Zira feryat belâ-ender(bela icinde), hata-ender(hata icinde) belâdır, bil.
Belâ vereni buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil.
Bırak feryadı, şükür kıl manend-i belâbil( bulbuller gibi), demâ(her dem) keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fenâ-ender hebâdır, bil.
Cihan dolusu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.
Tevekkülle belâ yüzünde gül, ta o da gülsün.
O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Bil, ey hodgâm(kendini dusunen)! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada.
Hüdâbin(Allahi bilen) isen, O kâfidir, bıraksan da bütün eşya lehinde.
Ger hodbin(kendini dusunen) isen helâkettir, ne yaparsan bütün eşya aleyhinde.
Demek terki gerektir her iki halde bu dünyada.
Terki demek: Hüdâ mülkü, Onun izni, Onun namıyla bakmakta.
Ticaret istiyorsan ger, şu fâni ömrünü bâkiye tebdilde.
Eğer nefsine talipsen, çürüktür, hem temelsiz de.
Eğer âfâkı istersen, fenâ damgası üstünde.
Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.
Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında.
nisa sayin sen elestirilere acik olmadiginizi gorerek yazmak istedigim yorumdan vazgeciyorum. oncelikle elestirilere acik olmalisiniz siz bir yazarsiniz sadece olumlu olanlara eyvallah olumsuzlara mahkeme daha olmadi ilahi mahkeme yolunu gostermeniz hic yakisik almamis. bu ne alinganlik. ben sizin biraz daha profesyonel bir yazar oldugunuzu zannetmistim. halbuki on bir yasinda bir cocuk edasiyla cevap veriyorsunuz. elestiriler nasil olursa olsun iyi bir egitmendir. ne demisler dost aci soyler. ayrica yazinizda tezatlar oldugunu ve ayni yazi icinde celiskilere dusmussunuz. diger yazilarinizda da var bu durum. [umarim kizip bana da hakkinizi haram etmezsiniz. bu kadar da mi elestirmeyelim yani ;) ]Esma Nur Parlak Bir kez daha okuyunca yazıyı daha çok beğendim. Özellikle de Allah'a sesleniş ve dua kısımları nefis olmuş.Zeynep Kübra TORAMAN Şimdi GÜL ve LALE mevsimidir gönül!..
Güzel gören güzel düşünür!
Dallar çiçek çiçek ve dallar meyveye durmaya başladı!..
NE OLUR, ENSEYİ KARARTMAYALIM!
NEV-BAHARLA GELEN GÜZELLİKLERİ SEYRE DALALIM!
Bugünlerde İstanbul çok güzel! Hava çok güzel, doğa-tabiat çok güzel! ..Ve LALE MEVSİMİ başladı; hemen her yerde rengarenk laleler, sümbüller, karanfiller, menekşeler!..Mis gibi kokuyorlar! Yakında erguvan bayramı da var!
Dün Sultanahmet Meydanına gittim; inanın, canım hiç geri dönmek istemedi. Sultanahmet Camii; şimdi bir başka güzel! MAHZUN AYASOFYA; karşıdan bakıyor, yüzü kızarık hala; ama halinden de pek şikayetçi deil gibi. Aşağıda, Gülhane Parkı; cennetten bir köşe olmuş sanki! Tertemiz, mis gibi hava! .Ve dev ağaçların tepelerinde yuva yapmış leyleklerde muhteşem bir coşku ve şenlik var!..
Ve şimdi işte; GÜZELLER GÜZELİ'ne (s.a.v.) geliyorum!...Zaten, çocuklarımı alıp bunun için gitmiştim Sultanahmed'e!..
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) KUTLU DOĞUMU münasebetiyle, Sultanahmet Camii'nin tam karşısında yer alan (meydanda) İSLAM ESERLERİ MÜZESİNDE; 1-15 NİSAN tarihleri arasında adeta manevi bir bayram var: Efendimize ait 150 civarında orjinal eser sergileniyor. İnsan seyredince, görünce bir başka aleme gidiyor; kendinden geçiyor...
İşte bunun için, meydanda belki 1 KM. uzunluğunda sevgi seli(kuyruk) vardı..Ama, bereket herkes birbirine son derece saygılı ve sıra hemen geliverdi!
Müzenin bir bölümünde, 15 Nisana kadar; 9.00-16.30 saatleri arası herkese açık, ücretsiz bu mübarek sergi; İstanbul'a bir başka güzellik kattı. Ve orada duydum; binlerce kişi "salavat okuma" yarışması yapıyormuş; herkes içerisinden sürekli salavat getiriyordu. Bir kız çocuğu; 25 bininci salavatımdayım dedi.
Ne olur; Allah'ın büyük lutfu bu güzellikleri kaybetmeyelim; kardeş olalaım, Rabbimize çok şükredelim. KUTLU DOĞUM HAFTANIZ mübarek olsun! Dilerim; medya, gereğince bu haftanın, yani Efendimizin(s.a.v.) kıymetini bilip takdir ederler...Güzel haberler-yazılar-görüntüler verirler!..
AZİZ İstanbul; lale ile erguvan arasında bir GÜL (s.a.v.)!Mücahitoğlu'na Sayın Mücahitoğlu, siz beni bir dehlizde olmak ile itham ediyorsunuz şimdi de. Yani siz yazılarıma bakarak bir takım anlamlar çıkardığınızı söylüyorsunuz ve beni kurtarma peşindesiniz güya. Pekiyi ben mizah yazılarımı yayınlasam burada benim içimde bulunduğum halin çok mu mükemmel olduğunu düşüneceksiniz? İnsanların farklı halleri ve durumları her zaman olur. Çok şükür içinde bulunduğum halleri idrak edecek ve bunun üstesinden nasıl gelineceğini bilecek kadar hayat tecrübem var. Diyelim ki siz benim aslında ne için hangi yazıyı yazdığımı bilmiyorsunuz ve sadece kendi tahminlerinize göre böyle bir yorumda bulunuyorsunuz. Üstelik yorumunuzu yazarken sanki benim çevremde beni çok iyi tanıyan, hatta yazılarımı yazdığımı sandığınız karşı cinsi de tanıyan biriymiş gibi bir tavır içindesiniz. Eğer bana bu kadar yakınsanız ve benim neyi niçin yazdığımı bu kadar iyi biliyorsanız neden gelip de elimden tutup beni kaldırmıyorsunuz ki?! Öyle yapsaydınız doğruyu yapmış olurdunuz. Ancak buraya böyle bir mesaj yazarak hiç ama hiç doğru bir iş yapmadınız. Bir başkasının yanlışı bir başka yanlışla veya yanlış bir yolla düzeltilemez. Sizin ilk yazdığınız yorumda öyle ağır suçlamalar, ifadeler var ki size yapılmış olsa idi bunlar eminim siz de yaralanırdınız. İyi niyetiniz için teşekkür ederken, üslubunuzdan ve suçlayıcı ifadelerinizden (rövanş almak vs gibi) dolayı size hakkımı helal etmiyorum. Çünkü bir insana yardım onu topluma açık mekanlarda aşağılamakla gerçekleşmez. Benden e-mail adresimi isteyip, yardımınızı gerçekleştirebilirdiniz. Bazı konularda daha tecrübeli olmak her şeyin en iyisini sizin bildiğiniz anlamına gelmez.Yunus Mücahitoğlu Tekrar merhaba sayın Şen,
Samimi düşüncemi ifaderken biraz sert olduğumu zaten yazımın içeriğinde ifade ediyorum.Tekrar okuduğumda sana hakaret içerdiğini de düşünebiliriz.Ama bu bir tercihli uslüp seçimidir.Yani içinde bulunduğunuz durumu buranın müdavimleri gibi karşılamamış olmam ve farklı bir ses vermem sizi elbette rahatsız etti.Aslında yapmak istediğim de buydu.Çünkü size gerçekten yardımcı olmak istedim her ne kadar şık gözükmese de.Bunu şöyle izah edebilirz.Olağanüstü bir durum karşısında şoka girip gerçek dünyayla bağı kopan bir insanın suratına atılan şamar ona atılan gerçek bir tokatmıdır.Ve atan o kişiye husumetten mi atmıştır.İçinde bulunduğunuz durumu iyi anlayan, sizden yaşça ve tecrübece eski olan bu fakirin geldiği nokta itibariyle, bir erkeğin(Evet doğru tahmin ettiğiniz)böyle bir rahatsızlık yaşamasına ben tahmmül edemiyorum.Daha önce bende yaşadım ve çok şükür şifa kanallarıyla sağlığıma kavuşup o melankolik saplantıdan çıktım.Gerçekten zor günlerdir ve insanı karanlık dehlizlerde gezdirir.Ne için?Bir karşı cins için.Sorular sorular ve sorular.Cevabı bilinmeyen binlerce soru.Kimse sana yapılması gerekeni yapmaz ve seni bu dehlizden tutup çıkaramaz.Kaosun içinde bocalar durursun.Neticesi ağlak bir erkek.Gerçekler gözlere görünmez olur, duygular yaş olur akar.Elde ve sırtta olan yerine sadece zihinde kalan hatıralar yorar insanı.Sabah doğan güneş aydınlatmadan,ısıtmadan buz gibi doğar ve batar dünyanıza.Ne için?İstemiyorum diyen bir arz için.İnançlarınız bile sizi terketmek zorunda kalır bu bilinçsiz ve şuursuz duruşunuz karşısında.Ama yine de yoğrulduğunuz teknede ne kadar zaman geçirdiyseniz o kadar güçlüsünüz iman olarak.Ve o iman sizi sahil-i selamete çıkaracak bir pusuladır.Yeterki kullanmak için irade gösterin.Ben buranın farklı bir sesi olmak istesem ve farklı bir bakışla düşüncelerimi paylaşmak istesem bana hoşgörü ile bakılıp bakılmayacağını şimdilik bilmiyorum.Ayrıca düşüncelerimin yanlış bir hedefe yönelmesini asla istemem.Ne yapıyorsam fayda vermeli.Amacım sizin düşündüğünüz gibi değildi.O yüzden eğer size faydası olacaksa öncelikle bu site sakinlerinden ve sonra şahsınızdan özür dilemesini de bilirim.Ama tokadımın şefkati için asla.Çünkü belki daha sonra anlıyacağınız bir faydanın kıymetini bugün yargılatmak zaman'a da saygısızlık olur.Bekleyelim ve görelim.Saygılarımla.Mücahitoğlu'na Yaptığınız yorum şahsımı aşağılamaya yönelik. Beni aşağılayacak kadar neden kendi seviyenizi de düşürdünüz anlayamadım. 'Erkek' olduğunuzdan, eminim benim verdiğim email adresime mesaj atarsınız. Ondan sonra telefonla görüşelim orada beni sesli olarak da aşağılayabilirsiniz. Bunu yapmazsanız mesajınız hakaret içerdiği için size mahkemeye vermek durumundayım. Mesajın yazıldığı bilgisayırı bulmak pek fazla zaman almaz...
email adresim: sensezai@gmail.com
En kısa sürede görüşmeyi umuyorum sevgili Mücahitoğlu!Yunus Mücahitoğlu Yazılarınızın seyrine bakınca durumunuzun tipik bir melankoli hastalığı olduğu aşikar görünüyor.Reddedilmenin ardından en iyi yaptığınızı düşündüren yazı yazabilme kabiliyeti nizi, okuduğu muhtemel (sevgili)muhatabınızla herkesin ortasında hesaplaşma oyununu kendinizin kazanacağınızı düşünüyorsunuz. Hiç değilse bu size, rövanşı alma mutluluğu yaşatacak.Ama kazın ayağı öyle değil.Hatta kızın da…Belki çok acı ama şu anda psikolojik olarak hapı yutmuşsun kardeşim.Tek çaren uzun süreli tedavi.Hatta ilaç takviyeli.Bunu bilmeyenler sana “ Ooo harika yazmışsın.Yürrü kim tutar seni diyor ama bunların sana bir faydası yok.Hatta zararı var.Acilen bir uzmana danışmak senin için ne kadar onur kırıcı gibi gelse de sen sana olan en büyük iyiliği bu adımı atarak yapabilirsin.Biliyorum sert oldu biraz belki ama, damdan düşeni damdan düşen anlar.Allah tez zamanda şifa versin.selim ak Saygıdeger gardasım!
Seninle bir dönem aynı masayı paylasmıs biri olarak, bir gün icap eder de bana sorarlarsa deyecegim o dur ki Allahım ben bu insanın samimiyetine sahidim. taki yurt dısına çıkana kadar aynı feryatlar iç dünyasında yankılanan, yankılandıkça büyüyen biri olarak derim ki seytanın en büyük hilesi olan bittim bitiyorum oyununa düsmeyelim. Selman Bayoğlu Sayın Şen: yazınız güzel.. faydalı olmuş.. çoklarının iç alemine yönelmesine vesile olabilir.. Acizane Size ve okuyuculara bir önerim var: Kâmil bir Mürşid'e varınız.. dizinizi dizine veriniz.. O ruhunuza sıkılan azap diye nitelendirdiğiniz haleti bi-iznillah aşmanıza vesile olacaktır.. Derdiniz değişecek "derman"ınız olacak.. Allah'a bir kurban arıyorsunuzdur.. Kurban'ın canınız olduğunu.. nefisiniz olduğunu göreceksiniz.. "Mürşid gerektir bildire/Hak'kı sana hakkalyakin/Mürşid'i olmayanların/Bildikleri güman imiş/(Niyazi Mısri)" Kâmil bir Mürşid'i nerede bulacam derseniz "Mürşid-i Hakiki olan Allah"a dua ediniz.. Cihanın bir ucunda dahi olsa sizi buluşturacaktır.. ahd ediyorum bunu..eşref kuşçubaşı tebrik ediyorum samimi bir şekilde içindeki duygularıbı bu şekilde yanıstmak ve çözüm aramak adına çok güzel bir yazı...ama bunu sadece damdan düşenlere ithaf ediyorum... ahmet atlı dostum yazını okudum ve çok duygulandım ama niçin bunu herkesle paylaşmak istediğini anlayamadımEsma Nur Parlak Sayın Şen, yazınız inanılmaz derecede sitem kokuyor. Bir bıkkınlık hali sezdim yaşamaktan ve çevrenizdeki insanların tutumlarına şahit olmaktan. Umarım yanılıyorumdur. Yazınız genel olarak çok samimi ancak özellikle dua sayılabilecek bölümlerindeki ifadeler mükemmel olmuş.
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: