gasteci.com
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Aylardır yurt dışında olan işadamları!
Bir süre once bir dostum bazı önemli işadamlarının aylardır yurt dışında olduğunu, Türkiye’...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Camiye saldıran, çocukları öldüren İsrail…
İsrail'in Gazze Katliamı kara harekatıyla devam ediyor. Bir haftadır süren hava bombardımanında ...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu Kürtler 10 Eylül 1979 - Birileri 12 Eylül 1980
PKK Terör Örgütü’nün ivme kazanmaya başladığı tarihler 1982-1983’lere rastlar. Kırılma n...

Harun Tokak

Harun Tokak Son akşam yemeği...
Hepsi on iki kişiydi. Bu onlarla son akşamıydı. Son akşam yemeği… ...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Türkiye’de Dengeler Değişirken…
CHP lideri Deniz Baykal’ın bir süre önce başlattığı ‘Türban’ açılımını nasıl yor...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk İsrailoğulları'nın kaderi
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği hava saldırısı her şeyi altüst etti. İşaretler kara harekatının da ba...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Angela Roosevelt!
Dünya bu denli büyük global bir ekonomik krizle yeni karşı karşıya değil. 1933 Mart'ında yaşanan ve ...

Halit Esendir

Halit Esendir Susurluk trafik kaza raporu Ergenekon'u gösteriyor...
3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasının suikast olduğunu gösteren bir çok iddia ve de...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut Sistemin tanrısına dokunmak!
Her sistemin bir tanrısı vardır. Adı ‘Nemrut’ (bir türlü ölmedi)tur, ‘Firav...

Sezai Şen

Sezai Şen AK PARTİ GÖKÇEK'İ YENİDEN ADAY GÖSTERMEZSE CHP'YE BÜYÜK İYİLİK YAPMIŞ OLACAK!
AK Parti bugünkü tabloda Melih Gökçek'i Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı göstermezse sanki AK...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Çankaya’da kimler olmalı

Halit Esendir Zaman gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Ünal’ın 9.2.2007 tarihli köşe yazısında Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer’in eskiden beri dostu olan ismini vermediği şimdilerin AK Parti milletvekiline Sayın Sezer’in Anayasa Mahkemesi başkanı iken ülkede neden gerçek demokrasi olamayacağını anlatırken verdiği örneği çok manidar buldum.
Halit Esendir
‘…Ahmet Necdet Sezer Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yaparken 'demokrat ve özgürlükçü düşünceleri' seslendirerek çıktı Çankaya'ya. Koltuğunu bu konuşmalarına borçlu... O günlerde dinlediğim bir anekdotu unutamam, sizinle paylaşmak isterim. Şöyle ki... Ahmet Necdet Sezer sık görüştüğü bir arkadaşını Anayasa Mahkemesi'ne yemeğe davet eder. Daha sonra AK Parti'de siyaset yapacak arkadaşıyla Türkiye'nin yapısal sorunlarını da konuşurlar, siyaseti de... Yemeğin sonunda Sezer, 'Bu ülke tam demokrasiye zor geçer. Özgürlüklerin önündeki engeller zor kaldırılır.' der ve söylediklerini gerekçelendirmek için arkadaşının elinden tutarak pencereye doğru götürür.

Anayasa Mahkemesi'nin en üst katından dört bir yanı görülen Çankaya Köşkü'nü işaret ederek 'Bak, cumhurbaşkanı şurada çalışıyor, etrafındaki şu binalar da askerlerin... Görüyor musun askerler Cumhurbaşkanlığı'nı çepeçevre kuşatmış durumda. Sistem çağdaş demokrasiye nasıl ulaşacak?' der. İnanmakta zorlandığınızı biliyorum, bu anekdotu üçüncü şahıslardan değil, şu an AK Parti'de önemli görevler üstlenen Sezer'in arkadaşından bizzat dinledim, doğruluğuna da eminim. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yaparken 'demokrat ve özgürlükçü düşünceleri' seslendirerek çıktı Çankaya'ya. Koltuğunu bu konuşmalarına borçlu...‘
Gerçekten bunları söyleyen A.Necdet Sezer Anayasa mahkemesi başkanı iken yıldönümlerinde yaptığı konuşmalarla demokrasinin daha ileri gitmesini arzulayan beyanlarda bulunmuştu. Hatta Cumhurbaşkanının yetkilerinin parlementer sisteme ters bir şekilde fazla olduğunu açık yüreklilikle ifade etmişti. Zaman gazetesinde yer alan Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’ın köşe yazısı diğer medya ve yazarları tarafından görmezden gelinmesi de çok ilgi çekicidir. (Radikal’de köşe yazarı Murat Yetkin hariç) Medyamızda bu konular her nedense pek bahsedilmemektedir.

Neşe Düzel’in Özal’ın ilk savunma bakanı Zeki Yavuztürk ile yapılan 20.6. 2005 tarihli röportajı dile getirdiği gibi özetle ; (.....Özal’ın ilk savunma bakanı Zeki Yavuztürk Savunma bakanının lojmanı nasıldır peki?

Onu ben yaptırdım. Bakan olduğumda müsteşar Hüsnü Çelenkler paşa bana 'Bizim bir lojman var. Size orayı hazırlayalım' dedi. Kaç metrekare diye sordum. '130 metrekare kadar' dedi. Ben Ankara'da 180 metrekarelik kendi dairemde oturuyordum. 'Benim yerim var paşam. Komutanlar nerede otuyor' dedim. Onlar Köşk'ün bahçesinin içinde otuyorlar.' 'Konsey üyeleri nerede otuyor' diye sordum. Onlara da bahçenin karşısında villalar yapılmış. 'Bakanınıza da bir yer yapsaydınız dedim. 'Vallahi şimdiye kadar böyle' dedi. Lojman meselesini Turgut beye söyledim. O herkesin nerede oturduğunu biliyor. Bana, 'En iyisini yaptır. Daha güzel bir şey yaptır' dedi. Konsey üyelerinin tam arkasında yamaçta 300- 400 metrekarelik bir yer yaptırdık. .....) demektedir. Medyamız demokrasi havariliği sınavında hep sınıfta kaldığı gibi Çankaya konusunda da kalmaktadır.
Çankaya’ya ilk çıktığı 2-3 yıl içersinde halk içinde görünmeye özen gösteren sade yaşantı sahibi birisi olarak halkta genel kabul görmüştü. Ancak AKP iktidara geldikten özellikle 6 ay sonra başlayan anti demokratik tavırları devam ettirmesinin altında kendi ifadesi ile Çankaya’nın içinde Cumhurbaşkanı köşkünün hemen etrafında yer alan Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının lojmanlarının olmasından mı etkilenmektedir.
Bu anlatılanların yanlış olduğunu sanıyorum hiç kimse söylemiyecektir. Şekli bile olsa Cumhurbaşkanlığı köşk alanı içersinde komutan lojmanlarının varlığı demokratik bir tutum değildir. Cumhurbaşkanlığı içersinde birilerinin lojmanı olması gerekiyorsa Bu sırasıyla Cumhurbaşkanına vekalet eden Meclis Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genel Kurmaybaşkanı olmalıdır. Ülkede sivil bir görüntü ve demokrasi var demek istiyorsanız bunun yapılması gereklidir. Halkın seçtiği temsilcilerinin de Çankaya içinde şeklen dahi olsa varlığı olmalıdır. Bu millete bunu kimse çok görmemelidir.
Kuvvet Komutanlarına ve üst düzey komutanlara yakışan kendi karargahları içinde veya yakınında yeraltına da inilebilen güvenli lojmanları her türlü donanımıyle mutlaka yapılmalıdır. Ülkenin güvenliği ve orduların acil durumlarda sevk ve idaresi karargah içinden yürütülmelidir. Askerin yeri kışlası olduğu siyasetin tepe noktası olan Çankaya’da bulunmalarının doğru olmadığı gerçeği artık kabul edilmelidir. Bunu hiç kimse gurur veya onur meselesi yapmamalıdır. 80 yıldır devam eden bu anti demokratik görüntüyü kaldıracak kuvvet komutanlarımızı halkın gözünde küçük düşürmez aksine demokrasiye şeklen olsa bile katkılarından dolayı onları milletin gözünde daha fazla yüceltecektir.


Özellikle 1995 yılına kadar halka ve basına olabildiğince açılan ve şeffaf tavır sergileyen Genel Kurmay eski Genel sekreteri Tümg.Hurşit Tolon ve eski Genelkurmay başkanı Org.Doğan Güreş döneminden sonra ordudan başlayan BÇG ve andıç olaylarının ilerisinde basının bile sınıflandırıldığı ortaya çıkmaktadır. İnsanın aklına, 28 şubat sürecinde Ordunun manevi şahsiyetini yıpratan anti demokratik tutumlar Ordunun bazı generallerinin son dönemde de medya ve siyaset içinde olmasının altında acaba Çankaya sırtlarını karargah tutmalarının dahli varmı dır ? sorusu ister istemez geliyor.

Eğer Komutanlar karargahına dönmediği takdirde bu millet Çankaya’ya gelecek komşu konusunda neden bu kadar bazı askerlerin rahatsız olduğunu ve iki de bir ülkede terör ve PKK sorununu 25 yıldır askeri yöntemlerle çözemeyerek önce güvenlik mülazahalarını birazda abartarak 55 yıldır bir türlü gelmeyen demokratikleşmenin önüne yeni setler koyan askeri cenahının AB yolunda yapılması gereken reformları da engeller tavır sergilemesini asla kabul etmiyecektir.



23.Mart.2007 04:37:30

Puan: 3.0/5 (20 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   İBRET
İSRAİL'İ YÖNETEN İRAN YAHUDİLERİ!.. Evet başlıkta yanlış yok. Humeyni’ye kadar en kaymak tabakayı oluşturan Humeyni sonrasında İran’dan kaçan Yahudiler bugün “etkin” görevlerde… Acaba bu İran Yahudilerinden ülkemizde de var mıdır? Eğer varlarsa hangi tür kilit pozisyonlarda görev almaktadırlar. Sevgili dostlar, bugün Amerika ve İsrail’in, İran’a ne en bu kadar sinir olduklarının ve bir kaşık suda boğmak istediklerinin pek çok gerekçesi vardır. Bunlar petrol, petrol ve gene petrol olarak sıralanabilir. Bunun dışında ise bugün özellikle İsrail ve Amerika’da çok etkin olan bir grubun varlığını ve onların İran’la olan bitmemiş hesaplarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İran’ı yerle yeksan etmek isteyenler sıralamasında en önde bulunan bu grubun ismi İran Yahudileridir. İran Yahudilerinin tarihi çok eskilere dayanır hatta bugünkü tahrif edilmiş İncillerde bile sıklıkla zamanın Pers ülkesindeki Yahudilerden bahsedilir. Yahudilerin İran’da ne aradıklarına gelecek olursak Babil kralı Nebukadnazar Kudüs’ü ele geçirdiği zaman Yahudilerin zırt pırt isyan çıkarmalarına çok sinirlenerek onları toplu halde bugünkü Irak topraklarına ışınlamıştır. Daha sonra Pers kralı Cyrus gelerek Babil’i ortadan kaldırır ve Yahudilere özgürlüklerini kazandırır hatta Kudüs’te yıkılan tapınaklarını yapmaları için izin bile verir. Bu demokratik ortamdan çok memnun kalan Yahudiler de İran’ı baş turistik gezi ve yerleşim alanları yaptılar ve o zamandan beri çocuklarına verdikleri isimler arasına Cyrus ismini de katmışlardır. Bugün İsrail’de İran kökenli Yahudiler Mizrahim adı verilen grup içinde yer alırlar. Mizrahim “Doğulu” demektir ve sıklıkla soyadı olarak kullanılır.( Nasıl kafanızda bir ışık yandı mı). İsrail de İran Yahudileri son derece etkindir. Mesela bugünlerde yanında çalışan kızcağızlara tecavüz ettiği suçlamaları sebebiyle sinir buhranları geçiren İsrail cumhurbaşkanı Moşe Katsav gerçek adı Musa Ghassab olan bir İran Yahudi’sidir. İran’ın Yezd kentinde doğmuş ve beş yaşında ailesiyle İsrail’e göç etmiştir ve hala Farsçayı mükemmel konuşabilir. Eski İsrail savunma bakanı ve şu anki ulaştırma bakanı Shaul Mofazda Tahran doğumlu bir İran Yahudi’sidir. Bitmedi, geçen sene Lübnan’da sivillerin üzerine bomba yağdırılması emirlerini veren ama Hizbullah karşısında maskara olduğu için görevden alınan eski İsrail Genelkurmay başkanı Dan Halutzda bir İran Yahudi’sidir. Kısacası bugün İsrail’de İran’a karşı savaş planları hazırlayanların büyük çoğunluğu aslında İran doğumludur ve doğdukları ülkelerini havaya uçurmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İran Yahudilerinin etkin olduğu ülkelerden biride Amerika Birleşik Devletleridir. Mesela bugün Amerikanın en zengin ve ünlülerinin ikamet ettiği Los Angeles’in Beverly Hills şehrinin belediye başkanı geçenlerde seçilen Cemşid yani Jimmy Delshad isimli bir İran Yahudi’sidir. Seçim başarısının sebebi ise Amerikanın bu en lüks şehrinde oturan ensesi kalın vatandaşların yarısının İran Yahudi’si olmasıdır. Peki bu müthiş zenginliğin sırrı nedir derseniz onun cevabı kolay. Humeyni’nin İran şahını mat etmesinden önceki dönemde İran’ın zenginlerinin, mürekkep yalamışlarının ve önde gelenlerinin çoğu İran Yahudi’siydi ve bunlar devrimden sonra soluğu Avrupa ve Amerika’da almışlardı. İran’dan kirişi kırarken yanlarında götürdükleri yükte hafif pahada ağır şeylerin bugün Beverly Hills’in çoğunluk nüfusunu oluşturmalarında büyük rolü vardır. Başka bir ünlü İran Yahudi’si ise Borat adıyla tanınan İngiliz vatandaşı aktör Sacha Kohen. Kendisini Kazak Türkü bir gazeteci kılığına sokarak yaptığı türlü rezillikleri filme çeken ve bununla da önüne ne koysan izleyecek denli dejenere olmuş Amerikan film izleyicisi tarafından kahraman ilan edilen Borat bir İran Yahudi’sidir. İran’daki Yahudilerin devrim öncesi değerli İran halılarının Türkiye üzerinden Batıya pazarlanması ticaretinde tek söz sahibi olduklarını ve bugün Amerika’daki İran halısı satan işletmelerin çoğunluğunun sahiplerinin onlar olduklarını da son bir not olarak ekleyelim. Sözün özü İran’ın kaymaklarını balla karıştırıp yerlerken tepelerine binen Humeyni sayesinde yedikleri kaymaklar boğazlarında kalan İran Yahudileri bugün olası bir İran işgalinden en fazla faydayı sağlayacak ve bunu düğün bayramla kutlayacak ilk gruplardandır. Söz açılmışken acaba bu İran Yahudilerinden ülkemizde de var mıdır. Eğer varlarsa hangi tür kilit pozisyonlarda görev almaktadırlar ve İran işgaline bakışları nedir, bir düşünün bakalım. (Serdar Kuru-Araştırmacı-Yazar: iyibilgi.com)
   Osman ERİŞ
Cumhurbaşkanı Sezer; bugüne kadar kimleri affetti, kimleri affeder ve kimleri atadı, kimleri atar?.. Daha önce 9 Eylül Üniversitesi rektörü Emin Alıcı; Süryani/Hıristiyan olduğunu açıklamıştı. Sabih Kanatoğlu için de bazı sol web sitelerinde SÜRYANİ-Hıristiyan olduğu iddia ediliyor! Tamam da, neden müslümanlara ve Türklere karşı bu kadar hoşgörüsüz, kin ve hınç dolu? TBMM'de Ak Partiden daha fazla çoğunluğa tek başına sahip kaç parti çıkar? Anayasal olmayan ne var? Aslında Kanatoğlu'nun amacı ne? Sayın Cumhurbaşkanı Sezer; devletin tepe noktalarına hep Süryanileri, Ermeni, Rum ve Yahudi kökenlileri mi yerleştirdi? Van üniversitesi rektörü de ünlü Güllü Agop'un torunu imiş! Genelkurmay Başkanı'nın da Sabetayist kökenli olduğu iddia edilmişti! Peki, bu ülkede kim Türk? Türklere ne oldu? Türkler, Türk kökenliler neden güvenilmiyor?
   ÇAĞRI
İMDAT!..BÜYÜK TEHLİKE!..Misyonerlerin, terör örgütlerinin, organ, fuhuş ve uyuşturucu mafyalarının tuzağı altındalar: "4 Milyon Çocuk Yetim…" "Uygarlığınız Batsın!" BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Irak'ta 4 ila 5 milyon arasında çocuğun savaş yüzünden yetim kaldığını açıkladı. Örgüt, uluslararası doktorlar ve hastanelerden bu çocukların psikolojik tedavileri için harekete geçmesini istedi. UNICEF'in Irak Temsilcisi Roger Wright, Irak'ta 2003 yılında başlayan işgalin asıl kurbanlarının ailelerini kaybeden Iraklı çocuklar olduğunu söyledi. Wright, savaşın başlangıcından bu yana 4 ila 5 milyon arasında çocuğun yetim kaldığını açıkladı. Irak hükümetini ülkenin dört bir yanında kriz haline gelen yetim çocuklar konusunda uyaran UNICEF temsilcisi, çaresiz kalan bu çocuklar için programların yoğunlaştırılmasını istedi. Roger Wright, hükümetin yetim ve evsiz kalan çocuklar için özel sığınma evleri açmasını isteyerek “Aksi takdirde bu çocukların akıbeti bilinemeyecek” dedi. YETİM SAYISI 4 KAT ARTTI Irak'ta 90'lı yıllarda resmi rakamlara göre 1 milyon 100 bin yetim çocuk vardı. Ancak bu rakam son şiddet olaylarında dört katına çıktı. Irak devletinin bugünkü şartları da bu çocukların çok azının sığınma evlerinde tutulmalarına olanak sağlıyor. Londra'da yayınlanan Şarkul Avsat gazetesinin haberine göre, çocukların savaş yüzünden yaşadıkları psikolojik sorunlara dikkat çeken UNICEF Irak Temsilcisi Roger Wright, uluslararası doktorları ve hastaneleri, yetim çocukların hayata kazandırılması ve tedavileri için harekete geçmeye çağırdı. EVLAT EDİNİYORLAR UNICEF, Iraklı yetimlerin büyük bölümünün akrabalarının yanında hayatta kalmaya çalıştıklarını açıkladı. Irak Çalışma Bakanlığı da, yetim kalan çocuklarla yakından ilgilenmeye çalıştığını belirterek yetimhanelerden ayrıldıktan sonra da onlarla ilgilenildiğini kaydetti. Bakanlığa bağlı yetimhane idaresi, bazı çocuklara da aile bulmada yardımcı olduklarını ifade etti. Irak Çalışma Bakanlığı ülke genelindeki yetim çocukların durumları ile ilgili bir çalışma başlattığını ve uluslararası örgütlerle koordineli çalışılacağını açıkladı. 5 kardeş amcasında Iraklı Mustafa Mecid, 2005 yılında kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan kardeşinin 5 çocuğuna baktığını söylüyor. Mecid, örf ve adetlerin sahipsiz kalmış çocukların yetimhanelere bırakılmasını müsaade etmediğine dikkat çekiyor ve onların geçimlerini nasıl sağladığını şöyle anlatıyor “Onların asıl sahibi Allah'tır. Ben sadece bir vesileyim. Allah'a şükrediyorum ki onları yedirme, giydirme ve eğitimlerini sağlama gücüm var. Bazı çocuklar tüm bunlardan mahrum. Sokaklara düşüp perişan oluyorlar.”
   Gökhan İlter Sarıgazi
Masonlar darbe yapacaklar...TOP SECRET belgeler, darbecilerin eline mi geçti?..Çok tehlikeli bir süreç.. Evet, DEMOKRASİYE kan bulaştırıp darbe yapacaklar! Libya tarzı...Emekli albay yerine, bir general oturacak! Ulusalcı sosyalist(nasyonal sosyalist) veya BAAS tipi bir darbe planlanıyor. BATI'ya karşı gibi görünüp-durup tamamen BATI'cı bir darbe! Elebaşlarının çoğu mason, masonik, Türk asıllı değil! Hıristiyan ve Yahudi-Sabetayist tarikatlar ve okullarıyla yakından ilişki içerisinde...Amerikan, Mason, Rotary, AB fonlarıyla desteklenen... JANDARMA İSTİHBARAT, CUmhurbaşkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı; gizli dosyalarının büyük çoğunluğunun; ADD Genel Başkanı Şener Eruygur'un elinde olduğu ve bunların bir kısmının da Tuncay Özkan, Cüneyt Arcayürek, Fikret Bila, Fatih Altaylı, Can Ataklı, Hulki Cevizoğlu, Yılmaz Özdil, Altemur Kılıç, Arslan Bulut gibi gazeteci ve yazarların eline geçtiği iddia ediliyor.
   Gürbüz Alan
YAŞLI GÖZLERİNİ BİR KERRE DAHA SİL ANACIĞIM! MÜSTERİH OL! BU ORDU; TÜRK'ÜN ORDUSUDUR, TÜRK'ÜN ORDUSU OLACAKTIR ANACIĞIM!.. İki günde 6 şehit daha verdik!..Apo itini İmralı'da kimler besliyorsa; Mehmetçiğe de onlar kurşun sıktırıyor! NAYO paşaları ve mandacı mason maşaları! ABD-NATO VURUYOR, PAŞALARI MADALYA ALIYOR! Mehmetçik NATO silahlarıyla; İtalyan mayınlarıyla vuruluyor! Generallerimiz de NATO'dan, ABD'den üstün HİZMET, onur, şeref, liyakat madalyaları, şiltleri, beratları almaya devam ediyorlar! Bunlarda zerre kadar Türklük, insanlık, Atatürkçülük olsaydı; bugüne kadar aldıkları o şerefsizlik madalyalarını elbette iade ederlerdi!..Ettiler mi?.. Fransa ile biraz zıtlaşınca anladık ki, ne kadar da çok Fransız LEJYONER ödüllü subayımız varmış meğer!.. PENTAGON KAPISINDAKİ ÇILGIN TÜRKLER!.. Başımıza çuval geçirenlerin kapısına gidip neyi yalvarıyoruz? Genelkurmay Başkanı Org. M. Yaşar Büyükanıt; ABD'ye niçin gidip duruyor? Hesap sormaya mı, hesap vermeye mi? Genelkurmay 2. Başkanı, üst üste İki defa niçin ABD'ye gitti? Herhalde bunlar, UTAH'a maneviyat almaya gitmediler! İcazet almaya da gitmedilerse peki, niçin gittiler Atlantik ötesine? İşte Mehmetçik yine alçakça vuruldu; yine fakir-gariban, gencecik Anadolu evlatları ölüp duruyor! Ölmeyenler ise, YAŞ kararlarıyla ordudan, ordusundan atılıyor!.. NATO paşaları ve maşaları ise; cami köşelerinde boy gösterip şehit kan tüccarlığı, başörtülü şehit yakınları arasında şehit-din suistimali yapıyorlar; gözyaşları üzerine oturttukları koltuklarını ve saltanatlarını hamaset nutuklarıyla tahkim etmeye devam ediyorlar! EFENDİLER, BÜYÜK ATATÜRK BUGÜNLERİ GÖRSEYDİ; BUNLARI DÖNME CAVİY BEY GİBİ SALLANDIRMAZ MIYDI?!.. Nerede Atatürk'ün ordusu şimdi? Türk ordusu mu, NATO ordusu mu? Nerede Milli Türk Ordusu? Nerede Laik Cumhuriyet? NATO paşalarının ve maşalarının Cumhuriyeti; laik Türk Cumhuriyeti olabilir mi arkadaşlar? İki günde 6 şehit daha verdik! Allah rahmet eylesin! Yakınlarına sabır versin! Türk milletinin başı sağ olsun! Ne mutlu Türküm diyene! Tanrı Türk'ü; Türk ve Atatürkçü görünen hainlerden korusun! İç ve dış düşmanlardan, işbirlikçi münafıklardan korusun!
   Hürriyet
Necati Doğru Aselsan'daki intiharları yazdı... ASELSAN’ın 3 mühendisi neden intihar etti? İntihar, “mezar taşı ile övünmeyi istemeyen” insanların canhıraş protestosudur. Can bu, kolay değil. Kendi bilincinle kendi canına, kendi elinle kıyarsın. Anlatması zor. Yazması daha da zor. Okuması da insanın yüreğini yırtar. Biz gazetelere genellikle intihar haberlerini hiç koymayız: Mecbur kalırsak çok küçük haber olarak görürüz. Son 6 ayda ASELSAN’ın 3 mühendisi canına niçin kıydı? Hiç üzerinde durmayacaktım. Hafta sonunda TMMOB İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Erol Celepsoy, gazetecileri ve ülkenin yaşayan en önemli elektrik-elektronik profesörlerini, bu sektörde imalathane, fabrika kurmuş, yenilik yapmış ya da dünyada yapılmış bir yeniliği Türkiye’ye taşıyarak yerli üretime omuz vermiş insanları biraraya getirdi. Bir sunuş yaptılar. *** Elimize toplam sayfa tutarı 700’ü bulan iki ciltlik bir kitabı, okumamız için verdiler. Doç. Dr. Yurdakul Ceyhun ve arkadaşlarının titiz çalışmalarıyla hazırlanmış. Türkiye’de elektronik sektörüne ilk 1954 yılında adım atılıyor; o yıldan bugüne bilgileriyle, çalışmalarıyla, yaratıcı emekleriyle sektöre katkısı olmuş hayattaki 82 kişi ile yüzyüze 8 ay süren söyleşi yapılmış. Ben diyeyim: Türkiye Teknoloji Tarihi... Siz deyin: Türkiye Sanayi Tarihi... Böyle bir kitap çıkmış; adına da “Geçmişten Bugünlere” demişler. İşte bu 700 sayfalık kitap, Türkiye’de teknolojiyi yerli olarak yaratmak isteyenlerin “vatansever yüce çabasını” anlatıyor ve anlatırken; Türkiye’nin teknik adamlarının, uluslararası büyük tekellerin çıkarlarına kurban edilen yaratıcı çabalarının da hikâyelerini, birinci el kaynakların ağzından aktarıyor. 1954’te... İstanbul’da. Perşembe Pazarı’nda hurdacı Kör Ziya’nın, artık tamir kabul etmeyecek kadar bozulmuş, eskimiş radyoları söküp parçalarını sattığı günlerden başlayıp önce montaj sanayiine sonra Netaş’a, Havelsan’a, Aselsan’a hangi emeklerle gelindiğini anlatıyor. *** Geniş geniş olaylar... Bire bir anlatımlar... İşlenmemiş bilgiler... Sergileniyor. ASELSAN’ın kuruluşu, F-16 projesi, burada çalışan mühendislerin kapalı kutularda, gizli ve standart olarak getirilip montajlanan seyrüsefer sistemlerinin, radarların, “düşman ile dostu ayırt etmeye yarayan yazılımların” yerli üretimi için verdikleri çabalara karşı çıkılmasına dair örnekler bu kitapta ham bilgi olarak okuyucuya sunuluyor. Anlıyorsunuz. Yeni değil. F-16 projesine başlandığında da yabancı ortak şirket; “dost uçakla düşman uçağı ayırt edecek yazılımı yapabilme teknolojisini” Türkiye’nin öğrenmesine razı olmamış. Sizin yapmanıza izin vermek istemiyor. Dolayısıyla satın aldığınız uçağın kimi vuracağını, kimi koruyacağını siz belirlemiyorsunuz, ABD belirliyor. Ve bizim mühendsiler de buna isyan ediyor. 3 mühendis ihtihar etti. 3’ü de ASELSAN’dan. 3’ü de ODTÜ mezunu. 3’ü de ASELSAN’da gizli yürütülen silah projelerinde görev yapıyordu. İlkinin 7 Ağustos 2006 günü, ikincisinin 16 Ocak 2007 günü, üçüncüsünün de 26 Ocak 2007’de kendi canlarına kıydıkları (!) açıklandı. İsimleri; Hüseyin Başbilen, Evrim Yançeken ve Halim Ünal’dı. Ne oluyor? 3 intihar, intihar mı? İntiharsa tesadüf mü? Vatan-08/04/2007
   TÜRK OTAĞI
ARIDAN DERS ALMAK: Arı, bir böcek türüdür. Zar kanatlılar takımının üyeleridirler. Zar kanatlıların özelliği; içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve iki çift saydam zar şeklinde kanatlarının olmasıdır. Arıların vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Vücutları yumuşak yapıdaki yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır. Başta gözler, duyargalar ve beslenme organları bulunur. Baş vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın segment denilen halkalardan oluşmaktadır. Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit gözü vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000'den fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelmiştir. Başta bir çift duyarga bulunmaktadır. Bunlar koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını sağlarlar. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassatır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar. Arıların ağız yapısı; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelir. Dil 6-7 mm arasındadır ve arı ırkına göre değişir. Baş iç yapı itibariyle de önemli salgıların yapıldığı kısımdır. İşçi arıların yutak üstü salgı bezleri genç yaşta arı sütü, daha ileriki yaşlarda baldaki sakarozu parçalayan enzimler salgılarlar. Çenede bulunan bezler ana arıda ana arı feremonunu, işçi arılarda ise alarm feremonunu salgılamaktadır. Göğüs arının hareket merkezidir. Dört adet segmentten meydana gelmiştir, bunların üzerinde üç çift bacak ve iki çift kanat bulunmaktadır. Arının orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri polenin kovana taşınması görevini görmektedir. Kanatlar kitinleşmiş damarlarla desteklenmiş çok ince zar şeklindedir. İki çifttir. Uçuşta ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlarlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 km.'ye yaklaşır. Karın (Abdomen), ergin arıda 9 segmentten oluşur ve mide, bağırsak ve üreme organları gibi iç organlarla balmumu bezleri ve iğne bulunur. Segmentlerde bulunan sağlı-sollu bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) işçi arıların balmumu yapma döneminde kalınlaşarak mum salgılama yeteneğini kazanmaktadırlar. Sıvı olarak aynalar üzerine salgılanan mumlar, mum ceplerinde katılaşarak küçük pulcuklar halini alır. Arılar zincirleme birbirine tutunarak özel hareketlerle balmumu sızdırmaktadırlar. Ayaklar yardımıyla ağza götürülen balmumu pulcukları orada yumuşatılarak yoğrulmakta ve böylece petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Mum örme dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri dejenere olur ve birer sıra hücre tabakasına dönüşür. İşçi arıların 7. abdominal segmentinin iç yüzeyinde ve sırt plakasının ön kenarına yakın kısmında büyük hücrelerden oluşan koku bezi (nasanof bezi) bulunmaktadır. İşçi arılar ve ana arıda abdomenin sonunda iğne bulunmaktadır. İğne, iğne odacığından çıkan ince, sivri uçlu bir savunma organıdır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır. İşçi arıların iğnesi geriye çentiklidir; bu yüzden işçi arılar birisini sokmak üzere iğnesini batırdığında geri çekemez. Çentikler testere ağzını andıran çıkıntılar olup bu çıkıntıların sivri uçları iğnenin batış yönünün tersine yöneliktir. Bu nedenledir ki arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz.
   Zeynep Kübra TORAMAN
NE OLUR, ENSEYİ KARARTMAYALIM! NEV-BAHARLA GELEN GÜZELLİKLERİ SEYRE DALALIM! Bugünlerde İstanbul çok güzel! Hava çok güzel, doğa-tabiat çok güzel! ..Ve LALE MEVSİMİ başladı; hemen her yerde rengarenk laleler, sümbüller, karanfiller, menekşeler!..Mis gibi kokuyorlar! Yakında erguvan bayramı da var! Dün Sultanahmet Meydanına gittim; inanın, canım hiç geri dönmek istemedi. Sultanahmet Camii; şimdi bir başka güzel! MAHZUN AYASOFYA; karşıdan bakıyor, yüzü kızarık hala; ama halinden de pek şikayetçi deil gibi. Aşağıda, Gülhane Parkı; cennetten bir köşe olmuş sanki! Tertemiz, mis gibi hava! .Ve dev ağaçların tepelerinde yuva yapmış leyleklerde muhteşem bir coşku ve şenlik var!.. Ve şimdi işte; GÜZELLER GÜZELİ'ne (s.a.v.) geliyorum!...Zaten, çocuklarımı alıp bunun için gitmiştim Sultanahmed'e!.. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) KUTLU DOĞUMU münasebetiyle, Sultanahmet Camii'nin tam karşısında yer alan (meydanda) İSLAM ESERLERİ MÜZESİNDE; 1-15 NİSAN tarihleri arasında adeta manevi bir bayram var: Efendimize ait 150 civarında orjinal eser sergileniyor. İnsan seyredince, görünce bir başka aleme gidiyor; kendinden geçiyor... İşte bunun için, meydanda belki 1 KM. uzunluğunda sevgi seli(kuyruk) vardı..Ama, bereket herkes birbirine son derece saygılı ve sıra hemen geliverdi! Müzenin bir bölümünde, 15 Nisana kadar; 9.00-16.30 saatleri arası herkese açık, ücretsiz bu mübarek sergi; İstanbul'a bir başka güzellik kattı. Ve orada duydum; binlerce kişi "salavat okuma" yarışması yapıyormuş; herkes içerisinden sürekli salavat getiriyordu. Bir kız çocuğu; 25 bininci salavatımdayım dedi. Ne olur; Allah'ın büyük lutfu bu güzellikleri kaybetmeyelim; kardeş olalaım, Rabbimize çok şükredelim. KUTLU DOĞUM HAFTANIZ mübarek olsun! Dilerim; medya, gereğince bu haftanın, yani Efendimizin(s.a.v.) kıymetini bilip takdir ederler...Güzel haberler-yazılar-görüntüler verirler!..
   xxx
RUHAT MENGİ'DEN BEKİR COŞKUN'A PAS: "Şaşırttı!" "Bekir Coşkun'un Ermeni üvey anneannesinden söz ettiği anılan sevimliydi... Diğer yazıları gibi büyük bir zevkle okudum. Takıldığım tek nokta anneannesinin gözlerindeki hüznün benzeri hüzünlü bakışlara sahip; eşini, oğlunu, torununu Ermeni saldırılarında kaybetmiş, yakıldığına, öldürüldüğüne tanık olmuş Müslüman Türk anneanneleri hiç hatırlatmamasıydı. Dün de Hürriyet'te bu yazıya çok olumlu tepkiler aldığını ve yazdığı için memnun olduğunu anlatyor ve "Bu sorunu tarihte olup bitenlere bakarak çözemeyiz(...) Tüm bunlar yaralarımızı acıtır. Bunun yerine yüreklerimizi dinlemeliyiz(...) Herkesin bir Ermenisi vardır." diyordu. Hemen hemen ilk kez, Sayın Coşkun'la hiç aynı fikirde olmadığımı düşündüm. Evet, genellikle herkesin bir Ermenisi vardır; tanıdığı, sevdiği, iyi yürekli, dürüst Ermeniler elbette vardır, benim de böyle tanıdıklarım var. Ve hepsini çok seviyorum..." http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=61565&Categoryid=4&wid=4
   İNAYET BAŞKAYA
NAZLI ILICAK'A GÖRE GÜRBÜZ ÇAPAN: "Aralarında Gürbüz Çapan'a ait olan Esenyurt Doğa Enerji'nin de bulunduğu 4 büyük santral, 10 milyar kilovatsaati aşkın elektrik üretiyor, 20 yıllık bir mukavele var, elektrik devlete 11 ilâ 13 cent'ten satılıyor. Çapan ailesi Cumhuriyet'in ortağı. Gürbüz Çapan Esenyurt'un "sosyal demokrat" belediye başkanı. Herhalde bir gün devlet gelir, benim de yakama yapışır diye düşünmüş olmalı. Bu arada, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur "irtica artıyor" beyanatını verdi. Çok haklı! Bence Cumhurbaşkanı irtica bahanesiyle enerji birimlerinde gereken atamaları yapmaz ve kararnameleri geri çevirirse, eski hırsızlar işbaşında kalır. O zaman, irticaın da başı ezilmiş olur!!!" (Tercüman Gazetesi - 19.06.2003)
   İ. Başkaya
EN RADİKAL, RADİKAL VURDU: "Vay Gürbüz bey vay" İstanbul DGM Savcısı Kelebek, Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ile kardeşlerinin bir şeyleri yokken yasadışı yollarla trilyonlarca lira değerinde malvarlığına ulaştığını belirtti... İSTANBUL - Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ile kardeşleri Zeki ve Çetin Çapan'ın tutuklanmasına neden olan 'Beyaz Şahin' operasyonuyla ilgili iddianame hazırlandı. İddianamede sanıklar 'Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, bu örgüte üye olmak, yardımcı olmak, rüşvet almak ve vermek, ihaleye fesat karıştırmak ve evrakta sahtecilik' iddiasıyla suçlanıyor. Sanıkların malvarlıklarında 12 yıl içinde büyük artış olduğu belirtilen iddianamede Çapan ve eşinin bankalarda 31 trilyon lira tutarında hisse senedi olduğu ileri sürüldü. İddianamede Çapan'ın kurdurduğu iddia edilen Cumhuriyet Vakfı için bir suçlama yöneltilmeyerek, "Vakfın çetenin faaliyet alanı dışında olduğu ve usulsüz uygulamalarda kullanılmadığı görülmüştür" denildi. "12 yılda yapılan servet" İstanbul DGM Savcısı Ahmet Kelebek'in hazırladığı iddianamede, 1989'da Büyükçekmece Sağlık Ocağı'nda pratisyen hekim olarak çalışan Gürbüz Çapan'ın belediye başkanı seçilmesinden sonra, "Çeşitli yerlerde ikamet eden kardeş akraba ve yakınlarının Esenyurt'a gelerek çeşitli işler yapmaya başladığı" belirtiliyor. 1990'da verdiği mal bildiriminde üzerine kayıtlı hiçbir şeyi görünmeyen Çapan'ın 12 yıl içinde büyük bir servetin sahibi haline geldiği kaydedilen iddianamenin 'İhale, Tapu, İmar, Kooperatif ve Vakıf Yolsuzlukları' başlıklı bölümünde ise savcının 'trilyon dolar' yazarak maddi hata yaptığı görüldü. Bu bölümde savcı şu görüşlere yer veriyor: "Çapan kardeşlerin, bünyesinde birçok şirket bulunan ve değeri trilyon dolarla ölçülen Doğa Holding'in sahibi olduğu ve bu malların Çapan'ın belediye başkanı seçilmesinden sonra yapılan usulsüz imar uygulamaları, hileli ihaleler ve diğer usulsüz yasadışı uygulamalar sonucunda elde edilmiştir." "Çobanlıktan krallığa" İddianamede kardeş Günay Çapan için 'Almanya'da iflas edip Türkiye'ye gelen' Zeki ile Çetin Çapan için de 'köyde hiçbir şeyi olmayıp çobanlık yaparken 1992 yılında İstanbul'a gelen' tanımlamalarına yer verildiği dikkat çekti. İddianamede, Gürbüz Çapan'ın kendisine ait ancak başkalarının üzerinde kayıtlı görünen gayrimenkul ve paralarının da bulunduğu, mağdur tanıkların bazılarınca iddia edildi, ancak bu iddiaların doğruluğu tespit edilemedi" ifadelerine de yer veriliyor. "Çapan'ın malvarlığı" İddianamede daha sonra Gürbüz Çapan ile karısı Ayfer Çapan ve kardeşlerinin malvarlıkları anlatıldı. İddianameye göre Çapan'ın yıllara göre malvarlığı şöyle: 1995 yılı: 170 metrekarelik bir konut, üç adet kooperatif hissesi, eşi Ayfer Çapan'ın üzerine kayıtlı üç adet kooperatif hissesi ve Wolskvagen marka bir otomobil. 1998 yılı: 170 metrekarelik bir konut, 1 kooperatif hissesi, kat karşılığı verilmiş bir arsa, eşinin üzerine iki konut, bir kooperatif hissesi, Çatalca'da 49 bin 148 metrekare arsa, Boğazköy İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi'nde yüzde 95 hisse, 1 adet BMW marka otomobil. İddianamede Çapan'ın malvarlıklarının devamında ise şunlar yer alıyor: Kentbank Bahçeşehir Şubesi'nde tahmini değeri 19 trilyon 140 milyar lira olan 1 milyon 914 bin adet hisse senedi. Ayfer Çapan'ın Garanti Bankası Avcılar Şubesi'nde 50 bin dolar ile Türkiye İş Bankası Avcılar Şubesi'nde tahmini değeri 31 trilyon 740 milyar 500 milyon lira olan 3 milyon 174 bin 5 adet hisse senedi. "Kardeşlerin malvarlığı" İddianamede Çetin Çapan'ın Esenyurt'ta 493 bin 270 metrekare, Zeki Çapan'ın 60 bin 783 metrekare arsasının olduğu belirtilerek, "Bunlar usulsüz imar ve hileli ihaleler sonucunda elde edilmiştir" denildi. İddianamede Zeki Çapan'ın 1988'de geldiği Esenyurt'ta mobilya mağazası açtığı, 1990'da kardeşleri Resul, Çetin, Güney, Gürbüz ve yengesi Ayfer Çapan'la birlikte Çapan İnşaat A.Ş'yi; 1993'te ise kardesi Çetin'le birlikte Barış İnşaat Şirketi'nin hisselerini aldığı anlatıldı. Çapanların sahibi olduğu Erdem ve Barış İnşaat şirketleri adına düzenlenmiş trilyon değerindeki faturaların sahte ya da yanıltıcı nitelikte oldukları iddia edildi. Çapan kardeşlerin yanı sıra belediye görevlilerinin de aralarında bulunduğu davada 24'ü tutuklu 42 sanık yargılanıyor. Davada 140 kişi de mağdur olarak yer alıyor. "Gürbüz Çapan'a suçlamalar" İddianamede Gürbüz Çapan'a ilişkin suçlamalar şöyle sıralandı: Esenyurt'ta kooperatif birliklerinin üzerine 15 bin konut yaptığı arsaları ucuza mal ederek, açıktan yüksek fiyatlarla sattı. Böylelikle kendisi ve yakınlarına büyük rant temin etti. Kooperatiflerin büyük ihaleleri, kendi talimatıyla kurulan bölgesinde faaliyet yürüten kardeşleri ile yakınlarına ait inşaat şirketlerine verildi. Belediye ihalelerine girmek isteyenler tehdit edildi, ihale ilanları başka bölgelerdeki yerel gazetelerin belli nüshalarında yayımlatılmış ve bu gazeteler de toplatılarak başkalarının haberdar olması engellendi. 30 Mart 1999'da seçim çalışmaları sırasında kardeşleriyle bazı yakınları ile Selahattin Korkmaz ve kardeşlerine ait benzin istasyonunun önüne gelerek kendisine oy vermeyenlerden hesap soracağını belirterek, istasyonu tahrip etti. Siyasi rakipleri ile kendisine oy vermeyen kişilere ait yerler üzerinde imar planlarında değişiklik yaparak ellerinden aldı ya da yıktırdı. Zimmet suçundan hakkında müfettiş raporları düzenlendi ve Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Altınyıldız Beymen Konut Yapı Kooperatifi'nin genel kurul toplantısını adamları ile basıp yönetime kendi istediği kişiyi seçtirmek istedi. Bunu başaramayınca da çeşitli tehditlerde bulunup, hakaret etti ve koooperatif yöneticile-rinden uydurma ödemeler istedi. Rodi Jeans firmasının sahibinden 1 milyon dolar rüşvet aldı. Buna dair ses kasetleri de dava dosyasına kondu. Sanovel ilaç firmasının sahibinden yapacakları inşaat için 1 milyon dolar rüşvet istedi. Verilmeyince de inşaat projesi yapılan alanı yeşil alana çevirtti. 'İddianame baştan savma' Avukat Ergin Cinmen, 21 trilyon diye bahsedilen hisse senetlerinin değerinin hesaplanmasında yanlışlık yapıldığını belirterek, şunları söyledi: "İddianamede hisse senetlerinin değeri lot hesabına göre yapıldığı için arada bin katlık bir fark oluşmuş. Bu senetlerin bedeli 50 trilyon lira olmaz. Yine savcı beyin iddianamesinde Doğa Holding'in bedelinin 'trilyon dolar' olduğu belirtilmiş. Trilyon dolar, sanırım Türkiye Cumhuriyeti'nin iç ve dış borçlarının tamamını öder. Ortaya çıkan rakamı ben telaffuz edemiyorum." Savcı Kelebek ise senetlerin iddianamede adet olarak yazılmasına karşın 'lot' (1000 adet) olduğunu, bankacılar ile bilirkişilerce bedel tespitinin yapıldığını söyledi. (11/07/2001)
   İnayet Başkaya
TMSF'NİN EL KOYMASININ GEÇMİŞİ VAR!..İşte o geçmiş: Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, çalışma arkadaşları ve kardeşleri hakkında başlatılan "Beyaz Şahin Operasyonu"nun boyutları genişliyor. Gözaltıları, tutuklamalar ve "arananlar" listesi izliyor. Yurdışında bulunan Çapan tedavisi uzuyor. --------------------------------- BİA- Mülkiye başmüfettişlerinin raporu üzerine İstanbul DGM Başsavcılığı'nın Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan hakkında başlattığı yolsuzluk soruşturmasının ilk ayağı Çapan'ın kardeşleri Çetin ve Zeki Çapan'ın da aralarında bulunduğu 9 kişinin tutuklanmasıyla noktalandı . "Derin operasyon" Bir kamyon dolusu evrağın incelenmesine devam edildiği soruşturma kapsamında, yeni gözaltı ve tutuklamalar beklenirken , halen Almanya'da bulunan Gürbüz Çapan'ın durumu merak konusu oldu. DGM Cumhuriyet Savcısı Ahmet Kelebek'in talimatıyla harekete geçen İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı ekipler, 11 Nisan 2001'de Esenyurt Belediyesi'ne yönelik "Beyaz Şahin Operasyonu"nu başlattı. Saat 14.30'da jandarmanın belediyeye düzenlediği baskında, çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmak ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan Çapan'ın da iki gün önce tedavi için Almanya'ya gittiği öğrenildi. Belediyedeki evraklara el konulurken, Başkan Yardımcıları Bedri Altınmakas ve Seyfettin Karahan, Zabıta Müdürü Nuray Çillioğlu, Fen İşleri Müdürü Belgin Ofrazoğlu, İmar İşleri Müdürü Selahattin Boyraz, sekreter Gülay Özşahin, Meclis üyesi Mehmet Uzunol'un da aralarında bulunduğu 16 kişi gözaltına alındı. Çapan'ın kardeşleri Cumhuriyet Gazetesi ortaklarından Günay Çapan, Zeki ve Çetin Çapan ile Boğazköy Kooperatifler Birliği Başkanı Fuat Keskin'in de dahil edilmesiyle gözaltı sayısı 19'a yükseldi. Çapan'ın eniştesi Muzaffer Bulut ile birlikte yedi kişinin ise aranmasına devam ediliyor. Jandarma ayrıca, rüşvet çarkında kullanıldığı gerekçesiyle vakıflar, şirketlere ait evraklara da el koydu. Gözaltına alınan zanlıların sorgusu için İl Jandarma Alay Komutanlığı'nda özel bir ekip oluşturuldu. Jandarmanın isteği üzerine, evrakların incelenmesine mülkiye müfettişlerinin yanı sıra, tapu, maliye ve vakıflardan uzmanlar da bilirkişi olarak görev aldı. Meclis üyelerine sus payı Bölgede fabrika kurmak isteyen işadamlarından 100 bin dolar civarında rüşvet alındığını itiraf ettikleri belirtilen zanlıların ifadelerinde, "Alınan rüşvetin bir bölümü meclis üyelerine dağıtılıyordu. Rüşvet vermek istemeyen işadamlarının arazisi de yeşil alan ilan ediliyordu" dedikleri öğrenildi. Zabıta Müdürü Nuray Çillioğlu'nun baskı ve tehdit unsuru olarak kullanıldığı, minibüscülerden her ay 15 - 20 milyon lira toplandığını belirten yetkililer, incelenmesine dün başlanan evraklarda vurgunun vakıflar aracılığıyla yapıldığının belirlendiğini kaydettiler. Esenyurt İmar ve Kalkındırma Vakfı, kaçak yapı yapanların bağışlarını, naylon faturayla Çapan'a aktardığı, Esenkent Kültür Vakfı'na ait olan Rıfat Ilgaz Anfi Tiyatrosu'nun bazı dükkanların Çetin Çapan ve akrabaları tarafından işyeri olarak kullanıldığı iddia edildi. Geçersiz makbuzla para toplandı Belediyenin verdiği bazı hizmetler için geçerliliği olmayan makbuzlar kesildiği, toplanan paraların belediye kasasına girmediği belirlenen soruşturmada, ucuza yaptırılacak bir işin yüksek rakamlarla ihale edilerek rant sağlandığı ortaya çıkarıldı. 2.5 metrekarelik arazilerin aldatmacayla büyük arazilermiş gibi yüksek fiyata tapularının satıldığı, birçok ev ve binanın, bir - iki metrekarelik arsa tapusuyla inşa edildiği suçlamalar arasında yer alıyor. "Çapan kardeşler tutuklandı" Bir hafta boyunca sorgulanan Doğa Enerji firması Yönetim Kurulu başkanı Günay Çapan, kardeşleri Zeki ve Çetin Çapan ile Özşahin, Altınmakas, Karahan, Uzunel, Boyraz, Çillioğlu, belediye eski çalışanı Abdullah Çubukçu, emlakçı Davut Ülbeği, Pelikan Oteli sahibi Recep Güngör, Polo Çorap Fabrikası sahibi Sefer Öztürk, Arzu Demir İş Merkezi sahibi Fahrettin Demir, Roza İnşaat firması sahibi Zekeriye Çelik, Revan Et Lokantası sahibi Maruf Ataol, Abbas Mert, Belgin Oflazoğlu ve Fuat Keskin, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Ahmet Kelebek tarafından sorgulandıktan sonra tutuklanmaları istemiyle İstanbul 2 No'lu DGM'ye sevkedildi. Mahkeme, Zeki ve Çetin Çapan, Gündoğdu, Altınmakas, Ataol, Boyraz, Karahan, Çelik ve Oflazoğlu'nu tutuklarken, diğer 10 kişiyi serbest bıraktı. "Döneceğim" dedi, sonra erteledi Almanya'dan 16 Nisan'da döneceğini açıklayan Başkan Gürbüz Çapan, daha sonra tedavinin tamamlanmadığı gerekçesiyle bunu erteledi. Çapan'ın dönüşünde nasıl bir gelişmeyle karşılaşacağı merak konusu oldu. Soruşturmayı yürüten savcının ifadesine başvurabileceği belirtilirken, İçişleri Bakanlığı'nca açığa alınabileceği de kaydedildi. Soruşturulan mal varlığı: Gürbüz Çapan: Yeni Gün Holding A.Ş, Cumhuriyet Vakfı, Çağ Pazarlama, Emak Emek Basın, Çağ Reklamcılık, Yedi Mayıs Haber Ajansı A.Ş şirketlerinde hisse. Günay - Zeki - Çetin ve Ethem Çapan: Doğa Holding A.Ş, bu holdinge bağlı şirketler (Doğa Enerji, Erdem İnşaat, Barış İnşaat, Erdem Pazarlama, Doğa PVC, Sistem Limited, Nature Tekstil) Rüşvet ağında yer alan ortaklarının şirketleri: Zekeriya Çelik - Roza İnşaat, Cevat Zeyrek - Zeyrek İnşaat, Şakir Sinan Güngör - Yapı Üretim, İbrahim Yirik - Marin İnşaat, Erol Çevikce - 77 inşaat, Burhan Taşpolat - Taşpolat İnşaat, Süleyman Ekşi ve Haluk Soylu - Asteks İnşaat. Eş, dost, akraba, kardeş Başkanı Çapan'ın akrabalarını da servet sahibi yaptığı ortaya çıktı. Çapan'ın, kardeşlerinin yanı sıra, yakınlarına sağladığı öne sürülen rant şöyle sıralanıyor: Cebbar Aksu (Enişte): Eski Kakaç Köyü muhtarı, şirketlerde önemli görevlerde bulunmaktadır. Muzaffer Bulut (Enişte): İstanbul'da minibüs şöförü, daha sonra onlarca minibüs hattı sahibi. Ethem Çapan (Kardeşi): İlkokul mezunu. Doğa Holding ortağı. Metin Çapan (Kardeşi): Almanya'da işçiyken ağabeyi başkan seçilince İstanbul'a geldi, termik santral kızgın su bağlantı sistemlerinin kurulması, su bedellerinin toplanmasıyla uğraşıyor. Çetin Çapan (Kardeşi): Lise mezunu Çetin Çapan, Barış ve Erdem İnşaatlarının ortağı, termik santralin ortağı. Zeki Çapan (Kardeşi): Kars'ta öğrenci olaylarına karışınca tutuklandı. Köyde çobanlık yaparken, 1989 seçimleri sırasında ağabeyinin yanına geldi. Halen seçim uzmanı trilyoner işadamı. Günay Çapan (Kardeşi): Almanya'da küçük çapta ticari işlere girdikten sonra vergi sorunları nedeniyle aranırken Türkiye'ye geldi. Esenkent kooperatifinin pencere ve kapı işini üstlendi, termik santral kurdu. Doğa Holding'in fikir babası. (NA) (BİA : 20.04.2001 - Mustafa EMEKTAR)
   BAŞKAYA
EKŞİ SÖZLÜK'TE GÜRBÜZ ÇAPAN ve CUMHURİYET: ***ataturke alenen hakaret etmesine ragmen -cumhuriyetin ortaklarindan olmasi dolayisiyla olsa gerek- yurdumun laikci medyasinda hakkinda negatif yazilar goremedigimiz eleman. (faubourg, 15.10.2004) ****boyle bir sahsiyetin cumhuriyet gazetesinde yazmasi/hatta rivayete gore gazetenin ortaklarindan biri olmasi nasil olabiliyor ki? (bu rivayete inanmak istemiyorum, gercekten) gazetelerin bunyelerinde karsit goruslere sahip insanlara kose ayirmasini anlayabiliyorum, hatta cumhuriyet okurken genelde bunun eksikligini hissettigim de bir gercektir ancak bu sahis karsit gorus sahibi filan degil resmen "dolandırıcılık iddiaları ayykua çıkmış biri!" ve ataturk e hakaretten hukum giymis biri. cumhuriyet bari sen bana buna yapma dedirten bir olay... cuma günleri cumhuriyet te yazıyor. saklamıyorum. ***oğlu 500 bin ytl değerindeki ferrari'si ile kaza yapmış, kazada araç alev alarak kullanılamayacak hale gelmiş. böylece götürülen paraların nereye gittiği de anlaşılıyor birazcık... http://www.hurriyet.com.tr/...amp;srid=3430&oid=1 düzeltme: ich uyardı sağolsun, ferrari 80bin euro değerindeymiş ve ödünç alınmış. demek ki paralar başka yerlere gitmiş*... (crown, 22.03.2007 http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=gurbuz+capan
   DOST
Dursun Boran: "Kral Fm’in Fethullah Gülen Röportajı" Senelerdir Amerika da yaşayan Fethullah Gülen hoca, çok konuşulacak gazetelere manşet olacak bir radyo röportajına hazırlanıyor.. Kral FM radyosu DJ yi Mehmet Akbay’a ( Gezegen ) böyle bir röportajı neden hemde ABD den yapmıyorsun deyince, çok hoşuna gitti. Abi beraber organize edelim dedi. Gezegen kamu yararı olan radyo programlarına öncelik verir.. Gülen hocanın çalışma arkadaşlarıyla irtibata geçen Gezegen, görüşme teklifini aktardı. ABD vizesi için müracaat etti. Laptop’una soruları yükledi.. Gezegen’in Fethullah Hoca ile Amerika daki villasında yapacağı canlı yayın, çok dinlenip, konuşulacak. Tanıtımları dönmeye başlayınca, Kral FM in reklamları ve dinleyici sayısı artacak.. Herkes Gezegen yine yaptı yapacağını diyecek! Gezegen soracak, Fethullah Gülen cevaplayacak! Milyonlarca yurt dışında ki ve içindeki Türk bu röportajla ilkleri duyacak.. İşte Gezegen’in Fethullah Gülen’e soracağı bazı sualler: • Neden ABD desiniz? Ne zaman döneceksiniz? • Burada günleriniz nasıl geçiyor? • Kral FM ve Türk radyolarını uydudan mı, internet üzerinden mi takip ediyorsunuz? • Türkiye ABD den nasıl görünüyor? • Fethullah Gülen Turizmi, ile her sene yüzlerce insan Amerika NewYork’a geliyor. Sizi ziyaret ediyorlar. Buda ABD ekonomisine fayda sağlıyor. Ne diyeceksiniz. • Cumhurbaşkanı kim olur sizce? Gönlünüzde yatan isim kim? • Ak Parti iktidarını başarılı buluyormusunuz? • Türkiye nin daha hızlı kalkınıp, güçlenmesi, ekonomik olarak gelişmesi için ne yapmak lazım? • ABD de kaç kitap yazdınız? • Sağlığınız nasıl? • Dünya nın kaç devletinde, ne kadar okulunuz var? • Neden yurt dışında bu kadar eğitim kuruluşu açıyorsunuz? • Gençler ve iş adamlarına tavsiyeniz neler? • Türkiye de neyi özlediniz? • Ak Parti’nin YÖK ve Türban meselesini nasıl buluyorsunuz? • Kerkük, Musul politikamız nasıl olmalı? • Bu kadar çok sağ ve solda parti olması Türkiye de istikrara nasıl tesir ediyor? • Size ait çok sayıda, gazete, dergi, tv, internet sitesi olduğu söyleniyor. Ne diyeceksiniz? • Türkiye ye gelirken, tutuklanma, sıkıntıya düşme endişeniz var mı? Ve Gezegen daha pek çok soru için, köşe yazarları, gazetecileri arayıp istişare ediyor.. Kral FM ve Gezegen iyi bir radyoculuk yapacak gibi.. www.internetajans.com
   Oktay Erman
FAZLA UMUTLANMAYIN, DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!.. AK PARTİLİLER; ALLAH'LA ve MİLLETLE BAĞLARINI KOPARTIYORLAR!.. Bugünkü Zaman gazetesinde, Ali Bulaç beyin yazısını mutlaka okuyun. Yine Ali Ünal beyin, hükümetin icraatlarına yönelik geçmiş yazılarını okuyun. Göreceksiniz ki, bu hükümet de, aynen geçmişte olduğu gibi CIA-MOSSAD-M16 politikalarının dümen suyunda. Hala milli, ulusal, kalıcı politika ve yaklaşımlar yok! ABD, İngiltere ve İsrail çıkarlarını gözetmeye, onları memnun etmeye yönelik her şey! İnanılmaz bir zillet içerisindeyiz, ama hamasetimizden de geçilmiyor! Zavallılık bu. Bu hükümetin eline çok büyük fırsatlar geçmesine rağmen değerlendiremedi. YÖK ile sidik yarışı yapmak ve kavga etmek yerine; akademisyenleri azami şekilde değerlendirebilir; istediği alanda istediği projeleri, raporları, alan çalışmalarını yaptırtabilirdi. Parayı göstersinler, bir de ideal ortaya koysunlar! Bakın, Türkler neler yapmaz?! Ama? Ama nerede? Bu hükümet; baştan beri Aydın Doğan medyası kompleksi yaşıyor. Aydın Doğan grubu da Başbakan Erdoğan'ı iyi keşfettiler! Amaç; Türkiye'yi ABD-İngiltere-İsrail ve bilhassa İsrail çıkarları dışına çıkarmama! Bütün çaba bu! Türkiye biraz Rusya'ya, Afrika'ya açılmaya çalışsa; hemen "cısss!" politikası uyguluyorlar. Halbuki bugün; RUSYA, ÇİN, HİNDİSTAN, JAPONYA-KORE, ENDONEZYA-MALEZYA; hatta Afrika ve Latin Amerika çok büyük bir fırsat, çok verimli-önü açık-doymamış pazar! Ama nerede bunu görebilecek devlet adamları, siyasetçiler, istihbaratçılar, askerler-subaylar?!.. Bizi, anlamsız, bomboş tartışmalar, magazin gevezelikleri çok geri bıraktırıyor, hep yerimizde saydırıyor, hep gururumuzu okşayıp REZİLLERİ oynayıp duruyoruz! Hala diplomaside şark kurnazlığı-Batı münafıklığı karışımı DRAM yaşıyoruz! Nev-zuhur bir millet ve devlet gibi hareket ediyoruz. Çok çocukça ilgilerimiz, tepkilerimiz, hallerimiz var! Bu egemen medyayla, bu egemen-hantal bürokrasiyle, mandacı-masonik bürokrat ve diplomatlarla, bu egemen militarist keskim ayrımcılık ve iç düşman fobisiyle bu olma, olamaz! Bem kimseye fazla kızamıyorum; hükümeti kızdığım kadar. 350 küsur milletvekiliyle iktidar olmak kime nasip olur? TÜBİTAK, MİT, Genelkurmay vs. Hükümete; Başbakan'a bağlı! Hükümet, Başbakan; bu kurum başkanlarıyla oturup adam gibi neden bir 5-10-20-50 yıllık TÜRKİYE PROJEKSİYONU; iç-dış kısa ve uzun vadeli projeler hazırlamadılar, hazırlamıyorlar? BAŞBAKAN; çok konuşuyor! Ama GÜDÜMLÜ ve POPÜLİST konuştuğu her halinden belli. GÜVEN vermiyor! KAP-KAÇÇI psikolojisi, imajı veriyor sanki! AK Parti ve AK PARTİ Hükümeti; çok büyük bir imkan ve fırsatı kaçırıyor...Ulufelerle işi götürmeye, göz boyamaya devam ediyor..Acayim enaniyet ve havalar içerisindeler! Mütevazılık, samimiyet, içtenlik; yerini hokkabazlığa, sadece nefis ve dünyevi-kişisel çıkar savunmasına bırakıyor.. Ak Partililer ve Hükümet erkanı; ALLAH ile bağlarını her geçen gün koparıyorlar; olan-yapılan kısmi bütün güzellikleri de sadece kendilerinden biliyor-kendilerini öne çıkarıyorlar. Bu gidişatla, çok büyük bir tokat yiyecekler; bir an önce akıllarını başlarına toplamazlarsa şayet!..
   HAYATİ BABA
Kuvayı Milliye’nin istihbarat teşkilatı: Özel Büro. İstihbarat faaliyetleri bundan 70 yıl kadar önce Önemli İşler Müdürlüğü tarafından yürütülüyordu. 1951 yılında, ideolojik akımlar kontr-espiyonaj ve her türlü kaçakçılık konularında haber toplamak üzere “Özel Büro” kuruldu. Çeşitli illerde de bu büroya bağlı yuva ve istasyonlar değişik maskeler altında oluşturularak faaliyete geçirildi. 1958 yılında açılan “İstihbarat Elemanı Sevk, İdare ve İstihbarat Operasyonu Düzenleme Kursu”nu müteakip Hatay, Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde “Küçük Gruplar” oluşturularak İstihbarat Üniteleri teşkil edildi. 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle gerek Özel Büro, gerekse küçük gruplar lağvedildi. Özel Büro’nun adı en son Susurluk’ta duyuldu. Ulusalcı Cephe’nin lideri Doğu Perinçek, 1996 yılında DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in, bazı MİT ve emniyet mensupları ile ülkücülerin içerisinde yer aldığı ‘Özel Suç Örgütü’ kurduğunu iddia etti. Susurluk raporlarına da geçen iddialara göre, örgüt mensuplarının kendi aralarında ‘Özel Büro’ olarak adlandırdıkları birimde 700 kişi görev yapıyordu. Daha sonra Özel Büro’nun isim hakkı Ulusalcılık şemsiyesi altında yer alan kuvvacılara geçti. Silah üzerine ölme-öldürme yemini ettiren, eski NATO Özel Daire Başkanı Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay M. Fikri Karadağ’ın yakından tanıdığı Erkut Ersoy’un liderliğindeki Özel Büro İstihbarat Grubu, 1998 yılından bu yana yurt genelinde istihbarat faaliyetlerinde bulunuyor. Topladıkları bilgileri emniyet ve istihbarat birimlerine aktarıyorlar. Stasi ve MOSSAD gibi örgütlenen Özel Büro’da doktordan avukata, ev hanımından öğrenciye kadar farklı mesleklerden 22’si yönetici 756 haber elemanı görev yapıyor. Kendilerini Özel Harp Dairesi’nin asker ve her meslekten sivil üyelerin oluşturduğu ‘Beyaz Kuvvetler’ine benzeten istihbarat grubunun lideri Erkut Ersoy, aralarında Genelkurmay, MİT ve polisten yetkililerin olduğunu iddia ediyor. Sokakta gördükleri silahlı birini, şüpheli bir aracı dahi istihbarata rapor ediyorlar. Halkın nabzını tutup emekli asker ve istihbaratçı ağabeyleriyle paylaşıyorlar. Yaptıkları çalışmalardan dolayı güvenlik kurumlarının takdirini kazanan Özel Büro, kaynağını açıklamadıkları bir birimden ödenek bile almışlar. Karadeniz’den yönlendiriliyor 37 yaşındaki bilişim uzmanı Erkut Ersoy, Özel Büro’yu nasıl kurduklarını şöyle anlatıyor: “İstanbul’da istihbarat örgütleri elemanlarıyla yakın ilişkilerim vardı; görüşüyordum onlarla. Sıkıntılarından söz ediyorlardı. Keşke şöyle bir örgütlenme olsa da bize yardımcı olsa diyorlardı. Biz onun üzerine böyle bir talep de var madem neden böyle bir oluşum içerisine girmeyelim dedik. Böylece karar verdik. İstanbul’da grubu oluşturduk.” PKK başta olmak üzere her türlü terör örgütüne karşı ve sözde Ermeni soykırımı konularında mücadele ettiklerini söyleyen Özel Büro ajanları, Batı Karadeniz’deki bir ilden yönlendiriliyor. Yemin ederek Kuvayı Milliye Derneği’ne üye olan ancak organik bağları olmadığını söyleyen Ersoy, bu ilginç oluşumun yapısını, çalışmalarını ve hedeflerini Zaman Pazar’a anlattı: “Biz devletingüvenlik güçlerine eşgüdüm bir kurum değiliz. Onlara rakip de değiliz, onların görevlerini üstlenmek gibi bir arzumuz da yok. Biz sadece devletin güvenlik kurumlarına destek oluyoruz. Birtakım şeylerin daha erken sonuçlanması ve netice alınmasında yardımcı oluyoruz. Direkt polise gitmekten çekinen insanlar var. Biz aracı vazifesi görürüz. Yakında ihbar hattı kuracağız. ...Bizim bütün çalışmalarımız devletin istihbarat örgütlerinin bilgisi dahilindedir. Şu görüşmeyi bile devletin ilgili kurumları biliyor! Kolluyorlar bizi. Devlet bizi seviyor, sevmese bunu yapamayız zaten.” Özel Büro’ya nasıl girilir? “Bizde görevlendirme iki şekilde yapılıyor. Birincisi DSS (digi-security) mail grubuna üye olabilir. Bizim paylaştığımız konuları paylaşabilir. Bu şekilde bir üyelik yapabiliriz. Bu grup herkese açık. Sadece milliyetçi olması veya milliyetçilere sempatiyle yaklaşması yeter bizim için. Biz milliyetçi bir grubuz neticede. İkincisi özel büro içindeki görevlendirme. Bizim yönetimimiz bazında, gruplardan birinde görev alabilir. Özel büroda görev almak isteyen herkes mutlaka sabıkası olmadığını, birtakım illegal işleri olmadığını ispatlamak zorunda. Bize çok teklifler geliyor. Ben sizin grupta yer almak istiyorum; fakat PKK ile savaşmak istiyorum, bana silah verir misiniz, diyorlar. Kişi fotoğraflı özgeçmişini gönderir. Biz araştırma yapıp, yararlı olacağını düşünürsek İstihbarat, Proje veya Hack Grubu’nda görev verebiliriz.” y.durukan@zaman.com.tr -------------------------------------------------------------------------------- HRANT DİNK SUİKASTINI ASKERLER BİLİYORMUŞ İstihbarat konusunda hatırı sayılır bir üne sahip olan Ulusalcılar, meğer Hrant Dink cinayetini de önceden biliyormuş. Uluslararası Terör Uzmanı Doç. Dr. Emin Gürses, Hrant Dink’e suikast yapılacağını üç ay önce askerî istihbarattan haber aldıklarını; emniyeti, istihbaratı ve Hrant Dink’i bilgilendirdiklerini ileri sürdü. Saldırı düzenlenecek kişilerin isimlerinin liste halinde geldiğini, bunların arasında Hrant Dink’in adının da yer aldığını belirten Gürses şunları söyledi: “Hrant öldürülmeden önce bize ihbar geldi. Saldırı ihbarı, öldürülmeden üç ay kadar önce geldi. İhbarı emniyete, istihbarata bildirdik; ama tedbir alınmadı. Bunu halka söylemedim; ama gerekli birimlere söyledim. Bilgi Genelkurmay’ın içinden geldi. Onlar bana bildirdiler. Ben de gerekli yerleri uyardım. Hrant Dink’i de uyardım ben. Yanındaki o solcu arkadaşlarına haber gönderdim. Yanıt gelmedi. Ondan sonra sen milliyetçi oldun, diye laf attılar, dikkate almadılar beni.” -------------------------------------------------------------------------------- MİT-asker-polis üyemiz var Bizim veri tabanımızda çok nitelikli adresler var. Hemen hemen tüm üst düzey paşaların, kritik noktalarda görevli olan paşaların e-posta adresleri var. Aynı zamanda bir paşamızla çok yakın temas içerisindeyiz. Zaman zaman bizden bilgi alıyor, biz ona bilgi aktarıyoruz, bilgi paylaşımı yapıyoruz. Halen görevde olan veya emekli olmuş asker, MİT ve emniyet mensubu insanlar var. Genelde profesyoneller bizim DSS (digi-security) haberleşme grubuna üyeler. Bizim yazışmalarımızı takip ediyorlar. Bazı paylaşılan konularla ilgili fikirlerini beyan ediyorlar. Biz bir konu gönderiyoruz. Bir MİT mensubu arkadaşımız diyor ki, o konu öyle değildi de böyleydi. Daha doğru olur diye bize yorumunu gönderiyor. Resmî olarak ihbarda bulunuyoruz. PKK’nın izlediğimiz e-mail adresleri var. Siteler var 140 tane. Bin civarında e-mail grubunu izliyoruz. Yazışmaları, yazarları izliyoruz. Hack Grubu’nda çalışan 100 arkadaşımız var. Bu adresleri kırıyoruz. Yazışmaları üç aydan az olmamak üzere bir seneye kadar izliyoruz. Topladığımız bilgileri ilgili güvenlik kurumlarına gönderiyoruz. Devletten ödenek aldılar Biz devlet için, millet için hayatımızı tehlikeye atıp elimizi taşın altına koyduk. Risk aldık üzerimize. Hepimiz bunun için çalışıyoruz. Para da karşılık da beklemiyoruz... Bizim çalışmalarımızın çoğu internet ortamında olduğu için bilgisayar ve ADSL yetiyor bize. Onun dışındakileri de kendi cebimizden ödüyoruz. Bir de zaman zaman bize ismini vermeyeceğim devletin bir biriminden ödenek çıkıyor. Bunu söylemeyeyim. Çok büyük bir şey değil. Web sitesi için bir ödenek çıktı mesela. Hesaba geçti ödenek. Yakın zamanda sitemizi aktif hale getireceğiz. Dağıtım komitemizde üniversite öğrencileri var. Bunların kendine ait bütçesi yok. Biz devletten yardım alınca PC alıp o arkadaşlarımıza tahsis ediyoruz. 24 saat bizim için çalışıyorlar. Ama isim olarak vermeyeyim, onları da zor durumda bırakmak istemiyorum. Sayı: 12 Bölüm: Aktüel
   Seyfullah Fırat
Gerek Gülay Kömürcü ve gerek Neval kavcar'ın kalemi çok keskin, milli hassasiyti ise fazla. Helal olsun onlara.
   Hayati Faralyalı
ADI: ERKUT ERSOY. ÖZEL BÜRO, KOZMİK BÜRO adlarıyla ÖZEL BİR İSTİHBARAT TEŞKİLATI KURMUŞ! Resmi değil! Peki bu adamın bu yaptıkları yasal mı? Polis, Emniyet, Cumhuriyet savcılıkları neden harekete geçmiyor?! Yakın geçmişte çıkan aşağıdaki haberi bir kez daha dikkatlice okuyup kararı siz verin! Bakan CEMİL ÇİÇEK'in nasıl bir gaflet ve ihanet içerisinde olduğunu görün; buyrun: "BİR MİLYON KUVVACI MİLİS(!)" (27.05.2006) İnternet ortamında 'Özel Büro' ve 'Kuvayı Milliye' isimleri altında örgütlenen bir grup ulusalcı, coplu, telsizli, 1 milyon kişilik teşkilat kuruyor. İşte milislerin görevi.... Sözde Kürt mafyasına karşı harekete geçmeyi planladıklarını açıklayan ve kendilerini “Özel Büro” olarak tanımlayan gurubun başında proje koordinatörü olarak Ali Özoğul adlı kişi bulunuyor. Ali Özoğul manifestosu deşifre edilen Kuvayı Milliye Derneği"nin de Genel Başkan Yardımcısı. Yani Danıştay baskını soruşturması esnasında göz altına alınıp, günlerce sorgulanan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin"in yakın dostu emekli Nato Özel Harp Dairesi Başkanı Fikri Karadağ"ın yardımcısı. İşte Tempo"dan Tutkun Akbaş"ın haberi: “Metropolleri kuşatan başta Kürt mafyası olmak üzere ,tüm şehir terörüne karşı bir girişim başlatıyoruz.(...) tam 2000 motorize ekipten oluşan telsizli istihbarat ekiplerini 2007 içinde hazırlıyoruz. Bu 2000 kişilik ekip, öncelikli olarak İstanbul içinde ve iki yakada her türlü melanete karşı donanımlı olarak hareket edecek. Asli işleri istihbarat olan bu ekipler, başta Kürt mafyası olmak üzere her türlü mafya ve organize suç şebekesine karşı mücadele etmekle görevliler. Emniyet ve diğer güvenlik birimleri ile eşgüdümlü ve koordineli olarak çalışacaklar. (…) Time girmek isteyenler “Özel Büro"nun adresinden bizimle irtibat kurabilirler.” ÖZEL BÜRO Bu açıklama, kendilerine “Özel Büro” diyen binlerce üyeye sahip olduklarını öne süren bir “grubun” internette yayımladıkları bir duyurudan alındı. "Özel büro"kendisine PKK"yla mücadele etmek gibi bir görev edinmiş. Anlaşılan şimdi de sıra "Kürt mafyasına" gelmiş. Bu ilanın peşine düşen Tempo, kendisini "özel büro" kurucusu ve "İstihbarat Grup Yöneticisi" olarak tanıtan Erkut Ersoy"a ulaştı. Erkut Ersoy, projenin koordinatörü ile görüşmemizin daha bilgilendirici olacağı gerekçesiyle bizi Ali Özoğlu isimli bir kişiye götürdü. Ali Özoğlu sadece bu projenin koordinatörü değil, aynı zamanda Kuvayi Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı"ydı. Sanal platform Özel Büro"nun yayımladığı bildiri, dikkatle incelendiğinde iki kez mafya ile Kürt aidiyetini bir araya getiriyor. Bu metin, hukukçulara göre ırkçı bir suç metni. Üyelerin girebildiği "Özel Büro" gibi bir mail grupta yayınlanan bu metinle hukukçulara göre şu suçlar işleniyor: 1- Güvenliği sağlamakla görevlendirilmiş ve yasayla belirlenmiş olan bir teşkilatların dışında (polis, jandarma vs.) motorize ekipler oluşturulamaz. 2- Emniyet böyle bir istek geldiğinde yetki veremez. Verirse suçtur. 3- Yasal yetkisi olmayan kişiler istihbarat toparlayamaz. Kaldı ki istihbarat çalışması yapan polis bile bunu hakim kararıyla yapabilir. Hukukçuların, “ Böyle bir girişim yasal değil.” Görüşüne karşılık, yukarıda yer verdiğimiz bu metni sayfalarımıza taşıyan ise Danıştay 2. Dairesi"ne yönelik saldırı oldu. Çünkü hatırlanacağı üzere, saldırıyı yapan avukat Alparslan Arslan"ın üzerinden Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği imzalı bir kartvizit çıkmıştı. Bu bildirinin altından ise Kuvayı Milliye Derneği"ne ulaşıyorduk. Zaten dikkat edildiğinde, özellikle son iki yıldır “ Yeniden Kuvayı Milliye ruhunu canlandırmak” adına ulusal cephede büyük bir hareketlilik gözleniyordu. Motorize ekipler için eleman duyurusu yayımlayan özel büro kurucusu Erkut Ersoy “Ekipler coplu ve telsizli olacak.” Erkut Ersoy, kendilerini Kuvayı Milliye grubunun bir alt kolu olarak tanımlıyor. Her türlü terör örgütüne karşı ve Sözde Ermeni Soykırımı konularında mücadele ettiklerini söylüyor. Halen gruplarında 6214 görevli olduğunu öne süren Ersoy, grupların içinde Genel Kurmay, MİT ve polisten de yetkililerin olduğunu iddia ediyor. Erkut Ersoy sorularımıza ise şu yanıtları verdi: “ Motorize ekip projesi ile ilgili yöneticimiz Ali Özoğlu"dur. Kentlerdeki organize suç oranının giderek artması üzerine, motorize ekibin bu konuda bazı girişimlerde bulunması kararlaştırıldı. Bu ekiplerin telsiz ve copu olacak; her konuda bilgi alışverişi bu ekipler tarafından yapılacak. Bizim Özel Büro ve Kuvayı Milliye grubu olarak, özellikle Kürt mafyası türü oluşumlara seyirci kalmamız sözkonusu olamaz. Gerek Özel Büro gerekse üst yönetimimiz olan Kuvayı Milliye grubu, bu konuda gerekli girişimlere başlamıştır. Motorize ekipler de bu görev kapsamı içinde üzerlerine düşen görevleri eksiksiz olarak yapacak ve ilgili güvenliğe yardımcı olacaklardır. Organizasyon Kuvayı Milliye grubuna bağlı olacaktır. Ekipler öncelikle İstanbul"un her iki yakasında görevlendirilecektir. Bütçe ve seçim işi Kuvayı Milliye grubunun uhdesindedir. Proje, ekiplerin seçilmesini müteakip ilgili güvenlik kurumları ile istişare edildikten sonra uygulamaya konulacak.” Eski gazeteci Toplumsal Dönüşüm Yayınları Yayın Yönetmeni ve Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı Ali Özoğlu “BİR MİLYON MOTORİZE EKİP PLANLIYORUZ” Soru: Motorize tim projesi nereden çıktı? Özel Büro kendisini, “PKK sitelerini çökertiyoruz, bilgi topluyoruz, Türk istihbaratına da bu bilgileri aktarıyoruz.” diye anlatıyor. Bizim asla bunlarla bir bağımız yok. Özel Büro"nun motorize ekiplerle hiçbir alakası yok. Onlar, 5-6 kişi, Kuvayı Milliye"ye geldiler. 2000 değil mümkünse 1 milyon motorize ekip oluşturmayı planlıyoruz. Bu, şu an için sadece bir fikir. Belki ilk olarak İstanbul"da 100 motor olarak yapacağız. Aynen yunuslar gibi; ama Vespa tarzı motorlar olacak. Bizim motorize ekip projemizin temelini oluşturan en büyük şey halka yardımcı olunması. Sokakta çöp gördü, çöpü alacak atacak bu adamlar. Onun dışında asla başka bir amacı yok. Soru: Suç örgütleri ve Kürt mafyasıyla mücadele etmek gibi bir amacı yok mu? Hayır. O zaman silahlandırmak lazım bu adamları. O zaman biz illegal duruma düşeriz. Her kim olursa olsun devlete karşı yapılan harekete anında refleks vermeyi de en önemli ilkemiz olarak belirledik biz. Soru: Edinilen bilgileri ne yapacaksınız? Polise aktaracağız. Soru: Bu proje için yasal izin almak gerekmez mi? Kuryelerin gezdiği gibi gezecekler. Gönüllü insanlar. Soru: Motorize birliğin bütçesi nasıl karşılanacak. Kuvayı Milliyenin içindeki motor kullanan, ehliyeti olanlar yapacak bu işi. Soru: Gönüllü elemanlarınız var mı o kadar? Hayır. Gönüllü çok var ama bu bir iş. Akşama kadar mesai verecek adam buna. Bir maaş verilmesi lazım. Soru: Devletin bazı kurumlarından destek var mı? Hayır. Bunu biz kimseyle paylaşmadık. Zaten lokal bir paylaşma oldu. Projeyi bize üye işadamları biliyor. Bize ayrıca destek olan çeşitli partilerden 80"e yakın milletvekili var. Soru: AKP"den var mı? AKP"den en az 30 tane. Soru: Özel Büro"nun, motorize ekipleri Kürt mafyasına karşı bir organizasyon olarak duyurmasına ne diyorsunuz? Onların bizimle hiçbir ilişkisi yok ki, bu projenin içersinde yer alsınlar. Kaldı ki daha o arkadaşların üyelik işlemleri bile yapılmış değil henüz. Başvuruları var. Soru: Kaç üyeniz var. Resmi olarak 2000"i aşkın üyemiz var. Henüz resmi olarak şube açmadık. Bir tek İstanbul"dayız. Soru: Üyeleriniz arasında kimler var. Genel başkanımız emekli kurmay albaydır. Sanayici arkadaşlarımız var. Soru: Genelkurmay"la bir koordinasyon var mı aranızda? Genelkurmay"la koordineli bir iş yapmıyoruz. Onlara karşıyız anlamına da gelmiyor. Üç gün sonra öyle bir proje olur ki, koordineli çalışmamız gerekirse çalışırız. Ama devlet bizimle bağlantılı. Yani devletin her kademesinden, her türlü bilgi bize akıyor. Onlar gönderiyor bize. Soru: Gizli belgeler de oluyor mu? Her şey var. Gizli mi, değil mi ben bilmem, onlar bilir. Soru: Emekli paşalardan üyeleriniz var mı? Birçok paşa bizimle beraber ama resmi üyelik yapmadık. Soru: Kürt sorunuyla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz? Ne gerekiyorsa. Soru: Çatışma da mı? Siz bana silah sıkarsanız, benim ne yapmamı beklersiniz. Soru: Alparslan Arslan"ı tanıyor musunuz? O avukatın Vatansever Kuvvetler Güç Birliği ile uzun süredir ilişkisi var. Kendisiyle hiç görüşmüşlüğüm yok ama biliyorum. Kardeşi türbanlı. Çok da heyecanlı bir arkadaş. Arkadaşlarıma, “ Türbanı serbest bırakmıyorlar” diye yakınırdı.
   Güney Kocamemi
ŞOK İDDİA: JANDARMA'DAN "TOP SECRET" BELGELER ÇALINDI MI?! Genelkurmay Özel, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Özel ve Jandarma Komutanlığı'nın genel- özel bütün secret ve top secret (gizli) bilgi ve belgelerinin hemen hepsinin fotokopisi, aslı veya bir nüshası, mikrofilmi; şu anki ADD Genel Başkanı e. org. Şener ERUYGUR'da olmalıdır. Özel belge ve arşiv depolarının, dolaplarının olduğu söyleniyor. Hatta bunların bir kısmı da TUNCAY ÖZKAN, YILMAZ ÖZDİL, HULKİ CEVİZOĞLU, CÜNEYT ARCAYÜREK, GÜNERİ CİVAOĞLU, ALTEMUR KILIÇ, ARSLAN BULUT, FİKRET BİLA'nın eline geçmiş...Bunlar doğru mu? Polis, MİT ne iş yapar? Hükümet, işe muktedir değil mi? Neler oluyor ve olacak?.. ÇOK ÖNEMLİ NOT: Başbakan R. T. Erdoğan'ın veya bir Ak Partili'nin Çankaya'ya çıkma ihtimaline karşı ÇANKAYA ARŞİVİNİN yağmalandığı veya yağmalanacağı, önemli belgelerin ve arşiv materyallerinin kaçırılacağı konuşuluyor! Böyle bir şey olabilir mi?
   KOCA REİS
MHP DE KARIŞMIŞ! DARBE YANLILARIYLA-DARBE KARŞITLARI BİRBİRİNE GİRMİŞ!.. Necdet Pekmezci'nin yazısı; hem oldukça tahrik edici ve militarist, hem de çözümleyici: "Sarıkız İlk Kelleyi MHP'den Aldı" Ahval ve şerait vahim. Cumhuriyetin kaleleri birer birer düşüyor.Sırada Çankaya var. Şeriat sevdalılarının tek korkusu Ordu. Çünkü, Türk Ordusu her daim şeriat hayallerini yerle bir etti. İktidar sahipleri eliyle AB kapısına bağlanan, emperyalizmin emrine giren Türkiye’de Ordu, mümkünse lağvedilmeli. Bu becerilemiyorsa, Ordu emperyalizmin kolluk kuvveti olmalı. Batılılaşma, çağdaşlaşma gibi aynalı söylemlerinin sırrı dökülüyor. Sır dökülünce emperyalizm ve uşakları ortaya çıkıyor. Emperyalizm için sağcı solcu olmuş fark etmiyor; önemli olan uşak olmak. Emperyalizmin tek sadakat ölçüsü vatanına, milletine sövmek, yani hain olmak. Soğuk savaş döneminde gördük;milliyetçilerin önemli bir bölümü ve solun bazı kesimleri sözde bağımsızlık adına ABD’nin inzibat gücü olarak çalıştılar. Aynı gruplar bugün de aynı safta yer alıyor. “Ne şeriat ne darbe” Oysa darbeyi yapan Kenan Evren, Türkiye’nin bölünmesini istiyor. “Ne kartpostal ne postal” şiarıyla sokaklara dökülenler, AB fonlarından beslenenler de özgürlük, demokrasi ve insan hakları adına aynı görüşü savunuyorlar. Kim kime yakınlaştı; Kenan Evren mi değişti! Cumhuriyet ve laiklik bugün dünden daha da tehlikeli bir tehdit altında.Tarikatçısı da mezhepçisi de, etnik ırkçısı da aynı şeyi istiyor. Ordu ya lağvedilsin! Ya kışlaya hapsedilsin! Gerekçe de hazır. Ordu darbe yapacaktı. Ortada bir günlük var. İktidarın pervasızlığından rahatsız olan komutanların 2004 yılında darbe hazırlığı yaptığgı iddia ediliyor. Darbenin kod adı da “Sarıkız”. İddiaya göre, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, darbeye karşı olduğu için bu eylem planı, fiiliyata geçemiyor. Günlükte yer alan bilgilere göre, eski Genelkurmay Başkanı Özkök, darbeye karşı olduğu için korkaklık ve dincilikle suçlanıyor. Aynı günlükte, eski TBMM Başkanı MHP’li Ömer İzgi’nin de darbeyi planlayan komutanlara “Darbe yapacaksanız hemen yapın, seçimden sonraya kalırsanız bu iş olmaz, karşınızda diğer partileri de bulabilirsiniz” dediği iddia ediliyor. Darbeden bilgisi olduğu iddia edilen Hilmi Özkök, demokrasi havarisi ilan ediliyor. Komuta kademesinin en üstündeki kişi, neden susuyor veya niye gereğini yapmıyor. Birinci dereceden sorumlu kişi Özkök değil mi! Bu arada darbe tartışmalarına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de dahil oluyor. İddiaya göre Bahçeli’nin, askerleri darbeye çağıran Ömer İzgi ile arasında sert tartışma yaşanıyor. Ve İzgi’nin MHP ile yollarını ayırdığı iddia ediliyor. Peki bu saatten sonra, Köşk’e demokrasi havarisi Hilmi Özkök’ün çıkması ana sütü kadar helal ve temiz değil mi! http://www.digimedya.com/Content/Articles/1869.aspx
   Feride
YÖK, ADD..SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ(!) OLURSA, OLACAĞI BUDUR!.. Türkiye'nin en büyük talihsizliği; adam gibi iş yapan, proje ve çözüm üreten, alternatif sunan SİVİL TOPLUM örgütlerinin olmaması! Ya çoğu DERİN DEVLET tarafından kurdurulmuş; sadece mutlu azınlığı ve oligarşik düzeni korumaya matuf. Ya da yabancı istihbarat örgütlerinin iç uzantısı gibi. Veya kökü dışarıda olan mandacı masonik örgütler!.. Cami dernekleri gibi çalışan vakıf ve derneklerden STK olmaz; bir gücü ve sosyal işlevi de olmaz! Bakın şu ADD'ye! Başında emekli bir Jandarma Komutanı GENERAL var! Kurucularının çoğu mason veya masonik örgütlere üye! Başkan ve Başkanın yardımcıları ORDU GÖREVE diyen üniversite profesörleri! Bu mu SİVİL TOPLUM? Neresi sivil? AB yolunda Türkiye'nin en büyük eksiği; gerçekten sivil toplum ve güçlü örgütlerinin olmayışı! Bu, Türk demokrasisi için de büyük bir tehdit! Demokratik medya için de.
   Hüseyin Palamut
Güler misin, ağlar mısın? Bu haber; sadece Türkiye'de olur!..Böyle rezalet ve skandal görülmedi!... İSTANBUL VALİSİNE GÖRE; İSTANBUL'DA BİR ASAYİŞ SORUNU YOK! Ama aşırı sol bir terör örgütü; İstanbul sokaklarında polis operasyonu gibi operasyon yaptı. Sayın Vali'nin ruhu bile duymadı. İşte ödüllük(!) o operasyon ve haberi: MLKP Milisleri'nden “çete operasyonu” İSTANBUL (05.04.2007)- MLKP Milisleri tarafından İstanbul Ümraniye'de uyuşturucu pazarlayan ve halktan haraç alan bir mafya çetesine yönelik operasyon gerçekleştirildiği öğrenildi. Basına e-posta yoluyla yapılan “Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) Milisleri” açıklamasında, Ümraniye Çakmak Mahallesi'nde çete mensuplarının bulunduğu bir eve baskın düzenlendiği bildirildi. Açıklamada, “Daha önce alınan kesin istihbaratla birlikte çete üyelerinin tek tek eve girmesiyle eve baskın yapıldı” denildi. Yaklaşık 20 dakika sürdüğü aktarılan baskında; beş adet çeşitli çap ve cinste silahın, 150 adet extacy roj hapının ve yaklaşık 1 kilogram da esrarın “satılmaya hazır vaziyette torbalanmış şekilde” ele geçirildiği bildirildi. Baskında, daha önceden çete lideri olduğu saptanan Murat adlı şahsın bacağının kırılarak cezalandırıldığı, geri kalan 5 kişilik çetenin uyarıldığı ifade edildi. Milisler, baskında ele geçirilen uyuşturucu maddeleri ve bunun üzerinden kazanılan parayı ve cep telefonlarını ise yakarak imha ettiklerini bildirdiler. Açıklama, “Çeteleşmeye, yozlaşmaya geçit vermeyeceğiz. Uyuşturucu satıcıları MLKP'ye hesap verecek” ifadeleriyle son buldu. www.atilim.org NOT: Bu olay ve haber doğru ise şayet; hemen İstanbul Valisi'nin, Emniyet Müdürü'nün, İçişleri Bakanı'nın ve Adalet Bakanlarının istifa etmeleri gerekir! Resmen skandal ve rezalet bu!...Bazı mahalle ve semtlerine polisin bile girmeye cesaret edemediği İstanbul'un asayişi artık terör örgütlerine emanet!
   XYZ
TİT'le ve lideriyle (Semih Tufan Güraltay'la) irtibat içerisinde olduğu söylenen general, meslektaşı tarafından YOLSUZLUKLA suçlanıyor: "Büyükçekmece merkezde Altınoluk kooperatifi 256/17 parselde 3628 metrekare arazi belediye başkanlığınca tahsis yapılmış. Kooperatif 1996 yılında Alattin Akgün, Bülent Akgün, Fatih Akgün, Yusuf Baycan, Turgut Türkeş, Atilla Suakar, Mehmet Emin Öztürk, tarafından kurulmuştu. Daha sonra 23.06.1999 tarihinde yeni yönetim ve ortaklara devredilmişti. Bu kişiler ise: Kaymakam Nizamettin Güven, Büyükçekmece Başsavcısı Cemal Durgun, As.Ş.Bşk.Albay Ferit Çeliktürk, Orduevi müdürü Albay Turgay Bayar, General İdris Koralp, emekli jandarma karakol mensubu Yüksel Çolak, Emniyet Müdürü Nurettin Kubuş, İlçe Jandarma komutanı Binbaşı Mustafa Şimşek, Zeki Akgün, Gönül Akgün, Günay Akgün, İbrahim Akgün, Süleyman Akgün, Yakup Akgün, Remziye Akgün, Yusuf Akgün, Hasan Akgün, Fatih Akgün ve Hakan Gümüşoğlu gibi isimler görürüz. Bunlar 775 sayılı yasaya göre fakir ve dar gelirli olması gerekirdi. Sizce bu şahıslar her ne kadar fakiriz diye beyanname verse de yasaya uygun mu sayılır? Belediye başkanı da fakir ise ben ne diyeyim artık.." Zeki Bingöl: zekibingol@gmail.com
   Kunter
BU SİTE ziyaret EDİLİR: http://zekibingol1965.sitemynet.com/
   xxx
İşte son Türk İntikam Tugayı (TİT) operasyonunda ele geçirilen Kağızmanlı Semih Tufan Güraltay'ın telefonla 14 NİSAN MİTİNGİ hakkında bilgi alışverişinde bulunduğu iki e. generalden biri: (diğeri: Hurşit Tolon Paşa): Sivas İl Tugay Komutanı Tuğ. İdris KORALP: 1948 Yılında Bursa'da doğmuş ve 1968 yılında Kara Harp Okulundan Topçu Subayı olarak mezun olmuştur Polatlı Topçu ve Füze Okulunu bitirmesini müteakip, 1969 - 1981 yıllarında sırasıyla; Malkara'da Topçu Batarya Komutanlığı, İstanbul / Alemdağ'da Uçaksavar Batarya Komutanlığı ve Erzurum'da Tümen Topçu Alayı Harekat Eğitim Kısım Amirliği görevlerinde bulunmuştur. 1977 - 1978'de Alman Silahlı Kuvvetler Dil Okulu ve Göthe Enstitüsünde Almanca dil öğrenimi görmüş, 1981 yılında başladığı Kara Harp Akademisinden 1983 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuştur. İlk kurmay görevini Kars'da Tugay Harekat ve Eğitim Şube Müdürü olarak icra etmiş ve 1985 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisini bitirmiştir 1990 yılına kadar sırasıyla: gata Eğitim Öğretim Şube Müdürlüğü ve Öğrenci Tabur Komutanlığı; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde toplumla ilişkiler grup başkanlığı görevlerinde bulunmuştur 1990 - 1992 yılları arasında İsviçre'de Bern Askeri Ateşesi olarak görev yapmış ve 1992'de; 65 nci Mekanize Piyade Tugay Komutan Yardımcısı ve Babaeski Garnizon Komutanlığı, 1993'de Çorlu'da 5 nci Kolordu Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğünde bulunmuştur. 1995 - 1996'da Bitlis / Hizan'da 151 nci Taktik Komando Alay Komutanı olarak iç güvenlik harekatına katılmış, 1996 - 1997'de Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Plan Şube Müdürlüğü yapmıştır 30 Ağustos 1997'de Tuğgeneralliğe terfi etmiş ve 1997 - 1999 yıllarında İstanbul / Hadımköy'de l nci Zırhlı Tugay Komutanı olarak, 1999 - 2001 yıllarında Erzincan'da 3 ncü Ordu Harekat Kurmay Yarbaşkanı olarak hizmet vermiştir. General Koralp; Almanca bilir, evli ve iki çocuk babasıdır. http://www.sivastr.net/sivmerk/smeilgarnizon.htm
   Türker
Türk Mukavemet Teşkilatı'nın ve Orkun'cuların yayın organı; Yeni Çağ gazetesinden Arslan Bulut; fena halde UTAH bağlantısına kafayı takmış; bugün seviyesi çok çok düşük bir yazı yazmış...Utandım. Milliyetçilerin bu kin ve hıncın nedir acaba? Sağlık alameti değil!.. Arslan Bulut; Veli Küçük Paşa'nın, kontgerillacı NATO paşalarının ve TMT'cilerin müridi, basın sözcüsü, suflörü gibi. Prof. Turan Yazgan'ın vakfında her gün Necdet Sevinç'lerle ve Erk Beylerle birlikte... Laf, iftira, yalan, abartı çok; fikir ve icraat yok. Başbakana "Potemyalı-Rum" diye laf atıyorlar, ama Arslan Bulut da bir Rum köyünde doğmuş. Hala köyünde kilise kalıntıları duruyor... Edepli, doğru, dürüst, mert olalir mi? Çok zor. Karakter meselesi biraz.
   Sercan
İŞTE DUL KADININ ÇOCUKLARI!.. Masonların bir kısmının listesi yayınlandı; bkz: ****http://www.acikistihbarat.com/Dosyalar/hur-kabul-edilmis-masonlar06062005.txt ***http://www.acikistihbarat.com/Dosyalar/buyuk-mason-mahfili-180705.txt ***http://www.acikistihbarat.com/Dosyalar/kadin-masonlar-listesi06062005.txt
   TEMEL KURİŞ
Lejyoner devşirmeler terör estiriyor... Bunların çoğu BÜYÜK KULÜP'çü, mason, dönme! Fransa'nın LEJYONERİ! Amerika'dan üstün hizmet, liyakat ve ŞEREF(!) ödüllü, madalyalı! NATO istihbaratçısı, yani muhbir! Ülkemizdeki Hıristiyan ve Sabetayist tarikat okulu mezunları! Bu "ulusalcı, kemalist" diye nitelenen kişiler; AB ve SOROS fonlarından beslenen, ABD Fulbright ve AFS-CIA burslarıyla okutulmuş devşirmeler! Hedefleri; laik Cumhuriyeti yıkıp çatlak Kaddafi gibi laikçi molla kafasıyla gerici komünist bir rekim kurmak! Atatürk; yaşasaydı, bunların hepsini kıtır kıtır keserdi! Atatürk, "Yahudi uşakları" diye zamanında bunların hepsini huzurundan kovdu! Dönme CAVİT'i de astırdı! SELANİKLİ ile ne pazarlığı bu yahu?! Allah iyiliğinizi versin, emi Ak Partililer! Müslümanların yüzkaraları!
   Servet Paçacı
BU YAZI TÜRK BASINDA ÇIKTI! ÜLKESİNİN MÜSLÜMANLIĞINDAN UTANÇ DUYAN ve ÇILDIRMAK ÜZERE OLAN BİR YAZAR... Sıkı SOROS'çu bir militan kadın yazar, sonunda Kuzey Kore'de veya Küba'da değil de müslüman Türkiye'de yaşadığını farketti; çok üzüldü ve çok sinirlendi, kaleme sarıldı. O öfkeyle, kinle, hınçla öyle şeyler yazdı ki, yüreğinde sevginin ve hoşgörünün zerresinin bile olmadığını gösterdi. Ece Temelkuran'dan ağır bir yazı... UZAYdan yeni gelen bir yaratık gibi, birden bütün çevresini kendisine fena halde yabancı ve öteki görüverdi: İşte BATI'nın YENİÇERİSİ, hem de amazon ruhu taşıyan o yazı: "Türkiye İslam Ülkesi Olmuş" "Türkiye'de artık hiçbir kadın şort giyemiyor, ramazanda iftar olmadan yemek yenmiyor, Ankara metrosunda toplu namazlar kılınıyor..." Ece Temelkuran'dan ağır bir yazı... "Rakıyı Savunmak" Danıştay 8. Dairesi daire üyelerinin ellerine, akıllarına sağlık!- İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı, Başbakan Tayyip beyin cansiperane savunduğu "kırmızı nokta" uygulamasını iptal etti. Allah başka keder vermesin, İçişleri Bakanlığı, içkinin şehrin her yerinde içilmesinden rahatsızdı. Bu yüzden belediyeler tarafından haritalar üzerinde kırmızı noktalarla işaretlenen "gettolarda" içki içilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ve fakat Türkiye'de "düşmeyen son kale" yargı, bu "alkolü gettolaştırma" planına engel oldu. Eğer İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi iptal edilmeseydi içkili yerler şehrin dışına taşınacak, şehirler İslami hayatın merkezi olmaya bir adım daha yaklaşacaktı. Öyle olmadı ve dün Danıştay'ın kararı, "vatandaş" tarafından Salacak kıyısında, Kız Kulesi'ne karşı kadeh kaldırılarak kutlandı. Neşeleri bol olsun! 'Günah' saffına atılmak Malum genelge iptal edilmiş olsa bile, her birimizin kendi şehrinde, kendi köyünde her gün izleyebileceği bir hızda İslami bir hayata, muhafazakâr bir hayata doğru adım adım gidildiğini biliyoruz. Artık hiçbir kadın şort giyemiyor, ramazanda iftar olmadan yemek yenemiyor, Ankara metrosunda insan trafiğini engelleyecek şekilde toplu namazlar kılınıyor vesaire... Kendiniz muhafazakâr olmasanız bile muhafazakârlara göre yaşamak zorunda kalıyorsunuz. AKP iktidarıyla iyiden iyiye şahlanan bu genel vaziyet giderek daha can sıkıcı bir hal alıyor. Ne ki buna karşı ne yapılacağı, daha nasıl yapılacağı problemli bir konu. Çünkü öyle içinden bir duruma sokuluyor ki insanlar "günahı" savunmak zorunda kalıyorsunuz. Abuk sabuk bir hale geliyor mesele. Açık saçık giyinmeyi savunuyormuşsunuz gibi, ayyaşlığın tarafını tutuyormuşsunuz gibi ve daha çok birçok tam olarak istemediğiniz şeyleri savunuyormuşsunuz durumuna düşürüyorlar sizi. Oysa siz, yani biz, insan gibi yaşamayı, herhangi bir yaşam tarzının bize dayatılmaması gerektiğini savunuyoruz. Başörtülü genç kadınlar Lüzumsuz ve dayanaksız bir hınçla davranıyorlar. Sanki bunca zaman çok zulüm görmüşler de şimdi zulüm sırası onlara gelmiş gibi... Oysa muhafazakâr kesimden zulüm görmüş tek topluluk, başörtülü, öğrenci genç kadınlardır ve kendi düşünceleri iktidarda olmasına rağmen o düşüncenin taşıyıcısı olan erkekler kendileri için hiçbir şey yapmamaktadırlar. Bu ikiyüzlülüğü o erkeklerin yüzlerine vurmak isteyen genç kadınlar ise "cazgır" olmakla suçlanmaktadırlar. Yapı değişecek Önümüzdeki bir yıl içinde, göreceksiniz, Türkiye çok değişecek. Bilhassa seçimlerden sonra izleyeceksiniz, Türkiye "ılımlı bir İslam ülkesi" olacak. Basında kilit noktalara AKP'ye ve muhafazakâr kesime yakın isimler ana medyada kilit noktalara gelecek örneğin. Göreceksiniz. Sokaktaki hayatımız da değişecek. Yargı, bir biçimde en ağır yapı değiştirme operasyonunun hedefi olacak. "Günahları" savunanlar giderek azalacak ve daha ürkek davranacaklar. Daha doğrusu, rahat, normal, özgür bir hayatı savunanlar giderek daha çok "günahı savunur" pozisyona itilecekler. Bu iş, militarist ritüellerle beslenen ve kendine tarihe ihanet ederek Kuvayı Milliyeci diyenlerin eline bırakılmayacak kadar ciddi bir iş. Ülkenin kıvamı bozuluyor. Muhafazakârlığın nişastasıyla iyice sertleşiyor kıvam. Bilirsiniz, sonra ne kadar su dökseniz de yumuşamaz. Öyle bir gidiş bu gidiş. Ece Temelkuran/Milliyet
   Üstün Cem AKMEN
Üniversiteleri kışlaya çeviren faşist oligarşi; şimdi de sokakları esir alıp teröristlere teslim etmek istiyor. Koordineli, hesaplı glabal büyük bir oyunla ve tuzakla karşı karşıyayız. Iraklıları ve Filistinlileri hangi güç odakları birbirine düşürüp kırdırıyorsa, aynı karanlık-mandacı-masonik odaklar Türkiye'yi de cehenneme çevirmeye çalışıyor. 14 NİSAN MİTİNGİ; emperyalizmin laik Cumhuriyeti yıkma adına büyük bir provokasyonu ve başkaldırı provasıdır. Hedef; laik Cumhuriyet! Karanlık odaklar; resmen ve fiilen orduyu kışkırtıp ordu içinde ikilik meydana getirmeye çalışmakta; İttihatçı kafayla çok tehlikeli bir bölünmenin kutsal ittifakı içerisine girmiş bulunmaktadır. Bugünler tarihi günler! Ve Türkiye; 2007'de tam bir dönüm noktasında. Ya devam, ya da emperyalizmin elinde oyuncak kanlı bir coğrafya! Cumhuriyet Savcıları; 14 Nisan mitingine asla izin vermemeliler, laik Cumhuriyeti ve Türk ulusunu seven hiçbir kimse de bu "kinli ve kanlı senaryo"ya iltifat etmemelidir. Mandacı militarizme ve devletimizin Libya gibi gerici bir çadır devleti olmasına asla tahammül edemeyiz. Bu ülke; hurafeci laikçi mollaların, NATO paşalarının ve maşalarının eline bırakılamaz. Gelecek nesiller hepimizi lanetle anarlar, şehitlerimizin de kemikleri sızlar!
   Besim ULUATAM
Çankaya yolunda demokrasimize kan bulaşabilir!.. SUİKAST, KANLI SENARYO ve DARBE HESAPLARI! ASIL HEDEF; LAİK CUMHURİYET!..AJANLARA DİKKAT!.. Türkiye'ye yabancı ajanların akın ettiği söyleniyor. Daha dün BBP'li istihbaratçı bir yönetici; sadece Karadeniz'de 2.800 AJAN olduğunu söyledi! 14 Nisan Mitingi çok büyük bir risk. Olay çıkabilir! Taksim mitingleri gibi, 1 Mayıs veya 6 Eylül olayları gibi çok kanlı geçebilir. Tuncay Özkan'a, bir emekli generale, savcıya veya bir rektöre suikast olabilir! Tehlikenin farkında mısınız? ADD'yi mandacı-masonik cunta ve mahfiller; ADD de resmi kurumları, partileri, STK'ları, medyayı gaza getiriyor. Başta CHP'yi de ve de Baykal'ı da! Baykal, çok acemi duruyor! Adeta basireti bağlandı. Bu mitingten asıl CHP çok büyük yara alabilir. Bence bu mitinge DEVLET, DEVLET adamları, memurlar ve siyasiler katılmamalı... Yoksa faturası çok ağır olur. Kendilerini kirden ve kandan kurtaramıyabilirler.
   Bülent Aşar
R. T. Erdoğan; daha Çankaya'ya çıkmadan dinin, İslam'ın kökün kazımaya başladı. Kur'an kursu yıkıyor; olacak şey değil! Sonrasını hak getire. AHMET N. SEZER de çok milliyetçi-muhafazakar deniliyordu ama; TKP'li, DHKP-C'li gibi davrandı, CHP'li ateist bir militan gibi davrandı. Tayyip Bey'i Çankaya'ya çıkarın; Sezer'i mumla ararsınız!
   Gökhan Artam
18 NİSAN ÖNCESİ BİR HATIRLATMA: "TEK ADAYLA ÇIKMAYIN!" Sayın Başbakan, Hükümet veya Ak Parti; tek aday açıklamamalı. En az 3 veya 5 ya da 7 aday açıklamalı. Bunlardan en az iki tanesi CHP'den, bir tanesi TBMM dışından olmalı. Tek aday açıklanırsa, kim olursa olsun, oylamaya kadar bir ay içerisinde fena halde hedef olur, çok yıpranır! TBMM İRADESİNİ SERBEST BIRAKIN! Sayın Başbakan, Hükümet veya Ak Parti; oylama günü, TBMM iradesini birden fazla aday üzerinde serbest bırakmalı. TBMM kimi seçerse; bütün devlet kurumları, Türk milleti ve dünya bu iradeye saygılı olmalı. REJİM KORKUSU VE KAYGISI BİTSİN ARTIK! Yeni Cumhurbaşkanı da Anayasaya sadakat sözü vermeli; yapacağı ilk konuşması herkesi kucaklayıcı tarzda, tarafsızlık kararlılığı içinde, barışçı ve sevgi dolu olmalı, herkese ümit vermeli. Rejim korkusunu ve kaygısını tamamen ortadan kaldırmalı.
   Barış
Uzmanından korkutan iddia: "Karadeniz Ajan Kaynıyor" "TAM 2.800 CIA-MOSSAD-M16 AJANI!" Başbakanlık eski Müsteşarı ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Danışmanı Yaşar Yazıcıoğlu, Karadeniz Bölgesi'nin son yıllarda 'yüksek yoğunluklu psikolojik harekata' maruz kaldığını ve bölgenin ajan kaynağını söyledi. Bölgede 2 bin 800 adet CIA, MOSSAD, MI6 ajanı olduğunu ileri süren Yazıcıoğlu, Trabzon'da öldürülen Rahip Santoro'nun da CIA destekli bir misyoner olduğunu iddia etti.
   İhsan
Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun Paşa; bir haftadır ABD'de ne yapıyor? Halbuki daha yeni gitmişti! Üst üste bu ne ziyareti, ne pazarlığı acaba? Saygun Paşa; ABD'den kuşkulanıyorsa asker tavrı koyar, ayaklarına gidip durmaz! ABD ve NATO karargahlarından aldığı şeref, onur, üstün hizmet madalyalarını, başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere iade ederler. Veya NATO belasından ordumuzu kurtarırlar! Var mı, böyle bir eğilim, girişim? Hayır! O halde!...
   Çetin Yankı EREL
LAİK CUMHURİYETİMİZ NEFES ALMAYA BAŞLADI. Gerek andıçı ve gerekse iki askeri darbe girişimini deşifre eden kimse, onları çok takdir ettim. Laik Cumhuriyetimiz, büyük bir tehlike atlatmıştır. Türkiye'ye Suriye ve Irak gibi gerici rejim ihraç etmek isteyenler suç üstü yakalanmıştır. Türk ordusunun, şerefini ve itibarını kurtarmışlardır; mandacı-masonik, NATO paşası ve maşası ihanet şebekelerini ortaya çıkararak. Ne mutlu Türküm diyene! Türkiye, Türklerindir. 70 milyon, laik Cumhuriyetimizi gönülden sahiplenecek; asla yıktırmayacak, emperyalist uşaklarının iğrenç heveslerini kursaklarında bırakacaktır.
   Hüseyin Arpacık
NATO-GLADİO öksüz kaldı...Üç Hüseyin'den biri daha gitti!..Türkiye'deki kontgerillanın en muteber adamlarından biri olarak bilinen; rahmetli Türkeş'in(asıl adı Hüseyin); Hüseyin Sezgin Paşa ile birlikte en güvendiği arkadaşı olan Hüseyin Cevizoğlu Paşa vefat etti. Cenazesine Büyükanıt Paşa ve yeğen gazeteci-yazar Cevizoğlu da katıldı... Tedavi görmekte olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde önceki gün vefat eden Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu, Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedildi. Kocatepe Camii’ndeki cenaze törenine askerlerin yanısıra pek çok siyasi katıldı. Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu, dün Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen törenin ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı Önceki gün, tedavi görmekte olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) vefat eden Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu (72), dün Ankara’da toprağa verildi. Cevizoğlu için Kocatepe Camii’nde düzenlenen cenaze törenine, eşi Güngür Cevizoğlu, yeğeni Gazeteci-Yazar Hulki Cevizoğlu, ailesi ve yakınları, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Atila Işık, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ergin Celasin, Anadolu Ajansı Haber Yayın Daire Başkanı Muzaffer Şahin, generaller, siyasetçiler ve gazeteciler katıldı. Komutanlar saf tuttu Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu için kılınan Kocatepe Camii’ndeki cenaze namazında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve generaller ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yaşar Okuyan da saf tuttu. Cami çıkışında emekli Tümgeneral Cevizoğlu’nun cenazesi top arabasına konuldu. Askeri bando eşliğinde bir süre top arabası üzerinde taşınan Emekli Tümgeneral Cevizoğlu’nun cenazesi, daha sonra cenaze arabasına alındı. Cevizoğlu’nun cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı’na getirilerek burada gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı. Çok sayıda kitabı bulunuyor Cevizoğlu, 1935 yılında Giresun’un Tirebolu ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Tirebolu’da tamamlayan Cevizoğlu, sırasıyla Kuleli Askeri Lisesinden, 1957 yılında Kara Harp Okulundan, 1969’da Kara Harp Akademisinden, 1970’te Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun oldu. Piyade ve Kurmay Subay olarak çeşitli kıta, kurum ve karargahlarda görev yaptıktan sonra 1982 yılında Tuğgeneral, 1986’da Tümgeneral rütbesine terfi eden Cevizoğlu, general rütbesiyle tugay ve tümen komutanlıkları ve çeşitli karargah görevlerinden sonra 1990’da emekliye ayrıldı. Araştırmacı-yazar olarak da tanınan Cevizoğlu’nun, strateji, tarih ve kültürel konularda çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlandı. Cevizoğlu’nun, “Atatürkçülük”, “Başlangıçtan Bugüne Strateji Anlayışı”, “Jeopolitik Üzerine Düşünceler ve Eleştiriler”, “Atatürkçü Düşünce ve Sonuçları”, “Sosyo Ekonomik Denge”, “Coğrafyadan Tarihe” ve “Neden Laiklik” adıyla yayınlanmış kitapları bulunuyor. Haber : Fatih ERBOZ
   Yener Yiğit SÜLKER
Atatürk Türkiye'si, Atatürk ordusu böyle mi olur?.. Ben yaşamımda böyle bir rezalet daha görmedim. Kim bu ordumuzun şerefiyle, haysiyetiyle oynayan, dünyaya rezil-rüsvay eden alçak ya da alçaklar? TSK'yı bu kadar yıpratmak kime yarar? Lafa bakın: Andıç çalınmış! Nereden? Bilgisayardan?! Komedi! Utanç verici! Yahu andıçın kendisi bir defa insanlık suçu, haince bir bölücülük! Bu bölücülüğü ve hainliği gerçekleştirenler değil de, açığa çıkaranlar suçlu ve Genelkurmay onların peşinde mi?! Andıç çalınmış! Böyle bir ihaneti deşifre etmek yurtseverlik ve her yurttaşın bir görevi değil mi? Alkışlanması gerekenler; şimdi cani gibi takipte! Aman Allahım! Akılımı koru! Akıl, bilim çağında bu kadar yobazlık, bağnazlık, bu kadar dogmatik-hurafeci zihniyet; ancak tahsille mümkün olur herhalde!.. Hani andıç yalandı, eski bir uygulamaydı! Genelkurmay bunu sahiplendi ise, o zamn NOKTA dergisinin detaylı iki askeri darbe planını da yakında saiplenecek ve itiraf edecek demektir! Devlet yalan söyler mi? Asker kendi insanına yalan söyler mi? Nokta'daki notları okudum, tekrar tekrar okudum. Yemin ediyorum çok utandım. Ordum, askerim, milletim, tarihim adına çok utandım. Meğer bizim koca koca, alımlı-çalımlı subaylarımız nelerle uğraşıyorlarmış! Sanki askerlikten başka hemen her şeyle ne kadar yakından ilgileniyorlarmış! Meğer bizler bu ülkede sadece "demokrasicilik" oynuyormuşuz! Bu ordu Türk ordusu olamaz; vallahi-billahi Türk ordusu olamaz! Belki NATO ordusudur! Bu subaylar da Türk subayı olamaz; belki NATO subayıdır! NATO ihanetidir! Büyük Atatürk bugünleri görseydi, laik Cumhuriyetimizin kişisel hırslar, oligarşik çıkarlar ve çeteleşmeler için nasıl bütün kurum ve kuruluşlarıyla; hem de "Atatürkçülük, laiklik, milliyetçilik..." diye diye yıkılmakta olduğunu görseydi ne yapardı acaba? Hala savunma sanayimizin yüzde 80 dışa bağımlı olduğunu bilseydi ne yapardı acaba? Milli Türk ordusu, Milli Türk devleti, milli Türk istihbarat teşkilatı kurulmadığı sürece daha ne rezaletler, ne zilletler yaşayacağız?!
   Mazhar Şengör
PAYLAŞILAMAYAN KALP!.. Türk Kalp Vakfı’nda neler oluyor? NTVMSNBC, son günlerde yolsuzluk iddialarıyla çalkalanan Türk Kalp Vakfı’nı araştırdı. Vakfın iki başkanı arasındaki kavga neden çıktı, vakıf ne iş yapıyor, üyeleri kimler, ürün reklamlarına destek vermesi ne kadar etik? Türk Kalp Vakfı (TKV), 31 yıllık tarihinde ilk kez bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya... Vakıf, yardıma muhtaç insanlar için açılmış GRATİS fonundan işadamı, sanatçı ve ünlülere ücretsiz tedavi yaptırdığı iddiasından olmayan köpekler için mama faturası yazdığı iddiasına kadar pek çok suç nedeniyle mercek altına alındı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, TKV’nin son dört buçuk yılını inceledi ve 82 sayfalık rapor hazırladı. Bu incelemenin nedeni, vakfın eski başkanı Hayati Babaoğlu’nun vakıf ve denetçileri aleyhine açtığı üç dava. NTVMSNBC, Türk Kalp Vakfı’nı araştırdı... Vakıf ne iş yapıyor, üyeleri kimler, gelirini nasıl elde ediyor, vakfın iki başkanı arasındaki kavga neden çıktı ve bazı gıda ürün reklamlarına verdiği destek ne kadar bilimsel ve etik? Türk Kalp Vakfı eski Başkanı Hayati Babaoğlu: ‘Beni aşağılayan bir rapor hazırladılar.’ Kalp Vakfı’nın 16 yıllık başkanı Çetin Yıldırımakın’dan boşalan başkanlık koltuğunu devralan Hayati Babaoğlu, görevde kaldığı 6 ay boyunca yıprandığını söyledi. Türk Kalp Vakfı’nın 16 yıl başkanlığını yapan, Özal ailesine yakınlığı ile bilinen ve son olarak Efe Özal’ın boşanma davasında avukatlığını üstlenen Çetin Yıldırımakın, 28 Ekim 2004’te görevi, akaryakıt ticareti yapan işadamı arkadaşı Hayati Babaoğlu’na devretti. Ancak Yıldırımakın ile halefi olarak vakfın başkanlığına geçmesinde rol oynadığı Babaoğlu arasında 6 ay sonra kavga çıktı. Hayati Babaoğlu, kavganın kendisine yöneltilen ‘emanetçi başkan’ sıfatını ve beklentisini reddettiği için çıktığını söyledi. Babaoğlu, “Vakıftaki olaylar öyle bir boyuta geldi ki baktım sağlığım bozulacak, 19 Nisan 2005’te istifa ettim. Kısa bir süre sonra Çetin Bey’in önerisiyle Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu üyeliğime de son verildi. Sonra olağanüstü toplantıda Çetin Bey, hakkımda mahkeme ve davalar var diye insanları yanılttı ve Yönetim Kurulu’nda ibra edilmemi engelledi. Ben de ibra edilmemem ve mütevelli heyetinden çıkarılmam nedeniyle Şişli’de üç tane dava açtım. Bir de kendileri mi yazdı başkaları tarafından mı yazıldı bilmiyorum ama benim aleyhime yalan yanlış, iftira dolu ve beni küçülten, aşağılayan bir denetleme raporu tanzim etmişlerdi. Bunun üzerine ben de onların aleyhine 50 milyar dolarlık manevi tazminat davası açtım”dedi. ‘Tatlıses’e yaptığımız çok mu?’ KENDİ DÖNEMİMİN DENETLENMESİNİ İSTEMİŞTİM “Bu davalar devam ederken Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yapmış olduğum müracatlar sonunda müdürlük bir inceleme başlattı. Bu inceleme biterken Çetin Yıldırımakın benim hakkımda yalan beyan dolu bir kayyum tahkikatı sundu. Ben de vakıf hakkındaki tahkikatın dosyasının mahkemeye celbini istedim. Ben sadece kendi dönemimin denetlenmesini istemiştim ancak yapılan incelemelerde son 5 yılın denetlenmediği ortaya çıktı. Böylece dosya mahkemeye geldi. Ancak mahkeme ve dosyanın içeriği ile ilgili yorum yapmak istemiyorum, sonuçta vakıflar müfettişleri bir dosya hazırlamış ve bu yargıya intikal etmiştir.” KONFERANS SALONUNA KAMERA İDDİASI ASILSIZ Babaoğlu, vakfın konferans salonuna koydurduğu iddia edilen ve davada yer alan ışığa ve sese duyarlı gizli kamera konusunu şöyle ifade etti: “Vakfın başkanısınız ve sizin oturduğunuz katın üst katında konferans salonu var. Yani insanların toplantı yaptığı bir salon ve herkese açık olan bir yere gizli kamera koymanızın bir anlamı olabilir mi? Bunun böyle olmadığını zaten ben mahkemeye belgesi ve bilgisiyle sundum. Bu davalardan sonra ben bu konuda da tazminat davası açacağım.” Kalp Vakfı’nın ünlü üyeleri: Türk Kalp Vakfı yardım, bağış ve sponsorluklarla ayakta duruyor. Vakfın icra kurulunda ve mütevelli heyetinde Çevik Bir, Türkan Sabancı, hatta Derya Tuna da var. Türk kalp Vakfı, Kalp ve Damar Hastalıkları konusunda toplumu uyarma, bilinçlendirme ve motive etme amacıyla 1975 yılında kuruldu. İlkokullarda yaptığı kalp ve damar sağlığı taramaları ile tanınan vakıf, Milli Eğitim Bakanlığı, belediye ve muhtarlarla işbirliği yaparak gezici ekibiyle hastaların kalp sağlığı muayene, teşhis, tedavi ve kontrollerini sürdürüyor. Türk Kalp Vakfı, kalp hastalıkları açısından yüksek risk grubunda olan 6-12 yaş grubu çocuklar için taşıdığı yüksek risk nedeniyle kurulduğu günden başlayarak ilkokullarda kalp ve damar sağlığı taramaları yürütüyor. Her yıl çok sayıda öğrenciyi tarama ve kontrolden geçiren vakıf, hasta veya hasta olma olasılığı yüksek olanları tedaviye alıyor, okul idareleri ve aileleri bu konuda uyarıyor. Kalp ve Damar hastalıkları konusunda teşhis karmaşıklığını ortadan kaldırmak amacıyla bir nörokardiyoloji merkezi kuran, Kalp Haftaları, aşı kampanyaları, sağlıklı yaşam yürüyüşleri düzenleyen vakıf, yoğurt ve yağ gibi gıda ürünlerinin reklamlarına “Türk Kalp Vakfı tarafından desteklenmektedir” ibaresini veriyor. "İCRA KURULUNDA DERYA TUNA DA VAR" Türk Kalp Vakfı’nın kurucuları arasında Ahmet F. Ekmekçioğlu, Doğan Gündüz, Doç.Dr.Edip Kürklü, Emekli Amiral Dr.M.Ali Işığıgür, Mehmet Emin Karamehmet, Necmettin Bayramoğlu Nezih Demirkent ve Süha Dağdeviren gibi isimler bulunuyor. Mütevelli heyetinde Erol Evgin, Emekli Orgeneral Çevik Bir, Sevil Sabancı gibi isimlerin yer aldığı vakfın icra kurulunda ise Türkan Sabancı, Derya Tuna gibi tanınmış isimler ve eski başkanları arasında Nezih Demirkent, Prof. Dr. Cem’i Demiroğlu, Emekli Orgeneral Suat Aktulga, Avni Akyol, Tahsin Ünalp gibi isimler dikkat çekiyor. ÇEVİK BİR: "VAKFA DAHİL EDİLMİŞİM, HABERİM YOKTU" Vakfın mütevelli heyetinde yer alan Emekli Orgeneral Çevik Bir, “Benim böyle bir olaydan haberim yok, ismimi oraya yazmışlar ben de itiraz etmedim. Yoksa ben vakfın hiçbir mütevelli heyeti toplantısına katılmadım” dedi. (TÜLAY SAĞLAM)
   Zeynep
Yarın güzel bir gün olacak inşaallah! Yarın Cuma! Ve yarin Mevlid kandili! Yarın evlerimizin, işyerlerimizin, ülkemizin, dünyamızın başkonuğu; Peygamberimiz (s.a.v.) olmalı! Tebrik ederim.
   Solmaz Karaca
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu; fena halde önyargılı ve suçlayıcı..Kendilerine uzatılan barış elini reddediyor, zeytin dalını kırmaya çalışıyorlar. İyi niyet ve güzel girişimlerde bile, ısrarla kötü niyet arıyorlar. Bu yaklaşımın kime ne yararı olacak ki! Barıştan, uzlaşmadan yana olmak daha insalcıl, daha çağdaş bir yöntem değil mi? İşte kardeşliğimiz için hiçbir yararı olmayacak bir yazı-yorum: "FETHULLAHIN “ZAMAN”LI KALEMLERİ VE ALEVİLER" (28-03-07: YAZAR: TURAN ESER) Fethullahçı kalemler, Zaman’da, zamanı da iyi seçerek, dönemsel bir siyasi stratejinin medya ayağı üzerinde görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Zaman takvimi ABD’den verildi. Çünkü Türkiye’nin önünde kritik bir seçim var. Bu tarikatçı akım, siyasi alandaki pazarlık gücünü artırmak için, toplumsal cari açığını, “Alevilerle kapatmak” gibi, tehlikeli bir oyuna, cemaat desteği ile el atıyor. Ekrem Dumanlı ve Hüseyin Gülerce 22 Mart günü, Zaman gazetesindeki köşelerinde, Fethullahın sadık kalemleri olarak, ellerini Alevilerin üzerinde çekmeyeceklerinin mesajını vermeye devam ediyorlar. Çünkü zamanı! Fethullahçı kalemler, Zaman’da, zamanı da iyi seçerek, dönemsel bir siyasi stratejinin medya ayağı üzerinde görevlerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Zaman takvimi ABD’den verildi. Çünkü Türkiye’nin önünde kritik bir seçim var. Bu tarikatçı akım, siyasi alandaki pazarlık gücünü artırmak için, toplumsal cari açığını, “Alevilerle kapatmak” gibi, tehlikeli bir oyuna, cemaat desteği ile el atıyor. FETHULLAH GÜLEN, EKREM DUMANLI, İLE HÜSEYİN GÜLERCE’NİN “ONURSAL BAŞKANIDIR” “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı” bir Fethullah Gülen projesidir. Gülen bu vakfın Onursal Başkanıdır. Dumanlı ve Gülerce ise, Gülen tarafından bu vakfın yönetimine konulmuştur. Bu nedenle, bu gazeteciler, Gülen dönemsel stratejileri ve kurguları üzerine, lehte destek ve görüşler içeren yazılarını, kendilerine sunulan, malum platformlarda sunarlar. Abant’la başlayan, tek taraflı ve güdümlü Alevi tartışması ile Fethullahçı grup, “nasıl olurda biz bu Alevileri etkileriz” diyerek, kendilerinin anlattıkları ve kendilerinin dinledikleri bir “diyalog” keşfettiler. Osmanlı döneminden bugüne kadar “katli vacip” olarak görülen, inkar ve asimilasyon politikalarının hedefi olmuş Alevilerin örgütlenerek uyanması ve “ben Aleviyim” diyebilmenin cesaretini ve özgüvenini kazanması karşısında, inkarcılar şimdi, farklı bir yönelimi tartışmaya başladı. Alevilere dönük katliamlarla, Alevileri ve Aleviliğin yok edilemeyeceğini, sindirilemeyeceğini, görünce, şimdi ise, “nasıl bir Alevilik tanımı üzerinde, Alevileri Sünnileştirebiliriz” diye sormaya başlıyorlar. Dumanlı, “Geçmişte Aleviliği siyasete alet edenler oldu. Acı olaylar yaşandı. Aynı kâbusu bir daha görmemek için” Abant Platformunun arkasında gücün önermelerine tabii olunması hususunda hassasiyet çağrısı yapıyor. Siyasal İslamcı hareket içerisindeki, islamın ve Sünniliğin siyasetinden, magazine kadar alet edildiğini, görmezden gelen, Fethullah Gülen, siyasal islamcı partilerin içerindeki dinsel öğelere dayanarak yarattığı ağırlığı görmekten kaçan Dumanlı, “Aleviliği siyasete alet edenler oldu” diyerek, bunun “kâbus” olduğunu söylüyor. Buna ancak PES denir! Bugüne kadar Aleviliği siyasete alet etmekten kastedilen, TBP, Barış Partisi dahil, hiçbir parti Alevilikle ilgili olarak parti programlarına tek bir cümle yazmamıştır. Aleviliğin inançsal kimliği üzerinden tek bir siyasi oluşum olmamıştır. Dumanlı farklı bir gezegenden gelmiş konuşuyor, okuyucunun gözünün içine baka baka gerçek dışı değerlendirmelerde bulunuyor. Alevilerin siyasete katılımları her zaman vatandaşlık kimliği üzerinden olmuştur. Aslında Dumanlı, ortalığı toza dumana katmak amacıyla, bu ülkede toplumun gözü önünde İslam dinini, siyasete, ekonomiye, magazine, paparazzilere alet edenleri bu ülkenin insanından gizlemeye çalışıyor. Ama nafile çaba. Bu nedenle Dumanlı “kâbus”u yanlış adreste arıyor. Dün ABD karşıtı olup, bugün ABD’nin şemsiyesi ve himayesi altındaki siyasi İslamcıları görmeyen, galiba bir Dumanlı ile Gülerce kaldı. Dumanlı “şeriatı getirmek isteyen bir örgüt lideri” olarak devlet kayıtlarına giren, Fethullah Gülen’in, desteklediği, Abant Platformunu, ve Vakfını “sevgi ve diyalog” olarak pazarlamasını, bu ülkenin kül yutmazlarının, yutmadığını idrak etmekte zorlanıyor. “Zaman”a göre yazan, bu zatlar, 1992 yılındaki yazıları ile 2002 yılından sonraki zaman gazetesinin yayın politikası arasındaki, alabora olmuş görüşlerine bakarsa, değişim, gelişimle, zıtların birliği tezinin ne anlamına geldiğini öğrenmişlerdir. Dumanlı sonuç olarak, “ayrılıkları körüklemek, endişeleri deşmek aydın-halk, devlet-millet mesafesini açıyor. Oysa uçurumlara değil, köprülere ihtiyacı var” diyor. Doğru bir tespit. Ama Dumanlı’ın önerdiği köprüden daha çok, akıntıya karşı zayıf ve riskli bir sal. Yani karşıya geçene kadar Alevilerden bir salın küreklerini çekmesini istiyor. İran’da da böyle olmuştu. Molla Humeyni’nin, İran devrimi sırasında, İran’ın sorunların çözmek için muhalefet ile kurduğu şeyin bir köprüden öte, bir akıntı ortasında, muhalefetin sol kanadını, akıntıyı geçtikten sonra, nasıl kendi akıntısında boğduğu bir uçuruma dönüşmüştü. Sorun köprünün hangi fikri, hukuksal, siyasal ve toplumsal mühendislik üzerinden yapılacağıdır.Aleviler, Fethullah mühendisliği üzerinden inşa edilmiş bir köprüden geçmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedirler. Bu köprüden, ABD’nin Ilımlı İslam stratejisi ile Büyük Ortadoğu Projesinin geçirileceğini, biz çok ama çok iyi biliyoruz. Bu nedenle, Alevilerin kuracağı köprünün dört viyadükü bellidir. Demokrasi, Eşitlik, Barış, Laikliktir. FETTULLAH ALEVİLER İÇİN ŞANS DEĞİL TEHDİTTİR. Gülerce yazısında, “Abant Platformu'nun cesareti ile yürününce daha da yol alacağımızı biliyoruz.” diyerek, Alevileri ikna etmeye çalışıyor, oysa Gülerce, Tarikatlarla beslenen siyasal islamcı yaklaşımla, Alevilerin dünya görüşleri arasındaki derin farklılıkları yok sayıyor. Gülerce’ye göre “ karar birliğinin; sevgi, diyalog ve hoşgörü” diyenlerle, kendi umutlarının gerçekleşeceğine vurgu yapıyor. Ama her nedense Türkiye’nin temel sorunlarına yaklaşımda, Alevilerle, siyasal İslamcı tarikatçıların görüş farklılıklarına hiç vurgu yapmıyor, o zeminden bilinçli olarak kaçıyor. Şimdi gizlemeye çalıştığı zemini, Gülerce’nin şahsında, Abant platformuna sunalım. Toplumsal bir kesim olarak Aleviler, inançsal ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapmaya ve yapılmasına tamamen karşıdır. Aleviler vatandaşlık kimliği üzerinden, evrensel değerlerle zenginleşmiş, sivil demokrasi, sivil siyaset kültürü, sivil laiklik ve sivil cumhuriyet projesinin, Türkiye’de yaratılmasını savunur. Bu nedenle mevcut devlet ve siyaset geleneğinde ve anlayışında egemen olan,tekçiliğin, resmi ve dinsel ideolojik hegemonyanın taraftarı olamaz. Aleviler, gericilikten, tekçilikten, ayrımcılıktan ve hurafelerden değil, toplumsal aklını ve düşüncesini, vatandaşlık bilinci, çağdaşlık ve evrensen insan hakları ilkeleri ile besler. Bu nedenle tarikatların siyasi platformu olan siyasi İslamcı eksenden farklı olarak, siyaset üzerindeki Sünni mezhepli Türk İslam sentezini tamamen reddeder. Türkiye’nin toplumsal sorunlarının çözümü Fetullahcıların önerdiği “sevgi, diyalog ve hoşgörü”, söylemi sorunlarını örtmekten başka bir önerme değildir. Siyasetin, akıl, eşitlik, emek, üretim, paylaşım, katılımcılık, şeffaflık, insan haklarına saygı, demokrasi, laiklik, özgürlükler ve farklılıkları eşit koşullarda tanımak üzerinden toplumsallaşmasını savunmadan ortak zemin olamaz. Siyaset, hukuk, eğitim ve ekonomi üzerindeki tarikat destekli dinsel hegemonyaya destek sunup, laikliğin evrensel değerlerine açıktan karşı olanlarla, Alevilerin ortak zeminde, hele hele Fethullahçı bir proje ile buluşması, “aç tavuğun rüyasında darı görmesine” benzer. Abant Platformunu “Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın, platforma lojistik destek vermenin ötesinde bir rolünün olmadığını” köşesinde aktaran Gülerce, her nedense bu “lojistik destek” hakkında detaylı bir bilgiden kaçınıyor. Gülen tarafından sunulan bu “lojistik destek” içerisindeki mali, ideolojik ve stratejik desteğin boyutu ve içeriği nedir? Gülen’in kalemşorları tabii ki buna “vakıf içi mesele” sizi ilgilendirmez diyebilir. Ama Gülen destekli bu “iç mesele”, aynı zamanda ülkenin meselesi haline geldi. Aleviler, Fethullahçıların, “demokrasi”, “özgürlük” ve “diyalog” adı altında, Alevilere ve evrensel ilkelere dayalı demokratik, laik bir cumhuriyet projesi ile gizli bir hesaplaşmaya giriştiğini, bu hesabın ABD’de eksenli yapıldığını, 2007 yılı seçimlerinde ise, AKP ve DYP üzerinde meclise taşınmak istediğini bilmektedir. Bu nedenle, Gülerce ve Dumanlı gibi, yol, fikir, düşünce ve ilke yandaşlığı yerine, bireyin yandaşlığı ve bireyi (Fethullah Gülen) kollamak üzerinden, kaleme alınmış, “zaman”lı ve “zaman”sız yazıları, artık halkımız yemiyor.
   xxx
"Kurtlar Vadisi : Kurt , Kürt , Rant" -Zeki Bingöl- Büyükçekmece İlçe Jandarma Komutanlığında Hesap Kesildi, Bu sıralar aniden bir sürü personel şehir içi tayin edildi, acaba neden? Bir zamanlar sayfiye yeri olan bu ilçede arazi talanları sanki USA yapımı 'Batıya Hücum' misali filmleri gibi başlayıp, Becoların, Saralların, Topalların cirit ve de kurşun attığı yerler haline gelmiş idi. Kaçak mazotun merkezi ve kıyıya demirli gemilerden denize döşenmiş borularla kaçakçılık yapıldığı yer olduğu anlaşılmış ve belediyenin su tankerleriyle mazotların taşındığı görülmüş idi. Belediye başkanlarının seçilmesi için olmayan adreslerde olmayan seçmenlerin olduğu hatta İl Jandarma Komutan Yardımcısının kendisi, eşi ve oğlunun böyle bir adreste ama gerçekte olmayan evde mukim olduğu anlaşılmıştı. Hatta seçim hakiminin de buna dahil olduğu da görülmüş idi. Tabi bu kadar yolsuzluk sırasında uluslar arası uyuşturucu kaçakçısı Urfi ihtiyaç duymuş ki jandarma karakolu inşa ettirmiş idi. Bu karakolun açılışına da şu anki Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı bizzat katıl mış idi. Ondan önceki kurmay başkanı da 'Albay Mehmet, beline kuvvet' diye sloganların uluslar arası karayolu üzerindeki üst geçide yazıldığı sıralarda soruşturma yapmak üzere gelmiş ama hiçbir suç tespit edememiş idi. Albay için o tarihte yapılan operasyonla ilgili yine bir kurban seçilmiş idi adı Yunus, hatta operasyona onun adı verilmiş idi. Şu an emekli ve bunu 'Ben olsam de ğil albay iken, başçavuş olarak uzman çavuş yada benden bir sene kıdemsiz bir astsubay ile kadınlarla olmam' demesi ise başka bir acı konu olarak hatırlanmak zorundadır. Bu nedenle olsa gerek kaymakamımız, başsavcımız, Generallerimiz, albaylarımız, jandarma komutanlarımız, polis müdürümüz, belediye başkanımız ve tüm ailesi fakiriz diye sahte belge düzenleyerek 8.000.YTL. ile 130 metre karelik deniz ve göle nazır evler almışlar, 184 villa Milli Savunma Bakanlığının hava savunma mevzilerinin üzerine kurulmuş idi. Büyükçekmece Altınoluk Kooperatifi Daireler, sadece dar gelirli ve fakirlere verilmesi gerekiyor ama mülkiye müfettişine Belediye başkanlığınca yazılan yazıda, kaymakam, general, başsavcı, polis müdürü, jandarma komutanı, ordu evi müdürü albay, askerlik şube müdürü albay ve kendi soy adından olan kimselere dar gelirli kamu çalışanıdır diye cevap verilmiştir. Tıplı bir avuç fındık gibi yersen, 8 ila 6 bin YTL.'ye mal olan bu yerleri bir de alıcı olarak emlakçideki fiyatını sorsak herhalde bir avuç fındık yeriz. Bu kadar açık bir yolsuzlukta bile işlem yapılmaz iken olan yine garibanlara olmaktadır. Aynı belediye başkanı; ölmüş meclis üyesinin imzasını taklit ederek arazi yolsuzluğunda kullandığı ortaya çıkmış idi. Almanya'dan gelen bir şirket diye gösterilen ve kardeşinin bürosunda adresi ve telefonu tespit edilen paravan şirkete arazileri peşkeş çekmiş ve bunu belediye meclisinde dile getirene "yazan ordudan atılan dengesiz biri" diye tarafıma laf söylemiş ve bu şekilde kendisinin kanla sulanan toprakları çalmasına savunma yapmış idi. Bu laflar kedisinin sıfatı kabul ederek ülke topraklarını hukuka aykırı olarak talan ederken binlerce tapusunu ve trilyonluk banka hesabını adalete hesap vermeye şahsen davet ediyorum. Bir kaza oluyor ve eski belediye başkanlarının oğlunun yanındaki bayan ölüyor kendisi yaralanıyor, araba yarım trilyon gibi. Hani bir zamanlar haksız mal edinmekten adalete hesap vermesi gündemdeydi ve de paralar bulunamamıştı ya.. acaba neden bulunamadı diye de soruyorum. Onları yargılayan hakimimizin kardeşi bir başka dava konusu olan ve aynı yerde yargılanan diğer belediye başkanının yanında imar müdürü olması da ayrı bir konu gibi gelmektedir. Şimdi de sormak lazım benim uzman çavuşum, astsubayım, subayım bu kadar parayı acaba kaç senede kazanır? Sadece bir araba almak için!! Biz öyle bir durumdayız ki dürüst çalışan memurumuzun yaşam şansını elinden alıyoruz. Kimsenin dur dediği yok. Bir başka belediye başkanı ise ismindeki t harfleri d harfleriyle değiştirilmiş ve zamanın ordu komutanının yanında askerliğini yapan oğlunun hatırına Kuleli villalarından hangi komutana hediye edildiği ayrı bir soru olarak kalarak, bir zamanlar sekreterinin hangi parayla Antalya'da otel sahibi olduğu ve sevgilisi ve yeni eşi olarak yönettiği başka bir soru olarak mahalli halk tarafından sorulmaktadır. Ne hikmetse eski karakol komutanı, polis komiseri gibi adamlar da yanında kooperatif başkanı olmuştu. Hakkında haksız mal edinmekten soruşturma yapılırken sekiz sayfalık mal varlığını bilirkişi tayin edilen profesörler daha ihaleye fesat karıştırma ile müzayedeye fesat karıştırma suçlarını karıştırarak yada ayrımı yapmayarak bu talanların devam edilmesine yeşil ışık yakmış idi. Bu arada bir karakol komutanı da mazot kaçakçısının eşlerinden birini eski askeri ve halen emniyet müdürlüğünde görevli polis memuru ile kaçırılmasına ve ruhsatsız silahında polis memuru tarafından Rize'ye gönderildiği ortaya çıkmış idi. Taksi duraklarında ise kamu görevlileri sahte ihale evraklarıyla başkalarının üzerine aldıkları taksileri çalıştırmaktaydı. Tabi bunların sebebi de tıpkı Albay Aziz Ergen'in kaleme aldığı 'Kirli Ellerin İttifakı' adlı kitapta da ortaya çıkmaktadır. Adli görev Jandarmada Karakol ve İlçe Jandarma Komutanlıklarındadır. Ama bütün güç ve kudret ise İl Jandarma, Bölge ve Genel Komutanlıklarında toplanmıştır. Artık bütün teknik ve diğer gücü elinde bulunduran bu makamlara da Adli Görev verilmelidir. Başka bir açıdan da şunu söylemek gerekir, eski Cumhurbaşkanları yargılandı mı ki müstakbeli yargılayalım derken yine 2803 Sayılı Jandarma yasasını işaret etmek istedim. Zamanı gelmiş iken biraz açmalıyım. Jandarma Bölge Komutanlıklarının kuruluşu da bu yasaya göre yapılmış ve Kenan Evren zamanınd