Motorola firması Milenyum Kuşağı olarak isimlendirilen 16-27 yaş arası gençlerin tüketim alışkanlıklarıyla ilgili bir araştırma yaptırmış. Ulaştıkları birçok sonuç var ama işin özetini firma yetkilisinin bir cümlesinden çıkarmak mümkün: "Teknoloji bu neslin, yani Milenyum Kuşağı'nın can damarı!"
GÖKHAH ÖZCAN YENİ ŞAFAK
Benim için şaşırtıcı değil bu durum, muhtemelen sizler için de öyle. Çünkü etrafına dikkatlice bakan herkes, genç kuşağın hayatında yeni teknolojilerin ne kadar büyük bir yer tuttuğunu, hatta neredeyse başka hiçbir şeye yer bırakmayacak kadar genişleyen bir alanı kapladığını rahatlıkla gözleyebilir. Teknolojinin oyuncaklarıyla oynamayan biri değilim, ama bunun hayatın içini dolduramayacak kadar sığ bir eğlenme biçimi olduğunu, insanı azalttığını, eksilttiğini de fazlasıyla hissediyorum. İnsanın o sanal gezegende uzun zaman varolamayacağını, tabiatının buna uygun olmadığını seziyorum. Neyse ki bu tekno-çağın öncesine dair tecrübelerim var benim. Ya olmasaydı?
Defalarca yazdım, metroda sürekli cep telefonunu kurcalayan gençler görüyorum, habire mesaj yazıyor ya da oyun oynuyorlar. Kulaklarında kulaklıklar, telefonlarında ya da başka cihazlarda kayıtlı müzikleri dinliyorlar. Onlar da bilgisayar ekranlarına gömülü yaşayan diğerleri gibi çevrelerinden kopuk, olan bitene ilgisiz, sağır, dilsiz, dışarıda yaşıyorlar. Yeni teknolojilerin ellerine tutuşturduğu ya da henüz ulaşamadıkları yeni tekno-oyuncaklar gündemlerinde büyük yer tutuyor. Teknoloji temalı yayınları aksatmadan takip ediyor, kendilerini hayatın rutin temposunun dışına çıkartacak yeni bir çağın düşünü kuruyorlar. İnsanoğlunun asırlar boyunca sürdürdüğü sosyal ilişkilere kendi hayatlarında pek bir rol biçmiyorlar. Tabiatla, diğer canlılarla, iklimlerle, gökyüzüyle, yıldızlarla ilgilenmiyorlar. Dünyaya, hayata, insana dijital bir çerçeveden bakıyorlar. Sosyal çevreleriyle sürdürdükleri zoraki ilişkileri en aza indirgemek için her şeyi yapıyorlar. Anne babalarına sadece katlanıyorlar. Kendilerine ait bir tekno-dilleri var. Kısaltmalar ve işaretlerle anlaşıyorlar daha çok... İlkelliğe bir tür geri dönüş, ne kadar ironik!
Bir parça haksızlık ettiğimi bilerek yazıyorum bunları... Yaşı benden daha genç insanlarla bir alıp veremediğim yok elbette... Benim onların yaşında yaşadıklarımı yaşamalarını, benim duygularıma, benim ideallerime, hayallerime, ilgilerime sahip olmalarını da beklemiyorum. Her şey değişiyor, onların değişmesi de normal. Ancak kaygılanıyor, endişeleniyorum onlar için... Çılgınca bir merakla dünyaya, hayata, insana bakılması gereken bir dönemi sanal olana hapsederek geçirmenin bir ruhsal maliyeti olacak çünkü. Teknolojinin kucaklarına attığı oyuncaklardan sıkıldıklarında yerine neyi koyacaklar? Her şeyi tuşlarla, sembollerle, ekranlarla, baytlarla tanımlamaya alışkın bir mantık, hayatın gerçek yüzünü nasıl kabullenecek? Semboller asıllarına nasıl geri dönecek? Duygular yeniden nasıl inşa edilecek?
Durumun bu kadar trajik olmamasını dilerim elbet... Ama yeni teknolojilerle bu kadar haşır neşir olmanın düşünmenin, hissetmenin ve anlamanın dilini değiştirdiği kanaatindeyim ben. Bu yeni dili kullanarak teknolojinin sanal dünyasını kavramak çok daha kolay olabilir, ama hayatın dili değil bu dil! Sanal bir dünyada yaşayarak geçirilmiş bir gençliğin ardından hayatın gerçeğine geri dönmek durumunda kalan bir insanın içine düştüğü yabancılık halini düşünebiliyor musunuz? Bu bana korkunç görünüyor! Bazen yeni dünyanın hızına ayak uyduramadığım, geride kaldığım, eski dünyanın kaygılarını ruhumda geveleyip durduğum hissine kapılıyorum.
Yorumlar Özgür Y. A. ""Defalarca yazdım, metroda sürekli cep telefonunu kurcalayan gençler görüyorum, habire mesaj yazıyor ya da oyun oynuyorlar. Kulaklarında kulaklıklar, telefonlarında ya da başka cihazlarda kayıtlı müzikleri dinliyorlar. Onlar da bilgisayar ekranlarına gömülü yaşayan diğerleri gibi çevrelerinden kopuk, olan bitene ilgisiz, sağır, dilsiz, dışarıda yaşıyorlar. Yeni teknolojilerin ellerine tutuşturduğu ya da henüz ulaşamadıkları yeni tekno-oyuncaklar gündemlerinde büyük yer tutuyor. Teknoloji temalı yayınları aksatmadan takip ediyor, kendilerini hayatın rutin temposunun dışına çıkartacak yeni bir çağın düşünü kuruyorlar. İnsanoğlunun asırlar boyunca sürdürdüğü sosyal ilişkilere kendi hayatlarında pek bir rol biçmiyorlar. Tabiatla, diğer canlılarla, iklimlerle, gökyüzüyle, yıldızlarla ilgilenmiyorlar. Dünyaya, hayata, insana dijital bir çerçeveden bakıyorlar. Sosyal çevreleriyle sürdürdükleri zoraki ilişkileri en aza indirgemek için her şeyi yapıyorlar. Anne babalarına sadece katlanıyorlar. Kendilerine ait bir tekno-dilleri var. Kısaltmalar ve işaretlerle anlaşıyorlar daha çok... İlkelliğe bir tür geri dönüş, ne kadar ironik!""
Güzel demişsiniz ama bir hatanız var.
Sizce artık bilinen adıyla "Dijital Çağ" gelmiyor mu? Bundan 3 yıl sonra sizin haber, program, dizi, film vb. gibi şeyleri izlemek için kullandığınız "Analog Yayınlar" yakında "Dijital Yayınlar" olacak. Yeni gelen neslin ve bundan sonra gelecek nesillerin süre gelecek olan yaşantıları hep bu biçimde olacak. "Uzay Çağı" yani "Dijital Çağ" kaçınılmaz birşey ve bunu yaratanlar gençler değil; bilim adamları! O sinemalarda gördüğümüz "Dijital Çağ" saçmalıktan ibarettir.
Umarım gerçek "Dijital Çağ" da sizde bulunursunuz ve bazı gençlerin bu çağa sizlerden daha iyi nasıl ayak uydurduğunu oturur seyredersiniz...
Saygılarımla...
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.