Uşak Cezaevi'nde 8 yıl önce isyan çıkaran Karagümrük çetesi lideri Nuri Ergin ve kardeşi Vedat Ergin'in şok itiraflarının bulunduğu görüntüler ortaya çıktı.
Ergenekon'da 8 yıl sonra çıkan şok görüntü!
Fox TV'de yayınlanan görüntüde, çete lideri Ergin, "Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürt- tü, ben öldürttüm. Şimdi canlı söylüyorum." derken kardeşi de, "Devlet için mermi sıktık." diye bağırıyor. Görüntüde yer alan ifadeler, Ergenekon davasının kilit ismi, emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ü gösteriyor.
«İŞTE İNANILMAZ GÖRÜNTÜLER (video)»
Ergenekon iddianamesinde olay gizli tanık Yüksel'in ifadesine dayandırılarak şu şekilde anlatılıyor: "Soruşturma sırasında cumhuriyet başsavcılığımıza gelen ihbar mektubu içerisindeki CD'deki görüntülerde Nuri ve Vedat Ergin'in Mustafa Duyar'ı öldürtmesi olayını Veli Küçük'ün azmettirdiği yönünde ifadelerin yer aldığı görülmüştür. Hatta Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerin Mustafa Duyar'ın öldürülmesi olayını devlet adına gerçekleştirdiklerini zannettikleri anlaşılmaktadır." İddianamede, "Nurişler olarak adlandırılan çetenin Mustafa Duyar'ı öldürmesi için bir nedenleri yok." denilerek, bu eylemi, aldıkları talimat gereği gerçekleştirdikleri iddia ediliyor.
Görüntülerde Nuri Ergin, idare binasının penceresine çıkarak, "Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü, ben öldürttüm. Şimdi canlı söylüyorum." derken, Vedat Ergin de, "Veli abiyi ara, Veli Küçük'ü ara. Bizi sor! Başka bir şey söylemiyorum. Allah'a emanet olun!" diyor. Nuri Ergin'in kardeşi Vedat Ergin de yine aynı pencereden elinde bir silahla çıkarak önce aşağıdaki görevliye sesleniyor, ardından "Veli abiyi ara" diye bağırıyor.
Uşak Cezaevi'nde 2000 yılı Ekim ayı içerisinde çıkan isyanda Nuri Ergin ve kardeşi Vedat Ergin, yaklaşık 200 adamıyla birlikte cezaevini kan gölüne çevirmişti.
Yorumlar yunus otuzaltı Cengiz Özakıncı’yı okumadan, tanımadan, bilmeden hakkında ileri geri yazan arkadaşlara teessüf ederim. Ben kitaplarını okuduğum için biliyorum, Cengiz Özakıncı herşeyden önce bir Müslümandır. 2004 yılında vefat eden kardeşi Uğur Özakıncı, ölene dek yıllarca Zaman gazetesinde köşe yazıları yazmıştı; bunların da çoğusunu okudum. Zaman yayınlarından çıkan “An-lamak” diye bir kitabı da var. Cengiz Özakıncı’nın “Dolmakalem Savaşları” adlı kitabı ile “İslamda Bilimin Yükselişi” adlı kitaplarının tanıtımları, çeşitli zamanlarda Aksiyon dergisinde tam sayfa olarak yayımlanmıştı. Ben ilk defa Aksiyon’da görüp kitaplarını aldım. Okuduğum “Euro-Dolar Savaşı” adlı kitabında, Zaman gazetesi yazarı Fikret Ertan’ın konuya ilişkin görüşle-rini aktarıp bunları kaynak olarak gösteren Cengiz Özakıncı, “Dil ve Din / Kur’an’ı Doğru Anlamak” adlı kitabının kapağında İbrahim Suresi’nden ayetler aktarıyor, merhum Mehmet Akif Ersoy’un görüşlerini savunuyor. Özakıncı’nın kitaplarının hepsi “Yaradan’a Sığınarak” ibaresiyle, pek çok kitabı da Kur’an’dan ayetlerle başlıyor. İslam adına yapılan çirkinlikleri eleştiri konu-su ediyor ama, Müslümanlığın vahye dayalı en yüce din olduğunu, hiç bir çirkinliğin ve kötülüğün Kur’an’a, Peygamber’e ve Müslümanlığa yüklenemeyeceğini de açık seçik, defalarca belirtiyor. İnternetteki biyografilerinden öğrendiğime göre, kendisi bir 12 Eylül mağduru. 12 Eylül döneminde 5 yıl askeri hapisanelerde türlü işkencelere maruz bırakılmış. Cengiz Özakıncı’nın kitaplarında, askeri darbeler ve darbecilik açıkça kınanmakta, ayrıca Atatürkçülüğü ve laikliği dinsizliğe alet edenler ile mason-lar ve siyonistler de yerden yere vurulmaktadır. Son okuduğum “Derin Yahudi” adlı kitabında (Sayfa: 135): “Darbe dalaverele-rinin sonunun nereye varacağını biliyorum çok şükür; şaşarım darbeye umut bağlayanların aklına!..” diyor. “Türkiye’nin Siyasi İntiharı” adlı kitabında, daha PKK 1984’te Şemdinli baskınını yapmadan üç yıl öncesinde, 1981 yılında, 12 Eylül Genelkurma-yı’nın Türkiye’yi 67 eyalete bölmeyi amaçladığını belgesiyle yazmış. Sayfa: 405-407. Yine bu kitabında, darbeci İttihatçıların bütün kirli çamaşırlarını gözler önüne sermiş; darbeci – ittihatçı zihniyeti yerden yere vurmuş. Ben kendisini Papa’nın Türki-ye’ye geleceği günlerde çıktığı bir televizyon programında canlı yayında ekrandan gördüm ve dinledim. Papa’nın İslamiyeti kan dökerek kılıçla yayılmış bir din olarak suçlayan görüşünü televizyonda canlı yayında saatlerce konuşarak lanetleyen Cen-giz Özakıncı, İslam’ın güzel ahlakla, akılla, irfanla, bilimle, ilimle yayıldığını savundu, “İslam’da Bilimin Yükselişi” kitabından örnekler gösterdi, İslamın değil asıl kilisenin kanla kılıçla insanlara zorla din dayattığını, kilisenin katliamlarını gösteren resim-leri bir bir ekrana getirerek anlattı. Daha sonra kendisini AVRASYA BİR vakfında verdiği konferansta dinledim. Konferanstan sonra sohbetimiz oldu. Bu konferansın özeti http://www.huryildiz.com/Detay.asp?yazar=2&yz=1317 sitesinde “Yazar Cengiz Özakıncı'nın AVRASYA Bir’deki konferansı” başlıklı makalede var. Uğur Mumcu’yu Atatürkçü olduğundan dolayı dinsiz, solcu olduğundan dolayı ateist olarak biliyorduk. Ama Yeni Şafak gazetesinde, abisi Ceyhan Mumcu ile yapılan 18 ağustos 2008 tarihli mülakatı okuyunca, bu düşüncemizin yanlış olduğunu, Uğur Mumcu’nun Müslüman bir aydın olduğunu hayretle gör-dük. Mülakatın o bölümü şöyle: Soru: “Uğur Mumcu'nun İslam'a bakışı nasıldı?” Abisinin cevabı: “Bence iyiydi. Bizim aileden kalma bir adetimiz vardı. Her Ramazan camide mevlit okuturduk, Uğur da hepsine gelir, o vaktin namazını kılar ve dua ederdi. Hatta bir defasında ayakkabısı çalındı.” Soru: “İnançlı mıydı?” Abisinin cevabı: “İnançlı olmasa camiden kaldırmazdık. Maltepe Camii'nde mukabele okuttum. Güldal'ı, Uğur'un mücadelesinden taviz veriliyor diye kışkırtmak istediler. Kimse bilmez ama Uğur pek çok caminin yapılmasına yardım etmiştir. Uğur'un hiçbir zaman dinsel değerlere saygısızlığı yoktu. Uğur'la bizim anlaşamadığımız ilk olay babamızın vefatından sonra kütüphanesindeki Abdulbaki Gölpınarlı'nın Kur'an tefsirini kimin alacağı konusu oldu, tefsir onda kaldı.” Soru: “Nasıl bir evde büyüdünüz, Uğur'la birlikte?” Abisinin cevabı: “Dedem Mehmet Akif'in arkadaşıydı. Onun dergahına gittiği için 90 gün hapis yatmış. Babam hafızdı, Saadetin Kaynak'la çok iyi arkadaşlardı, sık sık bize gelirlerdi. Ramazan'da bizde iftar yaparlardı. Ben de Uğur da iyi bir dini terbiye ve kültür aldık. Ramazanlarda birlikte Hacıbayram'a giderdik.” (http://yenisafak.com.tr/Roportaj/ ?t=18.08.2008&i=135194) Vaktiyle Uğur Mumcu’ya yaptığımız gibi şimdi de Cengiz Özakıncı’yı ceff-el-kalem değerlendirip bir yerlere bağlamak hiç doğru değil bence.Zübeyir Güngör Uslu İlker Paşa , yanlız, tonton Tolon'u ve Erugyuru değil veli Küçü'ğede ziyaretçi göndermelidir, madem maskesiyi tam indirdiler, görelim bakalım, Ergenekon neymiş,????İşte sözün bittiği şey bu olsa gerek, "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür rütbe-i aklı eseribde" sen gel ilk önce Türkiye'yi dünyada sivil toplum örgütü olarak en iyi temsil den bir cemaati hedef al, bu milletin en az % 80 'i bu cemaate ve ona yön veren Hoca efendiye taraftardır, TSK kimin ordusu tam söylensin de bilelim,Vergilerimizle kimi beslediklerimizi görelim, Göksel Ergenekon Terör Örgütüne, ulusalcı darbecilere ve Gladyo örgütlenmesine "malzeme ve döküman sağlamak" üzere kitaplar çıkaran OTOPSİ yayınlarının sahibi Cengiz Özakıncı; 5 dil biliyor. Ama İbranice dahil hepsi de Türkiye'de az bilinen yabancı diller..
Cengiz Özakıncı (1954), görsel, yazılı, sözel iletişim, dil ve felsefe üzerinde yoğunlaşmış; İbrani, Grek, Latin, Arap, Göktürk yazı ve dilleri üzerine çalışmıştır. Din dilinin ulusallaştırılması konusunu dilbilim, kökenbilim ve anlambilim açısından irdelemiştir. Betikleri (kitapları), çeşitli gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda yayınlanmış pek çok yazı, söyleşi ve konuşmaları vardır. Görsel sanatların resim, grafik ve sanatsal fotoğraf dallarında yapıtlar veren ve sergiler açan Özakıncı'nın sanat felsefesine ilişkin kuramsal yazıları, sanat eleştirileri ve öyküleri, Gösteri, Argos, İn Vivo, İkibin'e doğru gibi dergilerde yayımlanmıştır. Özakıncı Otopsi Yayınevi'nin sahibi ve yöneticisidir.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.