Bir zamanlar hür dünyanın nazarında, özgürlüklerin, huzurun ve refahın adıydı Amerika… Biz; Amerika’yı, sabaha karşı boks maçlarını sabırsızlıkla beklediğimiz Muhammed Ali, heybetli duruşuyla Western filmlerinin baş aktörü John Wayne, köleliğe son veren Başkan Abraham Lincoln, dünya üzerindeki birçok krizde arabulucuk yapan eski Başkan Jimmy Carter, baba karakter oyuncusu Anthony Quinn gibi, ölümsüz isimlerle hatırlamayı çok isterdik. Sebahattin Çelebi
İki kulenin bütün heybetiyle yerle bir olmasıyla başladı aslında her şey. Bütün dünya masum insanların ölümü karşısında kahroldu. Kahrolanların, üzülenlerin çok fazla ortak paydası yoktu. Din, dil, ırk farklılıkları, bu vahşi saldırı karşısında kaybolup gidivermişti adeta.
Olay açıktı: Bu saldırı, insanlığa yapılmış bir saldırıydı!
Bütün dünya, gözyaşları içinde Üsame bin Ladin ve ekibince yapıldığı öne sürülen bu hunhar saldırının acısını paylaştı. Hepimiz ağladık. Dünya Ticaret Merkezi'nin camlarından atlayan masum insanlar, hepimizin yüreğini dağlamaya yetmişti.
11 Eylül'ün dünyayı derinden etkilediği ve unutulması güç izler bıraktığı bir gerçek. Afganistan'a, Irak'a girip, Amerika'nın petrol hesaplarından bahsetmek gibi bir ucuzluğa kaçmayacak; terör belasının beni en çok etkileyen ikinci sahnesini yargılayacak, sorgulayacağım.
Amerikan kuvvetleri, Afganistan'da yaptıkları müdahalenin / işgalin ardından, yakaladıkları Talibanları Guantanamo’ya götürdüler. "Kargo" uçakları içinde iplerle bağlanarak, kafalarına siyah çuvallar geçirilerek, okyanus aşırı götürülen bu insanlar, hiçbir zaman adil yargılanmadılar. Çoğunun şüphe üzerine oraya götürüldükleri iddia edildi dünya medyasında.
Belki bu hapishane uluslararası normlarda olsaydı, bu yazıyı yazmamıza gerek kalmayacak ve Amerika’ya hak vermeyi sürdürecektik. Guantanamo’ya esir kampı demek bile tüylerimizi ürpertmeye yetiyor. Zira; modern dünyada “esir kampı” kavramı diye bir kavram anlamını yitireli, on yıllar oluyor. Hitler’in kirli savaşlarından beri, kulaklarımız, bu kavramı unutmuştu.
Almanya’nın Bremen kentinden Afganistan’a giden ve Taliban’a katıldığı öne sürülen Murat Kurnaz adlı Türk vatandaşının, yargılanmadan 5 yıla yakın Guantanamo’da tutulması ve çıktıktan sonraki tüyler ürperten görüntüsü, “bir dakika” dememize, işte bu yüzden sebep oldu.
Evet!
Murat Kurnaz, Talibanlığın ötesinde bir Taliban görüntüsü ile hür dünyanın karşısına çıkmıştı. İşin garibi, “canavarlaştırılmış”, “vahşileştirilmiş” bir yabanilik içindeydi. Hiçbir dini mefhum veya öğreti ile açıklanamayacak kadar “aşırı” uzatılmış sakalı ile, içler acısı bir durumdaydı Kurnaz.
Burada Kurnaz’ı savunacak, aklayacak değiliz elbette.
Kurnaz’ın görüntüsü, Amerika’nın Guantanamo’da esirlere davranış biçimi hakkında, derin şüpheler duymamıza neden oldu. Dünya, çok uzun bir zamandır Amerika’nın insan haklı ihlallerini tartışıyor. Avukatlarıyla, yakınlarıyla görüştürülmeden yıllarca bir adada, “hayvanlar”dan farksız bir hayatın adı; tutsaklık, esaret olamaz elbette. Olmamalı.
Bir zamanlar hür dünyanın nazarında, özgürlüklerin, huzurun ve refahın adıydı Amerika… Biz; Amerika’yı, sabaha karşı boks maçlarını sabırsızlıkla beklediğimiz Muhammed Ali, heybetli duruşuyla Western filmlerinin baş aktörü John Wayne, köleliğe son veren Başkan Abraham Lincoln, dünya üzerindeki birçok krizde arabulucuk yapan eski Başkan Jimmy Carter, baba karakter oyuncusu Anthony Quinn gibi, ölümsüz isimlerle hatırlamayı çok isterdik.
Güzelliği dillere destan Sophia Loren, Faye Dunaway, sevimli çapkın Başkan Bill Clinton ve hatta çocuğunu kaybedişinin ardından bir gecede saçları ağaran Barbara Bush’la, belleklerimizde bir Amerika yaşasın isterdik.
Gökyüzüne meydan okuyan yüksek binalarıyla bir dünya kenti olan New York’u ile anımsayabilseydik keşke!
Ne idüğü belli olmayan bir 11 Eylül’ün ardından; bugün ne yazık ki, Guantanamo ile birlikte anılan Amerika; belleklerimizdeki güzelliğini kaybetti.
Büyük bir devlet, birkaç yüz çapulcuya; teröriste yenildi. Hem de Amerika’nın kendi kontrolündeki bir adada; Guantanamo’da… Başkan Bush’un ülkesine yaptığı en büyük kötülük; Amerika’yı küçültüp, Guantanamo’ya hapsetmesi oldu.
Başkan, Amerika’nın dünya üzerindeki “demokratik” imajına, kocaman bir çizik attığının farkına bile varamadı.
Ne yazık ki, Guantanamo’da, hayranı olduğumuz hiçbir güzel yüze rastlamamız mümkün olmadı!
Bush’tan “dünyayı düzene sokmasını isteyen” Tanrısı da, nedense, bu gerçeği bir kez olsun ona fısıldamadı!
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.