Biri New York Times’ın en kıdemli muhabirlerinden. Diğeri onun meslekten yeni emekli eşi. Öteki New York’ta bulunan bir bankanın ikinci adamı. Beriki New York’un en büyük iletişim şirketlerinden birinin medya direktörü. Aydoğan Vatandaş
4 kafadar aralarında anlaşıp, Sonbahar’da Türkiye’ye gitmeye karar vermişler. Bir konserde taniştığım bu dostlarla gecen hafta New York’un Türk Mutfağı’nı en iyi temsil ettiğini dşündüğüm Dervish Restaurant’da buluştuk.
Karar vermişler vermesine, hatta uçak rezervasyonunu da aylar öncesinden yapmişlar. Ama kafaları karışık. Ya başlarına bir şey gelirse Turkiye’de? Gelirse, ne tür şeyler gelebilir, bilmek istiyorlar. Pimpirikli insanlar şu Amerikalı’lar.
NY Times’in kıdemli muhabiri dostumuzun eşi, ‘sizce’ dedi ‘Amerika’lıların Türkiye ile ilgili yanlış bildiği ya da, ya da yanliş anladığı en önemli şey nedir?’ Kadın utanıyor söyleyemiyor, demek istediği, ‘sizin neyiniz bizi rahatsız ediyor, biliyor musunuz?’ aslında.
‘Allah’ dedim tamam, yakaladım. Zaten bu konuyla ilgili bir kitap da yazmışım. Artik yarım saat konuşurum.
Başladım Ermeni meselesini anlatmaya. Bunun kesinlikle, soykırım olmadığını, (medya direktörü bayanın soyadından Yahudi asıllı olduğunu anladığımdan, asıl soykırımın Hitler’in yaptığı olduğunu söyleyerek tezime destek aradığımı gizleyemem), Ermenileri çok sevdiğimizi, ama dönemin savaş koşullarının her iki tarafa da acı bir fatura çıkarttığını (yine yahudi asıllı bayan dostumdan belki bir destek gelebilir düşüncesiyle), hem dönemin Genelkurmay Baskanı’nın Türk bile olmadığını, Limon Von Sanders Paşa olduğunu falan anlattım büyük bir özen ve dikkatle.
Büyük bir keyifle bilgilerimi bir bir sıraladıktan sonra, tepkileri beklemeye basladım. O da ne? Tepki sıfır.
Evet yanlış duymadınız tepki sıfır.
Bir kere masada bulunan hiç kimsenin bu konudan haberdar olmadığına yemin edebilirim.
Evet yanlış duymadınız. Ermeni meselesinden ne haberdarlar, ne de böyle birşey umurlarında. Ehh işte, sağda solda ufak tefek bir şey duymuş olabilirler ama bu benim icin Sri Lanka’da olup bitenler gibi flu, mesele neydi, ne değildi, umurlarında bile değil.
Bir ara sessizlik oldu. Bu insanlar için Türkiye ne anlama gelebilir ki diye düşündüm? Dünya üzerinde bir ülke, o kadar. Sonra ben bu adamlar için ne ifade ediyor olabilirim diye düşündüm. Her halde, İstanbul’da çalışırken, ‘Antalya Kanarya Sevenler Derneği’ benim için ne ifade ediyorsa herhalde o olmalı diye düşündüm.( Bu arada Kanaryaları severim, yanlış anlaşılmasın, böyle bir dernek varsa şimdiden özür dilerim.)
‘Kadın dedi ki: ‘Wrong’(Yanlıs)
‘Amerikan toplumu Türkiye ile ilgili çok az bilgiye sahip. Bu anlattıklarınızı burada çoğu kimse bilmez. Ben söyleyeyim dedi. Bizi en çok kaygılarından. Türkiye’nin, Irak’a yakin olmasıdır mesela dedi.’
‘Eyvallah’ dedim ama artik bir Irak yok ki, sizinle komşu olduk orda’ dedim.
‘Haklısınız’ dediler.
Ermeni meselesini bilmeyen Amerikalı dostlarımız, Türkiye’deki Anti-Amerikan dalgayı duymuşlar. Onu da sordular.
‘Bizde ki’ dedim, ‘Anti-Amerikanizm değil yükselen neo-milliyetçiliktir’. ‘Bunun özünde de gecen yüzyılda bir İmparatorluk olan Türkiye’nin, bugün bir imparatorluk olan Amerika tarafından şekillendirilen yeni dünyada kendine yer önerilecek bir tabi devlet durumuna indirgenmesi vardir. Irak gecen yüz yılda bize bağlı bir eyaletti’ deyince daha da hak verdi bana Amerikali’lar.
‘Ya biz ta oralardan kalkıp, mesela hemen yanıbaşınızda Kanada’yı gelip petrol ya da benzeri amaçlar için işgal etmeye kalksak, bu sizi çok mu mutlu ederdi’ deyince yine ‘haklisiniz’ cevabini aldım.
Sinagog ve HCBC saldırılarını hatırlatan dostlarıma da, ‘Türkiye’nin Amerikan politikalarına verdiği desteğe bir yanıt’ değerlendirmesini yaptım.
Sonra kadınların Türkiye’de neden başörtüsü taktıklarını sordular.
Başörtüsünün Hrıstiyanlıkta’da Yahudilikte’de var olduğunu ancak uygulama bakımından yaygın olmadığını söyledim.
Her iki bayan da doğruladı bunu.
Hatta, NY’un bazı bölgelerinde, ‘koşer’ mağazalar gördüğümü söyledim.(Bu mağazalara sadece bayanlar girebiliyor. Bunu da Brooklyn’de yanlışlıkla girmeye calıştığım bir mağazadan apar topar cıkarıldığımda anladım. Bunu acaba müslüman olduğumu anladıkları icin mi yaptıklarını düşünürken ben, neyse ki, kapıdaki ‘koşer’ yazısını gösterdiler bana. Buna buyuk saygi duydugumu belirtmeliyim.)
‘Sonra Midnight Express’ filmini hatırlattılar. ‘Buna ne diyeceksiniz?’
‘Dünyanın her ülkesinde Hapishaneler zor yerlerdir. Allah kimseyi düşürmesin. Amerika’da da hapishaneler çok keyifli yerler olmamalı’ dedim.
Yine haklısınız yanıtını aldım.
NY Times muhabirinin su son sorusuyla kapatalım.
‘Biz geldiğimizde Türkiye bir hapishane olmaz değil mi Aydoğan?’
Hala bir 3.Dünya ülkesi imajı veriyoruz demek ki diye düşündüm o an.
Yorumlar Asiye Zehra Bir tanıdığım'Amerika'yı(Dünya'yı da dolayısıyla )nüfusunun %1'i kadarını oluşturan bir kesim yönetir,onları da ortalıklarda pek göremezsiniz.'demişti.Geriye kalanlar;sıradan Amerikalılar,şirketlerin çeşitli kademelerdeki yöneticileri,çalışanlar dünyada ne olup bittiğini bilmeyen,entelektüel birikimleri zayıf insanlarmış.Yazarlar bilirler,klasik Amerikan Edebiyatı'ndan saysanız kaç tane dünya çapında yazar çıkar.Yukarıdaki metnin yazarının görüştüğü kişiler,anladığımız kadarıyla %1 içindeler.Buna rağmen pek çok konuda duyarsız ve bilgisizler.Amerikalı'nın derdi ince hesaplar değil,kaç insanın öldüğü,açlık sınırında yaşadığı çok önemsiz.Her olaya global bakıyorlar,detaylar gereksiz.Amerikan filmlerinde filmin başından hemen sonunu anlıyorsunuz.Çok basit,düz mantık kullanıyorlar.Herkesin anlayabileceği,filmden sonra aklınızda hiç bir şeyin kalmayacağı senaryolar.Dünyayı işte böyle görüp,yönetiyorlar.Aydoğan Bey de onların anlayacağı bir dil kullanmış,bu kadar basit.murat unver Ermeni meselesine deginmeniz tabiki iyi olmus. Ancak vardiginiz sonuc yaniltici. Averaj Amerikalinin zaten hic bir seyden haberi yok. Ermeniler Yonetimin destegini alirsa, o zaman gorun curcunayi. Turkiye zaten hic bir zaman hapishane degildi. Kanada ornegi de komik. ferhat konuyla alakası yok ama sizin email adresinize ulaşamadım o yüzden buraya yazıyorum. kimdir bu SONER YALÇIN kuzum? nerden gelip nereye gitmektedir? ne için yaşar veya ideali varmıdır yoksa yazıdaki sen gibi bizim inşanlarımızın boşluklarını doldurmak mıdır bu arkadaşın işi? şu arkadaşa bi değinin rica etcem.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.