Taraf Gazetesi yazarı Ahmet Altan 29 Ekim vesilesiyle aynı gün “Bayram ve Cumhuriyet” başlıklı bir makale kaleme aldı. Altan söz konusu bu makalesinde bayram mefhumunu “dinî bayram” ve “resmî bayram” olarak ikiye ayırıyor, resmî olanına yönelik eleştirilerde bulunuyordu. Çıkış noktası resmî ideolojiye yüklediği soğuk içerikle ilgili. Aktütün baskınından sonra Taraf Gazetesi, yaptığı yayınlara askeriyeden ve başbakandan gelen tepkilerden de olsa gerek resmî ideoloji ile olan mesafesini daha da açmış görünüyor. Ters açıdan bakarsanız haksız da değil hani! Taceddin Kayaoğlu
Bence yazıdan çıkarılabilecek en önemli sonuç; dinî bayramlarına sahip çıkan ve sıcak bir bayram havası yaşayan halkın, resmî bayramlarda bayramın özüne uygun olan bayramsı o sıcak duyguları yaşamıyor olması.
Bu durumun nedenini; “devrimlerin sosyolojisi”nde aramak gerekir, diye düşünüyorum.
Rahmetli Mümtaz Turhan’ın “Kültür Değişmeleri” isimli bir kitabı var. Mümtaz Hoca toplumların kültür değişimlerini konu edindiği bu kitabında, meseleyi iki eksen üzerinden inceliyor. Bunlardan birincisi; “rızaya dayalı” kültür değişimleri iken, ikincisi; yukarıdan dayatmacı, bizim jakobenist dediğimiz “cebrî (zorla) kültür değişimleri”dir.
Dinî bayramların sıcaklığı ile resmî bayramların soğuklu arasındaki çizgi işte bu noktada düğümlenir.
Yakın tarihimizde “cumhuriyet”, siyasal bir üst yapı değişikliği olmanın ötesine taşarak, ideoloji kılığına bürünmüştür. Malumunuz ideoloji; onu benimsemiş ideologun tek taraflı bakış açısını ifade eder. Dayatmacı ve zorlayıcıdır. Bir halden başka bir hale geçmeyi, yanlışlanmayı, eleştirilmeyi veya kendisine alternatif sunulmasını sevmez. Onun öngörüleri, hayat telakkisi, verileri, savunduğu sistem neyse ona uymak, benimsemek zorundasınızdır. Bu açıdan demokrasi karşıtıdır. Çok renkliliğe cephe alır. Ve bu açıdandır ki sosyalist olsun faşist olsun, bu ideolojilerin devletleştiği ülkelerde, söz konusu o ülke yöneticilerini sıklıkla askerî üniformaların içinde görürsünüz. Stalin’in, Hitler’in, Mussolini’nin, Castro’nun ve Saddam’ın görüntülerini hatırlayın. Birbirine benzeyen hep aynı soğuk askerî kıyafetler, tavırlar, keskin ses tonları ve silah yüklü resmî geçitler, devlet törenleri…
Bizde de “cumhuriyet” denilince akla hep bu tip bir soğukluk gelir; otorite giydirilmiş, silahlandırılmış ve modernizmi dayatmış bir çeşit devlet cebrîliği. Kendisine benzemeyen her şeyi, kendisi gibi yapmaya çalışan tek renklilik arayışı. Latin harfleri ile Tevhîd-i Tedrisat üzerinden toplumsal hafızayı silmenin yapay zekâ mühendisliği…
Bu topraklar üzerinde asırlar boyu yaşamış olduğu bayram sıcaklığını, daha asırlar boyu yaşamak isteyen Anadolu insanı, Millî Mücadele yıllarında sömürgeciliğe karşı varını yoğunu ortaya koymaktan çekinmezken, cumhuriyetten sonra devletinden gördüğü sosyal mühendislik karşısında büyük bir hayâl kırıklığı yaşamış, adına “yeni devlet” denilen (aslında cumhuriyetçi) bu ideolojiye uzunca bir süre gülmemek üzere gönül kapılarını kapatmıştır.
Onun soğukluğu (aslında hayâl kırıklığı) ve hayâl kırıklığını besleyen “korku”dan başka bir şey değildir. Bayram ise sevgilinin sînesi gibidir; sıcak, temiz, pak, güvenilir… Mahreminizi bile emanet ettiğiniz yer.
Evet, devletten korkmak, devletten kaçmaktır. Kaçarken de hep soğuk bir esinti hissedersiniz, değil mi?
Siz, Abdurrahim Karakoç’un “İsyanlı Sükût” isimli şirini bir okuyun hele. Bakalım siz de benimle aynı duyguları paylaşacak mısınız?
Gitmişti makama arz-ı hâl için
“BEY” dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim...
“ŞEY” dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözleri çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı,
“VAY” dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasını bir sigara sardı.
Daldı... neden sonra garsonu gördü,
“ÇAY” dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi masada unuttu çayı;
Kalktı ki garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve sigarayı,
“SAY” dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.