Yirminci yüzyıl Türk tarihi siyasal ve toplumsal alanlarda altı büyük kırılma yaşamıştır. Bunlardan ilk beşi; 1909 tarihinde Sultan II. Abdülhamid’in İttihatçılar tarafından tahttan indirilmesi, 1923 tarihli Kemalist rejim iktidarı, 1950 tarihli Demokrat Parti iktidarı, 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 1983 tarihli Özal iktidarı iken, altıncısı ise; şimdilerde yaşanmakta olan Ergenekon Terör Örgütü dâvâsıdır. Taceddin Kayaoğlu
1909 tarihinde II.Abdülhamid’in tahttan indirilmesine sebebiyet veren 31 Mart Olayı, İttihatçıların bir kısmının da bilerek aktif rol üstlendiği provakatif özellikler taşıyan uluslararası derin dalga operasyonu idi. Ardından gelen süreçte Osmanlı Devlet yönetimi yeni bir düzenlemeye tabi tutuldu. Enver Paşa’nın liderliğini yaptığı “İttihatçı Troya”nın 1914 yılında devleti Almanya’nın yanında savaşa dahil etmesi Abdülhamid karşıtlığının Almanya merkezli olarak organize edildiğinin en önemli deliliydi. Bir başka açıdan; 1909-1918 tarihleri arası kesit, Osmanlı askerî ve siyasî bürokrasisinde Germen ekolünün etkisinin yoğun hissedildiği dönemler olarak karşımıza çıkar.
Bu süreç aynı zamanda derin tarihî kökleri ve tecrübeleri olan Devleti Âlî geleneğinin ortadan kaldırılarak, yerine Kaotik İttihatçı devlet geleneğinin getirilmesiydi. Diğer bir ifadeyle, aslında olan şey; Türk devlet geleneğinin ortadan kaldırılmasıydı.
1918-1923 arası Millî Mücadele Hareketi’nden sonra gelen Kemalist iktidar ikinci kırılma noktasıdır. Bu dönemde yerleşik muhafazakâr Osmanlı devlet ve toplum geleneğinin kökleri ciddî sarsıntılara uğrayarak modernizme doğru evrildi. Söz konusu bu süreci yönlendiren Kemalist iktidar, beslendiği felsefî kaynakların da etkisiyle yeni Türkiye paradigmasını “laiklik” ve “ulusçuluk” üzerinden inşa ederken, öngördüğü veya göremediği bir çeşit “sosyolojik depresyon” üretti.
Nasıl ki; İttihatçı iktidar, Osmanlı devlet geleneğini ortadan kaldırmış ise, aynı şekilde Kemalist iktidar da bu geleneğin üzerinde yükseldiği muhafazakâr toplumsal temeli sarsarak, küresel siyasetin aktif ve hatırı sayılır Osmanlı gücünü oyunun dışında bırakmıştır.
1923-1950 kesit; İttihatçı iktidar ile başlayan birinci kırılmanın ve Kemalist iktidar ile başlayan ikinci kırılmanın ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden anlam kazanır. 27 yılı kapsayan bu dönem muhafazakâr kitleler ile modernizm üzerinden kurgulanmış Kemalist bireylerin kendilerine alan açma ve açılan alanları elde tutma mücadelesi şeklinde geçmiştir. Kemalist otorite Tevhîd-i Tedrîsât ve Latin harfleri üzerinden muhafazakârlığın tarihî hafızasını devre dışı bırakıp boşalttığı bu alanı kendi öngörüleri doğrultusunda doldurmaya çalışırken, muhafazakâr kitleler ise kendileri için odak olarak gördükleri genellikle “İslâm âlimi” olarak tanımlanan kişiler üzerinden kendilerini korumanın gayreti içerisinde oldular.
1950 seçimleri bu tip bir alan siyasetinin sonuçlarını görmemiz açısından önemlidir. Anlaşıldığı kadarı ile geçen süre zarfında muhafazakâr kitleler hem kendi alanlarını başarılı bir şekilde ellerinde tutmuşlar, hem de devletin her kademesindeki elit Kemalist alanlara göz dikmişlerdi.
Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile başlayan üçüncü kırılma süreci; kırsal muhafazakârlığın, kentleşmiş muhafazakârlığa dönüşümüne sebebiyet verdi. Kentin içinde, şehirliliğin (şehirlilik, kentlilikten farklı bir hal içerir) bilinçaltı ile kendisini konumlandıran bu kitleler, yalpalayarak da olsa ilginç bir şey yapıyorlar; tarihî hafızalarında canlı tuttukları kadim İslâmî gelenekler üzerinden “modernizm”i “uygun gördükleri formata” dönüştürüyorlardı. Bu, modernizmin reddiyesinin ötesinde bir durumdu.
Dördüncü kırılma diyebileceğimiz 27 Mayıs 1960 Darbesi, bu olumlu sürece konulmuş “Amerikan kotası” olarak karşımıza çıkar. Nasıl ki; İttihatçı iktidar Osmanlı devlet geleneğinin Alman ekolü üzerinden tasfiye edilmesi ise diğer bir açıdan da 27 Mayıs Darbesi, söz konusu bu Alman ekolünün artıklarının ve yükselmekte olan yeni muhafazakârlığın NATO konsepti üzerinden Amerikaca tasfiyesidir. Buna bağlı olarak Türkiye bugün dahi yansımaları hissedilmekte olan Gladyo faaliyetleri üzerinden, sürekli dizayn edilen operasyonel bir alana dönüştürülmüştür.
Beşinci kırılma Özal iktidarı ile başlamıştır; Bu dönemi Türkiye’nin yerellikten küreselliğe taşınması olarak ele almakta fayda var. Özal’ın liberal politikaları Türk insanının sınır ötesi düşünebilme kapasitesinin artmasında bir başlangıç olduğu gibi, aynı zamanda dışarıdan Türkiye’ye bilgi transferini de kolaylaştırdı. Yerelliğin küresel olanla kurduğu bu tip bir iletişimsel eylem köprüsü, Türkiye yerelliğinin seksen öncesi edinmiş olduğu “kalıplaşmış zihnî ideolojik kurgusunu” eleştiriden geçirmesine ön ayak oldu. Soyut indirgemeci modellerden kaynaklanan politik kamplaşmalar terk edilerek, onların yerine daha somut ve daha anlamlı duran “serbest piyasa ekonomisi” getirildi.
Serbest piyasa ekonomisi iktisat teorileri açısından mutlaka ki eleştirilebilir. Bugünkü küresel kriz zaten bu eleştirinin mümkün ve hatta mantıklı olduğunu gösteriyor. Fakat şu bir gerçektir ki; liberalizm üzerine inşa edilmiş olan serbest piyasa ekonomisinin Özal’la birlikte belirgin hale geldiği dönemlerde ihtimal ki iktisadın serbestliği öngörüsünden kaynaklanan etkenlerden dolayı demokratik paradigma Türkiye’de kendini daha güçlü bir şekilde inşa etmeye başladı; yerleşik statükonun, hiç de Kemalist olmayan, kapitalist egemen düzenini sarstı.
28 Şubat 1997 Post-modern darbesi; Özal politikalarından beslenen muhafazakâr kesimlerin, aslında Özal ekolünün yaşamakta olan etkinliğine son vererek onu tamamen tasfiye etmek şeklinde kurgulanmış olsa bile, geçici bir süre hariç pek de başarılı olduğu söylenmez. 2002 seçimlerinde AK Parti’nin aldığı % 34’lük oy oranı bu partinin başarısı olmaktan daha ziyade, bir yönüyle post-modern tasfiyeciliğe karşı halk tarafından gösterilen tepkinin yansımasıydı.
Bugünlerde Türk tarihinin son asrının altıncı kırılması ise “Ergenekon dâvâsı” süreci ile birlikte yaşanmaya başlandı. Dikkat ettiyseniz baştan beri anlatmaya çalıştığım şeyin; cereyan eden kırılma anları hakim unsur olmaya çalışan güçlerin mücadelesinden başka bir şey olmadığıdır. Bu hakim unsurlar Menderes ve Özal döneminde yerliliği temsil etmiş olsalar bile sekteye uğratılmışlar ve istedikleri sonucu alamamışlardır. Zaten alamazlardı da; çünkü bunu gerçekleştirebilecek derecede etkin ve yetkin kök salmışlığa henüz ulamamışlardı.
Şimdilerde ise durum biraz daha faklı; 1923’ten beri evrilerek gelmiş muhafazakâr bir kök, Menderes ve Özal dönemlerinde ulaştıkları kentlileşme olgusunu, demokratik paradigma yanlısı diğer muhafazakâr olmayan bazısı sol, bazısı da liberal kesimlerle birlikte yaşamaya başladılar. Türkiye’nin kentlerinde birlikte yaşayan demokratlar, “hukukun üstünlüğü”, “şeffaf devlet”, “temel insan hak ve hürriyetleri” gibi son derece önemli ortak paydalar etrafında birleşmekten kaçınmıyorlar. İdeolojilerinin beslediği hayat anlayışları ne olursa olsun birbirlerini ötelemiyorlar, iletişim kurmaktan çekinmiyorlar ve konuşmayı tercih ediyorlar. Konuştukça, demokratik Türkiye merkezli ortak paydada hem-fikir oluyorlar.
Eğer altıncı kırılma, adeta ahtapotun kolları gibi sistemi kontrol altına almış gladyoculuğu tasfiye edebilirse, Türkiye küresel güç olma yolunda ciddî adımlar atmaya başlayacaktır.
Yorumlar xxx Zekeriya Öz'ü mahkemeye veren Ergenekoncu Avukat Vural Ergül, UĞUR DÜNDAR'ın da avukatı!..Ergül; Ergenekoncu internetajans'ın hukuk sorumlusu..ETÖ'den tutuklu Vedat Yenerer'in de avukatı.. Miyase YILIN KUVVACILARINI seçen internetajans'ın Hukuk Sorumlusu...Ergenekon'dan tutuklu Vedat Yenerer'in avukatı..ETÖ'nün müdahil avukatı...Savcı Zekeriya Öz'ü mahkemeye veren kişi..Kim?..Beyoğlu avukatlarından Vural ERGÜL..E. Paşakan Ergenekon Terör Örgütü sanığı Av. Kemal Kerinçsiz'in avukatı Kadir KARTAL kim ola ki?!.. Tarih: 12/12/2005.
Radikal'den İSMET DEMİRDÖĞEN'in haberi:
ANKARA - Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği (YMHHD) partileşme kararını somutlaştırdı.
Ocakta kurulması planlanan partinin genel başkanlığına avukat Kadir Kartal'ın getirilmesi kararlaştırıldı.
Emekli paşalar şimdilik parti yönetimine girmeyecek.
100 kurucu üyenin belirlenmesi aşamasında emekli orgeneral Hurşit Tolon'un 'Kemalist bir partiye ihtiyaç var, liderliğini düşünebilirim' mesajı, partileşme kararının somutlaştırıldığı son toplantıda dikkate alınmadı. Delegelerin Ankara toplantısında, adı 'Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi' olarak belirlenen partinin başkanlığına YMHHD kurucularından genel başkan yardımcısı Kadir Kartal getirildi. Ayrıca başkanlık divanının 20 üyesi de belirlendi. Toplantıda emekli generallerin partiye katılmak ve yönetiminde yer almak konusunda 'kendilerine ulaşmış bir iradeleri' bulunmadığı tespiti yapılırken, "Biz partiyi kuralım, ileride isterlerse bir araya gelir ve istedikleri görevleri değerlendiririz" görüşü paylaşıldı. Emekli generallerin Genelkurmay çevrelerinin parti kurmalarının yanlış anlaşılabileceği uyarıları karşısında 'siyaseti bir süre için askıya aldıkları ve bekle-gör politikası izlemeyi tercih ettikleri' aktarıldı. Genel başkanlığa getirilen Kadir Kartal, 1954 Erzincan doğumlu. Bir süre Siirt hâkimi olarak görev yapan ve askerliğini Genelkurmay'da asteğmen olarak tamamlayan Kartal, partiyle ilgili şu bilgileri verdi:
'Allaha inanıyoruz, sivil bir hareketiz'
"Bu 1960'larda başlamış bir harekettir. Ama biz hareketimizi 11 Kasım 1938'den başlatıyoruz. Bu tarihte Türk milleti inkılabını kaybetti. Ya mevcut duruma seyirci kalıp yok olacağız ya da dünya devleti olacağız. Allah'a inanıyoruz ve milletten başka güç tanımıyoruz. Bizimkisi bir insanca yaşama mücadelesidir. Siyasi yelpazede yer aramıyoruz. Bütün ekonomik teorilerden uzağız. Sosyal ve ekonomik dengeyi sağlayacak politikalar üreteceğiz. Sivil bir hareketiz. Bunun altını kalınca bir çizgiyle çiziyoruz. Ocakta kış çocuğu olarak doğacağız. Kış çocukları daha sağlıklı ve dayanıklıdır."
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.