Bundan böyle, börtü böcek çer çöp çiçek cinsinden şeyler yazacağım demiştim ya elim varmıyor ki. Mehmet Ali Bulut
Ama bugün yine de doğrudan siyasetle ilintili olmayan ama siyasete altlık teşkil eden iki üç konuya temas edeceğim.
Birincisi iktidar ve sermaye…
Malum bu ikisi asla biribirisiz olmaz. Nerede iktidar varsa, onun bir sermayesi de var. Yahut, nerede bir sermaye varsa onun bir iktidarı da var. Bunun, bir iki istisnası var gibi görülür, insanlık tarihinde; biri Calut ile Talut Savaşı diğeri ise Bedir Savaşıdır.
Yeryüzünde ideal (-yani din uğruna-) için yapılmış savaşlardır bu ikisi. En azından görünen yüzü budur.
Fakat bu savaşların ikisinde de servet ve sermaye dolaylı bir şekilde işin içine girer. (Mesela Bedir Savaşı, aslında Ebu Süfyan’ın servetine el koymak için yapılmış bir seriyedir ama Cenab-ı Hakkın muradıyla başka bir hal almıştır.)
Malum, Hz. Musa’dan sonra Filistin’e yerleşen İsrailoğulları, her zamanki gibi azıtınca Allah Sina yarımadasında oturan Amalikalıları onlara musallat eder. Amalikalılar Filistin’i işgal edip onları yurtlarından sürerler. Uzun süre çölde heder olan İsrailoğulları, sonunda Danyal alyhisselama müracaat edip, “Rabbine söyle bize bir lider versin de biz onun önderliğinde yeniden yurtlarımızı alalım” dediler.
Cenab-ı Hak da onlara Talut’u önerir. Talut yetenekli, güçlü ve cesur biridir ama zengin değildir. Hatta horlanan bir alt sınıfatan gelmektedir. (Tayip beyde ‘İma hatiplidir ve Beyaz Türk değildir’ diye az dışlanmadı biliyorsunuz! İlahi sırlar böyle işte. Tekrar edip durur ama görmek için göz lazım)
Fakat ilginçtir, varlık sahibi olanların “Serveti olmayan nasıl bize lider olur” şeklindeki itirazı, Danyal (as) tarafından garipsenmez.
Onlara şöyle der:
-Tamam Talut’un serveti yok. Peki o size, gücü, iktidar ve birlikteliği sembolize eden Musa’nın kayıp sandukasını getirse?
Servet sahipleri, bu teklife itiraz etmediler.
Demek ki, iktidarı asıl belirleyen servettir. Fakat servetten daha güçlü olan, kamuoyunun, yani yığınların desteğidir. Yığınların desteği, asla ‘adaletsizlik, haksızlık, vicdansızlık ve haram yiyicilik’ üzerine ittifak etmez… Bilmeden etse bile sürmez. Fark ettiği an silkeler atar. Onunla baş edilmez. Çünkü kamu vicdanı, fıtratın dilli, Rabbin muradıdır.
O yüzden, iktidarın tayininde, servetin karşısına çıkarılabilecek en güçlü faktör ‘kamuoyu’ denilen sessiz çoğunluktur. Kamunun vicdanı şer üzere ittifak etmediği için kanaati rahmanidir ve güçlüdür; baş edilmez.
Çünkü o daima, kudsiyet ile merbuttur. O yüzden “Alem-i İslam içinde mühim ve inkılapvari bir iş görmek islamiyetin desatirini inkıyad ile olabilir. Başka olmaz. Hem olmamış; olmuş ise de çabuk ölüp, sönmüş”
İmdi, şu vicdani kanaatin ittifakı ile iktidara gelen Ak Parti, iktidarın zahiri sebebi ve vasıtası olan ‘servet’i ve ‘sermaye’yi de kendi yanına çekmek için bir çaba içinde. Elbette iktidarda kalmayı isteyen her siyasi ekibin yapacağı budur. Nitekim geçmişteki tüm siyasi ekipler, kendilerine taraftar olan bir sermaye de oluşturdular. Yandaş sermayesi olmayanın –Ecevit gibi- iktidarı da kalıcı olamadı. Dolayısıyla Ak Parti’nin sermayeyi kendi safına çekmesi normaldir.
Fakat maalesef usul ve yöntemleri anormal!
Bu sözümün ne anlama geldiğini, korkarım, yerel yönetim sınavında görecekler… Muhalefet şu zaafı görse, iktidarın karşısına ‘becerikli ve dürüst’ isimlerle çıksa iktidar, İstanbul da dâhil birçok yerde riske girer.
* * *
İSTANBUL KAYBEDİLEBİLİR
İstanbul’da gelinen nokta şu:
CHP bile, ‘sağcı – mazbut, dindar’ diye niteleyebileceğimiz isimlerle seçmen önüne çıkmak zorundadır artık. Bu muhteşem bir gelişmedir.
Mazbut kelimesini ‘muhafazakâr sağcı’ manasına kullandım. Masonlar, roteryenler ve lionslar gibi genel anlamda solcu olmayan; azınlıklar, Museviler ve genel anlamda mukaddesatçı ve milliyetçi olmayan sağcılar ile DYP ve ANAP çizgisindeki merkez sağ ve milliyetçiler (MHP) de SAĞ içine dâhildir.
CHP’nin Ali Müfit Gürtuna ile paslaştığını duyuyorum. Ali Müfit Gürtuna, mevcut iktidar tarafından aforoz edilmiş olsa bile, şu yukarıda saydığım kesimlerden alacağı oy oranı, bugün bile yüzde 6-7 mertebelerindedir. CHP onun gibi ibr aday çıkarsa…
Saadet Partisi, Numan hoca ile şu günlerde soluk tazeledi. Numan Kurtulmuş, yıldızı parlak bir siyasetçi. Başbakan, onu çok kereler partiye çağırdı ama icabet etmedi.
Şayet Numan hoca, ‘para karşısındaki duruşu’ sağlam ve 1994-96 ruhunu taşıyan bir ekip kurup –ki elinde yeterince değer var- ‘dürüst’ kimlikli bir adayla çıkarırsa o da en az 5-6 hatta 7 puan alabilir. MHP’nin de 4-5 oyu vardır. Geçmiş dönem AK Partiye oy veren şu seçmenin yarısı kaçsa Ak Parti’nin işi zora girer.
Siyaset, artık, ‘kalelerin fethi’ işine dönüştüğü için, İstanbul’un Ak Parti’den alınması Akparti karşıtlarının üzerinde ittifak edecekleri en öncelikli yerdir. Çünkü İstanbul7u kaybetmiş bir AK Parti, kaidesini kaybetmiş heykel gibi boşlukta kalır…
Dolayısıyla Ak Parti, 2009 seçimlerini, 2004 seçimlerine benzetme gafletine düşmemeli. Çünkü o zaman, yerel yönetimler henüz Ak Partili değildi ve Ak Partili yerel yöneticilerin keli yarılmamıştı.
Şimdi icraatları görüldü. Kelleri yarıldı. Birçok yerde yerel imkânların nasıl fütursuzca kullandığı ayan oldu.
Ama bunlar yeniden aday olmak için can atıyorlar. Şayet Ak Parti mevcut yerel yöneticiler stoku ile önümüzdeki yerel seçimlere girerse, yüzde 10-15 fire verir. Dost acı söyler. Ben hafif söylüyorum, siz çok anlayın.
Benim kendi hasabıma yaptığım anket şu: Herhangi bir ildeki Ak Partili dostlarımdan soruyorum:
-“Vicdani manada oy kullansanız, mevcut belediye başkanınıza bir kere daha oy verir misiniz?
Aldığım cevapların yüzde 80’e yakını ‘hayır!’dır. Gerekçe de yukarıda söylediğimdir. Üstelik bu insanlar Ak Parti’ye en azından fikri önderlik yapmış olanlar.
Elbette bunların çoğu yine de gidip Ak Parti’ye oy verecekler. Fakat iş, ‘kerhen’ noktasına gelmiş durumda.
Merkezi hükümetin iyi icraatları, yerel yöneticilerin ‘tamahkarlığı’ sebebiyle güme gidebilir.
Mesela Kadir Topbaş! Kim ne derse desin, kendi zamanı için müthiş işler yaptı. Peki, hüsnü kabul görüyor mu?
Sanmıyorum!
Neden? Çünkü deniliyor ki, ‘evet güzel şeyler yaptı ama 1 olan dükkân sayısını da 16’ya çıkardı”. Büyük ihtimalle de bu başarıda belediyenin reel bir katkısı yoktur.
Ne ise… İşte kamu vicdanı ve kanaati burada işin içine giriyor. Sermayenin istemediği, bütün zinde güçlerin karşı durduğu, ççık tavır aldığı –Koç’un beyanatlarını hatırlayın- Tayyip Erdoğan, kamu vicdanında yarattığı iyi intiba; cesur ve dürüst kişilik sebebiyle bütün engelleri aşıp geldi. Çünkü sermayenin karşısına ‘Musa’nın Sandukası’ ile çıkmıştı ve iktidar oldu.
‘Musa’nın Sandukası’ meleklerin ‘saf ve temiz kanatları’yla taşınır. Başbakan onu, bilerek veya bilmeyerek ‘tamahkâr nefislerin hırslı kanatları’na bıraktı. O da yeniden kayıplara karıştı sanırım. Veya görünmez oldu.
Başbakan ‘bana delil getirin’ diyor, ‘yolsuzluk yapanı aramızda tutmayız’ diyor. Ama değişen bir şey olmuyor. Ben bir öneride bulunacağım sevgili başbakanımıza:
Belediye başkanlarının servetini -tabi eş dost ve çevresi ile birlikte- inceletsin. 5 yıl önceye göre değişen nedir bir baksın. Bakalım kaç kişinin yaşantısı maaşıyla mütenasip!
Hz. Ömer sevdiği bir adamını Mısır’a vali yaptı. Bir başka arkadaşını da onu gizliden kontrol etmek üzere görevlendirmişti. Bir süre sonra Mısır’dan zevk safa naraları yükseldi ve bunlar Medine’ye kadar ulaştı. Hz. Ömer, delil istemedi. O arkadaşına dedi ki “Git, onu hangi hal üzere bulursan öylece al bana getir’
Öyle yaptı arkadaşı. Vali hiç de Ömer (ra)’in yüzüne bakabilecek durumda değildi. Üstelik onlar sahabe idi!
Şimdi de öyle oysun demiyorum elbet. Bunu takip etmenin envai türlü yolu var. Ne ise herkes işini benden daha iyi biliyor…
Ben bu teklifi, genel merkeze çok yakın bir dostuma da söyledim. “Haram lokma avcılığını siz yapmazsanız, elinde haram lokma ile yakalanacak her bir örnek, yüz olur bin olur önünüze çıkar. O zaman millet sizden ‘Musa’nın sandukasını” yeniden isteyebilir. Ve tabii kaybedersiniz” dedim.
* * *
ELİ ÖPÜLECEK ADAMLAR
Üçüncü Başlığım, Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyesi olması…
Bu, gerçekten büyük başarı! Asla görmezlikten gelinecek bir iş değil. Bu başarıda diplomatların payı elbette var ama en büyük pay iktidarındır: Başbakanındır, ora senin bura benim dolaşan ve her gittiği yerde hayırlı hizmetlere el atan Cumhurbaşkanı’ındır! Fakat en ziyade iki bilim adamınındır. Ekmeleddin İhsanoğlu ve Rrof. Dr. Davutoğlu! Bu konuda iktidarın manevi ‘ak sakal’lılarından biri belki en birincisi olan ‘Derin Strateji’ sahibi Prf. Dr. Davutoğlu ciddi ve hususi bir teşekkürü hak ediyor.
İdris Naim Şahin, ‘ağabey’ diye sevdiğim bir isim. Ak Parti’nin yeni iktidar olduğu günlerdeydi. Gayrettepe’deki bir kuru fasulyecide otururken oraya geldi. Lutfedip masamıza oturdu. Fırsat bulmuşken, ona bir iki şey söyledim.
Demiştim ki:
“Abi Türk siyasetçilerinin iki büyük vazifesi, farz mesabesinde iki büyük görevi var. Bunlardan birincisi Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak, diğeri de İslam halkaları arasında yeniden bir birliktelik tesis etmek!”
“Bu birliktelik, şimdilik sadece ‘kalplerin kazanılması’ şeklinde olabilir. Çünkü Batılı emperyalistler, ince ve derin politikalarla -Osmanlıyı yıkabilmek için- tüm İslam halklarını bizden soğuttular. Onları kışkırttılar. Biz de küserek onlardan yüz çevirdik…”
Ne yapıp edip onlara, “kardeşler” olduğumuzu yeniden anımsatmalıyız. Bunun için her şey mübahtır. Sporu ve folklor her ne ise… Siyasi yakınlık, ekonomik birliktelik aramak da lazım değil. Halkların birbirini tanımalarını sağlayabilsek kafi! Sadece bu bile iktidarınızı Allah nezdinde temize çıkarır”.
“Ayasofya’nın şu hali, Batı emperyalizmi altında olduğumuzun en açık kanıtıdır. Onun kapısına vurulmuş şu lehimi çözmeden bağımsız olamayız. Onu açabilmemek de kardeşlerimizin gücünü arkamıza almakla olur…”
İşte bunun gerçekleştiğinin bir emaresidir ki çoğu Müslüman olan 159 ülke, Türkiye’nin Güvenlik Konseyi’ne girmesine ‘evet’ dedi. Bunlar daha ilk meyvalar. Bakın daha arkadan neler gelecek inşallah!
Bunu sağlayanların ellerinden öpüyorum. Başta Davutoğlu hocamın, başbakanın, cumhurbaşkanımın ve hatta sevgili ağabey İdris Naim Şahin’in ki, eminim şu meselelerin öncelenmesine ciddi katkısı olmuştur.
İşte, “Türkiye sizinle gurur duyuyor!” dedirtecek bir başarı bu!
Yorumlar Kenan Bulut Ne pahasına olursa olsun bunları yazmak ve yazabilmek güzel şey.Ben yeni ve arşivdeki tüm yazılarınızı okuyan ve çevremdekilere okutan bir kişiyim.Hatta "Öğretmeni kim mağlup etti" konulu yazınızı yazıcıdan okuması için elinin üzerinde akademik insana okumaları için yazdırdım.
Bu doğruları dillendirmekten vazgeçmeyin ,birileri sizi sevsede sevmesede...
Bir gün gelir bütün gerçekler size şahit olurlar
saygılarımla...Zübeyir Güngör Uslu ***Name-i ayan***
Baş bakan’a mektup, Tayyib vekilimiz,*
Çok ağız konuşur, bu size tepkimiz,*
Sahip çık astlara, yada hep gidiniz,*
Kaç Baş var ülkede, kim emin ehlimiz.*
***
Şamar oğlanı can, sivil, asker vurur,*
Yanmış cümle millet, göz yaşları kurur,*
Analar kan ağlar, koçlar şehit olur*
Kim hesap verecek, şer cephesi ulur.*
***
Hele bak Başbuğ’a, yağmadan gürlüyor,*
Hak yazar basına, göz dağı veriyor,*
Sanki suç bastırır, esip üfürüyor,*
Mızrak çuval delmiş, halk Haklı biliyor.*
***
Kimden izinli baş, her yerde konuşur,*
Kim Tayyib çobandır, sürü kurt doluşur,*
Başlar kavga eder, güç kuvvet yoruşur,*
Baş baştan savarsa, sur gedik oluşur.*
***
Cana tak eyledi, çok söz, az hareket,*
Hep vur abalıya, asıl bu vehamet,*
Yiğit az konuşur, öz sözdür maharet,*
Üstler yer, ast bakar, bak kopar kıyamet.*
***
Mazlum ah ederse, hak arşı titretir,*
Garip feryat eder, gör şahı inletir,*
Hak sille sedasız, vurur sersemletir,*
Aşık Uslu uyan, dik duruş izzettir.*
***
Aşık Uslu Niksarî (ZübeyirGüngörUslu)
Ayyıldız Fm & www.ayyildizfm.com
Gen.Yay.Yön.0542.4230056.Samsun,
16/10/2008 11:42:13 – Samsun
Ömer Pala ŞOK Gelişme!..Olacak şey değil!..Dün SUSURLUKçuları sorgulayan M. Elkatmış; şimdi onları savunacak!..Hem de Ak Partili olarak!...Ergenekon davasında yargılanan tutuklu sanık Behiç Gürcihan’ın nişanlısı gazeteci Fatma Sibel Yüksek, Ergenekon savcıları aleyhinde dava açtı. İşin ilginç tarafı Yüksek’in avukatları iki eski AKP’li milletvekili. Biri geçen dönem TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı da yapan Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış. Diğeri ise yine AKP’li eski milletvekili Osman Seyfi.
Yargıtay yetkili Hukuk Dairesi Başkanlığı’na sunulmak üzere 13 Ekim günü Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan dilekçeyle, Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın dava edildi.
AKP’li iki eski milletvekilinin avukatlığını yaptığı Fatma Sibel Yüksek, tazminat davasına gerekçe olarak telefon konuşmalarının dinlenmesi, iddianame ve eklerinde bunlara yer verilmesini gösterdi. Dava dilekçesinde şöyle denildi:
“Müvekkilem bu davanın sanıklarından Behiç Gürcihan'ın nişanlısıdır. Bu sebepten olsa gerek telefon konuşmalarının dinlenmesi kararı alınmış ve konuşmalar dinlenerek, tutanak tanzim edilmiştir. Kendisi bu davanın tanığı veya sanığı da değildir. Yapılan konuşmalar da hem nişanlısı Behiç Gürcihan'la, hem de kendi hısım, akraba ve arkadaşlarıyla yaptığı konuşmalardır. Dilekçe ekinde sunduğumuz bu konuşmalar, görüleceği üzere hiçbir delil niteliği olmayan, tamamen sohbet niteliğindeki konuşmalardır. Buna rağmen sözkonusu konuşmalara hem iddianamede, hem de eklerinde yer verilmek suretiyle müvekkilemin varolduğu iddia edilen ve çeşitli suçlamalara muhatap olan bu örgütle ilişkili olduğu intibaı verilmiştir. Halbuki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 137. Maddesi gereği delil niteliği taşımayan ve sanık olmayan kişilerin konuşmalarının imha edilmesi gerekmektedir. Davalılar, özel sohbet niteliğindeki bu konuşmaları imha etmeyerek, olduğu gibi iddianame ve ekine koymak suretiyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 137.madde emredici hükmüne aykırı hareket etmek suretiyle, müvekkilemin özel hayatının ve haberleşme hürriyetinin gizliliğini ihlal etmişlerdir. Yargıtay'ımızın kökleşmiş içtihatlarına göre, emredici yasa hükümlerine riayet etmemek ve onun gereğini yapmamak, başlı başına şahsi kusur olarak değerlendirilmektedir.”
AKP’nin önde gelen isimlerinden olan Mehmet Elkatmış ile Osman Seyfi müvekkileleriyle ilgili şu görüşlere yer verdi:
“Müvekkilemiz Fatma Sibel Yüksek şimdiye kadar yazdığı yazılarla, yaptığı programlarla demokrasiye bağlılığını ve demokratik ilkelerden asla taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olduğunu, hiçbir delile ihtiyaç olmayacak şekilde ortaya koymuştur. Anti demokratik her usule, şiddetin ve terörün her türlüsüne karşı çıkan, Türkiye'de demokrasinin tam ve kamil manada uygulanmasını savunan bir isimdir.”
ahmet akkuş Selamünaleyküm
Mehmet Ali Ağabey güzel yazı yazmışsınız.Allah razı olsun.Turan Serendipli Hocam, böyle yazılar yazarak kendine iyilik yapmıyorsun. Ak Partililer sana ön yargılı baktıkları için sözünü duymazlar. Onlar ya itaat etmeni, ya düşman olmanı beklerler. Bu kadar doğru sözü söylemek doğru değil. Ama şahsen ben büyük keyif aldım. Bu yazı sizin makasdınızın ne kadar safiyane olduğunu anlatıyor çünkü. Önce diyorsunuz ki elbetet iktidarların sermayesi olur. sonra diyorsunuz, bu sermaye pek de meşru yollardan el değiştirmiyor. Bunu de yerel yönetmiler yapıyor, am sonra çıkıp iyi işlerini alkışlıyorsunuz. bunu ne okuyucu anlıyor ne de AK partililer.
Ama şuna inan kıymetli hocam, sizin yazılarınızı okuyan yüzlerce tiryaki var..Keramettin Kerim Hayırdır abi, son iki yazın haber7.com tarafından iktibas edilmedi. yine ambargo vaziyetleri mi var. yoksa başbakan ve topbaşa hoşlarına gitmeyecek şeyler söylediğiniz için mi iktibas etmediler...
abi sen de birilerine intisap et yaa artık. Duydum sizi Bugün gazetesi'nden de çıkarmışlar. Müslümanların bu intikam duygusu, çok fena. Karşılarındakilere yalaka, kendilerinden olmayan müslümanlara karşı çok zalimler. allah sonumuzu hayretsin...sami Hocam elinize, dilinize sağlık...Yine en güzel şekilde yazmışsınız. Dışardaki vatandaşların nabzını iyi yansıtmışsınız...İnşallah sürekli tekrarladığınız uyarılar, çığlıklar yetkili kişilerce dikkate alınır. Saygılarımla...
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.