Ben bu yazıma “Geçmiş bayramınız mübarek olsun” diye başlayacaktım. Mehmet Ali Bulut
Çünkü yaklaşık 15 gündür internetsiz bir ortamda idim. Bir kere şehre indim o gün de Ak Parti’nin Geleceği yazısını yazıp geçtim. Uzunca bir yazı idi, biliyorum. Ama gerçekten AK Parti’nin duruşu geleceğimiz açısından çok önemli. Şu son PKK baskını bile çok şey anlatıyor.
Ne ise... Evet ben bugün geçmiş bayramınızı kutlayacaktım. Olmadı. Birileri bu millete bayramı bile çok görüyor.
* * *
Hazır cevaplılığı ile ünlü Keçecizade Fuat Paşa, bir Avrupa seyahati sırasında Sultan Abdülaziz’e ‘Dışişleri Bakanı’ sıfatıyla refakat eder. Paris'te III. Napolyon'a misafir oldukları sırada, Fuat Paşa, Fransız vekillerle sohbet eder. Sohbette nasıl olduysa ‘dünyanın en güçlü devletinin hangisi olduğu’ tartışılmaya başlar. Bir Fransız vekil Fuat Paşaya sorar:
-Ekselansları, sizce dünyanın en güçlü devleti hangisidir?
Fuat Paşa hiç teklemeden:
—Elbette Devlet-i Ali-i yi Osmanî, der
Fransız vekiller şaşırır. ‘Fransa’dır demesini bekliyorlar çünkü. Küçümseyerek “neye dayanarak böyle diyorsun?” diye sorarlar.
Paşa’nın cevabı muhteşemdir:
“-Çünkü”, der, “yüzyıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala dimdik ayakta!”
Aslında Fuat Paşa bunu Türk milleti için demiş olmalıdır. Çünkü sonunda İttihatçıların, “yüksek desise ve aldatmaları” sayesinde Osmanlıyı yıktılar…
Fakat millet çok şükür hala ayakta. Ayakta ama maalesef birileri onun ayakta durmasına tahammül edemiyor ki, ona ağız tadında bir bayram yapmasını bile çok görüyorlar.
Evet sözü 16 şehidimize getireceğim.
* * *
Ben ah vah etmeyeceğim. Ah vah demenin zamanı çoktan geçti. Bugüne kadar alınan ‘tedbirlerin’(!) hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığı da anlaşıldı.
Peygamber efendimiz ‘Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz” buyurur. Ama biz bir karakolumuzdan beş kere baskın yiyebiliyoruz!
Evet evet, şu körpecik canlarımızın katledildiği karakol, beşinci keredir baskın yiyor.
İnsanın gerçekten kanına dokunuyor.’Bu kadar aymazlık nasıl olabilir’, diye insanın içi içini yiyor. Aymazlık diyorum, aksi takdirde buna ‘kasıtlı ihmal’ veya “kör gözüne parmağım” demek gerekecek.
O bölgede uzun süre görev yapmış ve o karakolu da çok iyi bilen bir eski özel harekâtçıya sordum.
‘O karakola baskın yapılabilmesi için önce gözetleme noktalarının düşürülmüş olması veya atlatılması gerekiyor’ dedi…
Telefonda ağlıyordu: “Bu iş birileri için Almanya olmuş. Bitirmeyecekler bu işi, bitirtmeyecekler… ” diyordu.
Burada yazamayacağım kadar net ve ağır iddialarda bulunuyordu. “Oralar birileri için kazanç kapısı olmuş” diyordu. Ona böyle şeyleri konuşmamasını salık verdim, selameti açısından.
* * *
Askeri işlere ve stratejilere aklım ermez.
Fakat her seçim öncesinde, kritik kararların alınacağı her dönemde bu PKK’lıların bir yerlere saldırması bana manidar geliyor.
Sanki iç siyasetimize de zaman zaman taşeronluk hizmeti sunuyor bu PKK. Amerikan emellerine hizmet sunan bir örgütün, kendisini kurup büyüttüğü iddia edilen Ergenekoncu ağababalarına hizmet sunması niye yadırgansın? Siyasi emeller için dev gökdelenlerin uçaklarla bombalanıp binlerce insanın öldürüldüğü (11 Eylül olayı) bir dönemde, üç beş Mehmetçiğin kanının önemi mi var(!)
Şablonlarla düşünmeye alışkın olanlar yine beni kınayıp taşa tutacaklar. Genel geçer eğilimlerin dışına çıkıp bakamadıkları için bu yaklaşımımı da vatana ihanet gibi algılayabilirler… Olsun! En azından –Allah korusun- o karakol 6. kere baskın yediğinde farklı düşünmelerini sağlamış olurum ya!
O karakolun bir daha baskın yememesi için şu sorulara cevap aramamız gerekiyor:
Bir önceki Genelkurmay Başkanımız, sınırlarımız için ‘oralar artık BBG evi gibidir’ demişti. Peki, 350 kişilik bir gurubun elini kolunu sallayarak sınırdan nasıl geçtiklerini millete izah edebilirler mi?
Amerika, bize noktasal bilgiler veriyor ve biz de noktasal atışlar yapıp teröristleri yok ediyorduk. Amerika bu hizmeti vermekten vaz mı geçti?. Neden?
Yakın bir zamanda İsrail’den Habron denilen 10 tane hassas termal kameralı insansız uçak alındı. Bunlar, ne maksatla kullanılıyor? Sınırdan giren 350 kişiyi göremeyecek idiyse bu uçaklar neden alındı?
Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ, PKK’nın ‘ağır’ silahlarla saldırdığını söylüyor. Askeri literatürde ‘ağır silah’ ordularda bulunur. Terör örgütlerinde değil. A) Peki bu ağır silahları PKK nasıl edinmiş, B) Elinde bu silahlar var idiyse, Kuzey Irak Harekâtı sırasında neden bize karşı kullanmadılar?
Bu karakol beşinci kere basıldığına göre, asker neden bir tedbir alamadı. Bu kadar açıkta ve avlanabilir bir mekânda ise karakolun yeri neden değiştirilmedi?
Eğer bir tren, aynı yerde beş kere kaza yapsaydı, ilgili bürokratlara nasıl bir bedel ödetilirdi. Bakan hala o koltukta oturabilir miydi?
Bu kadar askeri hata, bu kadar zayiat ve bir delikten beş kere ısırılmaya rağmen neden hiçbir askeri bürokrat sorgulanmıyor hesap vermiyor? Merzifonlu Viyana’yı kuşatıp alamayınca kellesini sunmuştu milletine? Bizimkiler istifa bile edemiyor, neden?
Acaba bu da Ergenekon çetesinin işledikleri türden içeriye yönelik bir operasyon mu ki teröristler bu kader engellere rağmen bu kadar rahat geçip geldiler ve canımızı yaktılar? Birileri içerden onlara destek mi verdi?
İrtica irtica diyerek milleti dininden, laiklik laiklik diyerek halkı devletinden soğutanların, dönüp bir nefis muhasebesi yapmaları zamanı gelmedi mi?
Acaba bu elim hadisede, bu acıda sevgili Genelkurmay başkanımız da bir ihmal ihtimali seziyor mu? Seziyorsa ne yapmayı düşünüyor?
Ve bu konuda sayın başbakan bir tasarrufta bulunmayı düşünüyor mu?
12 - Sevgili Cumhurbaşkanımız ‘bu olayda kolaylık sağlayanlar’dan söz ettiğine göre ortada sadece ihmal değil, yataklık ve hıyanet de var. Kim bu hainler?
Bu acının hesabı sorulmalı ve kimse - ihmal veya kasıt – sorumlusu hesap vermeli.
Evet, bir bürokrat, kendisiyle ilgili bir alanda bir iki kere hata yapsa siyaseten kellesi gider. Peki, askerin hiç ihmali olmaz mı? O neden sorgulanmaz. Neden istifa eden veya görevden alınan hep siviller olur?
Yorumlar yeterdeligöz askerimizi bu kadar hedefe oturtmanızı anlamıyorum.siz hiç emekli binbaşı erdal sarızeybek"i televizyonda dinlememişsiniz sanırım.AB ye uyum yasaları gereği değişirilen yasalarda askerin direk ateş açma veya gösaltına alma vb yetkilerinin bu hükümet tarafından elinden alındığını biliyormusunuz eğer durum buysa asker terorist ateş açmadan ateş açamıyacağına göre nasıl onları etkisiz hale getirecek söylermisiniz.ve şu da unutulmamalı bu konuda en önemli iş siyasi irade ile olur hükümet yap demesse ordu ne yapsın.hükümet tam yetkiyi orduya versin bakın bu konuda neler yapılırmış o zaman görün.İsmail V. Aksel DİKKAT: ....20 Ekim-ETÖ Davası duruşmaları başlamak üzere...Ancak ortada hala EK İDDİANAME yok!..İddianameye 28 Şubat ve sonraki askeri-sivil darbe girişimleri de girecek mi?..Tutuklu paşaların durumları hala belli değil!..Sözkonusu DARBE teşebbüslerine yönelik yeni bir DALGA var mı?..Mevcut haliyle iki-üç paşa; çok yetersiz bir durum arzediyor..Bir başka konu da ETÖ İddiamnamelerine JİTEM'in ve Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı'nın(TMT) eylemleri de girecek mi?..ETÖ'nün yurtdışı operasyonları; silah, uyuşturucu ve beyaz kadın ticareti gibi işleri de dava kapsamında mı?..Ergenekoncuların Almanya, İsrail, İngiltere, masonluk gibi yurtdışı bağlantıları ve para kaynakları da girecek mi?..20 EKİM geliyor!..Ama ETÖ'nün merakla beklenen EK İDDİANAMESİ hala ortalıklarda yok!...Yoksa yepyeni operasyonlar mı var?..Sürpriz operasyonlar!..Savcı Z. Öz; yine şaşırtmaya devam edecek mi?..Mesela İP'in başkan yardımcıları ve yöneticileri; Servet Cömert Paşa, Mehmet Bedri Gültekin gibi kişiler ve bu kapsamda Adnan Türkkan, Ümit Zileli, Hüseyin Macit Yusuf gibi kişiler aynen faaliyetlerini sürdürüyorlar!..RIZA TÜRMEN gibi monşerlerin karın sancıları dışa vuruluyor!..AB hukuku diye!..AYDINLIK; karanlık yayınlarını aynen sürdürüyor!..Cumhuriyet de, Yeni Çağ ve Tercüman da; başta Hürriyet, Milliyet, Posta, Kanal D, CNN Türk, Star TV olmak üzere Aydın Doğan medyası da!..Ege'de Ahmet Tekin Baykal çeteleri de aynen faaliyet ve TÜRK-KÜRT kışkırtmalarına devam ediyorlar!..Zübeyir Güngör Uslu ****Mazlumun ahı, indirir tahtından şahı.***
****
Bak Başbuğ Paşa, hele duy sesimi,*
Cana tak eyledi, can kuzu kesimi,*
Siz zırha bürünün, bize nar dersimi,*
Analar kan ağlar, görün bu resimi.*
***
Kan yerde kalmazmış, nehir oldu akar,*
Çok ocaklar söndü,millet bağrı yakar,*
Boş nutuklar yeter, şehit kanı tutar,*
Hak vurur tokadı, şer bendini yıkar.*
***
Bu vatan sabırlı, ama değil ahmak,*
İndirir sağ duyu, başa sert tokmak,*
Asiler yer tokat, son vahimdir yanmak,*
Türk ve kürt kardeştir, bitsin cana kıymak.*
***
Aşık Uslu haykır, duysun kör sağırlar,*
Hepsi ahbap çavuş, baş ayak ağırlar,*
Dursun kan vergisi, son bulsun kahırlar,*
Mazlum ah ediyor, yandı can bağırlar.*
***
Aşık Uslu Niksarî (ZübeyirGüngörUslu)
Ayyıldız Fm & www.ayyildizfm.com
Gen.Yay.Yön.0542.4230056
07 Ekim 2008 Salı 16:14:19- SamsunHatice Pelin Aral İşte meslektaşı Z.ÖZ'ü fişleyen AYDINLIK'çı savcı Ayhan Uğurdan:
1964 Yılında Ahlatta doğdu. İzmir Atatürk lisesini, Dokuz eylül Hukuk Fakültesini bitirdi. İzmir Hakim
Stajından sonra sırasıyla Piraziz, Çüngüş, Çine, Silifke Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştı. Noterliğe geçti. Halen Tokat 4.noteri olarak görev yapmakta olan Ayhan Uğurdan evli iki çocuk sahibidir..--Tokat'ta..
ümmet KOmutanlara laf söz yok olmaz olmamalidir.onlar bize tanri katindan laikligi korumak ve su basörtüsünü kislaya sokmamak icin gönderilmis varliklardir.onlar böbrektasi,yüzük kasi düsürür,hafta sonlarinda da gayrimüslüm vatandaslarla golf oynar,ip sekerler. ölmek icin 70 milyon kafi gelmiyormu?sonra ergenekon ne der?biraz insaf....Ertan İlkiz GERÇEKLER ÇOK ACI; İSYAN EDESİM GELİYOR VALLAHİ!..Bendeniz zamanında 20 yıl kadar Diplomasi, NATO, Milli Savunma ve Genelkurmay Muhabirliği yaptım..Milli Savunma'daki gazeteci-yazar ANKARA'lı Kemal Bey zamanlarında...Şimdi burada NATO örgütlenmesinden, NATO'nun başımızdaki ne büyük bela olduğundan bahsedecek değilim...Şu karakolların yenilenme meselesi: 56 bin askeri lojman, 35 bin polis lojmanı, 11 bin jandarma lojmanı ile 6 bin civarında yargı mensubu lojmanı var. Bu lojmanların bir kısmı satılıp parasıyla sınır boylarına ve stratejik noktalara muhkem KARAKOLLAR yapılabilir. Ankara'da Sıhhiye'de, İstanbul Harbiye'de, Maslak'da ve diğer yerlerde 5- 10-15 kat muhteşem askeri lojmanlar, subayevleri var. Antalya, Muğla, Aydın sahil, İzmir, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Bandırma taraflarında da muhteşem güzellikte, lüks askeri lojmanlar, subayevleri var..Buralarda genelde belli kişiler, yüksek sınıf askerler kalıyorlar..Bazen akıllara ziyan eğlence ve seks partileri de olmuyor değil..Eş değiştirmeler, toplu seks falan..Tabii bu işleri biraz gizlice yapıyorlar..Normalde yasak; ama göz yumuluyor.. Zaten rütbeli veya kurmay bir subay; evli bile olsa kadın-kız işi yoksa, rakı-viski içmiyorsa hemen MÜRTECİ-YOBAZ damgasını yiyiyor..İnsan bile değil o!..CANAVAR!..Bir daha bu İRTİCA hastalığından kurtulması çok zor...Olsa olsa TAKIYYE yapıyorldur!..Ancak asıl TAKIYYENİN binbir çeşitine ve haincesine yapanlara bir şey yok!.."Şiddetle kınama!" yeterli en fazla..Özellikle son zamanlarda Deniz'de ve Hava'da neler oluyor, neler...Malum askeri lojmanlarda subaylar düğün de yapıyorlar, balo da. Ancak Hakkari'de veya diğer yerlerde şehit olan Mehmetçikler; asla bu subayevlerinde düğün yaptıramazlardı. İzin verseler bile; genelde anneleri başörtülü, babaları sakallı olduğu için yine düğün salonuna alınmazlardı!...Onlar ŞEHİT olunca kıymetli!..Yaşarken şamar oğlanı! Zaten KURMAY SUBAY da olmadıkları için yaşarken bile pek tehlike yok; isterlerse namaz kılabilirler, Ramazan'da oruç da tutabilirler!..Zaten onlar ORDUNUN DİNE KARŞI olmadığının en büyük şahitleri, belgeleri!..Şehit olunca da daha bariz!..Çünkü onlar KURMAY SUBAY değil; emir eri, emir kulu er, erat, uzman çavuş, astsubay genelde!...Bir gün ÖZEL HARP'çi Adnan Paşa'ya sordum: Paşam, şu uyuşturucu-eroin işinde siz de var mısınız?..Bana demez mi: Oğlum, bu işi yapmasak PKK ile nasıl başedeceğiz?..Bir uçak, helikopter kaça kalkıp, kaça bir operasyon yapılıyor? Hangi parayla?...O HANGİ PARALARI olsun; keşke sınırlarımıza muhkem KARAKOLLAR yapmak için harcayabilseydik!...
NOT: Orduda, TSK'da her birimin bir bütçesi vardır..O birimler; bir yıl sonuna kadar o bütçeyi harcayabilmek, hatta daha fazlasını talep edebilmek için hemen her yerde inanılmaz israf işler yaparlar!..Rütbeli sorumlu subaylar; kedi-köpeklerini tedavi ettirmek için bile uçak-helikopter kaldırabilirler!..Yoksa yeni yılda bütçeden alacakları pay düşer!..Askeriyede İSRAFLAR kısılsa; Türkiye'nin Milli Geliri birden iki katına çıkar ve bir yılda GAP, KOP, DAP Projeleri bitiverir!..İnanmayan varsa; içeriden bir soruştursun bakalım..Ben sadece gerçekleri yazmaya çalışıyorum..Şerefli ordumuzun yüz karalarının da olduğunu ima ediyorum..Ama ne yazık ki bunlar pek temizlenmiyor; her dönem tuhaf bir şekilde TERFİ Edip duruyor!..Benim 20 sene önce "Bu bir gün general olur kesin!" dediklerim; bugün aynen rütbeli ve general!..Sistem öyle yani..Çağdaşlık anlayışı bir tuhaftır; anlamak istemeyin hiç, ama hiç!..Size yaramaz!..Siz ŞEHİT de olsanız; TEMİZ yaşayıp, TEMİZ ölmeye devam edin!..Bir gün zaten herkes ölecek dostlar..Yusuf Alper Soruların hepsi de doksandan gol be ağabey... Cevap verecek babayiğit buyursun cevaplasın... Size vatan hainliği isnad eden Vatan haininin hassosudur... Yüreğinize , elinize sağlık..Yine enfes bir yazı.. Ferdi Ayman ONLAR; "OLUR" demeden ASLA olmaz!...Bundan bir süre önce Prof. Dr. Türkan Saylan, "Türkiye'de BİZİM istemediğimiz hiçbir şey olmaz, hiçbir şeyi yapamazsınız!" demişti..Çok merak ettim; o BİZ kimlerdi ve sonunda buldum: TÜSEV..
İşte Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı(TÜSEV) Mütevelliler Heyeti:
KURUCULAR LİSTESİ:
1. ZEKAİ BALOĞLU
2. EKREM CEYHUN
3. TÜRK EĞİTİM VAKFI(TEV) - www.tev.org.tr
4. VEHBİ KOÇ VAKFI - www.vkv.org.tr
5. HACI ÖMER SABANCI VAKFI (Sabancı Vakfı) - www.sabancivakfi.org
6. İHSAN DOĞRAMACI VAKFI - www.obl.bilkent.edu.tr
7. TÜRK PETROL VAKFI
8. HİSAR EĞİTİM VAKFI(HEV)
9. ANADOLU EĞİTİM VE SOSYAL YARDIM VAKFI - www.anadoluvakfi.org.tr
10. DR.NEJAT ECZACIBAŞI VAKFI - www.eczacibasi.com.tr
11. AYDIN DOĞAN VAKFI - www.aydindoganvakfi.org.tr
12. ENKA SPOR EĞİTİM VE SOSYAL YARDIM VAKFI - www.enkaspor.com
13. İSTANBUL KÜLTÜR VE SANAT VAKFI – www.iksv.org
14. TÜRK KARDİYOLOJİ VAKFI
15. TÜRK EĞİTİM VAKIFLARI DAYANIŞMA KONSEYİ (TEVDAK) – www.tevdak.org
16. BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ VAKFI - www.buvak.org.tr
17. TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ (TÜSİAD) – www.tusiad.org.tr
18. TÜRKİYE AİLE SAĞLIĞI VE PLANLAMASI VAKFI - www.tapv.org.tr
19. EĞİTİMİ DESTEKLEME VAKFI
ASIL ÜYE VAKIFLAR
20. ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ VAKFI
21. ALARKO EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI - www.alarko.com.tr
22. ANNE ÇOCUK EĞİTİM VAKFI (AÇEV) – www.acev.org
23. ASIM KOCABIYIK KÜLTÜR EĞİTİM VAKFI – www.akkev.org.tr
24. BEYAZ NOKTA GELİŞİM VAKFI - www.beyaznokta.org.tr
25. BİRKÖKLER VAKFI
26. BORNOVA ANADOLU LİSESİ EĞİTİM VAKFI - www.balev.org.tr
27. BURSA COŞKUNÖZ EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI - www.coskunoz.com.tr
28. CELAL BAYAR VAKFI
29. ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI - www.cev.org.tr
30. ÇİMENTAŞ EĞİTİM VE SAĞLIK VAKFI - http://www.isikkent.k12.tr/sayfa.php?sayfaID=12&langID=tr
31. DEVLET TİYATROLARI, OPERA VE BALESİ ÇALIŞANLARI YARDIMLAŞMA VAKFI – www.tobav.org
32. DOĞAL HAYATI KORUMA VAKFI- www.wwf.org.tr
33. EĞİTİM SAĞLIK VE BİLİMSEL ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARI VAKFI
34. EROL KERİM AKSOY KÜLTÜR EĞİTİM, SAĞLIK VE SPOR VAKFI (EKAV) – www.ekav.org
35. ELGİNKAN VAKFI – www.elginkan.com.tr
36. FEVZİ AKKAYA TEMEL EĞİTİM VAKFI
37. FEYZİYE MEKTEPLERİ VAKFI – www.fmv.edu.tr
38. GÖZ NURUNU KORUMA VAKFI – www.gozvakfi.com
39. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİNİ GELİŞTİRME VAKFI
40. ISITMA SOĞUTMA KLİMA ARAŞTIRMA VE EĞİTİM VAKFI – www.iskav.org.tr
41. IC İBRAHİM ÇEÇEN VAKFI – www.icvakfi.org.tr
42. İNÖNÜ VAKFI - www.ismetinonu.org.tr
43. İNSANLIK VAKFI
44. İSTANBUL ERKEK LİSELİLER EĞİTİM VAKFI – www.ielev.org.tr
45. İSTANBUL SANAYİ ODASI VAKFI – www.isov.org.tr
46. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ VAKFI – www.ituvakif.org.tr
47. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI
48. İZZET BAYSAL VAKFI – www.izzetbaysalvakfi.org.tr
49. KADİR HAS VAKFI – www.kadirhasvakfi.org
50. KALP CERRAHİSİ VAKFI
51. KADIKÖY SAĞLIK EĞİTİM MERKEZİ VAKFI (KASEV) – www.kasev.org
52. KOCAELİ EĞİTİM VAKFI
53. LİSES VAKFI - www.md118.org
54. MARMARA ÜNİV. NİHAD SAYAR EĞİTİM VAKFI - www.nihatsayar.org
55. MARMARA ÜNİV. TIP FAKÜLTESİ VAKFI - www.mutfvakfi.com
56. MESS EĞİTİM VAKFI - www.messegitim.com.tr
57. ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ VAKFI – www.omuvakfi.org.tr
58. ÖZEL SEKTÖR GÖNÜLLÜLER DERNEĞİ – www.osgd.org
59. SEMA YAZAR GENÇLİK VAKFI - www.semayazar.org.tr
60. SEVDA- CENAP AND MÜZİK VAKFI - www.ankarafestival.com
61. SOSYAL DAYANIŞMA VE MUTLU EMEKLİLİK VAKFI –
62. TED ANKARA KOLEJİ VAKFI - www.tedankara.k12.tr
63. TEMA VAKFI- www.tema.org.tr
64. TÜRK BÖBREK VAKFI - www.tbv.com.tr
65. TÜRK DENİZ EĞİTİM VAKFI (TÜDEV) - www.tudev.com.tr
66. TÜRK LİONS VAKFI - www.turklionsvakfi.org
67. TÜRK-ALMAN DAYANIŞMA VE EĞİTİM VAKFI – www.tadev.org.tr
68. TÜRKİYE DEVLET HASTANELERİ VE HASTALARA YARDIM VAKFI (HASVAK) - www.hasvak.org.tr
69. TÜRKİYE EĞİTİM GÖNÜLLÜLERİ VAKFI - www.tegv.org
70. TÜRKİYE GÜÇSÜZLER VE KİMSESİZLERE YARDIM VAKFI - www.gucsuzlervakfi.org.tr
71. TÜRKİYE KALKINMA VAKFI - www.tkv-dft.org
72. TÜRKİYE KANSERLE SAVAŞ VAKFI - www.kanservakfi.org
73. TÜRKİYE KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR VAKFI - www.cocukkoyleri.org
74. TÜRKİYE SPASTİK ÇOCUKLAR VAKFI - www.tscv.org.tr
75. TÜRKİYE TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VAKFI - www.ttgv.org.tr
76. TÜRKİYE VODAFONE VAKFI- www.turkiyevodafonevakfi.org.tr
77. TÜRKİYEM VAKFI
78. UMUT ONURLU ÖNDERLER YETİŞTİRME VAKFI - www.umut.org.tr
79. YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ VAKFI - www.ytuv.org
80. TÜRK GASTROENTEROLOJİ VAKFI - www.tgv.org.tr
81. 21. YÜZYIL EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI - www.yekuv.org
ORTAK ÜYE VAKIFLAR
82. ANKARA ATATÜRK LİSESİ EĞİTİM VAKFI - www.ataturklisesi.k12.tr/ikinci/alev.htm
83. ÇELİK GÜLERSOY VAKFI
84. EGE KÜLTÜR VAKFI
85. HAYDARPAŞA LİSESİ EĞİTİM VAKFI
86. İSTANBUL MÜLKİYELİLER VAKFI
87. ORTADOĞU VE BALKAN İNCELEMELERİ VAKFI - www.obiv.org.tr
88. TED KARADENİZ EREĞLİ KOLEJİ VAKFI
89. CEMİYETİ HAYRİYE VAKFI - www.cemiyetihayriye.org
ASIL ÜYE DERNEKLER
90. TÜRKİYE KIZILAY DERNEĞİ - www.kizilay.org.tr
91. DARÜŞŞAFAKA CEMİYETİ - www.darussafaka.org
92. TÜRKİYE YARDIM SEVENLER DERNEĞİ - www.yardimsevenler.org
93. TÜRKİYE AİLE PLANLAMASI DERNEĞİ - www.tapd.org.tr
94. TÜRKİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU - www.tkdf.org.tr
95. TÜRKİYE ULUSAL VEREM SAVAŞI DERNEKLERİ FEDERASYONU - www.verem.org.tr
96. ÇUKUROVA GAZETECİLER CEMİYETİ
97. ARI HAREKETİ DERNEĞİ – www.ari.org.tr
98. KAMU YARARINA ÇALIŞAN TÜRKİYE SİVİL EMEKLİLER DERNEĞİ
ORTAK ÜYE DERNEKLER:
99. TÜRK EĞİTİM DERNEĞİ - www.ted.org.tr
100. TÜRKİYE EMEKLİ ÖĞRETMENLER DERNEĞİ
İŞBİRLİĞİ KURULUŞLARI:
101. ACİL İHTİYAÇ PROJESİ VAKFI - www.aipvakfi.org
102. AKDENİZ SAĞLIK VAKFI - www.asvhospital.com
103. ANTALYA YETİM VE MUHTAÇ ÇOCUKLARA YARDIM VAKFI - www.aycov.org.tr
104. CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ YÜKSEK ÖĞRENİM VAKFI - www.bayar.edu.tr/~vakif/
105. CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ VAKFI
106. DENİZLİ YETİM ACİZ VE MUHTAÇLARI KORUMA VAKFI – www.deyav.org.tr
107. GAZİANTEP KOLEJ VAKFI - www.gkv.k12.tr
108. KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ VAKFI - www.kou.edu.tr/vakif/index.htm
109. TÜRK AMERİKAN İŞ ADAMLARI DERNEĞİ - www.taba.org.tr
110. TÜRKİYE KİMYA DERNEĞİ - www.turchemsoc.org
TÜSEV Yönetim ve Denetim Kurulu:
Prof. Dr. Üstün Ergüder
Yönetim Kurulu ve Mütevelliler Heyeti Başkanı;
Boğaziçi Üniversitesi Vakfı.
İnal Avcı
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı;
Vehbi Koç Vakfı.
Timur Erk
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı;
Türk Böbrek Vakfı.
Hüseyin Topa
Anadolu Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı.
Prof. Dr. Tosun Terzioğlu
Sabancı Vakfı.
Nurdan Şahin
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı.
Osman Çetin Evranuz
Elginkan Vakfı.
Hasan Subaşı
Hisar Eğitim Vakfı.
Oral Turanoğlu
TÜSİAD.
Candan Fetvacı
Aydın Doğan Vakfı.
Derya Akalın
AÇEV.
Denetim Kurulu:
Gün Han Başik
Feyziye Mektepleri Vakfı.
Kamil Özden
Türkiye Yardımsevenler Derneği.
Ayhan Ergin
TEVDAK.
TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı): 1993 yılında sanayici işadamları, akademisyenler ve kurumlar tarafından kurulmuştur.
Vakıfların ve derneklerin birikmiş ortak sorunlarına çözümler aramak ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini sağlamak; böylece Türkiye Üçüncü Sektör adı altında bağımsız bir vatandaşlar sektörü olarak örgütlenmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulan TÜSEV’’in bugün yaklaşık 120 vakıf ve dernekten oluşan Mütevelli Heyeti üyesi vardır ve TÜSEV şemsiyesi altında işbirliği yapmaktadır.
Güvenç Önder TERÖRÜN BARONUNA, Ergenekon'un Baba'sına ulaşıldı...İşte Kemal ÖZER'in DEŞİFRE YAZISI:
"İsrail'in 1956'daki ABD, İngiltere ve Fransa destekli Mısır saldırı ile Arap İsrail Savaşı başlar. Savaş sürerken SSCB, Arap İsrail Savaşı'nı başlatan ülkeleri tehdit ederek Ortadoğu'ya asker göndereceğini açıklar. Sovyetlerin tehdidi işe yarar Amerika'nın devreye girmesi ile savaş sona erer.
Bu savaş özellikle Arap dünyası başta olmak üzere İslam Dünyası'nda ABD'nin itibarını yerle bir eder ve otoritesi sarsılır. Ortadoğu'da meydana gelen yeni durum üzerine gelişen Sovyet ataklarından ve oluşan boşluğun SSCB tarafından doldurulması endişesine kapılan ABD Başkanı Dwight Eisenhower, 5 Ocak 1957'de kongreye Ortadoğu ile ilgili bir mesaj gönderir ve bu mesaj, 9 Mart 1957'de kongre de kabul edilerek yasalaştırılır. Bu yeni politika/yasa 'Eisenhower Doktrini' olarak anılır.
Doktrin, başkana özetle şu yetkileri verir: 'Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Ortadoğu ülkelerine ekonomik ve askeri yardım yapmak. Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, Komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması.'
Savaş sonrası dengeler iyiden iyiye bozulmuştur. Dengeler büyük oranda Sovyetler Birliği lehine değişmiştir. Başkan Eisenhower, Sovyetler Birliği ile Suriye arasındaki askerî ve ideolojik yakınlaşmayı önlemeye kararlıdır.
ABD bu doktrinle Ortadoğu'da artan Sovyet nüfusunu kırmak iddiasındadır. Komünist tehdide karşı direnmeleri için Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardım sözünün yanı sıra bölgede İngiltere ve Fransa'nın da yerini almasını da öngörür. Ancak bu doktrin Lübnan ve Irak dışında hiçbir Arap ülkesinin ilgisini çekmez. Lübnan'ın ardından Pakistan, Irak, Yunanistan ve Türkiye daha sonra ise Afganistan, Libya, Tunus, Fas ve İsrail doktrinin kabul eder.
Suriye ve Mısır başta olmak üzere bazı ülkeler ise projeye tamamen karşı çıkarlar. Bu ülkeler bölge sorunlarının bölge ülkelerince çözülmesi gerektiğini ve ABD'nin müdahalesini onaylamadıklarını açıklamışlarsa da ABD, Eisenhower görüşünde ısrar eder ve 1957-58'de Ortadoğu krizinde Lübnan'a doğrudan asker çıkartarak müdahale eder. Bu doktrinin onaylayan Türkiye'ye askeri ambargo, Libya'ya hava saldırıları, Irak ve Afganistan ise ABD işgaline maruz kalır.
Ankara'nın 21 Mart 1957'de doktrini kabul ettiğini açıklamasından bir gün sonra ABD ile Türkiye arasında Eisenhower Doktrini'nin ötesine geçen ortak bir bildiri yayınlanır. Yine aynı gün ABD Bağdat Paktı'na katılma kararı alır. Bununla da yetinmeyen Ankara (DP iktidarı), ABD ve İngiltere'nin bölgedeki tüm çalışmalarını 'kayıtsız şartsız desteklediği' açıklar.
Bu doktrin öncesinde 12 Mart 1947'de Başkan Truman'ın 'Sovyet Komünizmi' tehlikesi altındaki ülkelere yardım edilmesini için Truman Doktrini yayınlanmış, 1949'da ise Marshall yardımı süreci başlatılmıştı. 1947'de başlayan süreçten on yıl geçmesine rağmen Menderes Hükümeti'nin hala sözde ekonomik ve askeri yardımlardan medet umması acı dolu günlere mahkûm edilmesinin sürecini de başlatmış olur.
Tarihten ibret almayan Başbakan Adnan Menderes, yönettiği ülkesini ABD'nin askeri ve ekonomik yardımları ile kalkındırmayı ümit etmekle kalmaz, Eisenhower Doktrini sayesinde Ortadoğu'nun da siyasi istikrara kavuşacağı inancı tamdır. Muhalefet partisi CHP ise DP ile arasındaki tüm gerginlik ve düşmanlığa rağmen Menderes'in Eisenhower Doktrini konusundaki kararına tam destek verir.
Bu süreç -hala tam anlamıyla onarılamayan yaralara neden olacaktır- te kardeşler birbirine (Arap-Türk) girerken, Türkiye dost olarak ABD'yi seçer. Söz konusu süreç, tüm komşularla olan kırgınlığı kavgaya dönüştürür.
Menderes'in 1952'deki NATO'ya girişi, hiçbir sorunumuz olmayan Kore'de ABD hatırına savaşmamıza ve binlerce askerimizi kaybetmemize neden olur. –Kim bilir? Belki de Menderes bu masumların arkada kalanlarının âhını canı ile ödemek zorunda kalmıştır– Bu kurt kapanı, Menderes'inde sonuna getirmekle kalmaz, bugün içinden çıkılmaz hal alan Nato eliyle kurulup beslenen Özel Harp Dairesi'nin ürünü Ergenekon sürecinin de başlamasını sağlar.
Eisenhower Doktrini'nin sahibi Başkan Dwight Eisenhower adına 1954'de Eisenhower Vakfı kurulur. Vakıf tüm dünyada ABD Büyükelçilikleri kanalıyla seçilen siyasal ve toplumsal alanlarda etkin olmaya aday başarılı gençlere burs vermesiyle tanınıyor. Burs verilecek adaylar ABD'ye davet ediliyor ve gerekli tüm harcamalarının yanı sıra "Çok Uluslu Program" bursu adıyla burslar verir.
Eisenhower Vakfı'nın başkanlığını gelenek olarak hep bir önceki ABD Başkanı yürütse de gelenek bozularak Başkanı Colin Powell oluyor. Türkiye Temsilcisi ise Radikal'den Murat Yetkin'dir. Yetkin'de Eisenhower bursu ile ABD'ye gider. Yetkin Radikal'de yazısında bunu kabul eder. Rahmi Koç ise halen Eisenhower Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesidir.
Ebu Mason da bu sürecin ve Eisenhower Vakfı'nın ürünüdür. Morisson Süleyman, Masonlarla ilişkilerini bu sayede geliştirir ve bu vakıfla ilişkisini şu şekilde anlatır; “Burada karşılaştığımız herkes bize dostça davrandı. Cömertçe deneyimlerinden yararlanmamıza izin verdiler. Eisenhower Burs Programı bize ne istiyorsak verdi. Kiminle istiyorsak onunla görüştük. Amerika bizim için zengin bir hazine, Eisenhower “Burs Programı ise onun anahtarıydı.”
Eisenhower Vakfı'nda burs verenle alanlar birbirlerini tanıma olanağına kavuşurlar. Oya Berberoğlu bu dayanışmayı; 'Bu tanış durumu ileriki dönem hayatlarında müthiş kolaylıklar sağlıyor. Gittikleri ülkelerde kapılar hemen açılıyor…' diyerek üstü kapalı olarak anlatıyor.
Şimdiye kadar dünyada 2500 dolayında kişi Eisenhower burs alarak birbirlerini tanıma fırsatı yakalamışlar. Bazı bursiyerlerin siyasete girdikten sonra ümit vermesi üzerine seçildiği ve ülkemizde de bunu Demirel dışında başka örneklerinin de olduğunu unutmamak gerekiyor
Bu vakıftan burs alan ilk yabancı Demirel'dir. Türkiye'de Süleyman Sami Demirel'in yanı sıra Nezir Kırdar, Veli Aytekin, Ethem Uz, Vedat Mehmet Ayker, Şükrü Kaya, Eski TRT Genel Müdürü Şaban Karataş, Cemil Cahit Yalgın, Mehmet Nejat Akın, Erol Akleman, Atilla Aybay, Kemal Özinönü, Fethullah Özelçi, Duran Taraklı, Eski DPT Akın İzmirlioğlu, Erdal Kabatepe, Faruk Seyrek, Engin Ural, Okan Karagözoğlu, Eski Enerji Bakanlığı Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden, Atıf Akdaş, Yılmaz Argüden, Aydın Ayan, Sedef Baykal, Nazan Bilgel, Murat Diren, Prof Dr Nilüfer Narlı, Onur Karabacak, Yüksel Türkili, Deniz Ünal, İsmail Üstel, Ömer Karahan, Leyla Çelikel, Cüneyt Sezgin, Tuğraberk Usul, İsmail Cem'in kızı İpek Cem, Gazeteci Murat Yetkin vb'lerin yanı sıra vefat eden Mahmut Şevket Sipahi, Eşref Erkmen, Serbülent Bingöl, Enver Ediger gibi isimlerde bu vakıftan burs alanlardır.
Bursiyerlerden Cüneyt Sezgin Eisenhower bursunu 'Bu bir eğitim değil, tamamıyla iletişim bursu' olarak tanımlıyor ve ekliyor 'inanılmaz bir erişim güçleri var.' Çelik, 'Mülakatta sorulan sorular ne üzerineydi?' sorusuna 'Alanımla ilgili soruların yanı sıra, belirli sorunlar üzerine görüşlerimi istediler. Bir de ilerde gelmeyi hedeflediğim noktalar üzerine soru sordular. Çünkü bir amaçları da, mümkün olduğunca geniş ufuklu kişileri seçip gelecekte vakıf çalışmalarına etki gücünü artırmak. Bunun yanında, insani ve Türkiye ile ilgili sorular da vardı' diye yanıtlıyor ve yine ekliyor 'Sayın Demirel'in de hâlâ bu olayda faal olarak görev alması Türkiye'nin şansını artırıyor.'
Özetle ABD'lilerin gözlüğüyle düşünen, hisseden ve ABD çıkarlarıyla çelişmeyecek siyasetler güdecek insanları yetiştirmek olan Eisenhower Vakfı, 100'ü aşkın ülkede faaliyet gösteriyor. Bu gruba her yıl 25 farklı ülkeden birer kişi ekleniyor. Yeni katılımcılar ABD'de eğitimlere tabi tutuluyor. Program üyesi 4 devlet başkanı ve 100'den fazla hükümet üyesi var. Vakıf bütçesi ülkelerin ve büyük şirketlerin bağışlarından karşılıyor(muş). Burs alan kişinin eşi de program kapsamına alınıyor. Enişteniz sizi niye öperse bu vakıfta bu yüzden öpüyor."
(Eisenhower Vakfı ve Türkiye
eposta@kemalozer.com )
KAYNAK: http://www.timeturk.com/Kemal-Ozer-Eisenhower-Vakfi-ve-Turkiye-3249-yazisi.htmlAYTUĞ Ergenekon Terör Örgütü'yle irtibatlı yeni bir HÜCRE'nin yaptırdığı ve bu alanda KKTC'de tam teşekküllü bir hastahaneleri de olan grubun bir elemanının ilginç araştırması: Çeşitli zamanlarda Türk genlerinin araştırması ile ilgilenen bazı unsurların Türk kanlarını tıbbi gerekçeleri öne göstererek (bir hastalık durumu gibi) kendi merkezlerine topladığı ve araştırmalar yaptığı bilinir.
Bu araştırmalarda esasen Amerikalı bilim adamları Türk genlerini araştırarak onların yapısını bulmayı da amaçladığı görmezden gelinir. Her nedense Türk Milleti’nin kanlarının incelenmesi pek çok kişinin önemsemediği bir konu da değil. Zira bugün detaylı araştırma yapacak bir gen araştırma merkezimiz yok! Zaten Türk Milleti’nin genlerinin yabancılar tarafından incelenmesi için de çeşitli kılıflar ortaya atılmakta. Mesela, Dr. Babuna olayı bunlardan biriydi. Şimdi Türkiye’de yeni bir hareket başlatıldı. Doğu bölgesi hariç diğer bölgelerde kadın doğum konusunda bilgi verilerek fazla nüfus yaratılmaması için bilgiler aktarılır. Yani Türk nüfusunun kadın doğum kontrolü eğitimi altında kısırlaştırılması yönünde bir çaba olduğu ortaya çıkıyor. Amerikan İstihbarat birimlerinin o kadar geniş alanda istihbarat merkezleri var ki, bu merkezleri ile düşman gördükleri ülkeleri nasıl görünmeyen silah sistemi ile yok edeceklerinin de araştırmalarını yapıyorlar. Uyduları üzerinden tüm telefon, mail, faks vs dinleyebilen sistemlerine echelon dediklerini daha önceki yazılarımda ele almıştım. Bu yazım gıda alanında Türk Milleti’ne nasıl müdahale edildiği ve dengesinin değiştirilmeye çalışıldığını ortaya koymaya çalışacağım. Bugünkü konumun amacı Amerika’nın Tıbbi İstihbarat alanında Türk Milleti üzerinde hedeflediği projeyi dile getirmek olacak.
Bilmem farkında mısınız ama, tıbbi operasyon alanında Türkiye bir kıskaca alınmak isteniyor. Deli dana hastalığı, kuş gribi derken şimdi de kene vakası gündeme oturdu (bu konuyu ilerleyen bölümlerde açıklayacağım). İnsanlar artık ne yiyeceğini nereye gideceğini pek bilemiyor. Bu konuda tedirginlik hat safhada. AB üyeliği için ise gıda sektöründe kendisine dayatılan kriterleri yerine getirmek için, kendi doğal ürünlerini heba etmiş ve AB’den ithal ettiği tohumlar ile üretim yapmaya çalışır duruma getirilmiştir. Örneğin incirin merkezi Ege bölgesinde artık incir yeteri kadar üretilmiyor ve dışarıdan ihraç eder duruma geldik. Buğday, arpa, fındık gibi örnekler de buna verilebilir. Mesela, geçen sene Trabzon’a yaptığım ziyaretimde, köylülerin ellerindeki mısır tohumlarından ürün yetiştiremeyeceklerini öğrenmiştim. Kendi tohumlarının maliyeti 3 milyon ise ekmelerini istedikleri tohumların 9 milyon kilosu olduğu belirtilmişti. İşte orada genetiği değiştirilmiş gıdalar konusunda yorumlar duymuştum. Açıkçası bu konuyu pek fazla irdelemedim. Ama zamanla bu konunun nasıl gündeme geldiğini Türk Milleti’nin nasıl bu yolla farklı bir nüfuz altına alınmaya çalışıldığını gördüm.
Peki, neden hedef Türkiye? Birçok insan farkında bile değildir ama bugün Türkiye üzerinde tıbbi alanda bir saldırı gerçekleşiyor. Bu mantıksız ve imkansız demeyiniz. Çünkü bugün Amerika’da asfalt ve betonları eritecek tıbbi silahlar üretiliyor. Bu konuyu ilerleyen bölümde daha da açacağım.
Bunların yanında Tıbbi ve Psikiyatrik Analiz Merkezi (MPAC) vasıtasıyla ülke liderliğini çekenlerin fotoğraf, video görüntüleri, ses kayıtları ve el yazılarından sağlık durumlarını, hatta hükümet değişikliği yapılıp yapılamayacağını saptayabildiği bile iddia edilebiliyor. Bu merkezde dünya liderleri veya hedef seçilen kişiler veya teröristler adım adım izlenerek veriler toplanması bile var.
Hal böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerekse KKTC’nin tıbbi istihbarat konusundaki tecrübe ve bilgisi, donanımı ve uygulama yeteneğini diğer dünya devletlerine göre kıyaslamak lazımdır. Tıbbi istihbarat kavramı İkinci Dünya Savaşı sonlarında ortaya çıkan bir kavram olmuş ve günümüze kadar önemi artarak süregelmiştir. Tıbbi istihbarat konusunda bir masası olan, bu konuda detaylı araştırmalar yapan, buluşlar yaratan ana ülkelerden biri de Amerika’dır. Görüldüğü üzere Amerika, istihbarat toplama işini sadece CIA kanadı ile yapmamaktadır. Çeşitli askeri güçlerinin sahip olduğu psikolojik savaş operasyonları gibi daha önceden kaleme aldığım makalelerim Kıbrıs’taki operasyonun iç yüzünü sergilemeye hastı. Ancak bugün işin boyutu değişmeye doğru gitmektedir. Kıbrıs’ta tıbbi istihbarat alanında tesis edilen kayıp şahıslar ile ilgili çalışma masası, gerek Türk gerekse Rumların geçmişte kayıp durumuna gelen kişilerin yerlerinin bildirilmesi ve o bölgenin kazılarının yapılarak DNA tespit çalışmaları sonuçlarına göre kayıpların iadesini öngörmekteydi. Bu alanda yapılan bildirimler de tıbbi istihbarata girerken, tüm kayıp yakınlarının DNA tespitleri için verdikleri kanlarının sadece kayıpların teşhisi için kullanılmadığı, Türk genlerinin de araştırması için kullanılacağı dikkate alındığında Türk insanını gelecekte bekleyen tehlikeleri de ortaya koymaktadır.
Tıbbi istihbaratı olan ülke ne yapar? Yabancı ülkelerin askeri ve sivil sağlık bakım kapasitelerini ve eğilimlerini inceler. Dünya genelindeki enfeksiyon hastalık risklerini araştırır. Küresel çevre sağlığı riskleri, biyoteknoloji, nükleer-biyolojik ve kimyasal alanda kendi tıbbi savunma düzeyi ile diğer ülkelerin durumlarını belirler. Tıp ve bilimsel diğer bilim dallarındaki tüm bilimsel çalışmaları değerlendirerek gerekli veri tabanlarını oluşturarak savaş ve barış zamanlarına özgü gerekli ulusal planlamaları yapan istihbarat çalışmasında bulunur. Peki, bu alanda bizlerin bildiği herhangi bir birim var mıdır? Yorum yok.
Tıbbi istihbarat sistemi çevre sağlığı, epidemiyoloji, temel bilimler ve biyoteknoloji alanlarında bölümlere ayrılabilir. Çevre sağlığı konusunda kimyasal ve radyoaktif kazalar, endüstriyel atıklar, çevreden kimyasal ve mikrobik bulaşmanın etkisinin ve askeri gücün sağlık durumunun değerlendirilmesi ve derecelendirilmesi, diğer ülkelerin çevre politikası hakkındaki yayımlarının takip edilmesi ve bu ülkelerin çevre güvenliği alanındaki ulusal politika eğilimlerinin değerlendirilmesi ile ilgilenir. KKTC’de CMC felaketinin bölge halkına yarattığı etki defalarca gündeme getirilse de bu konuda ciddi ve somut sonuçlar elde edilememiş, gerekli donanım kurulması yönünde bir merkez oluşturulamamış ve siyasi olarak beyanatlar yoluyla ülke sağlık güvenliği korunmaya çalışılmaktadır. Keza Dikmen çöplüğünde yakılan molozların yarattığı pis koku ve hava kirliliği, Beş Parmak Dağlarının devamla patlatılarak çevredeki ağaçların havasız kalması ve toprak yığınları ile örtülmesi, bölgede yaşayan canlıların da hayat risklerini etkilemesine imkan yaratmakta olduğu dikkate alındığında, hükümetin bu konularda gerekli tedbirleri almadığı görülmektedir.
Epidemiyoloji konusunda ise KKTC’de sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı kasten yahut doğal olarak vukuu bulan ve tehdit arz eden yabancı salgın hastalıklara karşı ulusal güvenlik bağlamındaki memleketin sivil savunma politikalarını formüle edilmesi ve alarm durumunda hareket tarzları ile operasyonların belirlenmesi konusunda gerekli hassasiyeti göstermektedir.
KKTC’de çevre sağlığı konusunda sadece siyasi açıklamalar ile önlemler alınamayacağı, halkın bilinçlendirilmesi, eğitim sistemine bu konuda müfredatlar konması gerekmektiği bilinse de bu konuda acil önlemler alınması elzemdir. --Emete Gözügüzelli--
KAYNAK: http://www.y-tm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2515&Itemid=215osman selvi Bahse konu durum kültüreldir. Sorumluluk kültürü bizde çok yaygın değil. Neticede askerler de bu kültürün bir parçası. Sivil de ne kadar sorumluluk varsa askerde de o kadar oluyor. Bu ülkede işini düzgün yapan adam sevilmiyor. İşini allayıp pullayıp üstüne kazık atan adamlar mevkileri kapıyorlar. Belli mevkileri kapmak Keloğlan masallarının bir devamı aslında. Tembel Keloğlan sonunda padişahın kızını alır. Masal böylece mutlu sonla noktalanır. Kimse ona hangi özelliğiyle padişahın damadı olduğunu sormaz. Türk milleti çocuklarına Keloğlan masalları anlata anlata büyüttüğü için kimse üstteki adamlara hangi özellikleri ile o makamları işgal ettiklerini sormaz. Üstelik bu kültürel tavrın partisi ve pırtısı da yoktur. Her parti bu kültürü yerleştirir.
Sayın Bulut,
Neden askerler sorumlu olmazlar sorusu daha da yaygınlaştırılabilir. Sanki askerler sorumlu olmaz da siviller sorumlu mu olur? Mesut Yılmaz'a Yüce Divan'dan ne çıktı?
Allah aşkına böyle bir kültürün olmadığı bir ülkede kimse mesul olmaz. Enver Paşa neyin hesabını verdi sanki?
Sacid Bilgili Hep hırsızmı suçlu ya ev sahibi? Her yerde kurdet gösterip hükümetler yıkıp hühümetker diken o yüce komutanlar ve ellerinin altında duran koca ülkenin maddi imkanları ile sınırlarımızı koruyamaz hale geldi isek oturup düşünelim. Dünyanın en "keskin" ordularından olan ordumuz asıl görevi olan sınırları korumaktan aciz ise biz daha kime güvenelim? Yukarda uydumuz, aşağıda ajanlarımız ve cihazlarımız var ama aynı bölge defalarca hemde hiç zorlukla karşılaşılmadan saldırıya uğramışsa burda komuta zafiyeti var demektir. Hata edidince iftifası istenen siviller oluyor. Acaba bir komutan çıkıp bu suçu kabullenecekmi? Sayin Başbuğ yada sorumlu başka bir komutan görevden alınacakmı? Buyursunlar bize bir insaflı cevap versinler. Ciğerimiz yanıyor beyler o koltuklar size ateş olmadımı?gariban bizim komutanların generallerin maşşallah en iyi yaptığı şey resepsiyonlara katılmayarak Gül ve Erdoğan'nın hanımlarını protesto etmektir.Bence harp okullarına laikliğinden şüphe edilen siyasetçi nasıl protesto edilir gibisinden dersler de konulmalı....20 yaşındaki tazecik fidanlar toprağa düşerken komutanlar acaba ne düşünüyor.Halk olarak biz komutanlar hakkında hiç de iyi şeyler düşünmemeye başladık...Üniversiteli kızların başındaki bezle uğraşacaklarına askerlik mesleğini düşünsünler ona yoğunlaşsınlar.ya görevini yapsinlar, ya istifa etsinler madem ki bu is icinde bir is var: 1- Bu ülkeyi yöneten bir hükümet , kasimpasa edali bir basbakan yokmu? Üstelik halkin oylarinin yüzde 47 sini almis bir hükümet 2- madem cumhurbaskani imali laflar ediyor,bildigi birseyler varsa, bu ülkenin cumhurbaskani o degil mi? yapsin öyleyse üstüne düseni? 3- Bu ülkede cumhurbaskani, basbakan ve bakanlar seref sözü verip, meclis kürsüsünde yemin etmediler mi? 4- Görev, yetki ve sorumluluklarini yerine getiremiyorlarsa ISTIFA etsinler...Şahika ÖZKAN Askeri okul sınavlarında okuduğun dersanene ve okuluna göre işlem yapılırsa elbette bunlar olacak.Malesef askeri büyüklerimize dişini tırnağına takarak canı pahasına sıtratejiler üreten ve aynı karakolunu 5 kez bastırtmayan komutan namzetleri lazım değil demek ki.
En kısa sürede hükümet sorumluları bulup cezasını vermeli.Yeri gelmişken tüm sınavları ÖSYM yapıyor da askeri lise sınavlarını (tüm aşamaları dahil ) neden yapmıyor?Üniversite hocaları mı yetersiz?Yoksa kurumlar birbirine güvenmiyor mu??????????????
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.