|
|
|
|
|
Almanya: Dünün küresel oyuncusu bugün truva atı mı? 1
Sanayileşme dediğimiz süreç, yani üretim biçimlerinin mekanik/makine üzerinden inşa edilmeye başladığı dönem 1721 tarihinde İngiltere’de tekstil sektöründe “çıkrıklı makine”nin icadıyla başlar. Bunu takip eden dönemlerde buharlı kazanların yapılması ve gemi teknolojisinin gelişmesi sanayileşme olgusunu evrensel bir sürece doğru evirmeye başlayacaktır.
Taceddin Kayaoğlu
ALMANYA / DÜNÜN KÜRESEL OYUNCUSU BUGÜN TRUVA ATI MI? - 1
Ortaçağda burjuvanın sermaye birimi ile oluşan şehirler (kapital) artı ürün ve artı kâr birikimi ile makine teknolojisini iç içe giydirmeye başlayınca büyük tröstlerin (şirketler) tarih sahnesine çıkmaya başlaması söz konusu olmuştu. Bu sürece İngiltere öncülük yapmıştır. Fransa ile birlikte Hollanda, Belçika gibi ülkeler de takipçisi oldular. 1700’lü yılların ortalarında Rus Çarlığı da emperyalist vizyonu gereği ticaret yolları üzerinde Asya merkez olmak üzere kendisine bir alan tutmaya çalışmıştır. Bu devletin İran politikaları ile Osmanlı coğrafyası üzerinden sıcak denizlere inebilme girişimleri sömürgecilik rekabetinin yansımalarından bazıları idi.
Prusya ordularının Bismarck öncülüğünde Sedan Savaşı’nda Fransa’yı yenmesinin ardından 1871’de Alman birliği kuruldu. Başbakan Bismarck’ın Almanyası emperyal bir vizyon gütmeyi tercih etmemiştir. “Demir Şansölye”ye göre; Avrupa’nın merkezinde güçlü bir Almanya yeterli idi. Sadece intikam duyguları ile hareket etmesi muhtemel olan Fransa dengede tutulmalıydı. Bunun için Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Onun döneminde kurulmuş olan “Üç İmparatorlar Ligi” bu stratejinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
1870-1890 yılları arasında ekonomik durgunlukla mücadele etmek amacıyla gümrük duvarlarını yükselten ve Almanya’daki büyük toprak sahipleri kadar sanayicilerin de desteğini kazanmış olan Başbakan Bismarck’ın siyasî yıldızı Haziran 1888 tarihinde II. Wilhelm’in Alman imparatoru olmasıyla değişti. Artık onun şaşalı dönemi kapanmaktaydı.
Yeni imparator, Almanya’yı Bismarck’ın merkezî bir Avrupa devleti olması gerektiği vizyonundan uzaklaştırarak ona evrensel bir güç kazandırma girişimlerinde bulundu. Ona göre Almanya gerekirse sömürgecilik yarışına girecek ve emperyal bir vizyon oluşturacaktı. Bu nedenle Rusya ile iyi geçinmesine gerek olmadığı gibi, İngiltere ile de rekabet edebilirdi. Tam bu noktada Osmanlı Devleti-Almanya ilişkileri anlaşılır bir zemine oturdu. O dönemlerde Osmanlı Devleti’nin başında Sultan Abdülhamid bulunmakta idi ve İngiltere başta olmak üzere Uzak Asya, Ortadoğu ve Hindistan coğrafyasında sömürgeci niyetleri olan devletlerle ciddî anlamda başı dertte idi.
Almanya’nın dolayısıyla da İmparator Wilhelm’in niyetlerini son derece başarılı bir şekilde okuyan Abdülhamid kendisini Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya “yakın gösterme” stratejisini uygulamaya koydu. “Gerçekte böyle miydi?” denilecek olunursa, cevap “hayır”dır. Çünkü Almanya, Abdülhamid için sadece pazarlık masasında önemli bir pazarlık kozu idi. Sultan Ahmet’deki Alman Çeşmesi, Bağdat-Berlin Demiryolları bu stratejinin en sade hamlelerinden sadece bir kaçı idi.
Almanya da boş durmadı. 1909 tarihinde Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi meselesinin arkasındaki Avusturya-Almanya istihbarat faaliyetlerini gözden kaçırmamak gerekir. İttihat ve Terakkî döneminde ise bu devletin Osmanlı Devleti üzerindeki mutlak hakimiyetinden bahsetmek mümkündür. Bize bıraktıkları en zorlu sorun ise; “Ermeni Meselesi” olmuştur. Bugünlerde hâlâ en çok merak edilen konu, Almanya’nın I. Dünya Savaşı sonrasında Ermeni meselesine dair ülkelerine kaçırdıkları arşiv belgelerini neden araştırmacılara açmak istememeleridir?
01.Ekim.2008 22:05:51
|
|
|
|
|