Bugünlerde Avrupalı Türkler üzerinden kazanılan milyonlar konuşuluyor. Kimi hayır paralarının şirketlerin kasasına aktarılmasının ardından, ister istemez yaşanılan süreçte henüz patlamamış dolandırmalar da akla geliyor...
Avrupalı Türkler arasında dolandırıcılığın her türlüsüne rastlamak mümkün! Daha basına yansımayan bu büyük dolandırıcılık hikayeleri, Deniz Feneri Skandalı'nı gölgede bırakacak cinsten. Sebahattin Çelebi
Henüz Sülün Osman kadar şöhrete ulaşmasalar da, gariban vatandaşın cebindeki parayı son kuruşuna kadar söğüşleyenler mevcut. Benim duyduğum ünlü birkaç Türk büyüğü var ki, oynadıkları rakamlar akla hayale sığacak türden değil.
İçinde Almanlar, İtalyanlar, İsviçreliler ve bizim Türklerin bulunduğu, işin ucunun ta Endenozya'da para aklamaya kadar gittiği dudak uçuklatan işbirlikleri mevcut.
Titan yapılanmasının parmak ısırtan organizasyonunu ve sıradan bir kamyon şoförüyken, daha sonra iki korumyla dolaşan tokatçı bir Türk'ün inanılmaz yükselişini de, aktaracağım ilerde...
Bekleyin. Biraz sabır...
İlerde detayları öğreneceksiniz. Aktaracağım. Ama daha çok vatandaşın yanmaması için yakında patlama ihtimali yüksek bir skandal üzerinde duracağım bu yazımda.
Holdingler, dernekler falan derken, şu sıralar krediye ihtiyacı olan Türklere, "uygun" şartlarda kredi imkanı sunan Türk şirketleri türedi. Ama sıkı durun, bu sözde "kredi uzmanları"nın bazıları, akla hayale gelmedik yöntemlerle paraya sıkışan Türklere kredi buluyorlar.
Nasıl mı?
Diyelim ki, 100 bin Euro'ya ihtiyacınız var. Bu sözde kredi uzmanları, bağlantıda oldukları bankalardan, sizin hiçbir şekilde kredi alma imkanınız olmasa dahi kredi buluyorlar. Tabi bu kredi sağlamaları karşılığında sizden güzel bir yüzde alıyorlar. Kredi ihtiyacınızı karşılamak için, size önce bir ev buluyor, bunu kredi ile almanızı sağlıyor, ihtiyaç duyduğunuz nakit miktarını da evi tamir ve düzenleme parası olarak ayrı bir şekilde kredilendiriyorlar. Yani el harçlığı babından da, 20 bin-30 bin euro daha fazla kredi çıkarıyorlar.
Borç yiğidin kamçısı ya, siz bu parayı ölünceye kadar ödüyorsunuz sonra...
İşini prensiplerine göre yapanlara diyebileceğim bir şey yok.
Ama bazıları var ki, banka banka dolaşmasına rağmen kredi alamayan Türklere, kredi temin edebiliyorlar. Oysa, Avrupa Birliği normlarına göre (Basel 2) kredi alamayan bir kurumun veya kişinin bir bankadan alamadığı krediyi başka bir bankadan alma şansı oldukça düşük. Zira, Basel 2, risk kavramını yeniden tanımlamakta ve çok güçlü güvenceler istemektedir. Klasik kredi temin etme yöntemlerinin aksine, ayakları daha yere basan, güvenilir ve ilerde bir şekilde paraya çevrilebilir teminatlar kabul görmektedir.
Nitekim Basel 2'den önce çok kolay bir şekilde Avrupa bankalarından kredi almak mümkün iken, bugün bu durum ciddi anlamda değişmiştir. Basel 2 kapsamında bir risk değerlendirilmesinin yapılabilmesi icin ihtiyaç duyulan bilgi, veri ve belgeler hayretler uyandıracak düzeydedir. Basel 2 özellikle işletme sahiplerini yakından ilgilendirmektedir. Nakit paraya ihtiyaç duyan işletme sahipleri de, işte bu nedenle kredi bulma sıkıntısı çekmektedirler. Risk faktörleri çok yüksek olduğu için de, bankalardan sürekli ret cevabı almaktadırlar.
Peki bizim uyanıklar, nasıl bu kredileri çıkarıyorlar?
Bunun çok fazla yolu yok...
Evraklarda tahribat yapmak suretiyle, bankaları yanıltıcı bilgiler vererek tabi. Özellikle ev sahibi olmak isteyen Türklerin maaş bordrolarında yaptıkları tahrifatla maaşları yüksek gösteriyor ve ev almak isteyen Türkün finansal gücünü yüksek gösteriyorlar. Ev ahalisinden çalışabilecek kişileri Mini-Job denilen 400 Euroluk işlerde çalışıyor göstererek, sanki bu gelir sürekliymiş gibi bankayı yanıltıyorlar.
Kimin ne kadar maaş alacağı, ne kadar kesinti olacağı internet ortamında dahi hesaplanabiliyor. Önce kredi alınabilecek minumum maaş tutarı tespit ediliyor. Ardından Photoshop ortamında taranmış, temizlenmiş boş bir maaş bordrosuna ilgili şahsın bütün standart bilgileri, ardından da, olması gereken maaş düzeyi ve kesintiler yazılıyor. Bir laser yazıcı ile alınan maaş bordosu dökümünü gerçeğinden ayırt etmek ise, neredeyse değil, kesinlikle İMKANSIZ!
Peki bu şahıslar nasıl para kazanıyor?
1) Sattıkları evleri normal fiyatından biraz daha yüksek fiyata alıcıya satarak.
2) Bankadan alınan krediden provizyon alarak.
3) Alınan krediyi sigortalamak suretiyle, bir de sigorta şirketinden provizyon alarak.
Görüldüğü gibi, kazanç kapısı oldukça geniş. Önce paraya sıkışmış vatandaşa, akıllarınca yol gösteriyor, suça teşvik ediyor, bordrolarda değişiklik yapacak kişilere yönlendiriyor, ardından da onların sırtından para kazanıyorlar!
Bordrolarda oynamak da bedava değil! Kişi başına 150 Euro civarında bir bedel ödemek gerekiyor, bu Photoshop işlemi için.
Bu kredilerin bankadan çıkmasını sağlayanlar, kendilerini bir şekilde aklama imkanına sahip olacaklar. "Biz maaş bordrosunu istedik, bize bunları getirdi müşteri" dediklerinde, suçlu pozisyonuna direkt olarak vatandaş düşecek.
Ortada bir belge veya imza olmadığı için de vatandaşın onları suçlayabileceği hiçbir veri olmayacak.
Hukukta bu suçun tanımı çok açık:
Sahtekarlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık.
Alman devleti henüz bu üç kağıda uyanmış değil. Uyandığında ve bu kredilerin "sakat" olduğu tespit edildiğinde, kaç Türkün başının yanacağını düşünmek bile ürkütücü...
Daha birkaç yıl evvel patlayan Merkez Bankası olayının ardından, vatandaşların büyük bölümü kendisini vergi dairelerine ihbar etmek zorunda kalmıştı. Bu kredi sahtekarlıklarının ortaya çıkmasıyla patlayacak gümbürtünün büyüklüğünü, tahmin bile edemiyorum.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.