Zühd; dünyaya ve maddi menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkar olmak, demek.
Menfaat peşinde koşmayan, çıkar kaygısı taşımayan insanlara da "zahid" deniyor.
Kullukta önemli bir derece; zahid olmak.
Çoğumuzun harcı değil yani.
Kolay şey değil. Sebahattin Çelebi
Nefse galebe çalmak, dünyayı arkada bırakmak, Yunus Emre gibi olmak..
Dünyayı terketmek, hatta ve hatta helallerden dahi gerekli olmayanı terkederek tasavvufi bir mertebeye ulaşmak..
İnsan-ı kamil olmak...
Zahidlerin zühdü; içinde, işte bunları barındırıyor...
Dünyaya ait şeyleri terketmeyi...
"Zühd, lüks ve savurganlıktan kaçınıp, sahip olduğu maddi ve manevi değerleri Allah yolunda, Allah rızası için kullanmaktır. (...) Lüks otomobiller almaya imkanı varken normal bir otomobille idare edip artı parasıyla Allah yolunda hizmet etmektir."
Hakkı Yılmaz da böyle tarif ediyor zühdü...
Yalancı yüzyılımızda ne yazık ki ne o zühd, ne de o "zahidler" kaldı!
Şimdi yediği önünde yemediği ardında, gecekondu zenginlikler yaşıyoruz. Hiçbir ticari zekası olmadan, oraya buraya ortak edilen, birdenbire parlayan, ağustos böceği aydınlığında insanlar görüyoruz etrafımızda... Birden fışkırıyor.. birden büyüyor.. birden isim yapıyorlar... Şöhrete, paraya, imkana kavuşuyorlar.
İslam Peygamberi, insanlara sadeliği öğütler, onlara enaniyeti, kendini beğenmişliği yasaklardı. Ama 20. yüzyılın çocukları olarak bizler, hem şöhret, hem dünyalık, hem de makam çukurlarına düştük.
Zahid görünenlerimiz de düştü. Dünyaya meyletti, "Oradan buradan ne kadar nemalanırım" sevdasına girdiler.
Bir menfaat çukurundan diğerine atlarken, bir "secdelik" molalar veriyorlardı sadece. Kendilerine "abi" deniyor, rütbeli seçkinler sınıfına dahil ediliyorlardı. Sağ/İslami kesimin "kast" sisteminde, "politbüro"larında, artık hükme.. söz sahipliğine.. "biz" kelimesini kullanmayı haketme mertebesine ulaşıyorlardı.
"Secdelik" molaların ardından yapılan sohbetlerde, Yunus'tan da bahsediyorlardı utanmadan, arlanmadan...
"Zahidlerin piri Yunus gibi olmak lazım", diyorlardı...
40 yıl odun kırıp, ruhu, bencilliği, enaniyeti parçalayan Yunus'tan bahsediyorlardı...
Yunus, tam kırk yıl Taptuk Emre'nin Dergâhı'na odun taşımıştı. “Taptuk Dergâhı'na odunun eğrisi bile gerekmez” diyerek, kırk yıl tek bir eğri odun getirmemişti...
Yunus, eğri biri değildi çünkü. Ruhunda eğrilmişlik yoktu...
Ancak, gariban Anadolu çocuklarını "köleleştirmek", "ayaklarına su getirtmek için" bir şeyler gerekiyordu. Marx'ın "afyon" dediği bir şeyler... Ankara'nın göbeğinde oturup, Almanya'da o şirket senin, bu şirket benim ortaklıklar kurarken.. lüks arabalarda fink atarken, o çocuklara "kuvvetli bir afyon" gerekiyordu...
Abilerinin "mübarek" saltanatlarını kutsayacak, onun başarısı için çalışacak, asgari ücretli genç beyinler gerekiyordu!
Onlar yaptıkları her şeyi Allah için yapıyor.. o kadar parayla da Allah için oynuyorlardı! Lüks villalarında, lüks arabalarında "zahidlik" yapıyorlardı!
Tıpkı Yunus Emre gibi!
Onun da sayısız şirketi.. sayısız ortaklığı.. lüks arabaları vardı çünkü!
Yunus...
O kırk yıl boyunca Taptuk'un kapısında odun kıran Yunus...
Hiçbir zaman bir Taptuk Emre olma hayali kurmayan Yunus...
Onun zühdüne.. bir de girdiği pis ticari ilişkilere rağmen "pişkinlik" yapıp; hala o koltuklarda oturacak kadar eğri büğrü, günümüz "zahid"lerine bakıyoruz...
Baktıkça icimiz acıyor...
"Al gülüm ver gülüm" ilişkileri içimizi acıtıyor...
Secde arası "Yeşil Kapitalizm"den, "Yeşil Makyevelizm"den iğreniyoruz!
Havyarlı kahvaltı sofralarında "zahidlik edebiyatı" yapanlardan da iğreniyoruz!
Yorumlar tosbaa valla bu iddialarin dogrulugunu bilemem ama yazarin belirttigi biyigi henuz terlemis abilerine saygili genclerden biriydim. bildigim cogu abi halen kirada oturur, cocuklari genelde dedelerinden gelen yardimlarla okula gider. bir zamanlar calistigi dershanelerden indirim alabilmek icin utana sikila eskiden orda calistigini anlatirlar. sonra pisman olup indirimin kalkmasi icin dilekce yazarlar. arada sutu bozuklar cikmaz mi? cikar elbet. onlar da kanun onunde hesap verirler, veremzlerse ahirette verirler.
iddialar igrenc, mide bulandirici. deniz fenerine yardim etmis birisi olarak sadece insallah yalandir diyorum. dogruysa ahirette elim yakalarindadir bunu bilsinler..hep beraber doğruya Deniz Feneri ile Zahidi karıştıma.Deniz Fenerlerinide karıştırma.İnsanları yanlış yönlendirme.Hem niye bu kadar sert ve düşmanca yazıyorsun.Adaleti sen mi temsil ediyorsun.Herhalde a.doğan kalemşörü değilsindir.Her sepette çürük yumurta olabilir.Çürükler mutlaka temizlensin.Hep beraber olalım karşı taraftanmış görüntüsü vermeyelim.Unutmayalım kalplerdekini en iyi Yüce ALLAH (c.c.)bilir.alpertunga zahit sakalı kestiğinde ikbali görmüştü.ömerli sebahattin bey ilk defa dört dört lük yazınızı okuyabildik.yüreğinize elinize sağlık.morhan korhan Bir devrin daha bitişine şahit oluyoruz..Zühd sahibi Zahid kardeşlerimiz ellerindeki fenerlerleri söndürerek halkımızın ümidlerini karanlığa boğdurmakla mükellefler sanki..Bu kişiler herzaman böyle idiler ve böyledirler..İmtihan çok ağır ve çook çetin.Kaybetmek çok kolay.
Kaleminize sağlık yazacak söylenecek bırakmamışsınız.
..Ne yazsak e söylesek zaid.Boş.
Hep deriz ki önderlere ve önden gidenlere Rabbimiz yanlış yaptırmasın..Demek ki arıza bende ve bizde.Saf samimi doğru dosdoğru olabilseydik dualarımız kabul olurdu ve bu insanlar yanlış yapmazlardı.Meşhur söz süt üzerinde süt kaymağı şap üzerinde şap kaymağı olur.Galiba yine halkımız şaba oturmak üzere kaymak sayarak..
Herşeyin hayırlısı..
Evet kazanma kuşağında kaybedenlerin bağıra bağıra gidişlerine tarih ve bizler şahid oluyoruz...ati ALLAH ya olduğumuz gibi görünmek,yada göründüğümüz gibi olarak; O'na karşı riya etmekten bizi muhafaza eylesin.ismiyle,sıfatlarıyla
müsemma müslümanlardan eylesin. Abdullah Kuloğlu Allah bilmiyor mu?...Mış gibi yapmanın ne alemi var?..Ahirette hesap vermeyecek miyiz?..O zaman..Artık kendimizle yüzleşelim; mahşer gününe bırakmayalım..Yüzleşelim ve helalleşelim..Ben bir başka garabetimize dikkat çekeceğim...Ayetlerden, hadislerden bugüne kadar cemaatin-cemaatleşmenin, tarikat ve tasavvufun-tarikatlaşmanın DİNİliğine dair pek çok delil topladık...Anlattık..Sonunda..Köşe bucak..Her yerde kendi cumhuriyetimizi kurmaya, kendi Mehdimizi ilan etmeye çalıştık..Aslında bir noktadan sonra kendi heykelimizi dikip eğilmeye, kendi putumuza tapmaya başladık!..Şimdi ülkemizde yüzlerce İslami grup, Mehdi, Mesih, Kurtarıcı, Müceddit, hatta Peygamber!..Evet..Türkiye'de ve Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren onlarca, yüzlerce İslami grup, klik, tarikat..Aslında çoğu diğerlerini en hafifinden bid'at olarak görüyor, gerçekte hiç de tasvip etmiyor..Konuşmaya başlayınca ne gıybetler, dedikodular!..Ne ajanlar, şunun-bunun adamı olmalar, neler!..Evet..Tarikat içinde tarikatlar!..Nur Cemaatleri içinde Nur cemaatleri!..Bugün Risale-i Nur Külliyatını basan belki 20 tane yayınevi veya Nur grubu var!..Risale-i Nurlar; Kur'an'dan sonra en çok satan kitap ya!..Asıl vahim olan şu: Bugün ülkemizde ve dış ülkelerde Türkiye merkezli hiçbir tarikat ve cemaat; diğerinin dersine gitmiyor, sohbetine-zikrine katılmıyor, yanlışlıkla katılırsa dışarı çıkarılıyor!..Diğer grup ve cemaatlerin mümkün mertebe kitaplarını, dergilerini, yazarlarını okumuyor, dinlemiyor!..Birisi yanlışlıkla okursa, ona küfre-inkara girmişcesine olumsuz ve şüpheyle bakılıyor!..Neden Nurcular, S. Hilmi Tunahan'ın Kur'an ve Tecvit Öğretim Kılavuz kitabını; Süleymancılar da neden Said Nursi'nin Risalelerini okumuyorlar?..Dinden mi çıkacaklar?...Bir evde aynı ailenin farklı İslami gruplardan bireyleri; birbirlerinin derslerine, zikir ve sohbetlerine katılamıyor; zaten çağrılmıyor, istenmiyorlar!...Bir de bazı İslami cemaat ve gruplarda; parası olmayan, bağış ve himmette bulunmayan, burs veremeyen kişilere hiç iyi gözle bakılmıyor; bu kişiler kısa sürede tecrit ediliyor, cemaatten kopmasına psikolojik baskı zemini hazırlanıyor!...Şimdi bu işler; ne kadar İslam'la, İslam kardeşliğiyle, Kur'an ve Sünnetle bağdaşıyor!..Bazı tarikat ve cemmat önde gelenlerinin bir eli yağda, bir elleri balda!..Kirada veya fakir semtlerinde değil; krallar gibi saraylarda yaşıyorlar...Ama fakir mürit ve mensuplara sık sık en duygusal SAHABE FEDAKARLIĞI sahneleri anlatıp onların iliklerini dahi boşaltmaya çalışıyorlar?!..Artık kanıksamaya başladığımız son derece dramatik SAHABE Fedakarlık ve Cefakarlık öykülerini; tarikat ve cemaatlerin önde gelenlerinde de yaşamalarını, örnek olmalarını bekliyoruz..Çocuklarını burslu olarak daha kaliteli, daha pahalı ÖZEL Kolejde okutmak için verdikleri kıran kırana mücadeleyi mütevazı-sade yaşam alanında da vermelerini bekliyoruz..
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.