Türk kamuoyunun gündemi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı ile bir iş adamı olan Aydın Doğan arasındaki polemiklere kilitlendi. Taceddin Kayaoğlu
Aydın Doğan veya Hasan Celal Güzel’in iddia ettiği şekliyle Milliyet’teki ekibi ihtimal ki geçmiş dönemlerde Tansu Çiller’e yaptıklarını aynı şekilde Tayyip Erdoğan’a da yapabileceklerini zannettiler. Lakin Türkiye’de taşlar artık yerinden oynamış durumda ve “eski hal muhal”. Bir de meselenin Ramazan ayına denk gelmesi işleri iyice karıştırdı. Malumunuz Oruç özellikle şeker sorunu çeken kişilerde sinir de yapar.
Fakat asıl meselemiz bu değil. Tartışmaların temelinde yatan unsur; kapitalizmden beslenen modern devlet yapılanmasıdır.
Keynesçi iktisat teorisi kapitalizme, Katolizme karşı Protestan bir ahlâk gömleği giydirmeye çalışsa bile bu model daha ortaya çıktığı ilk zamanlar itibariyle insan nefsinin sınırsız arzularının kontrolü altına girmekten kendisini kurtaramamıştır. Dün de bugün de yaşadığımız sorunların kaynağı serbest piyasa ekonomisinin sınırsız kâr arzularının yapılandırdığı bir toplum modelinin yansımalarından başka bir şey değildir.
Söz konusu ettiğimiz sermayeci kapitalizm ya da “paraizm” anlam bulmaya başladığı sanayi toplumu içinde büyük tröstleri üretirken, aynı zamanda kâr için her şeyin mubah görüldüğü acımasız bir toplumu da inşa etmekten beri durmadı. Kâr arayışı öncelikle bireyi, sonrasında toplumu ve nihayetinde ise devleti tamamen esir alarak varolan bütün mekanizmaları denetimi altında tutmaya başladı. Avrupa’da makine kırma eylemleri ile ortaya çıkmaya başlayan sosyalist veya sosyal demokrat hareketlerin tepkisi temelde bu anlayışa karşı idi.
Bir de işin “demokrasi miti” boyutu var. Düşünün ki; sermayenin ve sermayedarın ciddî anlamda tek güç olduğu bir siyasal sistemin içerisinde siz hangi halk oyu çoğunluğundan veya halk iradesinden bahsedebilirsiniz? Kapitalist model içerisinde halk aslında öylesine bir oyuncu olmanın ötesinde bir anlam ifade etmez. Asıl karar mekanizmaları çıkar grupları dediğimiz birkaç şirket patronundan başkası değildir. En azından günümüzde Irak’ın işgali ile başlayan enerji savaşları sürecini şirketler mücadelesi dışında hangi halk iradesi söylemi ile izah edebiliriz ki?
Aydın Doğan kendi çıkarları için hükümet ile karşı karşıya geliyormuş. Yine Aydın Doğan istediklerinin olmamasından kaynaklanan tepkiler ile geçmişte Başbakana tehditvari mektuplar yazma saygısızlığında bulunmuş...
Başbakan da çıkmış; “ben senin bildiğin o başbakanlardan değilim” diyor?
Peki sayın Başbakan yarın-bir gün hükümete yakın duran sermayedarlardan herhangi birisinin aynı niyetlerle kendisine mektup yazmayacağının garantisi ve güveni içerisinde midir?
Şimdi;
Bu tartışma kısır bir tartışma mıdır, değil midir? hadi bırakalım ona halk (iradesi) karar versin.
Bizim üzerinde durmamız gereken ana tema şudur;
Artık Türkiye -ki ben bu meselenin hakkaniyetle tartışılacağı ana merkezi bu ülke olarak görmekteyim- “kapitalizm” denilen insanlık dramını ciddî anlamda tartışmalı ve en azından fikirsel bazda ortaya alternatif bir model koymanın arayışlarına girmelidir. Hem birey, hem toplum hem de devletin hayrı için.
Yoksa mektup yazacakların sırasında daha çok isim pusuya yatıp beklemekteler.
Haklılar. Çünkü onlar kapitalizm öğretisi içerisinde yetişmiş paraizmin yaman talebeleridirler.
Yorumlar Abdullah Kuloğlu Allah bilmiyor mu?...Mış gibi yapmanın ne alemi var?..Ahirette hesap vermeyecek miyiz?..O zaman..Artık kendimizle yüzleşelim; mahşer gününe bırakmayalım..Yüzleşelim ve helalleşelim..Ben bir başka garabetimize dikkat çekeceğim...Ayetlerden, hadislerden bugüne kadar cemaatin-cemaatleşmenin, tarikat ve tasavvufun-tarikatlaşmanın DİNİliğine dair pek çok delil topladık...Anlattık..Sonunda..Köşe bucak..Her yerde kendi cumhuriyetimizi kurmaya, kendi Mehdimizi ilan etmeye çalıştık..Aslında bir noktadan sonra kendi heykelimizi dikip eğilmeye, kendi putumuza tapmaya başladık!..Şimdi ülkemizde yüzlerce İslami grup, Mehdi, Mesih, Kurtarıcı, Müceddit, hatta Peygamber!..Evet..Türkiye'de ve Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren onlarca, yüzlerce İslami grup, klik, tarikat..Aslında çoğu diğerlerini en hafifinden bid'at olarak görüyor, gerçekte hiç de tasvip etmiyor..Konuşmaya başlayınca ne gıybetler, dedikodular!..Ne ajanlar, şunun-bunun adamı olmalar, neler!..Evet..Tarikat içinde tarikatlar!..Nur Cemaatleri içinde Nur cemaatleri!..Bugün Risale-i Nur Külliyatını basan belki 20 tane yayınevi veya Nur grubu var!..Risale-i Nurlar; Kur'an'dan sonra en çok satan kitap ya!..Asıl vahim olan şu: Bugün ülkemizde ve dış ülkelerde Türkiye merkezli hiçbir tarikat ve cemaat; diğerinin dersine gitmiyor, sohbetine-zikrine katılmıyor, yanlışlıkla katılırsa dışarı çıkarılıyor!..Diğer grup ve cemaatlerin mümkün mertebe kitaplarını, dergilerini, yazarlarını okumuyor, dinlemiyor!..Birisi yanlışlıkla okursa, ona küfre-inkara girmişcesine olumsuz ve şüpheyle bakılıyor!..Neden Nurcular, S. Hilmi Tunahan'ın Kur'an ve Tecvit Öğretim Kılavuz kitabını; Süleymancılar da neden Said Nursi'nin Risalelerini okumuyorlar?..Dinden mi çıkacaklar?...Bir evde aynı ailenin farklı İslami gruplardan bireyleri; birbirlerinin derslerine, zikir ve sohbetlerine katılamıyor; zaten çağrılmıyor, istenmiyorlar!...Bir de bazı İslami cemaat ve gruplarda; parası olmayan, bağış ve himmette bulunmayan, burs veremeyen kişilere hiç iyi gözle bakılmıyor; bu kişiler kısa sürede tecrit ediliyor, cemaatten kopmasına psikolojik baskı zemini hazırlanıyor!...Şimdi bu işler; ne kadar İslam'la, İslam kardeşliğiyle, Kur'an ve Sünnetle bağdaşıyor!..Bazı tarikat ve cemmat önde gelenlerinin bir eli yağda, bir elleri balda!..Kirada veya fakir semtlerinde değil; krallar gibi saraylarda yaşıyorlar...Ama fakir mürit ve mensuplara sık sık en duygusal SAHABE FEDAKARLIĞI sahneleri anlatıp onların iliklerini dahi boşaltmaya çalışıyorlar?!..Artık kanıksamaya başladığımız son derece dramatik SAHABE Fedakarlık ve Cefakarlık öykülerini; tarikat ve cemaatlerin önde gelenlerinde de yaşamalarını, örnek olmalarını bekliyoruz..Çocuklarını burslu olarak daha kaliteli, daha pahalı ÖZEL Kolejde okutmak için verdikleri kıran kırana mücadeleyi mütevazı-sade yaşam alanında da vermelerini bekliyoruz..Yusuf Aköz HÜRRİYET'in ve ETÖ'nün sistemli ve planlı "İÇKİ YASAĞI" kampanyası işe yaradı!..Aydın Doğan medyasını yine Almanlar sahiplendi: İçki yasağı ve 'kadeh kaldırma' önerisi Alman basınında.
AKP'li belediyelerin içki içenlere müdahalelerini konu eden Alman Frankfurter Rundschau Gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı içki yasağını en şiddetli biçimde uygulayan IV. Murat ile kıyasladı.
Son haftalarda AKP'li belediyelerin içki içenlere ve satanlara müdahaleleri Alman basının da ilgisini çekmeye başladı. Almanya'nın saygın gazetelerinden Frankfurter Rundschau'da "Rakı - Hayır, teşekkürler" başlığıyla duyurulan haberde, Başbakan Erdoğan'ın AKP'li belediyelerin uyguladığı içki yasaklarına yönelik eleştirilere, “Mahalle baskısı içmeyenlereö sözleriyle karşılık verdiği belirtildi. Gerd Höhler imzasıyla yayınlanan haberde, AKP hükümetinin içki içenleri bezdirmek amacıyla rakı, şarap ve bira gibi içkileri yüksek oranda vergilendirdiği, AKP kalelerinden 1 milyon nüfuslu Keçiören'de artık şarap ve rakı servisi yapan bir restoranın bulunmadığına dikkat çekiliyor.
BAŞBAKAN NEREYE GİDİYOR
Haberde, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün hoşgörü için “kadeh kaldırma' önerisine karşılık Başbakan Erdoğan'ın “O aklı sen kendine sakla. Sen yine devam et o işe. Ama bırak da biz de yolumuza devam edelimö şeklindeki sözleri aktarıldı. Ancak Başbakan Erdoğan'ın hangi yolu seçtiğini belirtmediği ifade edilen haberde, şu değerlendirmelerde bulunuluyor: “Osmanlı İmparatorluğunu 1623 ile 1640 yılları arasında yöneten IV. Murat'ın devrini seçmediğini ümit edelim. IV. Murat alkol içenlere ölüm cezası getirmişti. Olayın ilginç yanı şu ki, iddialara göre katı padişahın kendisi de henüz 28 yaşında alkol zehirlenmesinden ölmüştü.
DEMEK Kİ NEYMİŞ? Başbakana mektup yazma geleneği Vehbi Koç'tan geliyormuş. Yani kapitalizmin Türkiye versiyonlu yaman bir talebesinden...MANŞETTEKİ HABERE DİKKAT Gasteci.com'daki manşete dikkat edin; "ABD yüzyılın ekonomik krizini yaşıyor, en büyük banka iflasını açıkladı."Bu haber bile kapitalizm denilen modelin nelere gebe olduğunun gündeme yansımasından başka nedir ki?
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.