gasteci.com
 
     Ana Sayfa Reklam Tüm Haberler İletişim

Nuh Gönültaş

Nuh Gönültaş Tuncay Güney'in sıradışı portresi...
Ergenekon davası ile birlikte hayatımıza giren Tuncay Güney kim?...

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz Eğrisi, doğrusu…
Doğu Perinçek'i aslında 'Batı' Perinçek diye okumak gerektiğini dün bu sütunda dile getirdik…...

Taceddin Kayaoğlu

Taceddin Kayaoğlu İttihadçılar ve Carborani 1889
Bilindiği üzere İttihad ve Terakkî Cemiyeti (1911 tarihinde İttihad ve Terakkî Partisi ismini almışt...

Harun Tokak

Harun Tokak Ey kervancı! Çek kervanı sevgilinin köyüne
Sarışın sonbahar günleri geride kalıyor. Kış kapımızda… Son baharın bu son günlerinde; ü...

Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Obama’nın Başkanlığı bir devrim midir?
Barack Obama’nın ABD’nin 44. Başkanı olarak seçilmesi elbette devrim niteliğinde bir o...

Hamdullah Öztürk

Hamdullah Öztürk Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar
Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar vesilesiyle monotonluğun kısırdöngüsü kırılıyor. Alışılmı...

Sebahattin Çelebi

Sebahattin Çelebi Bizden Obama çıkmaz!
Amerika'nın 44. Başkanı herhalde bu kadar ülkeyi etkileyeceğini hesap etmemiştir. Bütün dünyada müth...

Halit Esendir

Halit Esendir Susurluk trafik kaza raporu Ergenekon'u gösteriyor...
3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk kazasının suikast olduğunu gösteren bir çok iddia ve de...

Mehmet Ali Bulut

Mehmet Ali Bulut CHP nereye koşuyor?
Yıl 1999 - 2000 Kamuran Çörtük beyin BRT televizyonunda çalışıyorum. Rahmetli Şakir Süter’i...

Sezai Şen

Sezai Şen BİZDE ŞEHİT CENAZESİ DE TERÖRE LANET DE NİYE HİÇ EKSİK OLMAZ Kİ!
Bu memlekette, jandarma dahil, 1 milyonun oldukça üstünde asker var. Rütbeli askerlerimizin sayısı b...

Gasteci Kulislerde

Gasteci Kulislerde Eğer AK Parti kapatılsaydı...
3.5 aylık baş döndürücü trafik bitti. Ak Parti kapatılacak mı ?, kimler siyasi yasak alacak ? gibi s...

Erol Kavas

Erol Kavas Mini Laptop - Asus Eee PC Türkiye'de!!!
İlk kez hepsiburada.com tarafından satışa çıkarılan ürünün özelliklerini inceliyelim....

Başbakan'ın adamları ne yapıyor?

Mehmet Ali Bulut Başbakan son açıklamalarıyla herkesi hayal kırıklığına uğrattı.
Mehmet Ali Bulut

Ya beklentiyi o kadar yüksek tutmayacaktı…

Ya da gerçekten bir şeyler söyleyecekti…

Doğrusu başbakanımızın elinde ‘yeri yerinden oynatacak’ bilgiler ve belgeler olduğunu sanmıştım. Muhatap Aydın Doğan olduğu için.
Çünkü Aydın Doğan’ın Milliyet’i alması, Türk neoconlarının 11 Eylülü’dür. ‘Belgesi ve bilgisi olanlar’ açısından Aydın Doğan ile ilgili birçok şey, gerçekten de ‘yeri yerinden oynatabilecek’ değere sahiptir.

Her ne ise, benim saflığıma geldi de Başbakan’ın Doğan’la ilgili büyük sırları faş edebileceğine inandım! Cidden bir takım bilgelere ulaştı da onları açıklayacak sandım. Ve çok sevindim. Demek bizde de ‘belgelerle konuşma devri başlıyor’ diye düşündüm.

Çünkü biz Türklerin belge biriktirme ve arşivleyip zamanı geldiğinde vesika ile konuşma geleneği yoktur. Bir takım ‘kulaktan dolma’, yahut ‘mahrem’ diye aktarılan rivayetleri belge zannederiz.

Ermeni meselesi, Kürt sorunu, Kıbrıs kavgası… Bütün bu meselelerde Türk tarafı, kesin haklı olmasına rağmen, dünya platformlarında, tarihi malzemeyi saklayıp günü geldiğinde kullanabilme yeteneği olmadığı için hep haksız ithamlara maruz kalmıştır ve kalmaya devam edecektir.
Değil normal insanlarımızda, Dışişleri Bakanlığımızda bile böyle bir gelenek olmadığı halde, başbakanın bir takım belgeleri konuşturabileceğini ummam, evet benim saflığım.

Gördünüz, sayın Başbakanımızın torbasından çıka çıka yine Hilton arazisi için yapılan rica çıktı.
Halbuki Doğan Gurubu’nun o kadar çok dayatmasına ‘evet’ denildi ve bu dönemde o kadarn çok işleri çözüldü ki… Neden Hilton meselesinde dananın kuyruğu koptu anlamadım!

Mecidiyeköy’deki otopark alanı ile ilgili problemin çözülmesi ve sonra tam da Doğan’ın istediği gibi bir imar planı değişikliği ile oraya muazzam bir iş merkezi kurulması az bir şey mi? Yıllardır İBB ile devam eden o çekişme de bu iktidar döneminde halledilmedi mi?
Gerçi Doğan’ın bu dönemde bir çok işini çözeceğini, sayın Topbaş’ın, görevi Gürtuna’dan devraldığı günün akşamı anlamıştım. Özel kalemin kayıtlarına bakılırsa, devir teslim töreninin yapıldığı ilk günün akşamında Sayın Topbaş’ı ilk tebrike gelenlerin Doğan ve onun kurmay ekibi olduğu ortaya çıkar.

Bu işlerin böyle yürütüldüğü zaten öteden beri bilinmiyor mu?

Öyleyse bu kapışmanın gerçek sebebi ne?

Eğer Türk milletini canından bezdirmiş tiranlıkların üzerine gitme zamanı geldi diye bu kavgaya girişilmişse, başbakan şunu bilmeli ki, ekibi onu yalnız bırakmıştır!
Mademki, başbakanımızın elinde yeni bir bilgi ve belge yoktu, insanları ‘cumartesi, dananın kuyruğu kopacak’ beklentisine sokmamalıydı.
Bir ülkenin başbakanını, ülkenin en önde gelen -kayırmalar, göz yummalar, desise ve entrikalarla baş edilmeyecek kadar azmanlaştırılmış- ‘medya baronu’nun üzerine süren ekip, başbakanın elini güçlendirmeliydi.
Bence başbakan şu mücadeleye güçlü, başladı ama zayıf düştü. Bunun de nedeni, onu bilgi ve belge ile beslemeleri icap eden kurmaylarının zaafıdır!
Gerçekten Aydın Doğan’ın bütün günahı, bir Hilton arazisinin yeniden planlanmasından ibaret idiyse, adama haksızlık yapılmıştır.

Yok, eğer, sistemin kirli oyunlarını, sistemin manevi temsilcisi rolündeki ‘Doğan Medya’ üzerinden ortaya döküp, bir dönem ve zihniyet ile hesaplaşma olacak idiyse, ekibi Başbakanı desteklememiş ve hatta yolda bırakmıştır.
Bu kadar tantana hiçbir işe yaramamıştır. Başbakan, kendisine şantaj yapıldığını açıklamak gibi bir ilke imza atmış oldu, o kadar.

Çünkü kavga tamamen Aydın Doğan’ın şahsına yönelmiştir adeta. Oysa Aydın Doğan, Hasan Celal Güzel’in de belirttiği gibi ‘uyanık’ bir ‘Anadolu Esnafı’dır. Servetinin kaynağını tam izah edemese de ticarette uzun bir geçmişi olduğu kesin.

O açıdan, Türkiye’nin Aydın Doğanla bir derdi olmaz. Ama millet, onun çatısı altında kümelenmiş ve ekseriyeti Marksist - Leninist olan İslam ve gelenek düşmanlarının maddi ve manevi tahribatlarından rahatsızdır ve şikâyetçidir. Nitekim bakın Hürriyet kimi desteklemişse millet onu batırmıştır!

Doğan Medya, Atatürk dâhil her şeyi kullanarak, milli ve manevi değeri karalamak, her kutsalı çiğnemik ve her zeminde dine ve İslam’a zarar vermeyi bir şiar edinmiştir.

Çıkar, ikinci planda kalır.
Elbette Aydın Doğan servetinin artmasına bakar. Ama kurmaylarının maksadı farklıdır. Taha Akyol, Ahmet Hakan, Hasan Celal Güzel gibi hak ve hakikat yanlısı üç beş yazarın sistemin içinde yer alması da ‘nazarlık’ kabilindendir. –Geçmişte Milliyet bir ekonomi müdürünü Türk sanat musikisi dinliyor diye uzaklaştırmıştı-
Onlar, Selanik Komitacılığından tevarüs ettikleri misyon ile Türk milletinin manevi değerlerini ve dinini tahrip etmeyi amaç edinmiş ‘gizli zındıka komitesi’nin hizmetinde çalışırlar. Sevr’e karşı çıkarken bile Sevr’in hegemonyasını sürdürmeyi amaçlarlar, bilerek bilmeyerek… Batıcıdırlar. ‘Biz’den çok ‘onlara’ yakındırlar. Çünkü tek amaçları milletin mukaddesatını tezyif ve tahriptir! Tabi yine bu milletin imkanları ile…

Evet tüm amaçları TAHRİP’tir!

O yüzden bütün dertleri şaraptır, cıbıldaklıktır, transparanlıktır, dejeneredir. ‘Bozmak’ varken hiç ‘yapma’ya yöneldiklerine şahit oldunuz mu?

Meslekleri tahriptir çünkü: İzanı tahrip, imanı tahrip, ahlakı ve iffeti tahrip! Hiçbir şey bulamasalar, masum milletin iffetini ve ırzını bir takım serserilere ‘ibahe’ ettirirler, peşkeş çekerler.

Böyle yüksek bir ‘desise’ misyonunu üstlenmiş bir medya grubuna karşı bir mücadeleye girişilecekse, elde ciddi belgeler ve deliller olmalı. Yoksa kendinize zarar verirsiniz.
O yüzden, eğer başbakan kendisi hazırlık yapmadan bu işe girişmişse hatadır! Çevresindeki danışmanları onu hazırlıksız bu savaşa sürmüşse yine hatadır.
Ve başbakan her şeye rağmen şu mücadeleye girişmişse -ki ortalama her yüz Türk insanının 75’i Aydın Doğan’a devletin gücünü hissettirme zamanının geldiğine katılacaktır- onu belge ve bilgi açısından beslemeyen ekibini hemen değiştirmelidir.

Şu kavga Aydın Doğan’ı büyültmüştür. Nitekim hiç beis görmeden, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, televizyonda canlı tartışmaya çağırabiliyor. -Nasıl da itiraf ediyor asıl tiranlığın kendisi olduğunu. Yoksa hangi edebe sığar başbakanları pijama ile karşılamak, böyle pervasız meydan okumak-

Haaa! ‘Türkiye demokratik bir ülkedir, bir sivilin başbakanı pijama ile karşılamasından niye gocunuyorsunuz’ gibi bir martavalla gelirseniz. Külahımı koyarım ortaya, ona anlatırsınız!

Başbakan, Türkiye’deki ‘tiranlık’ları alaşağı etmek için doğru yerden başladı ama strateji hatası yaptı maalesef!

Ben bu kanaatteyim. Ve inşallah yanılıyorum.

15.Eylül.2008 21:31:43

Puan: 4.2/5 (20 oy verildi)

Yazıcı Görünümlü Sayfa Arkadaşına Yolla Yorum Yazabilirsiniz
Yorumlar
   Nehir Türkyılmaz
Selami Kerim Afşar'a Bakıyorum da, insanlar arasına girmişsin. Onlar da seni adam yerine koymuşlar. Liste mi tuttun. Millet AKP'yi sevmek zorunda mı? Ülkeyi tasviye etmesi hoşunuza mı gidiyor. F tipi misiniz de ""bunları da alın" mesajı yolluyorsun. Yuuh sizin insanlığınıza. Bu davalar görülünce elbet ak-kara çıkacak ortaya. ABD emri ile tutuklamalar zerre kadar onurunuza dokunmuyor mu? Bu ülke sizin de ülkeniz değil mi? Hiç mi Allah(c.c.)dan korkmuyorsunuz? Sizi kınıyorum.
   Hayri
Almanya devreye ne zaman girdi?..Almanya Adalet Bakanı Herta Daubler Gmelin, 24 Haziran 2001’de Türkiye’ye geldi. Bir bakan bir başka ülkenin bakanıyla görüşmeden önce ne yapar? Kendi elçilik görevlilerinden, varsa o ülkede yaşamakta olan kendi yurttaşlarından bilgi alır. Buna diyecek yok! Gmelin, elbette bunları yapmıştır. Ama onun bir avantajı daha vardı. Türkiye’nin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile görüşmeden önce Türkiye’nin “sivil” temsilcileriyle toplantı yaptı ve Türkiye hakkında ‘adalet’ ve ‘insan hakları’ konusunda bilgi aldıktan sonra T.C Adalet Bakanı’nın karşısına donanımlı olarak çıktı. Gmelin, Almanya’nın İstanbul Konsolosluğu’nun Tarabya’daki konuk evinde özel çağrıyla gelen 10 kuruluş temsilcisiyle, saat 11’de başlayıp, saat 15’de biten bir toplantı yaptı. Toplantıya, zamanının İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Türkiye’nin AİHM’deki eski avukatı ve Siyasal Bilgiler Öğretim Üyesi ve “Türkiye’nin avukatlığını yapmaktan utandığım zamanlar oldu” diyen Bakır Çağlar, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Eren Keskin, DİSK Genel Koordinatörü Ahmet Asena, yazar Aydın Cıngı, Bilgi Üniversitesi’nden Rona Aybay, SODEV (Sosyal demokrasi Vakfı) kurucusu, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Deniz Kavukçuoğlu, KA-DER Başkanı Zülal Kılıç, TÜSES Genel Sekreteri, CHP Beşiktaş İlçe Örgütü üyesi Nilüfer Mete, Türkiye Toplumsal Tarih Vakfı Genel Sekreteri Orhan Silier katıldı. Toplantıya basın çağrılmamıştı. Eren Keskin, Aydınlık dergisinin sorularını yanıtlarken, toplantıya katılma gerekçelerini şöyle açıklıyordu: “Alman Adalet Bakanı bir gün sonra devlet yetkilileriyle görüşecekmiş.(..) Türkiye’nin sorunları, insan hakları ihlalleri, sınıfın hak ihlalleri ile ilgili görüşlerimizi sordular. Biz de anlattık. (..) Alman Bakan özel olarak bu soruyu sormadı ama tartışma bununla başladı. FP kapatıldıktan sonra Meclis’teki değişiklikler güncel olduğu için tartışıldı. (..) Ben de esas olarak Türkiye’de sistemin bir sorun olduğunu, Türkiye’de siyasi partilerin siyasetin gerçek belirleyeni olmadığını, siyasetin gerçek belirleyeninin Genelkurmay olduğunu söyledim. Bunun üzerine, Türkiye’deki sistem yapısı üzerine derin bir tartışma başladı.” --Mustafa Yıldırım--
   ÖZGE B.
CHP'nin ARKA BAHÇESİ ve DIŞ destekçisi Alman Vakıfları: 1980'li yıllarda, özellikle Türkiye dahilinde yoğunlaşan muhtelif Alman Vakıf hareketlerine tanık olunmaktadır. Alman istihbaratının ve dış politikasının önemli kuruluşlarından olan Alman vakıflarının belli başlıcaları şunlardır; Friedrich Ebert Vakfı, Konrad Adenauer Vakfı, H.Seidel Vakfı, Friedrich Neuman Vakfı, Henrich Böll Vakfı, Rosa Lüksemburg Vakfı… Bu vakıflar Türkiye coğrafyasında kendi menfaatlerini kollayan, Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmesine yol açacak işler yapan ve üniter yapıyı dejenere eden çalışmalar yürütmektedirler. Alman Vakıflarıyla; CHP ve CHP'nin STK'ları; TÜSES, SODEV, TESAV vs. organik ve parasal işbirliği içerisindedirler..Bugüne kadar birlikte onlarca, yüzlerce program yapmışlardır. ONUR ÖYMEN'in, Emre Kongar'ın, Bülent Berkarda'nın, Ercan Karakaş, Prof. Alparslan Işıklı'nın Almanya bağlantıları da sağlamdır.
   Özge Bağcı
İŞTE CHP'nin dış destekçisi Türkiye'deki Alman Vakıfları ve Amaçları: Türkiye’ye baktığımızda, en etkin Avrupalı NGO’lar arasında, özellikle Almanların başı çektikleri gözlemleniyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman Kültür Merkezleri’nin yanı sıra, Beyrut merkezli “Morgenlaendische Gesellschaftöa bağlı Orient Institut’un İstanbul Şubesi ve Goethe Enstitüsü, Alman NGO’larının Türkiye’deki ilk sıçrama noktaları olarak kabul ediliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçe’den karşılanan ‘taşeron’ NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -aşırı sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya’nın en büyük partilerinden biri olan Hıristiyan Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı’na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı’na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır. Alman Parlamentosu’nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükümetin “Politik Eğitim Fonuöndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamıyla Federal Hükümet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükümeti’nden yardım alan söz konusu vakıflar, dış ülkelere “Hükümet dışı Sivil Toplum Örgütleriö yani NGO olarak takdim edilmektedir. İşte bu vakıflar, 1984’ten itibaren Türkiye’ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer “taşeronun taşeronuö yasal Türk NGO’sunun tabelası ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler. Söz konusu Alman vakıflarının yıkıcı-bölücü ve de espiyonaj faaliyetlerine karşı ilk kez Türk kamuoyunu bilgilendirerek uyaran Türkiye’nin tek Doğu bilimcisi Tamer Bacınoğlu, söz konusu vakıflarla ilgili şu çok önemli değerlendirmeyi yapmaktadır: “... Alman parti vakıfları, devlet finansmanlı çok özel NGO’lardır ve Alman dış politikasının önemli bir aracı durumuna gelmişlerdir. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın ... yayınında, ülkelerin içişlerine sorun yaratmadan karışabilmek için ne tür ‘kamuflaj projeleri’ kullanabileceği üzerine bir dizi ‘pratik örnek’ verilmektedir. ‘Politik Vakıflar’ın bu bağlamda ‘diyalog programları ile yapıcı bir rol oynayacakları’ en yetkili ağızlardan itiraf edilmektedir. Ankara ve İstanbul’da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Birinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm’in iflas ettiğini ve sorunun geçici bir hükûmet sorunu değil, ‘yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalışan Türk devleti’ olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- ‘Toplumun değişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çözüm üretmeye alıştırmak’ ve buna paralel olarak ‘kürtçü gruplar’ ile Almanya arasında köprü kurmak. B- ‘Toplumun değişik katmanları ile siyasal islâmcıları bir araya getirmek’ ve buna paralel olarak islâmcılar ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- ‘Alevilerin aşırı islâma karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak’. İkinci maddedeki etkinlikler, ‘Türkiye’de yerel yönetimlere işlerlik kazandırmak’ amacıyla Almanya’da adı var, kendi yok ‘federal sistem’i Türkiye’ye tanıtmayı hedefler. FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı, ‘federalizmi tanıtma’ çabalarını genelde Batı Anadolu’da yürütürken, Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı ‘federal yönetimin nimetleri’ni Doğu Anadolu konusunda gündeme getirmektedir. Yeşiller’in bu vakfı şu sıralar, Türkiye’nin etnik çetelesini tutmakla meşgul ve hem Alman Dışişleri Bakanı ile hem de aynı bakanlığa bağlı Alman resmi ‘araştırma’ enstitüleri ile ortak çalışmakta. SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı da, daha ‘global’ bir yaklaşımla ‘Türkiye’de sivil toplum kurulabilmesi’ için çaba gösterirken, daha çok ‘ekonomi ağırlıklı diyalog arayışında olduğu izlenimini vermek istiyor. Türkiye’de ‘İslâm’ı demokrasiyle barıştırmak’ yolunda en kapsamlı projeler ise CDU’nun Konrad Adenauer Vakfı’nca yaşama geçiriliyor. Vakıf ajandasının üçüncü maddesi, ‘yerli köprübaşları oluşturmayı’ öngörür. Almanya’ya davet edilen Türk akademisyenleri, aydınlar, burs verilen doktora öğrencileri, vakıf şubelerine alınan Türk elemanlar için ödenen Alman ‘kalkındırma yardımı’, bazı duyumlara göre yıldan yıla katlanarak artırılmaktadır. Etkinlik alanlarının farklılığı, parti programlarının farklılığından değil, aralarındaki görev dağılımından kaynaklanır.... Almanya kökenli vakıflar, ‘biz NGO’yuz’ diyor. Ancak ‘sivil toplum’, ‘küresel ekonomi’ ve ‘insan hakları’ için uğraşı verdiklerini iddia ederken, ‘Türk devletinin varlığı sorundur, Türk ulusu uyduruk bir yapıdır’ da diyebiliyorlar. Hepsi de ‘dost ve müttefik Almanya’ hesabına çalışıyor.
   ÖZGE
CHP'nin ARKA BAHÇESİ-FİNANS DESTEKÇİSİ ve Almanya'nın Türkiye'deki SOL ELİ SODEV, 1994 yılı sonunda İstanbul'da kuruldu. Kuruluşunda yurt içinden ve yurt dışından yüzün üzerinde bilim adamı, sendikacı, milletvekili, siyasetçi, sanatçı ve çeşitli mesleklerden kimse yer aldı. Kuruluşundan sonra da birçok değerli isim SODEV'e katıldı ve halen katılmakta. SODEV; “Sosyal Demokrasi Kitaplığı”, “İnsan Hakları Haftası” ve benzeri gibi kazanım ve etkinlikler eldeki broşürün diğer sayfalarında ayrıntılı biçimde sergileniyor. SODEV, bütün bunları gerçekleştirme yolunda başta TÜSES olmak üzere, kendisininkine eşdeğer doğrultuyu benimsemiş sivil toplum kuruluşları ile işbirliği aradı. Hatta bir ara ortak forum düzenlemek ve bu kuruluşlar arasında eşgüdüm sağlamak amacıyla Sosyal Demokrat İşbirliği (SDİ) diye anılan bir şemsiye-örgüt oluşturdu. SODEV, başta Friedrich Ebert Vakfı ve Heinrich Böll Vakfı olmak üzere, yabancı sivil toplum kuruluşlarıyla da ortak çalışmalar düzenledi. 2006 Aralık ayında başlayan, Anadolu kültürlerinden Süryaniler’in dili ve alfabesine ilişkin kamuoyunun bilgilendirilmesini amaçlayan projemiz, AB Fonlarıyla gerçekleştirilmiş olup Ekim 2007 tarihi itibariyle sona erdirilmiştir. Kasım 2007 tarihinde başladığımız ve Tekstil-İş Sendikasıyla birlikte yürüttüğümüz projemizin konusu ise “Çalışan Kadın Hakları”dır. DIŞ İLİŞKİLER 2005 yılında başlayan dış temaslarımız 2007 içinde de yoğunlaşarak sürdürüldü. SODEV Başkanı, İsveç, Stockholm’de Karadeniz havzası ülkeleri sosyal demokrat gençlik örgütleri hazırlık toplantısına katılmak için, İtalya’da Milano ve Torino illerinde sivil toplum kuruluşlarıyla temas için, Almanya, Bern’de Üniversitede konuşma yapmak üzere yurtdışı davetlere katılmıştır. SODEV’e yapılan ziyaretler ise sırasıyla; Bavyera’dan SPD örgütünden delegasyon ziyareti, İsveç sosyalistleri delegasyon ziyareti, AB İşadamları ve Sendikacılar Heyeti ziyareti, Alman SPD parlamenterler heyetinin ziyareti, Fransız TV5 Kanalı TV Ekibi ziyaret ve çekimi, Yunanistan’dan PASOK Danışmanlar Heyeti ziyareti, Alman ZDF Televizyon yapımcıları çekimi, Olof Palme’nin düzenlediği Karadeniz havzası ülkeleri SD gençlik örgütlerinin SODEV’in ev sahipliğinde ilk toplantısı, Olof Palme Yönetim Kurulu Başkanı, eski İsveç Başbakan Yardımcılarından Lena Hjelm-Wallen’in ziyareti, SPD parlamenter ve FES Yönetim Kurulu Başkanı’nın ziyaretidir.
   mizgin
Moda'da içki yasağına protesto eylemleri, uluslararası medyaya taşınıyor! Aydın Doğan-Alman İstihbaratı işbirliği meyvelerini bakalım nasıl verecek? Bu eylemlerden mutlaka büyük bir provokasyon ve yaptırım çıkması lazım..Bugün Alman TV; ZDF çekim yapmışlar! Yani şu Aydın Doğan'ın yandaş medyası!..Moda eylemleri zaman zaman moda olur!..Deniz Som da başka yerde yapmıştı bir ara..
   Deniz
Aydın Doğan, sanki Alman İstihbaraının başındaki adam..Bugün(cumartesi) Taha Kıvanç; inanılmaz Aydın Doğan-Almanya bağlantılarını yazmış! Vakit de Almanya-CHP bağlantılarının belgesini vermiş. Üstelik CHP; Alman Hükümetinden-İstihbaratından bir vakıf aracılığıyla büyük oranda para da alıyormuş!..CHP'nin, Hürriyet gazetesinin, Aydın Doğan'ın son yıllardaki çılgınlıklarının ve Ergenekon Avukatlığının arkasında kimler varmış, ortaya çıkıyor bir bir!...
   Remzi Güneş
Medya birlikleri Zahid Akman'a, Başbakan'a, D. Feneri'ne tepkili imiş!..Tamam da kim bu birlikler? Tutuklu Ergenekoncu'ların mesai arkadaşlarının yönetiminde olan kurumlar..TGC Başkanı Orhan Erinç; Cumhuriyet gazetesi yöneticisi ve yazarı..Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi de Hürriyet gazetesi başyazarı!..Bağımsız, tarafsız bir basın-medya birliği var mı?..TGC; Büyük Mason Locasının MEDYA KOLU gibi; her şeyiyle..Adamlar; Ahtapot gibi LAİK CUMHURİYET'in bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmişler, ipleri ellerine almışlar; Türk ulusunun başında boza pişiriyorlar!..Demokrasi, cumhuriyet, özgürlük, eşitlik, hatta laiklik onlar için hikaye, laf!..Varsa yoksa ZÜMRE, AİLE, KLAN, KAST çıkarları!..Laikçi krallar, padişahlar! Dogmatik, ilkel tapınmacı, bağnaz, katı faşist..
   Atlı
Talat Atilla'nın Türktime'daki yazısının ilgili bölümü: Hafızamı canlandıran Servet Avcı’ya Kömürcü ile ilgili bir anımı nakledeyim. Yaklaşık 2 sene önce idi. Güler Kömürcü’nün Akşam’da yazdığı bir yazıyı Turktime’a taşımıştık. Hatırladığım kadarıyla yazının başlığını hafiften eleştirmiştik. Yorumcularımız da bize katılmış Güler Kömürcü’yü eleştiren (hakaret asla yok) yorumlar bırakmışlardı yazısının altına… Sanırım öğle saatleri idi. Telefonum çaldı; “Ben, Güler Kömürcü” “Selam Güler Hanım nasılsınız?” “Bana bakın, bir daha benimle ilgili tek kelime Turktime’da yer almayacak. Anlaşıldı mı?” “Anlamadım?” “Anlamayacak bir şey yok. Bir daha benimle ilgili bu sitede yazı yazmayacaksınız.” “Biz emir almayız Güler hanım” “Emir, memir yazmayacaksınız diyorum ben…” “Bakın Güler Hanım eksik ya da hata varsa düzeltebiliriz ama böyle bir üslupta konuşmaya devam etmem. Tehdit eder gibi konuşuyorsunuz. Nefret ederim tehditten, haberiniz olsun.” “Neye sayarsanız sayın… Yazmayacaksınız beni bir daha diyorum size!” “Güler Hanım sizi bin kere, yüz bin kere yazarım. Siz kim oluyorsunuz da böyle konuşuyorsunuz?” “Ya öyle mi?” “Evet öyle… Siz işinize bakın!” “Peki, görüşürüz!” “Hay hay, görüşelim!” Güler Kömürcü ile aramızda böyle tatsız bir konuşma geçti. Kömürcü, yememiş içmemiş beni gazete yönetimine şikayet etmiş. (Bir çok kişinin yaptığı gibi…) Laf üstüne de laf ekleyerek… Küfür etmişim güya… O kızgınlıkla edebilirdim de ama etmedim, bağırdım. Gruptan aradılar… Böyleyken böyle dedim. Allah var, en ufak bir sitem bile etmediler… Kömürcü deyince aklıma bu sahne geldi. Aynı grupta yazdığı gazeteciyi bile tehdit etmekten çekinmeyen bir üslup bu…
   Turgay BEŞE
1000 civarında İSTİHBARAT-Fişleme elemanı istihdam eden ETÖ yöneticilerinden ERKUT ERSOY'un da milletvekilleri, bakanlar, din adamları, yüksek bürokratlar vs. ile ilgili yüzlerce, hatta binlerce sesli, görüntülü kayıt ve VİDEO-DVD ARŞİVİ olduğu söyleniyor!..Asıl sırlar orada!..Akıllara ziyan kişisel ve kurumsal FİŞLEME dosyalaraı arşivleri var..Henüz ele geçmedi sanırım..Neval Kavcar, Zahide Uçar, Fatma Sibel Yüksek, Güler Kömürcü, Arslan Bulut, Saygı Öztürk, Fatih Altaylı, Uğur Dündar, M. Ali Birand, Can Dündar, Ali Kırca, Reha Muhtar, Yalçın Bayer, Fikret Bila, Cüneyt Arcayürek, Orhan Karataş, Deniz Som, Melih Aşık, Yalçın Doğan, Oktay Ekşi, E. Özkök, Yiğit Bulut, Sabahattin Önkibar, Rıza Zelyut, Soner Yalçın, Hulki Cevizoğlu, Hıncal Uluç, M. Ali Kışlalı gibi kişiler saırım bu ARŞİV bilgilerini kullanıyorlar!..
   Yiğit Ural
Bundan böyle kimse TATLISES'e dokunamaz artık!..Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ile Ergenekon Terör Örgütü'nün birçok eyleminde ve hücrelerinde adı geçen İbrahim Tatlıses Büyük Kulüpe Üye!... Türkiye'nin etkin ve gizemli yapılanmalarından, üyelerinin büyük çoğunluğunun mason ve mandacı olduğu Büyük Kulüp'e İbrahim Tatlıses de üye oldu. Ancak üyelik aidatı konusunda tartışmalar çıktı. İbo belge gösterdi. Sanatçı, 'Büyük Kulüp'e 35 bin YTL'lik aidatı ödemeden üye oldu' haberlerini yalanladı ve aidat dekontunu gösterdi. 2 ay önce üye oldu Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses'in Türkiye'nin önde gelen isimlerinin üye olmasıyla tanınan Büyük Kulüp'e üye olduğu haberleri gündeme geldi. Sosyetik kulübe arkadaşlarının isteği doğrultusunda üye olduğunu doğrulayan İbo, hakkındaki "Üyelik bedeli olan 35 bin YTL'yi vermedi. Bunun yerine konser vererek kulüpe üye oldu" dedikodularını ise yalanladı. 'Gurur duydum' İbo, konuyla ilgili şunları... söyledi: "Bu kadar saygın isimlerin olduğu bir kulübe üye olmak benim için gurur verici. Oraya üye olan çoğu insan benden üst seviyede. Büyük Kulüp'te her zaman konser verdim, bundan sonra da vereceğim. Üyelik aidatını ödemediğime dair çıkan haberler ise kesinlikle yalan." Aidat dekontu... Tatlıses, üyelik aidatını ödemediğini söyleyenlere 'aidat dekontunu' fakslayarak yanıt verdi. Dekontta; İbo'nun aidat olarak 35 bin değil 40 bin YTL ödediği görülüyor. (Takvim)
   Selami Kerim Afşar
Bir anımı anlatayım sizlere; varın gerisini siz düşünün!...Ben devlet memuruıyum. Bayramlarda-seyranlarda ve arasıra İstanbul Aksaray-Saraçhane'deki Prof. Turhan Yazgan Hoca'nın yanına uğrar, halini-hatırını sorarım..Bugün Egenekon Terör Örgütünden içeride veya dışarıda olanların çoğunu ilk defa orada gördüm, orada tanıştık.."Gazeteci" sıfatımla..Veli Küçük, Yakan Cumalıoğlu, Erk Yurtsever, Sami Yavrucak(sanatçı Sumru'nun babası), Necdet Sevinç, Arslan Bulut..Ve isimlerini burada yazmak istemediğim çoğu Genelkurmay -Özel Harp, Askeri İstihbarat ve JİTEM'den sivil elbiseli muvazzaf veya emekli subaylar, MİT mensupları, MİT'e ve Askeri İstihbarata çalışan akademisyenler!..Sanırım Turan Hoca da AKADEMİK ÖRGÜTLENMEye bakıyor yıllardır..Azeriler ve Gagavuzlar, bilhassa Hıristiyan Gagavuz ve Kırımlılar revaçta..Bu bağlamda Türk Patrikhanesi ve Erenol'larla da sıkı-fıkı ilişkileri vardı...İstanbul Valiliği ve her dönem Hükümetin bazı bakanları, adeta Turan Hoca'nın mürit ve hizmetkarlarıdır..Yüksek bürokratları hiç sormayın..İşte bu noktada o anımı yazayım: Bir BAYRAMLAŞMA yemeğinde, Turan Hoca'nın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında; baktım sivil kıyafetli bir yüksek okul öğrenci grubu..Başlarında da onlarla ilgilenen uzun ve örgülü saçlı bir genç; 35-40 yaşlarında. Bu öğrenciler; Deniz Harp Okulu Öğrencileriymiş!..Veli Küçük Hocayla aynı ortamda!..Çok şaşırmıştım..Daha böyle Havadan-Denizden-Karadan gelen çok HARBİYELİ gençler varmış!..Buna sakın SIZMA demeyin; FİİLİ İŞBİRLİĞİ ve ÖRGÜTLENME demek sanırım daha doğru olur!..Yasal mı bilmiyorum..Ancak Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT) elemanları ve Rauf Denktaş örgütlenmesiyle de içiçe olan bu YAPILANMAyı Ak Parti Hükümetine karşı aşırı öfkeli buldum..Bir de bir kaşık suda boğmak, zehirlemek, kurşunlamak istedikleri Fethullah Gülen'e karşı akıllara ziyan kin, hınç, hueumet dolular nedense...Hemen hemen bütün sohbetlerde bu ortaya çıkardı..Benim merak ettiğim; Veli Küçük içeride de Rauf Denktaş, Prof. Turan Yazgan, Prof. Mustafa Erkal, Prof. İbrahim Çetin Yetkin, Prof. Anıl Çeçen, Yakan Cumalıoğlu, Necdet Sevinç, Arslan Bulut, Süleyman Sefer Cihan, Hüseyin Macit Yusuf, İsmet Kotak, Fuat Veziroğlu, Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu, Cumhur Evcil, Servet Cömert, Prof. E. Zekai Ökte, Prof. Necla Arat, Prof. Ahmet Ercan, Akkan Suver, Prof. Nazan Moroğlu, Prof. Türkan Saylan, Dr. Adil Serdar Saçan, Şengül Hablemitoğlu, Meral Çatlı, Prof. Alparslan Işıklı, Nevval Kavcar, Zahide Uçar...neden dışarıda?...Veli Paşam; günah keçisi mi?..Genelkurmay, TSK kendi personeline karşı neden ayrımcılık yapıyor?..Ş. Eruygur ve H. Tolon insan da Veli Paşam değil mi?..İnsani ziyaret, O'na yok mu?..
   sako
Yazar Bey demişki: "Taha Akyol, Ahmet Hakan, Hasan Celal Güzel gibi hak ve hakikat yanlısı üç beş yazarın sistemin içinde yer alması da ‘nazarlık’ kabilindendir" Katılamıyorum Ahmet Hakan'ın hak ve hakikatten yana bir yazar olduğu nerden çıktı...Hasan Celal Güzel de bir balon... Taha Akyol ise yazıdakine katılıyoorum kendisi kaliteli ve hak ve hakikattan yana bir yazardır...Nazarlık kabilinden yani..Yazarımız alınmasın ama cümlesinin üçte ikisine katılmıyorum
   Tuna Seramikçi
Ergenekoncu mason doçent Ümit Sayın'ın MSN'lerinde adı geçen ilginç bir kişi: Prof. Dr. İbrahim Çetin Yetkin...ETÖ'nün koordinatörlerinden ve dış (İsrail) ilişkiler uzmanlarından..Bir başka Ergenekoncu akademisyen mason Ercan Çitlioğlu gibi aynen...Aynı eksende..İşte Sayın'ın bilgisayarından çıkan mesajlar: abc says: Çetin Yetkin bir süre önceye kadar her ay Tel Aviv'e gidiyormuş. İstihbaratçı binbaşı bir sevgilisi varmış. abc says: Sen Çetin Yetkin'in "Türk devlet yaşamında Yahudiler" kitabını Cefi Kamhi'ye ithaf ettiğini biliyor musun? Yayın tarihi 1992, sonraki baskılarda ithaf yok xyz says: çünkü yazdığı yazıdaki bilgilerin hiç birisi kendine ait değil. abc says: Çetin Yetkin, İstanbul’da babalığı Prof. Suut Kemal Yetkin'den kalan mirası olan evi, değerinin kat be kat üstünde Jak Kamhi'ye sattı. O sıra 500. Yıl Vakfı’nın avukatıydı. Ondan aldığı parayla Antalya'da olağanüstü güvenlik önlemli bir ev almış...
   Eşfak
BİZİM İYİ ÇOCUKLAR: Türk Gladiosu 'X' (ya da Ergenekon !)... Türk Gladiosu ‘X’ (ya da Ergenekon !) örgütünün ünlü kontr şeflerinden emekli general Turgut Sunalp de Dr. Backmann’ın yakın dostlarındandır. (T. Sunalp familyadan masondur). P.26’nın bugünkü şebeke reisi Eprahim Catalan (Kod adı Rico) adlı MOSSAD bağlantılı-Backmann gibi- İsviçre yahudisidir. Basel’de (Zionist Wolrd Organization merkezi buradadır) bir sigorta şirketinde başkan yardımcısı olarak görünmektedir." Bunlar ilginc de fasist kelimesinin kokeni hakkinda baska bir bilgi de var. Italyanca "fasciere" fiil olarak baglamak-birlestirmek anlamina gelir. Dolayisiyla fasist, birlestirici, birlik gibi bir anlama sahiptir. Mussolini'nin soylemleri de zaten bu yondedir. Balta-demet iliskisi mantikli olsa da tesadufi olabilir, olmayabilir de. Veya fasist kelimesi fasciere'den cikarilmis olabilir, balta vs de sembol olarak alinmis olabilir. Bu durumda anlami veren sembol olamaz tabii. >Mavera-Gökyüzü >"NATO üyesi olmadığı halde en öenmli Gladio şebekelerinden biri de küresel finans merkezi İsviçre’de kurulmuştur. … Gizli Ordu Gladio’nun İsviçre organizasyonu "P.26" adı altında faaliyete geçirmiştir. P.26’nın eski şeflerinden Albay Backmann (ya da mason localarındaki bilinen ünvanı ile Dr. Backmann) 1979’da İsviçre’de ‘Albay Backmann-Karanlıklar Ordusu Skandalı" ile ünlenmiştir. Albay ‘Dr.’ Otto Backmann İsviçre’deki Montreux kentinin Caux kasabasında kayak merkezindeki şatosunda, Moral Re-Armanent-MRA ‘Manevi Cihazlanma Dereneği"nde Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen misafirlerini de Avrupa Gladiolarına devşirmek için misafir etmiştir. Bunların arasında pek çok ünlü Kıbrıslı (Dr. Küçük, Rauf Denktaş gb.) ve Türk Politikacıları (Kasım Gülek gb.) subay ve MİT/Özel Harp Dairesi’nde görevli general vardır. Türk Gladiosu ‘X’ (ya da Ergenekon !) örgütünün ünlü kontr şeflerinden emekli general Turgut Sunalp de Dr. Backmann’ın yakın dostlarındandır. (T. Sunalp familyadan masondur). P.26’nın bugünkü şebeke reisi Eprahim Catalan (Kod adı Rico) adlı MOSSAD bağlantılı-Backmann gibi- İsviçre yahudisidir. Basel’de (Zionist Wolrd Organization merkezi buradadır) bir sigorta şirketinde başkan yardımcısı olarak görünmektedir." > (Halid Özkul, Gizli Ordular -CIA, s.215) > >Nazım Hikmet’in babası İttihatçı Hikmet Bey, Ressam Celile Hanım’dan sonra Cavide Hanım’la evlenir ve bu evlilikten doğan Melda Hanım’ın bir de ikiz kardeşi vardır, hiç bahsedilmeyen, onun ismi de Metin. Melda Hanım ve Metin Bey, Nazım Hikmet’in baba bir anne ayrı kardeşleridir. Melda Hanım’ın annesi Cavide Hanım’ın kızkardeşinin ismi de Macide, Macide Hanım’ın oğlu da çok ünlü : Turgut Sunalp. Yani Melda Hanım’la, Turgut Sunalp teyze çocukları. >Melda Hanım, Refik Erduran’ın ilk eşidir. Refik Erduran’ın ikinci eşi de Gazeteci Leyla Umar’dır. Turgut Sunalp, Kore’de, rütbesinin tutmamasına rağmen kendisiyle aynı çadırda kalan Refik Erduran’ın, Kore’ye komunistlerle savaşmak için gönüllü olarak geldiğini söylüyor (Bkz. Emin Çölaşan, Kırk Kişiyiz Birbirimizi Biliriz). >Turgut Sunalp’in eşinin ismi Suzan; Suzan, bilinen anlamları dışında ayrıca İbranicede zambak demek. Turgut Sunalp’in babası Abdullah Bey, defterdar imiş. (Melih Gürsoy, İzmir Mozaiğinde Belirgin Taşlar) Melih Gürsoy’un eşi, Kenan Evren’in eşi Sekine Hanım ile aynı aileden geliyor. Teyzesinin kızı Şahap (Şehabettin Şefkati) Kocatopçu ile evli. Eniştesinin kızkardeşi Suzan Hanım da Turgut Sunalp ile evlenmiş. Suzan Hanım’ın kızlık soyadı da Noyan’mış. Melih Gürsoy’un kızı Müge Gürsoy Sökmen de Metis’in sahibi. >*** >"Devlet Başkanı ve Türk asıllı bir başka mason da Kıbrıs Federe Türk Devleti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tır. Denktaş bir İngiliz Mason locasına bağlıdır" >(İlhami Soysal, Masonlar ve Masonluk, s.417, 1980) >Feyziati ya da daha sonraki adıyla Boğaziçi Lisesi, Yakubilerin okuludur. Sevi'den sonra cemaatin başına geçen Sabetay Sevi’nin kayınbiraderi Yakov Qerido’nun yolundan ayrılmayanlara Yakubiler deniyor. Selanik Belediye Başkanı Hamdi Bey de bu koldan. Bu kola Hamdi Bey’in Grubu da deniyor. Oerido, Ladino dilinde Sevgili demek. İzmir'deki Sabetaycıların çoğunluğu bu gruptan, İstanbul'da daha az sayıda varlar. İslamiyet'e en yakın grup. Hacca gidiyorlar. Kerido da zaten, Hac yolunda ölmüş. En kapalı grup. En az tanınan grup. >Rauf Denktaş, Oral Çelik’in düğününe çiçek göndermiştir. >Yakubilere ait Boğaziçi Lisesi mezunu Rauf Denktaş’ın sağ kolu Mümtaz Soysal’dır. Sabetaycı Sevgi Soysal’la evliydi; şimdiki eşi Sevinç Hanım da önemli birisidir. >MAH Başkanlığı yapanların çoğu masondur ve bunlardan birisi de Celal Tevfik Karasapan’dır. Karasapan’ın kızı şu anda Mümtaz Soysal ile evlidir. Mümtaz Soysal, Mehmet Ağar’ın dokunulmazlığının kalkması için yapılan oylamada evet oyu kullanmamıştır. Aynı hanım daha önce Mehmet Ali Kışlalı (Taner Kışlalı’nın ağabeyi) ile evliydi ve Kışlalı o dönemde özel(!) haberleriyle tanınmıştı. Babasının yakın dostu olduğu için, Türkeş’e, Aslan Amca diyen, Hıncal Uluç da, Kışlalı biraderlerin kuzenidir; babası Türkeş gibi Türk Gladiosu olan Ergenekon üyesidir ve diğer kardeşlerinin ismi de, babasının dünyasını yansıtmaktadır : Öcal, Vural… >Kıbrıs’ın Kuzeyinden Türkiye, Güneyinden PKK çalışır. Avukatını öldürttüğü için cezaevinde olan G.Antepli M.A. Yaprak, captagon işinin baş aktörüdür, ama captagon kaçakçılığının asıl büyük patronu KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu’dur. Captagon bu yüzden Kıbrıs üzerinden gider, gelir. Kıbrıs ayrıca uyuşturucu parasının kumarhane bağlantısı nedeniyle önemlidir. Ömer Lütfi Topal’ın Emperyal kumarhanelerinin en büyük kısmı bu yüzden Kıbrıs’taydı zaten. >Özel Harp Dairesi’nin asıl büyüdüğü ve "pratik" yaptığı yer Kıbrıs’tı. Rauf Denktaş’a karşı muhalefet eden Kıbrıslı Gazeteci Kutlu Adalı, Uzi marka silahlarla öldürülmüştü yani Susurlukçulara verilen, resmi kayıtları, tutanakları olmayan, Mercedes’ten de çıkan suikast silahı olarak bilinen silahla. Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü gün Çatlı’nın da Kıbrıs’ta olduğu saptanmıştır. >Kıbrıs Türktür Cemiyeti, 6-7 Eylül tezgahında baş rolü oynuyor ve yakıp yıkmalarda ve öncesinde görevini yapıyordu. Bu cemiyetin tanınmış üç üyesi A. Emin Yalman, Orhan Birgit ve Ali İhsan Göğüş’tü. >Ergenekon ilk olarak Kıbrıs’ta kurulmuştur ve aşağıdaki alıntının yapıldığı Turgut Sunalp’in de Kıbrıs’ta görevli bir albay olduğu bilinmektedir. >"Adı ilk toplantıya katılanlar arasında ‘albay Ergenekon adlı (daha doğrusu kodlu olacak) bir kişinin varlığından dolayı konduğunu söyledi. Erol, o sırada Radikal gazetesinde çalışmaya başlamıştı. 1996 ilkbaharında bana geldi, dört saat süren bir röportaj yaptık. Orada detaylı açıklamalarda bulundum. Fakat (….) röportajın yayınlanmasını reddetmişlerdi. Derken Kasım 1996 yılında Susurluk skandalı, İtalya’dan 6 yıl rötarlı olarak patladı. (…) >Erol’un önüne engeller çıkartılıp, TV dünyasından uzaklaştırıldı. Kardeşi Baltık’ta şüpheli bir biçimde öldürüldü; Avustralya’ya gitmek zorunda kaldı " >(Halid Özkul, Gizli Ordular -CIA, s.340-341) >Turgut Sunalp, MDP’yi kurduğu dönemde karargah olarak karanlık mafyacı ve hırsız Horzum’a ait "Mavi Ev"i kullanıyordu. >Kontrgerilla ve Masonluk arasında çok yakın bağlar vardır. İtalya’daki kontraların mason P-2 locasıyla bağlarının bir kısmı, en azından açık ortaklıkları belgelendi. Bologna’daki 85 kişinin öldüğü bombalamayı yapmıştı Gladio. Bu masonlar ve Gladio arasındaki bağın bir benzeri de Kızıl Tugaylar ile Gladio arasında vardı. > İtalya’daki adı Gladio (Roma Kılıcı) olan Kontrgerilla, ülkelere göre değişik isimler alıyordu. (Çatlı ölüğünde "kılıç gibi yaşadı ve öldü" denmesinin nedeni buydu) Yunanistan’daki ismi Koyun Postu, Türkiye’deki ismi ise Ergenekon’du. Özel Harp Dairesi, ya da 1952’de kurulduğu ismiyle Seferberlik Tetkik Kurulu, Ergenekon’un küçük bir bölümüdür. Maaşları doğrudan CIA tarafından ödeniyordu. Ergenekon çok daha muazzam bir teşkilattır. Ergenekon’da subay, sivil her tür meslekten, konumdan insan yer alıyor. >Çoğu kez adı yanlış olarak Gladio olarak geçiyor, oysa Gladio İtalya’daki adı sadece. 1949’da yapılan gizli bir anlaşmayla, NATO üyesi her ülkede değişik adlarla kuruldu. Türkiye’deki adı, yerel adı uzun yıllar öğrenilemedi ta ki, subaylıktan ayrılma araştırmacı-gazeteci Erol Mütercim’lere bu örgüte katılması için teklif götüren ve bu teşkilatın isminin Ergenekon olduğunu açıklayan E. General Memduh Ünlütürk’ün "boş boğazlığına" kadar. >Memduh Ünlütürk, bu hatasını hayatıyla ödedi ve "sol" bir grup tarafından öldürüldü. Bu sol grup daha önce de, kaçakçılık ve uyuşturucu dengesini bozan ve Dündar Kılıç’a çok zarar veren Gün Sazak’ı da öldürmüştü. Eh vuran "solcu" vurulan da bir MHP’li ya da Ergenekoncu bir subay olduğuna göre, her şey normaldi ! (Namuslu, inançlı dürüst ve bu tezgahdan habersiz devrimcileri tenzih ederim) >Bütün NATO üyesi ülkelerde var olan ve merkezi olarak Brüksel’den yönetilen bu örgüte genel ve doğru bir isim olarak kontgerilla diyelim. Ülkelerin yerel özelliklerine, mitolojisine, tarihine göre isimler alıyor. >Örneğin, Yunanistan’daki adı Koyunpostu, Hollanda’daki adı O & Y, Avusturya’daki adı ÖWSGV (Gezici Spor ve Dostluk Birliği) İskandinav ülkerindeki adı Svaborg Silah Kardeşliği, İsviçre’deki adı önce Una daha sonra P-26 en son da P-27, Almanya’daki adı SBO, Belçika’daki adı Glaive, Fransa’daki adı Rüzgar Gülü vb. >Bu örgüt, Brüksel’deki ACC (Birleşik Gizli Komite) tarafından merkezi olarak yönetiliyor ve ülkelerdeki "şubeler" doğrudan buraya bağlı. >Peki bu örgüt ne yapıyor ? >National Security Council’de araştırmacı Leo Müller’in bulduğu 3 Ocak 1951 tarihli bir bir sözleşmenin hükümleri gereğince, üye ülkelerdeki komunist partilerin hükümete girmesini önlemek, sendikalar üzerinde denetim sağlamak gibi planların dışında eğer bu planlar tutmazsa, ABD, komunizm tehlikesi gördüğü yere doğrudan müdahale hakkına da sahip. >Bu örgüt, sadece askeri şahıslardan oluşmuyor her meslekten insan var ve bunların bir kısmı doğrudan eğitici olarak çalışıyor ( Örneğin, Gladio için şimdiye kadar açıklanan eğitici sayısı 280’dir) bir kısmı akademisyen, gazeteci, yazar olarak yazı yazıyor, kimisi iş adamı olarak maddi destek ve solcu işçiler üzerinde istihbarat ve baskı kurmak için çalışıyor. Bir de vatansever denen kişiler var ve bunlar, örgütün, ülkenin her yerinde saklı olan silahlarının teslim edildiği kişiler. X ilçesinde bakkal olan bir MHP’li Ankara’ya çağırılıyor ve özel olarak eğitiliyor ve bir komunizm tehlikesi anında çıkarmak üzere bu silahları saklaması için emanetleri alıyor. MHP’li faşistlerin 12 Eylül’den önce, devrimcileri vurdukları silahların büyük kısmı bu silahlardır. >Örgütün en temel ve en bilinen tarzına İtalyanlar "gerilim stratejisi" (strategia della tensione) diyorlar. Strateji çok açık, sağ ve sol birden destekleniyor, kullanılıyor, şiddet yaratılıyor, at izi it izine karıştırılıyor ve, insanlarda yılgınlık ve esas amaçlanan soldan uzaklaşma, hükümetin temel hak ve özgürlükleri askıya alması için gereken kamuoyu desteği ve ortamı yaratılması, solun da sağ gibi canice eylemler yaptığı kanısının uyandırılmısı vb eylemlerle, sertlik yanlısı bir hükümet, iktidar arayışı doğuruluyor. >İtalyanlar, Gazi Katliamı tipi eylemlere "stragi di stato" yani devlet katliamı diyor. Bu katliamları düzenleyen örgütün İtalya’daki adı Gladio, anlamı Kılıç ama Roma dönemindeki kısa, kalın kılıç. İtalyan faşistleri, aynen Türk Faşisti MHP’lilerin bozkurtla ilişki kurması gibi, geriye, öykünülen günlere dönük bağ kuruyorlar. Fascis, Roma’da yüksek devlet görevlilerinin arkasından koruma amaçlı yürüyen liktorlarin sol omuzda taşıdıkları bir çeşit balta demek. Devletin gücünü simgeliyor. Faşizm sözcügü, fascis ve fascio’dan (demet, bu baltalarin değnekler demeti halinde olmasindan ) türemiş bir sözcük. İtalyan Faşizmi, hareketlerinin sadece ismini değil, selaşma biçimlerinde de Roma’dan almışlardı. >( Türk Faşistlerinin elleriyle bozkurt selamı yapması da kuşkusuz tesadüfi bir selamlama biçimi değildir.) >"Gladio’nun bir ayağı İtalyan faşistleri, diğer ayağı Masonlar ve sac ayağının üçüncüsü de Kızıl Tugaylar isimli sol (!) ve devrimci şiddet yaptığını öne süren yapılanma olmuştur. >31 Mayıs 1972’de venedik yakınlarındaki Peteano’da bir ihbar üzerine olay yerine gelen üç carabineri şüpheli arabanın kaputunu açtıklarında meydana gelen şiddetli patlama sonucunda yaşamlarını yitirdiler. İtalya’nın KONTRA -devrimci sol örgütü Kızıl Tugaylar, iki gün sonra olayı üstlenmişlerdi. Polis 200 kişiyi tutuklamış fakat hepsi serbest bırakılmışlardır. 1982 yılında dosyayı tekrar açan Venedikli Savcı Felice Carson, olayla ilgili hiç bir polis soruşturmasının yapılmadığını görmüştü. Savcı sahte delillere önem vermeksizin sürdüğü soruşturma sonucunda " Yeni Düzen" adlı militan bir örgüte ve "Petenao olayında" küçük Fiat 500 marka otomobilin bagajına bubi tuzağı kuran Neo-faşist Vincenzo Vincigueerra’ya ulaştı. Savcı…. 1969’dan sonra İtalya’yı kana boğan tüm katliam eylemleri tek bir örgütsel kalıba aittir diyordu. Bu olaydan sonra kırsal alanda… toprağa gömülü 172 silah, patlaycısı, tahrip kalıbı ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Daha sonra bunların "Gladio"nun 139 silah deposundan sadece bir tanesi olduğu anlaşılacaktı. >(Halid Özkul, Gizli Ordular-CIA)
   Abdullah Kuloğlu
Allah bilmiyor mu?...Mış gibi yapmanın ne alemi var?..Ahirette hesap vermeyecek miyiz?..O zaman..Artık kendimizle yüzleşelim; mahşer gününe bırakmayalım..Yüzleşelim ve helalleşelim..Ben bir başka garabetimize dikkat çekeceğim...Ayetlerden, hadislerden bugüne kadar cemaatin-cemaatleşmenin, tarikat ve tasavvufun-tarikatlaşmanın DİNİliğine dair pek çok delil topladık...Anlattık..Sonunda..Köşe bucak..Her yerde kendi cumhuriyetimizi kurmaya, kendi Mehdimizi ilan etmeye çalıştık..Aslında bir noktadan sonra kendi heykelimizi dikip eğilmeye, kendi putumuza tapmaya başladık!..Şimdi ülkemizde yüzlerce İslami grup, Mehdi, Mesih, Kurtarıcı, Müceddit, hatta Peygamber!..Evet..Türkiye'de ve Avrupa ülkelerinde faaliyet gösteren onlarca, yüzlerce İslami grup, klik, tarikat..Aslında çoğu diğerlerini en hafifinden bid'at olarak görüyor, gerçekte hiç de tasvip etmiyor..Konuşmaya başlayınca ne gıybetler, dedikodular!..Ne ajanlar, şunun-bunun adamı olmalar, neler!..Evet..Tarikat içinde tarikatlar!..Nur Cemaatleri içinde Nur cemaatleri!..Bugün Risale-i Nur Külliyatını basan belki 20 tane yayınevi veya Nur grubu var!..Risale-i Nurlar; Kur'an'dan sonra en çok satan kitap ya!..Asıl vahim olan şu: Bugün ülkemizde ve dış ülkelerde Türkiye merkezli hiçbir tarikat ve cemaat; diğerinin dersine gitmiyor, sohbetine-zikrine katılmıyor, yanlışlıkla katılırsa dışarı çıkarılıyor!..Diğer grup ve cemaatlerin mümkün mertebe kitaplarını, dergilerini, yazarlarını okumuyor, dinlemiyor!..Birisi yanlışlıkla okursa, ona küfre-inkara girmişcesine olumsuz ve şüpheyle bakılıyor!..Neden Nurcular, S. Hilmi Tunahan'ın Kur'an ve Tecvit Öğretim Kılavuz kitabını; Süleymancılar da neden Said Nursi'nin Risalelerini okumuyorlar?..Dinden mi çıkacaklar?...Bir evde aynı ailenin farklı İslami gruplardan bireyleri; birbirlerinin derslerine, zikir ve sohbetlerine katılamıyor; zaten çağrılmıyor, istenmiyorlar!...Bir de bazı İslami cemaat ve gruplarda; parası olmayan, bağış ve himmette bulunmayan, burs veremeyen kişilere hiç iyi gözle bakılmıyor; bu kişiler kısa sürede tecrit ediliyor, cemaatten kopmasına psikolojik baskı zemini hazırlanıyor!...Şimdi bu işler; ne kadar İslam'la, İslam kardeşliğiyle, Kur'an ve Sünnetle bağdaşıyor!..Bazı tarikat ve cemmat önde gelenlerinin bir eli yağda, bir elleri balda!..Kirada veya fakir semtlerinde değil; krallar gibi saraylarda yaşıyorlar...Ama fakir mürit ve mensuplara sık sık en duygusal SAHABE FEDAKARLIĞI sahneleri anlatıp onların iliklerini dahi boşaltmaya çalışıyorlar?!..Artık kanıksamaya başladığımız son derece dramatik SAHABE Fedakarlık ve Cefakarlık öykülerini; tarikat ve cemaatlerin önde gelenlerinde de yaşamalarını, örnek olmalarını bekliyoruz..Çocuklarını burslu olarak daha kaliteli, daha pahalı ÖZEL Kolejde okutmak için verdikleri kıran kırana mücadeleyi mütevazı-sade yaşam alanında da vermelerini bekliyoruz..
   ERhan Ozankaya
İstanbul-Emniyet'te neler oluyor?...KİRLİ adamlar, işbirlikçiler, köstebekler hala korunuyor mu?...Adı çetelerle anılan polislere karşı amansız bir mücadele yürüten İstanbul Emniyeti'nde, Mali Şube Müdürü CAHİT GÖK'ün durumu değerlendiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürü Cahit Gök'ün, ekiplerinin, kaçak içki ve sigara satan bir bayiye düzenlediği baskını yarım bıraktırdığı, polis ekibini geri çekerek karşılığında 5 bin YTL rüşvet aldığı iddia edildi. Mali Polis müdürü Cahit Gök ve baskını düzenleyen ekip amiri ve memurlar hakkında idari ve savcılık soruşturması başlatıldı. ETİLER NİSPETİYE CADDESİNDEKİ BÜFE Edinilen bilgiye göre İstanbul Mali Şube ekipleri, İstanbul Nispetiye Caddesinde faaliyet gösteren Torunlar Tekel Bayii isimli bir işyerine 31 Kasım 2007 tarihinde, kaçak içki ve sahte bandrollü sigara sattığı gerekçesiyle baskın düzenlediler. İddialara göre yapılan baskında işyerinde adı geçen kaçak içki ve sahte bandrollü sigaralardan çok miktarda ele geçirildi. EKİBE GERİ ÇEKİLİN TALİMATI İddialara göre işyeri sahibi Turgay isimli şahıs baskın gerçekleştiği sırada İstanbul Emniyet Müdürlüğünde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan Cahit Gök'ü aradığı, Cahit Gök'ün de baskını gerçekleştiren ekibe talimat vererek hiç bir işlem yapmadan işyerinden ayrıldıkları ileri sürüldü. Yine iddialara göre büfe sahibi baskından hemen sonra Cahit Gök'ün makamına gittiği ve kendisine 5 bin YTL verdiği, misafir gibi ağırlandığı Mali Şube Müdürlüğü makamından ayrıldıktan birkaç gün sonra aynı işyerine düzmece bir baskın yapılarak az miktarda kaçak içki ve sahte bandrollü sigara yakalandığı belirtildi. SAVCILIK VE MÜFETTİŞLEK DEVREYE GİRDİ Bu iddiaların isimsiz bir ihbar mektubu ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bildirilmesi üzerine 31.12.2007 tarihinde hazırlanan bilgi notu ile iddialar Polis başmüfettişliğine bildirildi. İstanbul Polis Bölge Başmüfettişliğinde görev yapan Ercüment Özbeyli ve Nevzat Arabacı adlı müfettişler iddiaları soruşturmaya başladı. Bu arada aynı iddilar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2008/3298 sayı ile ayrı bir soruşturma başlattı. POLİSLİKTEN İHRACI İSTENİYOR İdari yönden açılan soruşturmada Cahit Gök, Emniyet Amiri Şener Şen, Polis Memurları Mehmet Yıldırım, Yusuf Acer ve Cemal Çelebi'ye meslekten ihraç, Başkomiser Ahmet Kalender, Yunus Çelik, Oğuz Karaca'nın "Amir ve üstlerie iletilmesi gereken bilgi ve buyrukları zamanında iletmemek, ya da olaylarla ilgili bilgileri amirlerden ve resmen istenmesi halinde de görevli ve yetkili kuruluş ve kişilerden gizlemek suçundan dolayı 4 ay kıdem durdurma cezası, istemi ile soruşturma sürdürülüyor.
   O. Akın
FLAŞ!...MSB de SAHTEKARLIĞA ortak oldu!..Rezaletin DANİSKASI!..İşte: Milli Savunma Bakanlığı, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun sahte rapor alarak askere gitmediği iddiaları üzerine inceleme başlatıldığını ve yapılan inceleme sonucunda Eminağaoğlu’nun raporunun hiçbir şüphe ve tereddüte yer kalmayacak şekilde doğru ve mevzuata uygun olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Milli Savunma Bakanlığı, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun sahte rapor alarak askere gitmediği iddiaları üzerine inceleme başlatıldığını ve yapılan inceleme sonucunda Eminağaoğlu’nun raporunun hiçbir şüphe ve tereddüte yer kalmayacak şekilde doğru ve mevzuata uygun olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, YARSAV Başkanı Eminağaoğlu hakkında 600 Yataklı Etimesgut Hava Hastanesi sağlık kurulunca 23 Aralık 1998’de düzenlenen “Askerliğe elverişli değildir” kararlı rapor ile ilgili olarak yer alan iddialar üzerine inceleme başlatıldığı vurgulandı. Açıklamada, “MSB resmi kayıtlarında söz konusu sağlık raporu da dahil, adı geçen şahıs ile ilgili mevcut evrakın asılları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, anılan raporun hiçbir şüphe ve tereddüte yer kalmayacak şekilde doğru ve mevzuata uygun olduğu tespit edilmiştir” denildi. YARSAV Başkanı Eminağaoğlu’nun yazılı talebi üzerine Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne yeniden muayene için sevk edildiği ve yapılan inceleme sonucunda eski raporundaki rahatsızlığın teyit edildiği vurgulanan açıklamada şöyle denildi: “Gülhane Askeri Tıp Akademisi sağlık kurulunca, yeniden yapılan muayene sonucunda düzenlenen 15 Eylül 2008 tarihli ve 772 sayılı sağlık kurulu raporu ile 1988 yılında verilen rapordaki tanı ve karar aynen teyit edilmiştir. Milli Savuma Bakanlığı’na intikal eden rapor, 16 Eylül 2008 tarihinde Bakanlığımızca da onaylanmıştır. Yukarıda belirtilen durum muvacesinde, Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun askerlik hizmeti ile ilgili olarak, Bakanlığımızca başka bir işleme ihtiyaç duyulmamaktadır.” ANKA
   Nefise Adalı
Kulislerde neler dolaşıyor?... 1-Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni E. Özkök ile başyazar Oktay Ekşi gidici mi?.. 2-Doğan Grubunda; M. Ali Birand, Bekir Coşkun, Özdemir İnce ve Hasan Pulur'un işlerine son mu verilecek? 3-Aydın Doğan, Milliyet'i ve Vatan'ı satacak mı? 4-Taha Akyol; Hürriyet'in Başyazarı mı olacak? 5-Doğan Medya Grubundan muhabir, yazar, reklamcı, teknik eleman 500 civarında elemanın işine son mu verilecek?..Topun ağzında olan yaşlı ve ünlü yazarlar kimler?.. 6-Bundan sonra Doğan Medyası; Ergenekon Terör Örgütünün sonuna kadar üstüne mi gidecek?..Özellikle ETÖ'nün askeri ve KKTC boyutlarını deşifre etme ve aydınlatma konusunda yeni bir rol mü üstlenecek? YOKSA; Aydın Doğan kendi idam ipini çekip intihar mı edecek?..Hızla tükenişe ve bitişe doğru mu gidiyor?..Önümüzdeki aylarda TMSF ve SPK aracılığıyla YARGI; Doğan Grubuna el koyar mı?..
   salim
iyi de, neden bu belge işine bu kadar takmış durumdasınız, anlayamıyorum. sizin gibi ferasetli bir insan tayyip erdoğan'ın bu bir haftalık süre içerisinde "fikrini değiştirmeye karar verebileceği"ni neden hesaba katmaz? şimdiye kadar öküz hatrına devam eden ortaklığı tayyip bey "bu öküz öldüyse ortaklığı da bitirelim" diyerek tersinden faş edince, sabık ortakları da "hele bir dur, bizde daha öküz çok" demiş olamazlar mı? "ortaklığı bitirirsen yalnız bu öküzle kalmaz, başka öküzlerinize de zarar gelebilir" demiş olamazlar mı? bir hafta deyip geçmemek lazım. bir hafta uzun zaman mehmet ali bey..
   Yusuf Aköz
HÜRRİYET'in ve ETÖ'nün sistemli ve planlı "İÇKİ YASAĞI" kampanyası işe yaradı!..Aydın Doğan medyasını yine Almanlar sahiplendi: İçki yasağı ve 'kadeh kaldırma' önerisi Alman basınında. AKP'li belediyelerin içki içenlere müdahalelerini konu eden Alman Frankfurter Rundschau Gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı içki yasağını en şiddetli biçimde uygulayan IV. Murat ile kıyasladı. Son haftalarda AKP'li belediyelerin içki içenlere ve satanlara müdahaleleri Alman basının da ilgisini çekmeye başladı. Almanya'nın saygın gazetelerinden Frankfurter Rundschau'da "Rakı - Hayır, teşekkürler" başlığıyla duyurulan haberde, Başbakan Erdoğan'ın AKP'li belediyelerin uyguladığı içki yasaklarına yönelik eleştirilere, “Mahalle baskısı içmeyenlereö sözleriyle karşılık verdiği belirtildi. Gerd Höhler imzasıyla yayınlanan haberde, AKP hükümetinin içki içenleri bezdirmek amacıyla rakı, şarap ve bira gibi içkileri yüksek oranda vergilendirdiği, AKP kalelerinden 1 milyon nüfuslu Keçiören'de artık şarap ve rakı servisi yapan bir restoranın bulunmadığına dikkat çekiliyor. BAŞBAKAN NEREYE GİDİYOR Haberde, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün hoşgörü için “kadeh kaldırma' önerisine karşılık Başbakan Erdoğan'ın “O aklı sen kendine sakla. Sen yine devam et o işe. Ama bırak da biz de yolumuza devam edelimö şeklindeki sözleri aktarıldı. Ancak Başbakan Erdoğan'ın hangi yolu seçtiğini belirtmediği ifade edilen haberde, şu değerlendirmelerde bulunuluyor: “Osmanlı İmparatorluğunu 1623 ile 1640 yılları arasında yöneten IV. Murat'ın devrini seçmediğini ümit edelim. IV. Murat alkol içenlere ölüm cezası getirmişti. Olayın ilginç yanı şu ki, iddialara göre katı padişahın kendisi de henüz 28 yaşında alkol zehirlenmesinden ölmüştü.
   Adil
SAPINA KADAR TÜRK KANI TAŞIYANLAR: Ömer Fahrettin Türkkan: Korgeneral, I. Dünya Savaşı’nda Kork. Komutanı, Medine Müdafaii, Büyükelçi; General selim Türkkan ile General Orhan Türkkan’ın babasıdır. Reha Oğuz Türkkan, babasının amcaları kolundan Medine Müdafii Ömer Fahrettin Paşa ve Sıdıka Hanım’ın oğulları olan ve 27 Mayıs’tan sonra Adnan Menderes’çi diye emekli edilen Orhan Türkkan (13. Dönem Kırklareli milletvekilliği yaptı) ve Selim Türkkan paşalarla da, akrabadır. Kavala Holding’in kurucusu Mehmet Kavala ile bacanak olan Selim Türkkan Paşa’nın, Kavala Holding’de üst düzey yöneticilik yapan çocukları Ömer ve Zeki Türkkan ise Osman Kavala ile kuzendirler. Reha Oğuz Bey’in babasının amcaları tarafından bugün tanıdıklarımız arasında 9 Eylül Üniversitesi rektörlerinden Refet Saygılı da vardır. Reha Oğuz Türkkan’ın annesi Saibe Hanım’ın baba tarafı ise Azerbaycanlı, yine dört göbek öncesine kadar kadılık yapan bir ailedir. Türkkan’ın dedesi Yunus Bahtiyar Bey de Nafia/Bayındırlık Bakanlığı’nda müfettişlik yapan bir kişidir. Yunus Bahtiyar Bey, evliliğini Fitnat Hanım’la yapar. Reha Oğuz Türkkan’ın anneannesi Fitnat Hanım Bulgaristan fatihi olarak bilinen Aslanpaşazade ailesinin bir ferdidir. Aslanpaşa, o zamanki Sırbistan’a eyalet valisi tayin edilmiş bir kişidir: “Çok geniş bir ailedir o aile.” — Rasih Nuri İleri de Aslanpaşa ailesinden değil mi? “Öyle bir şey duydum ama hiç temasım olmadı.” Türkkan’ın anneannesi Priştina, annesi de Prizren doğumludur. Aslanpaşazadeler 20—30 kadar köyün ağası halinde iken, I. Dünya Harbi’nden sonra Yugoslav yönetimi bu köylerin hepsine el koyar ve aile Türkiye’ye gelir. Saibe Hanım ile Halid Ziya Bey evlenir. Halid Ziya Bey, İsviçre’de devlet memuru olarak eğitime gönderilir ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürü olur: “İsmet İnönü’ye çattı. İnönü, devlet arazisi olan Taşlık’ta bir yerin tapusunu kendisine çıkartsın diye zorluyordu onu. Ona direndi ama Türkçülük davaları başlayınca da istifaya zorlandı. O zaman da kendisi direndi istifaya. Babam hayatı boyunca istifa mektubunu tarihi açık şekilde cebinde taşıdı.” 1920 yılında dünyaya gelen Reha Oğuz Türkkan, hayatını 25’er yıllık üç döneme ayırmıştır. Tabutluklarda gördüğü işkenceleri de içine alan 1947de Amerikaya gidene kadarki dönem; Amerikada eğitimden turizme kadar bir çok alanda işler ortaya koyduğu dönem ve 1941 yılında gerçekleştirdiği ve yazar Reşat Nuri Güntekin ile bacanak olmasına vesile olan Emire Güntekin ile evliliğini noktalayarak, Amerika’dan Türkiye’ye geldiği 1972’den sonraki dönem. (Türkkan’ın, Emire Güntekin ile evliliğinden, bugün ikisi de Amerika’daki üniversitelerde profesör olan arkeolog Aslıhan ve babası gibi tecrübi psikolog Ceylan adında iki kızı vardır. Reha Oğuz Türkkan, ikinci evliliğini de 1976 yılında, Akşehir’de yerleşik yörük bir aileye mensup Zübeyde Ece ile yapar. Türkkan’ın bu evliliğinden de Tuğrul ve Alptunga adında iki erkek çocuğu vardır.) Reha O. Türkkan: annemin akrabalarından bir tanesi Namık Kemal’dir. Namık Kemal, Rodos’a sürgün iken, anneannem onun yanında büyümüş ve onu çok severmiş. İki türlü akrabalık varmış Namık Kemal’le. Birincisi, Namık Kemal, annemin ailesi tarafından kız almış. Bir de Aslanpaşazadelerden Eşref Paşa varmış. Namık Kemal, onun kardeşinin oğlu imiş. Anneannem onun şiirlerini okurdu bize hep. Sonra babam çok Türkçü idi, ırkçı denebilecek kadar Türkçü. Bir de, babam Damat Ferit Paşa Hükümeti’ne karşı İmdat diye bir de gazete çıkarmış. Sevr’i imzaladılar diye ağır yazılar yazarmış onlara orada.” R.O. Türkkan: "Biz de Gazi Lisesi’nde iken liseden arkadaşlarım Fehiman Altan, Cihat Savaşfer, Muzaffer Eriş’le birlikte gizli bir teşkilat kurmuştuk, Gürem diye. Gürem aracılığıyla dergiler çıkaracaktık. Ama daha sonra komünistler azmaya başlayınca, Gürem’i onlarla mücadele şekline soktuk." Türkkan, liseden sonra babasıyla beraber gittiği İtalya ve Almanya’da kongrelerde Mussolini’yi tanır, Hitler’i de yakından dinleme imkanı bulur: “Orada görüştüğüm kimselerden anladığım, faşistlerin Türkiye’de emelleri var ve başka yerlerde yaptıkları gibi Türkiye’de de 5. Kol’u kurmaya çalışacaklar. Dönüşte hemen Ergenekon’u çıkarmaya başladım (10 Kasım 1938)...
   Niyazi Özden
Çok ilginç bir yazı: Atatürk'ün milletvekillerinden 60 tanesi MASONdu. Ünlü bakanlar hep MASONdu!.. Orduda çok MASON subay vardı..Ve dünyanın tek MASON Üniversitesi; Küba'da Havana'da kuruldu...Vs..İşte o makale... World Association of International Studies, Stanford University'de çıktı bu yazı: TURKEY and the Masons!.. Utkan Demirci from Turkey writes:Regarding Professor Hilton’s following comments. “My guess is that the Bilderberg group consists international leaders who wants to meet and talk freely without the press or outsiders blabbing.� Just like the Freemasons who established the US.� Will they be as successful?” � It is a fact that many of the signatures on the Declaration of Independence belong to Free Masons. The Masonic influence in building of US became more clear to me when I walked the Freedom Trail in Boston. Interestingly enough, many of the most influential people in Turkish history are also Masons, including some of the Ottoman princes and sultans such as Murat the Fifth. Mustafa Resit Pasha, who led the “Tanzimat” in 1839 was a Freemason. This date marks the start of the turn of Ottomans towards the West. There are many other Masons who played an active role in the foundation of modern Turkey. Mustafa Kemal Ataturk, the father of Modern Turkey, had many Masons as ministers : �kr� Kaya (minister of Internal Affairs), Hasan �li Y�cel (minister of education),� Mim Kemal �ke, Kaz m �zalp.and 60 members of the parliament were Masons in Ataturk’s time. His personal doctor was the Right Worshipful Grand Master of� the Grand Lodge of Turkey at the time. The three main ideals of Masonry, “truth, relief and brotherly love” are well-know. Moreover, in these two examples of Turkey and US, and probably in others, Masons seem to have been successful, as Professor Hilton points out. I wonder what is the need or the driving force for new organizations to emerge and what differentiates them from the existing ones? RH: I apologize for our general ignorance of Turkish history.� Here is what the Columbia Encyclopedia xays about Tanzimat: (t�n�z m�t) (KEY) , [Turk.,=reorganization], the name referring to a period of modernizing reforms instituted under the Ottoman Empire from 1839 to 1876. In 1839, under the rule of Sultan Abd al-Majid, the edict entitled Hatti-i Sharif of Gulhane laid out the fundamental principles of Tanzimat reform. Foremost among the laws was the security of honor, life, and property for all Ottoman subjects, regardless of race or religion. Other reforms, which sought to reduce theological dominance, included the lifting of monopolies, fairer taxation, secularized schools, a changed judicial system, and new rules regarding military service. Tanzimat ended (1876) under Abd al-Hamid II�s reign, when the ideas for a Turkish constitution and parliament promoted by the vizier Midhat Pasha were rejected by the sultan. RH; This sounds like Iran today. How did the ideas of the Young Turks differ from those of the Tanzimat? Kemal Ataturk himself was not a Mason? Were many army officers Masons? All this provides a background for the present struggle in Turkey. We have opened the Pandora’s box of the role of Masons in the world, a WAISworthy subject. In the US, being a Mason is like being a Rotarian or an Elk, but internationally, especially in Catholic countries they are widely viewed as part of a grand cosmopolitan conspiracy and were banned. In what countries are the banned today?� They were strong in the Cuban independence movement. There was a Masonic University in Havana, I believe the only one in the world.� How cxn a university be secret? Castro closed it down, along with the Masonic lodges. Alberto Guierrez could tell us more about this, In France, the Action Fran�aise railed against le Grand Orient. The Masons were associated with Radical parties,� How strong are the Masons in France today? In other countries? In which are they banned? http://cgi.stanford.edu/group/wais/cgi-bin/?p=318
   hakan
sn hocama aynen katılıyorum.erdoğanın -yoksa ben açıklarım -beyanı ile derin sabetaycı yapının derin kalemşorları nasıl da dalgalarını geçip keyflerini çattılar.doğanın abdi ipekçiyi nasıl ekarte ederek onu nasıl tasfiye ettiğini eğer erdoğan belgelendirebilseydi durumun ciddiyeti değişecekti.anlaşılan kasımpaşalı bu işi beceremeyecek.millet ergenekon operasyonalrını da erdoğandan biliyor ya işte bu adama koyuyor.devletin derin kanadındaki kırılma sonrasında oluşan bu derin hesaplaşma ne hikmetse erdoğanın hanesine yazıldı.halbuki hem erdoğanın hem de kadrosunun ne bu ülkeyi yönetebilecek ne de yönlendirebilecek tecrübe ve bilgisi var.kath ı rical yani adam yokluğundan dolayı millet erdoğan demiştir.bir belediye başkanından başbakan olamayacağını benim kör ninem bile bilirken...

Mehmet Ali Bulut Arşivi
CHP nereye koşuyor? 25.Kasım.2008
APO'nun yeni komşusu İskender Büyük mü? 21.Kasım.2008
Siyasette müspet hareketler 20.Kasım.2008
Anayasanın değişmezleri... 14.Kasım.2008
Ergenekon savcısı 11.Kasım.2008
Obama'nın beriki yüzü 08.Kasım.2008
O ba ma, Necdet Sezer ve Cumhurbaşkanı Apo ! 06.Kasım.2008
Mustafa 04.Kasım.2008
Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun! 30.Ekim.2008
Evet, daha kötü günler geliyor, ama kime? 27.Ekim.2008
Temel Ağabey'i uğurlarken... 26.Ekim.2008
Sermaye ve iktidar! 20.Ekim.2008
Sayın başbakanım bu sizin gerçek duruşunuz ise... 17.Ekim.2008
Başbakan, Bahçeli'yi muhatap almak zorunda! 16.Ekim.2008
Kürt kimin umurunda be kardeş! 09.Ekim.2008
Neden askerler hiç mesul olmazlar? 05.Ekim.2008
AK Parti'nin geleceği 26.Eylül.2008
Benim hırsızım iyidir! 21.Eylül.2008
Başbakan'ın adamları ne yapıyor? 15.Eylül.2008
Talut Calut'u yener, nitekim yenmişti... 11.Eylül.2008
Kenya'ya kar yağıyor! 06.Eylül.2008
Bir sarhoş Yeltsin yok mu? 03.Eylül.2008
Türkiye için semirme vakti! 02.Eylül.2008
Başbuğ ve ideolojik muhalefet döneminin sonu! 29.Ağustos.2008
Ergenekon'un Kürt Memetleri 25.Ağustos.2008
Gürcistan dramından Asya Medeniyetine... 14.Ağustos.2008
Amerika'nın İp'i yahut kan oyunları 11.Ağustos.2008
Değerlerin ihyası! 08.Ağustos.2008
AK Parti'nin farzı, vacibi, sünneti... 05.Ağustos.2008
Bediüzzaman Önder Sav'a ne dedi 02.Ağustos.2008
Batı'nın Karlofçası 31.Temmuz.2008
Eyvah, AK Parti kapatılmıyor! (Adnan Menderes Çıkmazı'nda kan gölü= 29.Temmuz.2008
Evet bu bir hesaplaşmadı 24.Temmuz.2008
Agarta'nın gelini 18.Temmuz.2008
Perestroyka yahut temellerin çöküşü 12.Temmuz.2008
BU mu yanlış? 10.Temmuz.2008
AK Parti out olurken nasıl oluyor da Şener in? 09.Temmuz.2008
Yarasalar gündüz uçuyor, demek ki karanlıktakilerin de keyfi kaçtı 03.Temmuz.2008
Ben yazmasam bir şey olmaz ama siz tepki koymazsanız çok şey kaybederiz 01.Temmuz.2008
Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi 07.Haziran.2008
Mustafa Kemal ve arkadaşları nerede, şu kafa yapısı nerede? 03.Haziran.2008
Öğretmeni kim mağlup etti? 28.Mayıs.2008
Önder Sav'a din öğretildi de o mu yanlış öğrendi? 23.Mayıs.2008
Turhan Çömaz Ali Suavi mi olmak istiyor? 20.Mayıs.2008

Gazetelerin 1. Sayfaları

ÇARŞAFLI STAND UP CI

39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.

AKSİYON'DAN SÜPER KAPAK: YÜKSEK HEGEMONYA HSYK

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?

İRAN'DA TOPLU İDAM...

İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.

FETHULLAH GÜLEN ONUN YÜZÜNDEN YURT DIŞINA ÇIKTI!

2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR


DÜN EN ÇOK OKUNANLAR

» İttihadçılar ve Carborani 1889

EN ÇOK ARANANLAR

» Ahmet Hakan
» Ali Kırca
» Nurettin Veren
» Galatasaray
» Fethullah Gülen
» Nuh Gönültaş
» Minik Dualar
» Video Haberler

VİDEO HABERLER

» BU BAYKAL'I MUTLAKA DİNLEYİN
» İŞTE VATAN SAĞOLSUN DEMEYECEĞİM DİYEN BİR ŞEHİT ANASI DAHA DAHA!
» ÇILDIRTAN AYNA...
» İŞTE GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SERTLİK TARİHİNE GEÇECEK KONUŞMASI
» HOCAEFENDİ İLE GURBETTE BİR BAYRAM DAHA...
» ZAHİT AKMAN MEYDAN OKUDU!
» METALLİCA'NIN OLAY KLİBİ...
» ÇANAKKALE DE TÜRK ASKERİNİN YEMEK LİSTESİ NASILDI? VİDEODOO
» BÜYÜK PATLAMANIN İSPATI İÇİN BÜYÜK DENEY!
» HOCAEFENDİ'NİN BİR ŞİİRİ TRT'DE İLK DEFA OKUNDU
gasteci.com © 2008