Dünün çulsuzları, birden bire deli paralar içinde yüzecekler...
Eve gitmeye ceplerinde dolmuş parası olmayanlar, bir takım makamlara geçer geçmez, yılda bir araba değiştirir hale gelecekler... Sonra asortik, siyah Mercedeslerle caka satacaklar... Sebahattin Çelebi
Konuştukları rakamların, sıfırları bol olmaya başlayacak birden...
Basacak parayı; şu şirket senin, bu şirket benim ortak olacak!
Mesleği ne?
Yatırımcı mı?
Hayır!
Anadan, atadan kalma bir mal mülk mü var?
Hayır!
Milyon dolarların cirit attığı büyük bir ticari patlama yaşayacaksın!
Sattığın ne?
Hiç!
Aldığın ne?
Hiç!
Vatandaşı ev sahibi yapma vaadiyle kooperatif kuracaksın, her ay para toplayacaksın, sonra da tüyeceksin!
Müthiş bir ticaret!
Müthiş bir yatırım!
***
Kurumsal gücü de elinde bulunduran gruplar, son dönemde gözde ilgi alanları oluverdi. Paraya, maddi güce ulaşmak isteyenler, birden bire kabuk değiştirdi, güzel bir makyajla kendilerini gruplara adadılar, postu iyi yere serdiler.
"Fedekar abi" rollerini de çok güzel oynadılar Allah için!
Gayet güzel şekil yaptılar!
Ticari zekaları çok yüksekti her birinin... Mütevazi maaşlarla ay sonunu zor getirirken, birden bire evler, villalar, lüks arabalar alacak paraya, şöhrete, sermayeye kavuştular...
Derviş hayatı yaşıyor görüntüsü veriyor, dünyadan elini eteğini çekmiş pozları yapıyorlardı...
Ama ceplerinde taşıdıkları, bankalara depoladıkları paraların o tahrik edici hışırtısına karşı, gizli bir muhabbetleri, onulmaz bir tutkuları vardı...
Evet, sınıf da atladılar!
Artık, ellerini önünde bağlayan, "Hoşgeldiniz abi" diyen, tedirgin, gariban Anadolu çocukları vardı karşılarında. Ürkek, saygısızlık ederim korkusuyla titreyen gençler... Ağzının içine bakıyorlardı abilerinin. Bir şey ister, canı bir şey arzu ederse, süklüm büklüm oturdukları yerden fırlamaya hazır haldeydiler...
Onlar da kasıldıkları koltuklarından, sanki kulelerden bakar gibi, "gösterişli bir enaniyetle" bakıyorlardı o çocuklara. Sadık hizmetçilerine emir verir gibi, "Şunu getir, bunu götür" diyorlardı...
Çünkü artık, çok güçlü bir rütbeleri vardı:
Abiydiler artık ve kendilerine "abi" denmesi, hasta ruhlarını okşuyordu!
Dedim ya, sınıf da atladılar!
Köylü bir ana-babanın okumak için büyük şehre gelmiş gariban oğlu için, bir idol olacak kadar karizmaları da vardı! O çocuklar, pişirdikleri melemenlere ekmeklerini banarken; onlar lüks restoranlardan tepsilerle etli yemekler sipariş ediyor, avanelerini doyuruyorlardı...
Parayla oynuyor, parayla sevişiyor, parayla insanları hizaya getiriyorlardı!
Sevmedikleri adamlara karşı çok güçlü bir silahları vardı:
"Bu arkadaşa dikkat edin" dedikleri anda, hayat karartıyorlardı. İnsanlar arasına fitne sokuyor, onu öbürüne, öbürünü berikine düşürüyor, sonra "Benim haberim yok!" diyerek işin içinden çıkıyorlardı...
Tetikçileri de vardı!
"Çizilmesi" gereken biri varsa, hemen adamları vasıtasıyla yıpratma çalışması yaptırıyor, adamı dımdızlak bırakıyorlardı... Yıllardır oturup kalktığı.. beraber gülüp beraber ağladığı arkadaşları yollarını değiştiriyorlardı onları görünce... Hiçbir şeyden habersiz garibanlar, cüzzamlı muamelesi yapılarak, itiliyor, bir köşeye atılıyordu. Gururlarının kırılması gerekiyordu ve inançları, samimiyetleri sorgulanıyordu.
Makamları, saltanatları için tehlike olarak gördükleri herkesin mutlak surette uzaklaştırılması gerekiyordu. Bunun için kılıf bulmak da, hiç zor olmuyordu nedense. Bir yukarıya gidiliyor, "uyumsuzluk"tan dem vuruluyor, sürgün mekanizması işletiliyordu. Avanelerine makam boşaltmak olsa da kaygıları, başarıyorlardı...
Arkasından çevrilen dolaplardan habersiz o garibanlar ise, dava coşkusuyla giderken, arkalarında bıraktıkları hüzünlü hatıraları koyunlarına koyuyor, kırık bir ümitle gidiyorlardı uzaklara. Yokluğun, sıkıntının, meşakkatin zirvede olduğu yerler biçiliyordu onlara. Gözleri nemli, "Geldim ey Nebi" diyorlardı... Bir uzak diyarın ve zoraki bahşedilmiş, tırışkadan bir makamın ayazını yüreklerinde hissettiklerinde.
Gönderildiklerini, sürüldüklerini bilmiyorlardı çoğu zaman...
O pılını pırtısını toplayıp, "dava" deyip yollara dökülenler gibi değillerdi işte onlar...
Kolu kırıyor, sonra da, "Kol kırılır yen içinde kalır" diyor, örtbas etmeye çalışıyorlardı... Seslerini çıkaranlar için, ütüsü bozulmamış, naftalinli "hain" gömlekleri zuladan çıkarılıyor, özenle giydiriliyordu...
Yorumlar ALLHA korkusu olanlar ve olmayanlar Deniz Feneri olayı bizim mahallenin sancısıdır.İnanan insanlar arasında böyle şeylerin musamahası da olamaz.Bunlar kimse ortaya çıkarılıp aleme ibret olsun diye cezalandırılmalı.Diğerleri herşeyi mubah sayabilir ama bu cenahtan böyle hareketler ve gelecekte kurulacak gerçek vakıflar engel olmamalılar.Bunun sorumluluğu AKP ve KANAL 7 Ve ALBAYRAKLAR A KADAR HATTA MİLLİ GÖRÜŞCÜLERE KADAR DAYANABİLİR.
TEMİZLENMELİLER YOKSA TOPLUMA ÇIKAMAZLAR...ÖNDEN GİDEN ATLILAR GERİDE KALANLARSA MEZARCILARLA DERGAHLARI BEKLEYENLER..İKBAL
HAK BELLEDİĞİN YOLDA YALNIZ BAŞINA YÜRÜ..
KIRILIRSAN KIRIL DÜŞ, SAKIN EĞİLME !
HESAP GÜNÜNDE AK YÜZLÜLERDEN OLMAK İÇİN
YAP, NE YAPACAKSAN..ali okur o gariban çoçuk benim ve tanıdığım niceleri... nefis anlatmışsınız, inanırmısınız beynimin ırzına geçilmiş gibi hissediyorum kendimi, kafam karma karışık...
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.