AK Parti’nin kapatılması dâvâsının ardından basında çıkan değerlendirmelerde genel olarak dikkatleri çeken bir hususiyet var. Taceddin Kayaoğlu
O da; partinin ister yandaşları isterse de karşıtları tarafından olsun bir çeşit “öğüt manifestosu” diyebileceğimiz söz dizinleri inşa ediliyor. Karşıtları “törpülenme eksenli” uzlaşma teklif ederken, yandaşları ise bilinçaltlarındaki Kopenhag Kriterleri güdülemesiyle “daha fazla demokrasi” isteklerini dile getiriyorlar. Mutlaka her iki tarafın da kendi paylarına düşen haklılıkları vardır ve saygı duyulmalıdır.
Lakin tarafların (A) fark (B)’leri üzerinden hareket etmekten öte, dikkatimizi çeken başka bir husus var. O da “kesişim kümesi”dir. Malumunuz matematikte bir terimdir bu; iki farklı kümenin ortak elemanlarını tespit etmeye çalışma hali.
“Öğüt manifestocuları”nın kesişim kümesini tespit ettiğimizde; “özeleştiri” veya “otokritik yoksunluğu” dediğimiz psikolojik bir olgu ile karşı karşıya kaldığımızı görürüz.
Özel alanda hükümetler genel alanda ise iktidarlar toplumsal tabanın bir çeşit yansımasıdır aslında. Yansıyan şey ise; o toplumu oluşturan tek tek bütün bireylerin ruh-nefis-irade-akıl dörtlüsünden teşekkül eden söz ve fiiller yumağı, yani insanın ta kendisidir. Ve gerek toplum gerekse de onun bir üst yapısı olan siyaset ve siyasetçi kesinlikle insandan bağımsız değildir.
İçinde bulunduğumuz sistemi kim inşa ediyor? Cevabını bulmak için çok da zorlanmaya gerek yok; bizlerden yansıyan şeyler. Aksini iddia veya ispat etmek mümkün mü? Kim çıkıp da diyebilir ki; “inşa edilmiş bu kaotik sistemin oluşumunda öyle veya böyle benim hiçbir türlü katkım olmamıştır.” Mümkün değil. “Ne ekersen, onu biçersin”in helezonik (sarmal yay) izdüşümlerini ve holografik etki süreçlerini (bütünün parçadan bağımsız olmaması) yaşıyoruz sadece.
Çözüm nedir öyleyse?
Millî irade mi?
Hayır. Bu “şey” her neyse, bu sıralar o kadar sık kullanılmaya başlandı ki, önüne gelen “millî iradeci” kesiliyor. Konuyu sadece kendi inhisarlarına almak ve kimseye kaptırmak istemeyen Kuvâ-yı Milliyeciler bile bir başka âlem. Ancak, bir bakıma onlar da millî iradeci değil mi? Millî kuvvetlerin de kendilerine göre millî bir iradesi vardır, ne biliyorsunuz? Kavram o kadar muğlak ki isteyen istediği gibi algılayabilir, içselleştirebilir ve kullanabilir.
Batıda bu kavram ifade edilince daha çok anlaşılan şey demokrasidir. Fakat adamlar da işin içinden çıkamıyor olacaklar ki, “radikal demokrasi” kavramı üzerinde kafa yoruyorlar artık. Buradan hareketle herkesin tek tek bütün haklarının garanti altına alınması meselelerini tartışıyorlar. Habermas1 tutuyor “İletişimsel Eylem Kuramı”na sarılıyor. Sağa git Demokritos’un2 atomistik teorileriyle karşılaşırsın, oradan liberalizme gömülürsün -hoş liberalizmin ilk teorisyenleri de sosyalist düşünürler ya-, sola git Eflatun’un3 idealist teorileriyle karşılaşırsın, oradan da sosyalizme gömülürsün.
Diğer yandan, Almancı spiritüalizmin “bilinç maddeyi anlamlandırır” tezini mi savunalım, yoksa Marksizm’in “madde bilinci anlamlandırır” tezini mi savunalım? Modernizm üzerinden mi gidelim, “hayır, modernizmin miadı doldu” deyip post-modern veya ultra-modern yaklaşımlar mı sergileyelim? Buradan hareketle Thomas More’a4 özenip yeni ütopyalar mı inşa edelim, yoksa J. J. Rousseau’nun5 totaliter tezlerini yere vurup, Montesquieu’nun6 “kuvvetler ayrılığı” tezini mi ölçü alalım? Ne yapalım, ne edelim de şu AK Parti’ye bir akıl hocalığı yapalım? Kim bilir belki ülkeyi kurtarırız…
Çözüm nedir öyleyse?
Çözüm söylemesi “çok kolay”, yapması ise “bir o kadar zor” olan, insanlık tarihinin en büyük meselesi; “iyi bir insan” olabilmektir sadece. Bir de her iyi insanı yan yana getirebilip oradan, “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz”in mânâsını idrak etmiş bir “kolektif büyük şuur” inşa edebilmek. Gerisi teferruattır, çünkü; “Kendi çizgimizi heceleme yolunda” yürüyüp, yeni medeniyet inşa edecek kadar derin tarihî şuuraltına sahip aksiyoner bir milletiz.
Meselenin özü Hz. Ali’ye atfedilen bir sözde gizli; “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.”
Yorumlar HATALARIMIZI GÖRMEKTEN ÇEKİNMEYELİM Gönültaş ile birlikte güzel noktalar değinmişsiniz. Bence bu ülkenin kendine gelmesi için öncelikle bütün bireylerin ve hatta islami kesimin kendisine ciddi anlamda çeki düzen vermesi gerekir. Hatta büyük oy çoğunluğu ile hükümette olanların bu yönde topluma mesajlar vermesinde azami derecede fayda var. Birbirimizin hatalarını söylemekten çekinmeyelim...RAHATSIZ MI OLDUNUZ DİYEN ARKADAŞA rahatsız mı oldunuz? diyen arkadaş yazıyı tam anlamamış gibi. Yazar haklı Türkiye'nin artık kendini toparlaması için herkesin ciddi anlamda kendisine dönmesinde fayda var. Bu açıdan uyarıcı bir yazı. Nuh gönültaş'ın bundan önceki yazısında satır aralarında vurgu yaptığı şeyle sayın Kayaoğlu hemen hemen aynı noktada buluşmuş gibi. Nasihat vermektense artık kendimize dönelim bence. Kayaoğlu'nuda dikkatli bir gözle anlamaya çalışalım. rahatsız mı oldunuz milletin değişikkesimlerin akp ye öğütlerde nasihatlerde bulunmasını niçin yadırgıyorsunuz anlamadım biz demek ki son bir yıldan ders almamaışız bir yıl daha gerilimle geçirelim biz gerilimi severiz mi dmek istiyorsunuz bu nasihatlerin temelinde krizlere tekrar dönmemek yatmıyor mu siz bu konuda ne yapmak istiyorsunuz siz de hükümete tavsiyeler de bulunun bundan kim zarar görür kiRAKAMLAR DA NE Bu yazıdaki rakamlar nedir sayın sayfa sorumlusu arkadaş. Yazar dipnot atmış gibi. Ama bu dipnotları göremiyoruz. Lütfen biraz daha dikkatli olalım...
Çölün ortasında ışıl ışıl bir kent, 40 yıla yakın süredir ilk defa görülen kar yağışıyla felç oldu. Uluslararası havaalanı ve otoyollar kapandı, okullar eğitim veremez hale geldi.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.