Ergenekon işi iflas etmiştir. Ergenekon davasının hiçbir ciddiyeti kalmamıştır. Bu davadan ne bir arınma ne bir demokrasi çıkar…” Tamer Korkmaz
Bu sözlerin sahibi kim mi?
“Ergenekon'un Avukatı” Deniz Baykal…
Baykal'ın darbeci Ergenekon örgütüne canla başla sahip çıkan açıklamasını alkışlayan da Cumhuriyet'in “Gizli Washington Portakalı” patronu İlhan Selçuk…
Türkiye'ye kast eden “Ergenekon” gerçeğini hasıraltı etmek için her türlü tezviratı yapmaktan çekinmeyen bu ikiliyi müthiş rahatsız eden hadise nedir?
Türkiye'de Statüko'nun iflas etmesi,”ABD-NATO'ya bağlı derin yapılanmanın lağvedilmesi”dir!
* * *
Baykal “Ergenekon işi iflas etmiştir” diyor; bir gün sonra
Ergenekon Operasyonu'nda yeni bir dalga kıyılarımıza vuruyor:
Tutuklu Veli Küçük'ün sağ kolu olan JİTEM'ci Albay Arif Doğan gözaltına alınıyor…
Ümraniye ve Eskişehir'de ortaya çıkarılan cephane evlerin ardından Beykoz'da Arif Doğan'a ait ofis-depoya yapılan baskında askeri mühimmat ve JİTEM'in Arşivi'ne ait olduğu belirtilen yüklüce gizli belge ele geçiriliyor.
Ergenekon kapsamındaki üçüncü cephanelik bu…
Veli Küçük'le birlikte JİTEM'in kurucuları arasında yer alan, bir dönem Silopi ve Batman'da JİTEM Grup Komutanlığı da yapmış olan bir emekli albayın ofisindeki “hiçbir ciddiyeti olmayan!” uzun namlulu silahlardan, tabancalardan, binden fazla mermiden falan söz ediyoruz…
Ergenekon'un aynı zamanda CHP'nin genel başkanı da olan “avukatı”na soruyorum:
Bu durumda, kim iflas etmiş oluyor?
* * *
Gözaltına alınan Arif Doğan, Cem Ersever'in de arkadaşıydı:
Albayın adı, ilk kez 16 Eylül 1989'da Şırnak-İdil'de üç köylünün öldürülmesi hadisesi ile duyulmuştu.
Olayın üzerinden dokuz yıl geçtikten sonra Arif Doğan'ın da içlerinde bulunduğu asker, korucu ve itirafçılardan oluşan bir çok kişiye “silahlı çete oluşturmak”tan dava açılmıştı.
Davanın akıbeti ne mi olmuştu?
Diyarbakır DGM Savcılığı, Nisan 1998'de Jandarma Genel Komutanlığı'na yazı yazarak -Arif Doğan, Veli Küçük ve Cem Ersever'in de dahil olduğu kimi askerler hakkında- bilgi istemesine karşılık sonuç alamamış; “görevsizlik” kararı verilerek dosya rafa kaldırılmıştı!
* * *
Emekli Albay Doğan, ifadesinde Ümraniye'de ele geçirilen bombaların Cem Ersever'e ait olduğunu söylemiş; “Ersever öldürüldükten sonra bombalar sürekli el değiştirdi” diye konuşmuş!
Bütün bunlara karşılık, Doğan “Ergenekon'la alakası olmadığını” iddia etmiş; “JİTEM'in dağlardaki uygulayıcısı olduğundan” bahsetmiş:
Teoman Koman Paşa da, 28 Şubat döneminde JİTEM konusunu sulandırmak için “JİTEM Fak-Fuk-Fon gibi bir kuruluştur” diyerek 'hasıraltı' çalışmıştı…
JİTEM'in 'karanlık' izleri Ergenekon'a; Ergenekon'un derin izleri de bir tür “Baronlar Konseyi” diye tarif edebileceğimiz “Gizli İktidar” yapılanmasına çıkıyor!
* * *
Ergenekon Davası, Ekim'de başlıyor: Bu dava uzun sürecek ancak müthiş “öğretici” olacak…
Henüz başlangıç aşamasındayız: Fevkalade heyecanlı, hayli sarsıcı sahnelerle karşılaşacağız, ilerleyen bölümlerde…
'Ergenekon' adlı dizi filmin sonunda Türkiye'nin “Gizli Tarihi”ni, Bu Millet öğrenecek.
Yorumlar Yunus Otuzaltı Aysun Rakıcıoğlu'nun haberde adı geçmediği halde buraya yazdığı yorumda Cengiz Özakıncı'dan bahsetmesi garibime gitti. Başka bir habere yazdığım yorumda belirttiğim gibi: Cengiz Özakıncı’yı okumadan, tanımadan, bilmeden hakkında ileri geri yazan arkadaşlara teessüf ederim. Ben kitaplarını okuduğum için biliyorum, Cengiz Özakıncı herşeyden önce bir Müslümandır. 2004 yılında vefat eden kardeşi Uğur Özakıncı, ölene dek yıllarca Zaman gazetesinde köşe yazıları yazmıştı; bunların da çoğusunu okudum. Zaman yayınlarından çıkan “An-lamak” diye bir kitabı da var. Cengiz Özakıncı’nın “Dolmakalem Savaşları” adlı kitabı ile “İslamda Bilimin Yükselişi” adlı kitaplarının tanıtımları, çeşitli zamanlarda Aksiyon dergisinde tam sayfa olarak yayımlanmıştı. Ben ilk defa Aksiyon’da görüp kitaplarını aldım. Okuduğum “Euro-Dolar Savaşı” adlı kitabında, Zaman gazetesi yazarı Fikret Ertan’ın konuya ilişkin görüşle-rini aktarıp bunları kaynak olarak gösteren Cengiz Özakıncı, “Dil ve Din / Kur’an’ı Doğru Anlamak” adlı kitabının kapağında İbrahim Suresi’nden ayetler aktarıyor, merhum Mehmet Akif Ersoy’un görüşlerini savunuyor. Özakıncı’nın kitaplarının hepsi “Yaradan’a Sığınarak” ibaresiyle, pek çok kitabı da Kur’an’dan ayetlerle başlıyor. İslam adına yapılan çirkinlikleri eleştiri konu-su ediyor ama, Müslümanlığın vahye dayalı en yüce din olduğunu, hiç bir çirkinliğin ve kötülüğün Kur’an’a, Peygamber’e ve Müslümanlığa yüklenemeyeceğini de açık seçik, defalarca belirtiyor. İnternetteki biyografilerinden öğrendiğime göre, kendisi bir 12 Eylül mağduru. 12 Eylül döneminde 5 yıl askeri hapisanelerde türlü işkencelere maruz bırakılmış. Cengiz Özakıncı’nın kitaplarında, askeri darbeler ve darbecilik açıkça kınanmakta, ayrıca Atatürkçülüğü ve laikliği dinsizliğe alet edenler ile mason-lar ve siyonistler de yerden yere vurulmaktadır. Son okuduğum “Derin Yahudi” adlı kitabında (Sayfa: 135): “Darbe dalaverele-rinin sonunun nereye varacağını biliyorum çok şükür; şaşarım darbeye umut bağlayanların aklına!..” diyor. “Türkiye’nin Siyasi İntiharı” adlı kitabında, daha PKK 1984’te Şemdinli baskınını yapmadan üç yıl öncesinde, 1981 yılında, 12 Eylül Genelkurma-yı’nın Türkiye’yi 67 eyalete bölmeyi amaçladığını belgesiyle yazmış. Sayfa: 405-407. Yine bu kitabında, darbeci İttihatçıların bütün kirli çamaşırlarını gözler önüne sermiş; darbeci – ittihatçı zihniyeti yerden yere vurmuş. Ben kendisini Papa’nın Türki-ye’ye geleceği günlerde çıktığı bir televizyon programında canlı yayında ekrandan gördüm ve dinledim. Papa’nın İslamiyeti kan dökerek kılıçla yayılmış bir din olarak suçlayan görüşünü televizyonda canlı yayında saatlerce konuşarak lanetleyen Cen-giz Özakıncı, İslam’ın güzel ahlakla, akılla, irfanla, bilimle, ilimle yayıldığını savundu, “İslam’da Bilimin Yükselişi” kitabından örnekler gösterdi, İslamın değil asıl kilisenin kanla kılıçla insanlara zorla din dayattığını, kilisenin katliamlarını gösteren resim-leri bir bir ekrana getirerek anlattı. Daha sonra kendisini AVRASYA BİR vakfında verdiği konferansta dinledim. Konferanstan sonra sohbetimiz oldu. Bu konferansın özeti http://www.huryildiz.com/Detay.asp?yazar=2&yz=1317 sitesinde “Yazar Cengiz Özakıncı'nın AVRASYA Bir’deki konferansı” başlıklı makalede var. Uğur Mumcu’yu Atatürkçü olduğundan dolayı dinsiz, solcu olduğundan dolayı ateist olarak biliyorduk. Ama Yeni Şafak gazetesinde, abisi Ceyhan Mumcu ile yapılan 18 ağustos 2008 tarihli mülakatı okuyunca, bu düşüncemizin yanlış olduğunu, Uğur Mumcu’nun Müslüman bir aydın olduğunu hayretle gör-dük. Mülakatın o bölümü şöyle: Soru: “Uğur Mumcu'nun İslam'a bakışı nasıldı?” Abisinin cevabı: “Bence iyiydi. Bizim aileden kalma bir adetimiz vardı. Her Ramazan camide mevlit okuturduk, Uğur da hepsine gelir, o vaktin namazını kılar ve dua ederdi. Hatta bir defasında ayakkabısı çalındı.” Soru: “İnançlı mıydı?” Abisinin cevabı: “İnançlı olmasa camiden kaldırmazdık. Maltepe Camii'nde mukabele okuttum. Güldal'ı, Uğur'un mücadelesinden taviz veriliyor diye kışkırtmak istediler. Kimse bilmez ama Uğur pek çok caminin yapılmasına yardım etmiştir. Uğur'un hiçbir zaman dinsel değerlere saygısızlığı yoktu. Uğur'la bizim anlaşamadığımız ilk olay babamızın vefatından sonra kütüphanesindeki Abdulbaki Gölpınarlı'nın Kur'an tefsirini kimin alacağı konusu oldu, tefsir onda kaldı.” Soru: “Nasıl bir evde büyüdünüz, Uğur'la birlikte?” Abisinin cevabı: “Dedem Mehmet Akif'in arkadaşıydı. Onun dergahına gittiği için 90 gün hapis yatmış. Babam hafızdı, Saadetin Kaynak'la çok iyi arkadaşlardı, sık sık bize gelirlerdi. Ramazan'da bizde iftar yaparlardı. Ben de Uğur da iyi bir dini terbiye ve kültür aldık. Ramazanlarda birlikte Hacıbayram'a giderdik.” (http://yenisafak.com.tr/Roportaj/ ?t=18.08.2008&i=135194) Vaktiyle Uğur Mumcu’ya yaptığımız gibi şimdi de Cengiz Özakıncı’yı ceff-el-kalem değerlendirip bir yerlere bağlamak hiç doğru değil bence.Arif Yahudilere Göre Dönmeler:
Sabetay Sevi’nin Müslüman olması bütün Yahudi dünyasında şok tesiri yaptı. Taraftarları, onun bir sahtekar olduğunu kabul etmektense, gizli bir görev nedeniyle din değiştirdiğine inandılar. Sevi hayattayken, Edirne’de toplanmış 200 kadar Yahudi ailesi, liderlerini izleyip Müslüman oldular. Bunların arasında tanınmış din adamları ve kabalistler de vardı. İslamı kabul etmeyenler diğer “maaminin” liderlerini izleyip din değiştiren Yahudilerin ilahi bir emirle gizli görevlere bağlandıklarına inandılar.
Sevi’nin ölümünden (1676) sonra, ideolojisini izleyen, din değiştirdikleri için “Dönme” tabir edilen tarikatın faaliyet merkezi Edirne’den Selanik’e geçti. Sabetay Sevi’nin son karısı ve Selanikli meşhur haham Jozef Filozof’un kızı Yoheved, burada “kerido” lakabıyla bilinen erkek kardeşi Yaakov Filozof’un Sabetay Sevi’nin ruhuna sahip olduğunu ilan etti. Bu gelişmeler üzerine Dönme tarikatı bölündü ve bir bölümü kerido’nun safına geçti. 17. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı’nın değişik kentlerinden birçok dönme Selanik’e yerleşti. Dönmeler dışa doğru gerçek Müslüman, kendi aralarında Sebataycı olarak yaşamaya devam ettiler. Hatta Yaakov Kerido, İslama “sadakatini” göstermek için hacca bile gitti.
17. yüzyılın sonunda tarikat içinde anlaşmazlıklar belirdi ve iki alt-tarikat oluştu: İzmirliler ve Yaakovlar. Ertesi yüzyılın başında, Osman Baba adını alarak Müslüman olan Baruhia Ruso, Sevi’nin ruhunu taşıdığını ilan etti ve “konyozos” ya da “karakaşlar” adıyla anılan üçücüncü bir alt-tarikat kurdu. Konyozoslar aşırı eylemci bir tutum takınarak, yeni bir dinsel ideoloji geliştirdiklerine inandılar. Görüşlerini Polonya, Almanya ve Avusturya Yahudi cemaatleri arasında da yaymaya çalışan Konyozoslar 1720-26 yılları arasında Avrupa kentlerinde büyük heyecan ve sarsıntılara yol açtılar.
Dönmeler kendilerine göre bir yaşam şekli benimseyerek Selanik’te bir mahalleye yerleştiler. Özellikle derviş tarikatlarıyla iyi ilişkiler kurdular. Öte yandan dışa doğru tam Müslüman görünen bu grubun kendi içinde Sabetaycı-Yahudi olarak kaldıkları anlaşıldığında Müslüman çevre bu kişilere “Dönme” lakabını taktı. Bu lakabın Yahudilikten Müslümanlığa geçtikleri için mi, yoksa gerçek Müslüman olmadıkları için mi takılmış olduğu açık değildir. Dönmeler zamanla İbranice’yi unuttular ve Ladino’yu kullanmaya başladılar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren de tarikatın konuşma dili Türkçe oldu.
Toplumsal yapı açısından bu üç alt-tarikat arasında bariz farklar vardı: İzmirliler grubu (İzmirim veya İzmirlis) zengin tüccarlar, orta sınıf ve aydınlardan meydana geldiğinden bunlar “aristokrat” sınıfıydılar. İzmirlilere aynı zamanda “Kavayeros” ya da “kapancılar” da denirdi. İzmirliler 19. yüzyılın sonundan itibaren Türk çevreye karışma ve özümlenme eğilimi göstermeye başladılar. Yaakovlar (Yaakoviyyim) daha çok alt-orta memur sınıfını içerir, çoğunluğu oluşturan Konyozo grubuysa küçük zanaatçı ve proletaryadan oluşurdu.
Dönmelerin hem Türk hem de İbrani adları vardı (dış ve iç kullanım için); bazıları Sefarad soyadlarını özellikle edebi eserlerinde kullanmışlardır. Dönmelerin kullandıkları dinsel metinler kolayca saklanabilmesi için, küçük puntolarla yayılır ya da basılırdı. Bu tarikattan kişiler siyasal faaliyete katılmışlar ve özellikle jön Türkler hareketinde rol oynamışlardı. (Maliye bakanı Cavit Paşa gibi). Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı izleyen nüfus hareketleri sırasında Selanik Dönmelerinin büyük bir bölümü İstanbul’a yerleşti.
Dönme tarikatı Sabetay Sevi’ye sadakatini ve onun Mesih olduğuna inancını korudu. Bunlar Tora’ya ve 10 Emir’e değişik, liberal ve mistik bir yorum kazandırdılar ve yeni bayramlar ikdas ettiler. Dönmelerin dinsel törenlerde kullanmış oldukları bazı İbranice metinler yayımlanmıştır.
Kaynak: Şalom. 2 Temmuz 2008.Aysun Rakıcıoğlu Hakkı DEVRİM; Ergenekonculara ve darbecilere "irtica malzemesi" hazırlayan yayıncı, gazeteci-yazar Cengiz Özakıncı'yı yazmış, ama ne yazmış!.."Dün Nilgün Belgün ile Cengiz Özakıncı'nın birlikte çekilmiş fotoğraflarını görünce iki büyük gazetemizde, gene irkildiğimi fark ettim. (Hürriyet, ve Sabah, 13 mayıs) Amaç, gene kitap tanıtımıydı. Birlikte yazmışlar, Bir Kadın / Bir Erkek, düet ve düello (Filika Yay.).
Kol kola, sırt sırta çekilmiş cilveli fotoğraflar. Belgün'ün sırtındaki kombinezon değilse de, fileli çorapla bacak bacak üstünde verdiği poz cömert sayılır; magazin havalı...
Peki, bu kerre neden rahatsızsın Hakkı Efendi? Nilgün Hanım gazeteci değil, bir sahne, perde sanatçısı. Nasıl isterse öyle oturur, açılırsa açılır, saçılırsa saçılır... Sana ne oluyor?
O zaman anladım ki ben, gazeteciye yakıştıramadığım pozdan, tavırdan değil, kitabın düşürüldüğü durumdan rahatsızım.
Bazen geç anlıyorum.
Belgün ile Özakıncı diyeyim burada (Yazının başlığına soyadlarını sığdıramamaktan rahatsızım), ortak bir kitap yazmışlar.
Kolaylıkla, zevk alarak okudum kitaplarını. Tanınmış bir yazar olan Cengiz Özakıncı, Belgün'ün yayımcısıyken giderek yazı-ortağı durumuna girmiş. Onun gönderdiği müsveddeler üzerinde konuştukları bir akşam, Kızkulesinin romantik gece dekorunda söz bir noktaya gelmiş ki Belgün:
- Gelin biz bu kitabı birlikte yazalım, demiş.
Öyle de yapmışlar. İçinde anlamlı fotoğraflar, desenler de kullandıkları alışılmıştan çok farklı bir kitap olmuş.
Belgün bütün içtenliği (ve benim ekranlarda da fark ettiğim sevimliliğiyle) yaşayarak öğrendiklerini, Özakıncı yaşarken bir yandan da okuyup düşündüklerini koymuşlar ortaya... Bir bardak da iyi şarap ikram etmekten geri durmuyorlar okurlarına... İnanın, tadına doyum olmuyor bu sohbet sofrasının!
Evet kadını erkeği, bu demektir ki aşkı, daha doğrusu bir asrı yarılamış hayat tecrübesiyle biraz da kendi aşklarını anlatıyor, tartışıyorlar.
- Eskiden aşk başkaydı, demekte ısrar ediyorlar.
Bu sefer okurları, babaları yaşında bir adam. Sohbetlerine kulak verirken, yaşlılığımı o kadar da hissetmedim."
(Tarih: 14 Mayıs 2005; Radikal)altay abi sen varya bitanesin yazılarınla gerçek yazr nasıl olur herkese gösteriyorsun seni çok seviyorum devam abi Allah yar ve yardımcın olsunDavud KİM KİMDİR?..
Meryem Serkisyan
Elazığ-Keban nüfusuna kayıtlı Ohannes-Ano çiftinin çocuğu. 1995’te Hıristiyan olup Türkan Akcan olan adını Meryem Serkisyan olarak değiştirdi.
Turan Turuncu
İstanbul Süryani Kadim Patrikliği’nin düzenlemiş olduğu ihtida belgesine göre 1991 yılında İslamiyetten Süryaniliğe geçti. Davut-Lamia çiftinin oğlu.
Emrah Başaran
2003’te Los Angeles Başkonsolosluğu’nun düzenlediği belgeyle ABD uyruklu eşinin dinine geçti.
Hülya Manan
1993 yılında Ermeni-Hıristiyan Karnik Serkis Nanan’la evlendikten sonra Ermeni Patrikliğinin düzenlediği belgeyle Hıristiyanlığa geçti.
Tezcan Levi
Musevi Mordehay Levi ile evlendikten sonra din değiştirdi.
Leyla Up
Üst düzey Mason Mehmet Vedat Urul’un eşi. 1992 yılında 63 yaşında iken İslamiyetten Hıristiyanlığa geçti.
Emine Tülay Kuzucan
Eniştesi İstanbul Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği Başak Locası üyesi. 1998 yılında Hıristiyan oldu.
Yılmaz Nakkaş
Mason Locası Derneği Erenler Locası üyesi Bedri Yalın’ın kuzeni. 1965’te Hıristiyan oldu.
Leyla Melek Akbay
Kocası Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey görevlerde bulundu. Kayınbiraderi Ankara Hukuk Fakültesi Dekanlığı yaptı. Fikret Hakan’ın yakın akrabası. 2000 yılında Latin Katolik Kilisesinin düzenlediği ihtida belgesiyle Hıristiyan oldu.
Mine Yıldırım
Emekli orgeneral Münür Kemal Yavuz’un gelininin kardeşi. 1997 yılında Hıristiyanlığa geçen Salih-Yaşar çiftinin kızı. Mine Yıldırım halen misyonerlik faaliyetlerinde bulunuyor.
Suna Alıcı
9 Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı’nın kuzeninin gelini. 1988 yılında Hıristiyan oldu.
Sevim Tekinalp
Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinden, asıl adı Moiz Kohen olan Yahudi Munis Tekinalp’in torunu. 1987 yılında Museviliğe geçti.
Mustafa Ateş
Ermeni asıllı. Dersim isyanının elebaşlarından. 1938 yılında Paht Köprüsü’nü yakarak isyanı başlattı. 1993 yılında 84 yaşında iken Hıristiyanlığa geçen Tunceli-Merkez nüfusuna kayıtlı muhtedi İlyas-Muhtedi Suna’dan olma. 1906 doğumlu.
Sadık Bakırcıoğlu
PKK mensubu olup örgüte kuryelik yapan, birçok kez tutuklanıp hapis yatan, 1978 yılında Gerger müftülüğünün hazırladığı belgeyle Müslüman; 1996’da da Kumkapı Ermeni Patrikliği’nin ihtida belgesiyle Hıristiyan olan Ermenistan uyruklu Narine Jarahyan ile evlendi. Adıyaman-Gerger doğumlu.
Nejla Genç
1969 Nazimiye-Ramazan kütüğüne kayıtlı. 05 Ağustos 2003’te Kumkapı Ermeni Patrikliği’nce düzenlenen ihtida belgesiyle Hıristiyan oldu. Aynı gün oğlu Hüseyin, kızı Seranur da Hıristiyan oldu. Kamer Genç’in akrabası.
Gürcan Alptekin
Uyuşturucu kaçakçısı Ermeni asıllı Behçet Çantürk’ün akrabası. 2003’te ihtida belgesi alarak Hıristiyan oldu.
Naciye Sırmaçekici
İstanbul-Fatih-Arabacı Beyazıt kütüğüne kayıtlı. 1880 İstanbul doğumlu. 16 Ocak 1937’de öldü. Ölümünden 62 yıl sonra 1999 yılında yakınları kayıt düzeltme ile din hanesini Hıristiyan olarak değiştirdi. Torunu Fatoş Banu Sırmaçekici Ankara Kurtuluş Kilisesi’nin 2003 yılında verdiği ihtida belgesiyle Hıristiyan oldu. Bir diğer torunu 1977 doğumlu Burak Zafer Sırmaçekici de Ankara Bağımsız Protestan Türk Cemaatinin 1999 yılında düzenlediği ihtida belgesiyle Hıristiyan oldu.
Melisa Çakır
19 Şubat 2004 doğumlu. Ailesi 27 Mayıs 2004’te Beyoğlu Kaymakamlığı’na verdiği dilekçe ile nüfus hanesindeki Müslüman ibaresini Hıristiyan olarak değiştirdi. Annesi Suzan babası Serkiz Çakır Hıristiyan Ermeni.
Meral Tahincioğlu
Süryani Cemaati Lideri Yakup Tahincioğlu’nun kızı. 1993 yılında nüfusundaki Müslüman ibaresini Hıristiyan olarak değiştirdi.
Özgür Gültekin
1975 doğumlu. İstanbul’da bulunan dede-babalardan Ali Hikmet Gültekin’in yeğeni. 2002’de Hıristiyan oldu.AZİZ ERGEN KUVVAİ MİLLİYE DERNEĞİMİZ, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
Ankara’ya gelişi olan 27 Aralık itibarıyla resmen kuruldu.
İnternet sitemizden Dernek kurma aşamasına geçtiğimiz günlerde
arkadaşlarımızın tümünün birçok konuda çalışmaları ve
yorgunlukları oldu. Hepsi sağ olsun ve varolsunlar.
Ben bu günkü yazımda bir telefonla bilgilendirdiğim ve derneğimize
davet ettiğim “Savaş; senin, gazilerin ve şehit ailelerinin
olduğu her yerde, her oluşumda seve seve bulunur ve görevimi
yaparım” diyen, Yönetim Kurulu ve Kurucular Kurulu üyemiz ve aynı
zamanda Derneğimiz halka ilişkiler ve basın sözcüsü olan Aziz
ERGEN’e yer vermek ve onu sizlere tanıtmak istedim.
AZİZ ERGEN KİMDİR?
Öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin bağrından çıkan gerçek
VATANSEVER subaylardan biri olup, Kurmay Albay olarak 2005 yılı
içinde emekli olmuştur. O benim ve kendisini tanıyan Türk
halkının gözünde ve yine biz Gaziler içinde bir kahraman olup
VATANINI EN ÇOK SEVEN ONA EN İYİ ŞEKİLDE HİZMET EDENLERDEN
biridir.
Aziz ERGEN 1979 Kara Harp Okulu mezunu olup çekmiş olduğu kura ile
Jandarma Teğmen olarak göreve başlamıştır. 9 yıl kıtalarda
Bölük Komutanlığı ve 1992 yılında Kurmay olduktan sonra 5 yıl
Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmıştır.
1997 - 2000 yılları arasında Batman Jandarma Bölge Komutanlığı
Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. PKK ve Hizbullah’la ilgili
operasyonların planlanmasına katılmıştır.
2000 - 2001 döneminde Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık
ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına getirildi.
Jandarma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı
iken, kendisi gibi değerli bir görev adamı olan Ankara DGM Savcısı
Talat ŞALK’la birlikte; Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluk,
hırsızlık ve vurgunlarından biri olan BEYAZ SERİLİ Operasyonları
yönetti. En önemlisi hükümeti sarsan BEYAZ ENERJİ OPERASYONU’nu
yönetti.
Aziz ERGEN BEYAZ ENERJİ soruşturmasını açarak, ülkemizin içinde
bulunduğu durumu gözler önüne sermiş; Rüşvet karşılığında
enerji ihalesi vermek, ihalelere fesat karıştırmak, usulsüzlük,
yolsuzluk gibi olayları ortaya çıkarmış, o dönem içinde iktidar
içinde ve yakınlarında bulunan bazı yönetici ve bürokratların
tekerine çomak sokmuştur.
Enerji ihalelerindeki yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla düzenlenen
bu operasyonu diğer operasyonlardan farklı kılan, bu operasyonu
polisin değil, başında Aziz ERGEN gibi değerli bir komutanı
bulunan jandarmanın yürütmüş olmasıdır. O dönemde en çok
konuşulan bir operasyon olan Beyaz Enerji ‘Düğmeye kim bastı?’
sorusuyla asker-sivil tartışmasına dönüşmüştür.
TSK’nin bilgisi dâhilinde Kim mi bastı? Tabi ki Savcı Talat
ŞALK ve Albay Aziz ERGEN.
Ve daha sonra ki günlerde Aziz ERGEN Albayın tüm uyarılarına ve
haykırışlarına rağmen bu davanın bazı dosyaları göz göre
bazı güçlerce yok ettirilmiştir… ?
Aziz ERGEN, ANAYOL iktidarının başta olduğu bu dönemde,
jandarmanın bağlı bulunduğu İçişleri bakanlığınca görevinden
alınarak, Jandarma Okullar Komutanlığı Kurmay Başkanlığına
atanmış, adeta ANAP iktidarınca cezalandırılarak başarılı bir
komutanken Generalliğe terfi ettirilmesi engellenmiştir.
Niye mi? Tabi ki dönemin ANAP iktidarı ve Prensleri…
2003 - 2004 yılları arası Albay Aziz ERGEN, Şırnak Gülyazı
Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığına atanarak burada;
Sınırlarımızın korunması, Kaçakçılıkla mücadele, Terörle
mücadele ve Operasyonların Planlanması gibi görevlerde bulundu.
Gülyazı Alay Komutanı iken 19 Mayıs 2004 günü, sınırımızdan
Kuzey Irak içlerinde ki Terör faaliyetlerini ve sızmaları takip
etmekle görevli olan timimizden gelen telsiz anonsuyla, beraberindeki
bir subay ve birkaç muhafız ile Kokpitepe bölgesine gelerek
komutayı ele almış, ÇUVAL Olayında olduğu gibi aynı şekilde
askerlerimizi alıp götürmek isteyen ABD’li Albay Martin Rollinson
ve ekibini ayrıca beraberindeki Peşmerge ve PKK militanlarının bir
kısmını rehin alarak 5 saat boyunca sorgulayıp gözaltında tutarak
üslerinden gelen bir emirle bırakan kişidir.
Bu davranışıyla ikinci bir ÇUVAL HADİSESİNİ engellediği gibi
kırılan onurumuzu azda olsa okşayarak, en azından çuval olayının
olmasa bile İncirlik Üssü girişinde hakarete uğrayarak eşinin
yanında kelepçelenen subayımızın intikamını almıştır.
2004 - 2005 yılları arasında Şırnak Tümen Komutanlığı Kurmay
Başkanlığı görevinde bulunmuş ve sonrasında emekli olmuştur.
Aziz ERGEN’in en büyük özelliklerinden biri Şehit Aileleri ve
Gazilere olan düşkünlüğüdür. Aynı zamanda bacanağı ve devresi
olan Şehit Yüzbaşı Temel KUĞUOĞLU’ndan dolayı bir şehit
ailesi olup bugün Cebeci Şehitliğinde yatmakta olan iki şehidi
vardır. Temel KUĞUOĞLU ve Hakan ÇALIŞKAN.
Başka söze hacet var mı? Aramıza HOŞGELDİN Komutanım.
-Savaş-
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.