Yorumlar Haydar Haydar Rezalet...Albay Arif Doğan ve Veli Küçük sağ olsun!...Bir zamanların Genç Parti adayı Bülent Orakoğlu'na seçim yardımı Sedat Bey'den...
(Kaynak: 03-11-2004 Hürriyet)
‘Eskişehir’de belediye başkanlığına aday olduğum son yerel seçimde kampanyama yardım bulmak için JİTEM’in kurucusu emekli Jandarma Albay Arif Doğan’a başvurdum. Bu parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz’
Emniyetin eski İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu'nun hesabına, aday olduğu yerel seçim sırasında Sedat Peker'in adamınca para yatırdığı ortaya çıktı.
Orakoğlu aday olunca Jitem kurucusu olduğunu söylediği emekli Albay Arif Doğan’dan yardım istedi. Onun aracılığıyla Sedat Peker’in kasası olarak bilinen Erkan Korkmaz’la konuşarak hesabına para yatırılmasını sağladı.
Sedat Peker’in para kasası Erhan Korkmaz’ın, seçimde Eskişehir’den belediye başkan adayı olan Bülent Orakoğlu’nun hesabına para yatırdığı tesbit edildi. Telefon konuşmalarında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Orakoğlu ile aracı olan Korkmaz arasında ‘TL’ olarak ‘10’ sözleri geçiyor.
‘KELEBEK’ operasyonuyla tutuklanan Sedat Peker’in para kasası olduğu belirtilen Erkan Korkmaz’ın, ‘Köstebek Davası’nda yargılanan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Bülent Orakoğlu’nun hesabına para yatırdığı ortaya çıktı. Telefonla aradığımız Orakoğlu, Peker’i tanımadığını söyleyerek, ‘Eskişehir’de belediye başkanlığına aday olduğum son yerel seçimde kampanyama yardım bulmak için JİTEM’in kurucusu emekli Jandarma Albay Arif Doğan’a başvurdum. Bu parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz’ dedi. Bunun üzerine yine telefonla ulaştığımız emekli Albay Doğan ise paranın kaynağını sorduğumuzda ‘Kısa süre önce by-pass ameliyatı geçirdim. Bazı şeyleri hatırlamıyorum’ diye konuştu.
ESRARENGİZ HAVALE
Operasyon sırasında, ‘Darbeyi önceden haber almak adına TSK içinde gizli istihbarat çalışması yaptığı’ iddiasıyla ‘Köstebek Davası’nda yargılanan Bülent Orakoğlu’nun Erkan Korkmaz’la yaptığı telefon görüşmeleri polisin dinlemesine takıldı. Buna göre, Korkmaz 10 Mart 2004 günü saat 20.52’de ‘0536 369 53 53’ nolu telefondan Bülent isimli bir kişiyi aradı. Bülent isimli kişi, Korkmaz’a ne kadar para yatırılacağını sordu. Korkmaz da ‘TL’ olarak ‘10’ yanıtını verdikten sonra parayı yatırmak için herhangi bir Ziraat Bankası şubesi ismi istedi. Korkmaz, 11 Mart 2004 günü saat 11.20’de aynı telefondan kendisini arayan ‘X’ kişiye bankadaki hesabın kimin adına olduğunu sordu. ‘X’ kişi de Bülent Orakoğlu adına olduğunu söyledi.
BEN GÖNDERDİM KARDEŞİM
Orakoğlu’nun ismini vermesi üzerine telefonla ulaştığımız emekli Jandarma Albay Arif Doğan ise ‘Parayı ben gönderdim kardeşim. Ona yardım teklifini yapan benim. Bülent tertemiz, namuslu, doğru düzgün bir insandır’ dedi. Doğan sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Bülent, seçim kampanyasında maddi sıkıntıda olduğunu hatta adaylığı bile bırakmayı düşündüğünü söylemişti. Ben de ona, ‘Herkes politika yapıyor. Sen siyaset yaparsın. Senin gibi adamların siyasette olması gerekir’ dedim. Bu tamamen dost desteğidir. Sıkıntısını çözmek için eşimizi dostumuzu devreye soktuk. Kendisine de bunu söyledim. Hatta Bülent çok pipiriklidir, yani sağlamcıdır. Gerçi biz de öyleyiz de, istihbaratçı kimliğimizden ötürü. O daha bir sağlamcıdır. Bana, ‘Aman ağabey para yatıracaklarsa bankaya benim hesabıma yatırsınlar’ dedi. Biz de eşimizi dostumuzu devreye soktuk. Ha bana kimdir bu eş dost derseniz. Bunu hatırlamıyorum. Kısa bir zaman önce by-pass ameliyatı geçirdim. Narkozun etkisiyle birçok şey unutuluyor. Eskiden olsaydı bana sorduğunuz kişileri çoraplarının rengine kadar söylerdim.’
Parayı yatıranın kim olduğunu bilmiyorum
BÜLENT Orakoğlu, Sedat Peker ile bir bağlantısı olmadığını belirterek şunları söyledi: ‘Tam hatırlamıyorum, fakat konuşma yerel seçimler öncesi geçmiş olabilir. Eskişehir’den Genç Parti adayı olarak seçime girmiştim. Niğde Emniyet Müdürlüğüm sırasında tanıdığım JİTEM’in kurucusu emekli Albay Arif Doğan’la konuştuk. Seçim kampanyasında maddi olarak zorlandığımızı söylemiştim. O da dostları aracılığıyla destek vereceğini söylemişti. Bankadaki hesabıma o günlerde bir para yatmıştı. İlerleyen günlerde Arif Albayıma parayı geri ödemek istediğimi de söyledim. Benim ne Peker ne de onun çevresi ile ilgili en ufak bir ilişkim oldu. Parayı yatıran kişinin kim olduğunu araştırabilirdim. Belki burada yanlış yapmış olabiliriz.’
Kelebek’te 22 gözaltı
‘Kelebek’ operasyonu kapsamında aranan 22 kişi daha dün Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı. Çıkar amaçlı suç örgütü üyesi oldukları iddiasıyla sorgulanan Servet Kaçamak, Tuncay Bora, Tuğyar Yetiş, İhsan Kocakuş, Bülent Canoğlu, Metin Kaya ve M. Yusuf Akbaş’ın da aralarında bulunduğu 22 kişi İstanbul Adliyesi’ne sevkedilecek. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Daire Başkanlığı ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nün eş zamanlı olarak 6 ilde başlattığı operasyonda daha önce Sedat Peker ile birlikte 35 kişi gözaltına alınmıştı. Operasyonla birlikte Peker grubunun polis-asker-yargı-bürokrat ilişkileri teker teker tespit edilirken, yeşil sahalarda şike iddialarını gündeme getiren telefon konuşmalarının yer aldığı 28 klasör dosya da adliyeye gönderilmişti.
Toygun ATİLLA - Çetin AYDIN
MİT'çi M. EYMÜR Anlatıyor: MÜTHİŞ BİLGİLER!...PKK itirafcısı İbrahim Babat'ın el yazısı ile yazılı 11 sayfalık ifadesinden bir bölüme yer verelim.
Önce İbrahim Babat kim ona bakalım.
Kod adı Mete. PKK itirafçısı. 1967'de, Suriye'nin Kamışlı kazasında doğan İbrahim Babat, 1984'te PKK'ya katılmış.
1988'de 15 kişilik bir grupla Botan bölgesinde çalışmaya başlayan Babat Örgüte güvenini yitirince kaçmaya karar vermiş ancak Suriye sınırına giderken konakladığı köyün korucubaşısı tarafından yakalanarak jandarmaya teslim edilmiş.
Binbaşı Ahmet Cem Ersever tarafından sorgulanan Babat'a PKK'ya karşı mücadeleye katılması için teklifte bulunulmuş.
İbrahim Babat, "Deşifre edilmemesi ve herhangi bir çatışmada ölü olarak gösterilmesini" şart koşmuş. İsteğinin zamanın Asayiş Komutanı Hulusi Sayın Paşa tarafından kabul edilmesi üzerine devlet için çalışmaya başlamış.
Buraya kadar her şey normal. Bu tip faaliyetlerde işin içinden gelmiş örgüt üyelerini kazanmak mücadele açısından çok önemli.
Sıkıntı amacın rayından çıkmasından kaynaklanıyor.
Devlet hizmetini kendi anlatımından dinleyeceğimiz Babat, daha sonra Türk vatandaşlığına geçmiş ve 1993 yılında İstanbul'a yerleşerek tahsilat işlerine girmiş.
1997'de İstanbul Kadıköy'de silahlı çatışmaya katılan İbrahim Babat, ortağı Süleyman Ülger'i öldürmeye teşebbüsten aranırken, ilişkisini hiç kesmediğini söylediği Yalova İl Jandarma Alay Komutanı Arif Doğan'ın odasında yakalanmış.
Yargılama sonunda 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış. 7 yıl ceza alacağı vaadine rağmen 17 yıl 6 ay hapis verilince önce Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerine, sonra da İstanbul DGM Başsavcılığı'na itirafta bulunmuş. İtirafları Kutlu Savaş'ın hazırladığı "Susurluk Raporunun" 10 numaralı eki olarak Mesut Yılmaz'a teslim edilmiş.
Şimdi Babat'ın itiraflarından bazı bölümlere göz atalım.
"... JİTEM birlikleri içinde teröre karşı başarılı çalışmalarımız olmakla birlikte açığa çıkmamış ve gizli kalmış ve bugün de devleti sıkıntıya sokan bazı keyfi, hukuk dışı, pis uygulamalar olmuştur.
Teröre karşı mücadelede çok yararlı istihbarati bilgiler getiren Hacı Ahmet Zeyrek ve Mehmet Bayar adındaki sivil vatandaşlar -ki bunlar ülkesini, devletini seven insanlardı- mantıklı hiçbir gerekçe öne sürülmeden faili meçhul bir şekilde katledildiler.
Hacı Ahmet Zeyrek'i 1988'de Silopili Lokman Gündüz'e öldürttüler. Mehmet Bayar ise 1990 yılının başında çok kirli bir yöntemle imha edildi.
Bayar'ın eline istihbarat gizli servislerinin kullandığı orijinal bombalı bir çanta verildi. İdilli bir avukatla randevu alındı.
Mehmet Bayar'a 'Avukatın yanına bu çantayla gideceksin, görüşme esnasında çantanın kolundaki düğmeye basacaksın, ses kayıtlarını alıp bize getireceksin' dendi.
Gerekli izahat yapıldıktan sonra Bayar'ı bir arabayla avukatın bürosunun yakınına bıraktık.
Mehmet Bayar, arabadan indikten sonra daha büroya varmadan düğmeye basmış olacak ki, çanta infilak etti.
Bunda esas amaç görüşmedeki bilgileri almak değil Mehmet Bayar'ı yem olarak kullanıp kendisiyle birlikte avukatı da imha etmekti. ...
... Yine 1989 yılında Kasrik Boğazı'ndan Gija Şanlı'nın yeğeni olan Hurşit, örgüte (PKK) adam kazandıran birileriyle randevulaştığını ihbar etti.
Beraber gittik, sözü edilen şahıs iki kişiyle birlikte geldi. Üç orta yaşlı vatandaşı aldık, merkeze getirdik, sorguladık. Bu vatandaşların örgütle herhangi bir bağını tespit edemedik.
Meğer bize bu vatandaşları ihbar eden Gija Şanlı'nın yeğeniyle bu vatandaşlar arasında kan davası varmış. İhbar bu nedenle olmuş.
Bunları serbest bırakmayı düşündük fakat, Şanlı'nın yeğeni JİTEM yetkililerine 'Eğer bunlar serbest bırakılırsa güvenliğimiz tehlikeye girer' dedi.
Bunun üzerine Şanlılar'ın hatırı için suçsuz yere üç vatandaşı Nusaybin, İdil arasında infaz ederek araziye attık.
Bu infazlardan hemen sonra bilgi almak için Asayiş Komutanı, kurmay başkanı Albay Kuru'yu Silopi'ye gönderdi. Gereken bilgileri verdik.
Bize bu çalışmalar için bir miktar para verdi. Üç vatandaşın ölümüyle ilgili 'Sakın kimse duymasın, aramızda kalsın, devam edin' talimatlarını verdikten sonra ayrıldık.
... 1989 yılında JİTEM subayları tarafından bize Irak kökenli, Türk vatandaşlığına geçmiş ve vatani görevini Antalya Jandarma Alay Komutanlığı'nda yapan Mehmet Maho Gevdan'ı (Mehmet Kılıç) alıp getirmemiz söylendi.
Ben, astsubay Şaban Bayram ve Niksarlı Erol adında bir asker, birlikte Antalya'ya gittik. Alay komutanıyla görüştük. Zaten bizim eleceğimizden haberdardı. Alay komutanına 'Biz bu şahsı alıyoruz ancak geri getirmeyebiliriz, ifadesini aldıktan sonra infaz edebiliriz' dedik.
Mehmet Kılıç'ı nasıl alacağımızı kararlaştırdıktan sonra, alay komutanı yanımızdan tabur komutanını aradı. 'Yarın Mehmet Kılıç'ı çarşı iznine çıkar' diye talimat verdi.
Biz de kendisini sabahtan nizamiye kapısında bekledik. Hacı Süleyman Gündüz adını kullanarak Mehmet Kılıç'ı nizamiyeden aldık. Arabaya bindirip kelepçeledik ve Silopi'ye götürdük.
... Mehmet Kılıç eskiden KDP'nin üst düzey bir sorumlusu olduğundan, Iraklı yetkililer tarafından JİTEM'den istenmiş ve karşılığında yüz bin dolar vaadedilmişti.
Cem Ersever o dönemde bir aylığına Zaho'da (Kuzey Irak) irtibat subaylığı görevi yapıyordu.
Mehmet Kılıç bu para karşılığında onun sıkı ilişkide bulunduğu Irak yetkililerine teslim edildi.
Vatani görevini yapan bir Türk vatandaşı para karşılığında satıldı.
Bu paranın tahminen otuz bin doları alındı. Diğer kısmının alınmadığını daha sonra duydum.
Bu olaya karışan yüzbaşı İsmail (Toprak) kısa bir süre sonra şüpheli bir şekilde nöbetteki bir asker tarafından öldürüldü. Bu sıradan bir kazadan çok planlı bir cinayetti.
...1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa, JİTEM'in başına da Veli Küçük Paşa (o zaman albay) getirilmişti.
1990 yılında yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar asker kimliğiyle JİTEM Grup Komutanlığı'na alınmıştı.
Bütün asker itirafçıların bir araya toplanması düşünülüyordu. JİTEM'den bana bu itirafçıların sevk ve idareleri için görev çağrısı yapıldı.
Önce kabul etmedim. Daha sonra Hikmet Köksal Paşa araya girince, bazı kaygılarım olmasına rağmen, paşaya güvenerek Diyarbakır'a gittim.
Bu arada JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK'yla ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz yetkimiz vardı.
Bu insanları yakalayıp, suçu varsa tesbit edip adalete teslim etmek yerine faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bu tarzda talimat alıyorduk.
Bu grup içerisinde eski itirafçılardan Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Abdülkadir Aygan, Hayrettin Toka, Recep Tiril, Adil Timurtaş ve eski Tikko'cu Fetih adındaki kişiler vardı.
Antalya'da PKK tarafından öldürülen Numan kod isimli Selahattin Görgülü bizim grubumuzun istihbaratçısıydı.
Örgütle ilişkilidir tarzında bize gösterdiği ve getirdiği kişilerin hepsini değişik dönem ve zamanlarda infaz ettik.
Bismil'de benzinci Talat'ı, Diyarbakır - Bismil yol kavşağında bir vatandaşı aynı gerekçelerle infaz ettik.
Batman'da iki kişiyi birini evinden, diğerini evin önünden alarak Batman, Silvan arasında infaz ettik. Yine Hazro'da bir vatandaş infaz edildi. Bu çalışmalar beş ay sürdü.
Yine o dönemde Selahattin Görgülü'nün verdiği istihbarat doğrultusunda bir şahsı Celil kod isimli Aytekin Özel binbaşıyla Abdülkadir Aygan birlikte infaz ettiler.
... 1991 yılı içinde JİTEM grubu olarak gerçekleştirilen bazı bombalama olaylarını izah etmek istiyorum.
Aytekin Özel binbaşının getirdiği istihbarat sonucunda Kızıltepe'de bir vatandaşın Toros binek arabasını bombaladık.
Yine Diyarbakır merkezinde, Diyarbakır Baro Başkanı'nın arabasını Aytekin binbaşı, Abdülkadir'le birlikte bombaladı. Patlamadan sonra polisler bunları yakaladı. Ama daha sonra binbaşı ve itirafçı olduğunu görünce serbest bıraktılar.
... Mehmet Kılıç'ın para karşılığında Irak'a teslim edilmesi bir dergide yayınlanıp MİT tarafından soruşturma konusu olunca, görev yerlerimiz değiştirildi.
O dönemde JİTEM grup komutanı olan Arif Doğan geldi, beni Silopi'den Diyarbakır'a götürdü. Batman JİTEM komutanını çağırarak beni yeni görev yerim olan Batman'a gönderdi.
1991 yılından Ersever'in öldürüldüğü güne (4 Kasım 1993) kadar Jandarma İstihbarat Grup Başkanlığı'nca kurulan, sadece itirafçıların bulunduğu ekibimiz bir dağılma süreci yaşadı. Bu sürede boşta kalan bazı arkadaşlarımız değişik işler için kullanıldılar.
... Yukarda belirttiğim olay, yüzbaşı İsmail'in kaza süsüyle öldürülmesi, üç vatandaşın suçsuz yere öldürülmesi beni de olumsuz etkilemişti. Teşkilata olan güvenim sarsılınca Batman'da 15 gün kaldıktan sonra adeta kaçarak kimseye haber vermeden İstanbul'a geldim. O sırada zaten Türk vatandaşlığına geçmiştim.
... 1997 yılında yakalanana kadar JİTEM'le bazı dostluklarımız dışında sınırlı ilişkim oldu. Eski ekipten albay Arif Doğan, yüzbaşı Sinan Yaşar gibi arkadaşlarla ilişkilerim son Bodrum olayına kadar (Sun Club'tan 40 bin dolar haraç alınması) devam etti.
... Terörle mücadele adı altında oluşturulan JİTEM birlikleri daha sonra kendi amacından saparak hukuk dışı bir yapıya büründü.
Bu devletin verdiği yetkiler teröre karşı mücadele yerine bugün bile devleti töhmet altına sokan bazı çeteleşmelere, kirli işlere ve rant kavgasına dönüşerek adeta devletin kontrolünden çıktı. Teröre karşı mücadele rant kavgasına dönüştü.
Devletin yetkilileri kişisel çıkarları için, faili meçhul infazlara ve haksız uygulamalara karıştı.
Vicdanen rahatlamak için, devleti zan altından kurtarmayı esas alarak, hiçbir baskı altında kalmadan özgür irademle bu açıklamayı yapıyorum."
Evet, öldürdüğü insanların sayısını dahi hatırlayamayan bir "devlet görevlisinin..!" ifadelerini okudunuz.
İbrahim Babat'ın da ifade ettiği gibi olayın özü "Terörle mücadele adı altında oluşturulan asker-polis-sivil karışımlı bazı birimlerin, amacından saparak hukuk dışı bir yapıya bürünmesi, olayın çeteleşmeye, kirli işlere ve rant kavgasına dönüşerek devlet kontrolünden çıkması ve terörle mücadele ile ilgili görevlilerin kişisel çıkarlar için faili meçhul infazlara ve haksız uygulamalara karışmasıdır."
Sizi ürperten bu ifadelerdeki olayların sadece İbrahim Babat ve çevresi ile sınırlı kaldığını sanmayın. Devlet arşivleri, mahkeme klasörleri benzeri binlerce dosya ile dolu.
Bu olayların geçmişte kaldığını ve artık olmadığını da sanmayın. Pek fazla bir şey değişmedi.
Peki, İbrahim Babat'ın ifadesinde bahsi geçen görevlilerle ilgili ciddi bir soruşturma ve işlem yapıldı mı?
Bildiğimiz kadarıyla yapılmadı.
Bunları okuduktan sonra, "Susurluk" sanığı olan birkaç kişinin cezaevine girmesine "Yaşasın Adalet" diyebilir misiniz?
Korkut Eken ve İbrahim Şahin "çete oluşturmaktan" mahküm oldular.
Peki, "daha hesabımız bitmedi" diye etrafa tehditler savuran milletin vekili Mehmet Ağar...
Esas çete reisi o değil mi?
Siz "iki Mehmet'in kavgası" diye olayı şahsileştiren ve sulandıran yazarlara bakmayın.
Adam ben bildim bileli hep bu işlerin içinde.
Bir değil yüzlerce çeteyi idare ediyor.
Bütün meslek hayatı kanunsuzluklarla dolu...
Korkut Eken ve İbrahim Şahin'in bir suçu varsa onun suçu dosyalara sığmaz.
Eğer bir ülkede, yolsuzluk, ahlaksızlık ve kanunsuzluk en yukarılardan başlayıp aşağıya doğru gidiyorsa, bununla mücadelenin de en yukarılardan başlaması gerekir..
Bu ülkede yargılanamayan, veya yargılansa dahi bir şey olmayanlar yaşadığı müddetçe "Yaşasın Adalet" demek zor.
Korkut Eken, İbrahim Şahin ve arkadaşları, Mafya şefi Çakıcı'ya "yerini değiştir" diye mesaj yollayan, o istedi diye devletin kritik bir makamında çalışan görevliyi tertiplerle görevinden alan, mafya şefi istedi diye banka satan, onu televizyonlara çıkartıp muhaliflerine sövdürten, çetelerle mücadele görüntüsü altında çetelerle işbirliği yapan Mesut Yılmaz ve Eyüp Aşık gibilerinden daha mı suçlu?...Derviş Ali Hıncal Uluç'un pek arakadaşı, Eski Emniyetçilerden Şevket Ayaz..Çetin Yıldırımakın'ın yakın dostu, vakfının üyesi..Ayaz; RUYİAD'ın da yöneticilerinden. Başkanı İdris Koralp Paşa...Türk Kalp Vakfı tüm yönetim kurulu üyeleri başta Başkan Çetin Yıldırımakın , Şevket Ayaz , Dr. Ayşe Resmor ...
Derviş Ali Ali İhsan Gürcihan, Hurşit Tolon, İdris Koralp...emrinde bir tuhaf avukat...Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı Adnan TÜRKKAN:
"Bu iktidar ve YÖK Başkanı üniversiteleri şirketleştirmek ve tarikat ağlarıyla örmeyi hedeflemektedir."
Derviş Ali Konukman İdris Koralp-Hurşit Tolon...RUYİAD Başkanı İdris Koralp. E. Tümgeneral. Kaya Holding AŞ Yönetim Kurulu Danışmanı. İstanbul-Kültür Kolejleri Genel Koord. RUYİAD Başkan Yrd. Cavit Çağlar..Diğer yöneticilerden bazıları: Şevket Ayaz(İstanbul Aydın Üniversitesi Genel Koordinatörü), Prof. Dr. Adil İlter TURAN, Av. Adnan TÜRKKAN vs..1992-95 arası Ali Şen de Başkanlık yapmıştı..Derviş Ali Konukman Maşallah!..Bizim TAKIM hepsi ordalarmış!..İdris Koralp, Ali İhsan Gürcihan...İşte o haber ve fotoğrafları: Merkezi İstanbul’da olan Rumeli Yönetici ve İşadamları Derneği (RUYİAD) ile merkezi Bursa’da olan Rumeli Yönetici İşadamları ve Sanayiciler Derneği üyeleri (RUMELİSİAD), 27 Şubat 2008’de Rektör Prof. Dr. Enver DURAN’ı ziyaret ettiler.
Ziyarete, Emekli Tümgeneral Ali İhsan GÜRCİHAN, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ümit MIHLAYANLAR, RUYİAD Yönetim Kurulu Başkanı Emekli Tuğgeneral İdris KORALP, Denetleme Kurulu Üyesi Mehmet ÇİFTEOĞLU, Genel Sekreter Okan ORAK, Yönetim Kurulu Üyeleri Gönül GÜRSOY, Mehmet ÇİFTEOĞLU, Rüştü MERTCAN, Ferit İPEK, Hakkı MATRAŞ, Bayram TÜRKAN, RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi VARLIK, Genel Sekreter Hüseyin TOY, Yönetim Kurulu Üyeleri Çetin ÖZTUNALI, Selahattin TEZGEN, Ruhan ÜÇKARDEŞLER, Selçuk ŞAHİNOĞLU ve basın danışmanı Dilek TÜRKMEN katıldı.
RUMELİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi VARLIK da Rumeli derneklerine üye olanların Rumeli doğumlu olduklarını ya da aile büyüklerinin Rumeli’den olan kişilerden oluştuğunu söyledi.
Kaynak: http://basin.trakya.edu.tr/Haberler/2008/02_29_rumeli.htmAbidin Arslan HER YERDE CEPHANELİK EV!
Her yerde ordu malı silahlar, bombalar!
Sanki yağmalanan Irak ordusu gibi!
Ordu içinde ordular kurmuşlar!
Ordu dışında ordular kurmuşlar!
Nato-Gladyo'nun atom bombalar da varmış!
Onlar da çıkar! Daha neler çıkar!
Şu an Ergenekon hücrelerinin sadece beş-altı tanesi deşifre olabildi!
Daha onlarca, hatta yüzlerce çete var!
KKTC eğitim-istihbarat-bağlantı alanlarından!
Ordu içinde bizzat Ergenekonda üst düzey yöneticilik yapan, aktif 681 rütbeliden bahsediliyor!
Ordu dışında yüzlerce emekli!Ayşe Önalan POSTA GAZETESİ, REKTÖRLERİ FİŞLEDİ!..Çağdaş Batı devletlerinde ve toplumlarında ÖZGÜRLÜKERİN iki KALESİ vardır: 1-Üniversite. 2-Medya ve Sivil Toplum K. Bizde ise tam bunun tersi!..Bakın bugünkü Aydın Doğan medyasının , bilhassa şu Posta gazetesinin haberlerine; yeni rektör adaylarından 69'dan 36'sı ÖZGÜRLÜK BİLDİRİSİNE imza atmış, güya tehlikeli imiş!..Aydın Doğan medyasının insanları fişlemede üstüne yok!..Sanki bu ülkede MİT de, asker de, polis de, savcı da; Aydın Doğan ve onun şımarık medyası!..Bir de Abdullah Gül'ün okuluna MESCİT TALEBİNDE bulunulmuş! Ne var bunda? Hani laiklik DİNSİZLİK demek değildi; her müslümanın inanç ve ibadet özgürlüğü vardı?..Dini sorumluluk yaşına; 12-13 yaşıa gelmiş Müslümanlar bu özgürlüklerini nasıl kullanacaklar?..Demirel gibi mi diyorsunuz?..Camiler açık ama, camiye giden yollar kapalı!..Aslında okullarda cami, mescit de yok ya!..Özgürlükler düşmanı, demokrasi düşmanı bir nedya bizi nereye götürür?..İşte Aydın Doğan medyası! Son derece yobaz, bağnaz, fanatik, ilkel, banal!..Cem Ender Pulat 3 Netameli sorum olacak sizlere:
1-CHP Nilletvekili Kemal Kılıçdaroğlu; resmi görevde olduğu dönemde, muhtelid zamanlarda TİKKO ve DHKP-C'nin üst düzey bazı yönetici ve militanlarıyla resmi makamında görüştü ve onların bazılarını evinde ve bazı konukevlerinde ağırladı mı?
2-Hürriyet gazetesi; hangi Alman şirketleriyle, nasıl bir ortaklık kurdu? Bu işlerde aracılık yapan ve referans olan Alman İstihbaratı ve Anayasayı Koruma Teşkilatı yöneticileri var mıydı? Yine hangi üst düzey Alman askeri istihbaratıyla ilşkili medya yöneticileriyle temasta..Bu temaslarda Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi nerede duruyor?..
3-Bülent Akarcalı, Mesut Yılmaz'ı bir Fransız kökenli mason locasına üye yaptı mı? Mesut Yılmaz, mason olduğunu iddia etmişti; ama bazı yabancı sitelerde adı ve resimleri neden geçiyor?Vedat Sinkil KKTC'de Türk Ordusu ve Generalleri CİHAD mı ediyorlar?..Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın web adresi: MÜCAHİT(Allah yolunda cihat eden): http://www.mucahit.net/ Kendisine bağlı birçok birimden oluşan komutanlık hakkında kısa bir bilgi:
"Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın temel taşlarından olan 4 ncü Piyade Alay Komutanlığına bağlı Eğitim Taburu, askere yeni alınan K.K.T.C. vatandaşlarının eğitim yaptığı, askerlik mesleğine oryantasyonun sağlandığı yerlerden biridir.
Vizyonu; kendisine verilen tarihi vazifeyi yerine getirmek üzere, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ruhu ile kurulan Eğitim Taburu'nu Güv.K.K.’lığının en iyi birliği yapmaktır."
Komutanlıkta bugüne kadar Hayri Ündül, Kemal Yavuz, Ali Yalçın, Yaşar Spor, Hikmet Köksal, İsmail Koçman, Ali Nihat Özeyranlı ve en son Tümg. Mehmet Eröz gibi kişiler komutanlık yaptı...E. Büyükelçi A. Güvendiren İran mı, İsrail mi?...İRAN; tarihi çok eskilere dayanan, köklü diplomasiye sahip bir devlet. İslam kültür ve medeniyet merkezi şehirlerin çoğu İran coğrafyasında. Hem Türk, hem de İslam büyüklerinin çoğu İran coğrafyası doğumlu..Şu an bile nüfusunun yarısına yakını; Türk asıllı..İRAN; Türkiye'nin kapı komşusu ve büyük bir ülke..İSRAİL ise ABD, İngiltere ve müttefikleri tarafından başlarından atmak için Filistin topraklarını işgal ettirerek daha dün KURDURTULMUŞ; tarihsiz, köksüz, kültürsüz, medeniyetsiz nev-zuhur bir devlet!..İşgalci bir GÖÇMEN DEVLETİ!..Kan ve gözyaşları üzerinde zulüm ve barbarlıkla varolmaya çalışan bir kukla devlet!..Şimdi içimizdeki ve dışımızdaki bazı Türk düşmanları, İslam düşmanları; yine bazı cahil ve gafiller İRAN ile İSRAİL arasında bir TERCİH yapmamızı istiyorlar!..70 milyonluk İran'ı bırakıp 3.5 milyon Yahudi göçmeni razı etmek veya onların işgal-zulüm politikalarını onaylamak; hangi akla mantığa sığar, hangi aklı başında bir ülke bunu yapabilir?..Bugün aslında Almanya'nın da, Fransa'nın da, Rusya'nın da, Çin'in de, hatta aBD'nin de İran'la Türkiye'den çok çok fazla ticari ilişkileri var!..İsrail, siyonist Yahudiler ve onların içimizdeki piyon ve ajanları neden öteki bu devletlere ses çıkartmıyor, tepki göstermiyorlar?...Neymiş; İran'ın nükleer silah ve atom bombası yapma ihtimali varmış!..Yahu İsrail; 1968'den beri bu işi yapıyor; şu an ellerinde 150 adet atom bombaları ve nükleer başlıklı füzeleri var!..Fransa da, Rusya da, Çin de nükleer çalışma yapıyor; silah üretiyorlar!..İsrail ve ABD; hem suçlu, hem güçlü!..Siyonist medyanın şu akıllara ziyan tepkisine bakın: Türkiye, İsrail çıkarlarına aykırı davranıyormuş! Yahudi soykırımını tanımayan İran'la dostane ilişkiler geliştiriyormuş!..Kardeşim, İsrail ve dünya Yahudileri ya da siyonistler; pek mi Türkiye'nin çıkarlarını gözetiyorlar?!..O zaman onlar da SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI Parlamentolarından geöirip tanıyan 30 küsur ülke ve devletle bütün DİPLOMATİK ve ticari ilişkilerini kessinler!..Yapsalar ya bunu!..Bir de şu İran Cumhurbaşkanının Anıtkabir ziyareti meselesi..Yahu hangi Batı ülkesinde, o ülkeye gelen konukların zorunlu olarak KABİR ZİYARETİ vardır?..Kimin kabri olursa olsun?..İsteyen konuk, isterse ziyaret eder!..Hem kabir ziyareti; pozitivist laik yaşam tarzıyla asla bağdaşmayan veya laik devlet düzeninde zorunlu olması son derece saçma olan bir dinsel görevdir!...Akıl ve bilim çağının pozitivist ve Kemalistlerinin; ölülere çiçekler sunup başında nöbet tutup onlardan yardım dilemesi; ilkel bir tapınma, hurafecilik ve bir dogmadır..Bir başka şey; o zaman bizim Türk devlet erkanı, diplomatlar ve generaller de İRAN ziyaretlerinde; mutlaka İMAM HUMEYNİ ve diğer İMAMLARIN kabirlerini mutlaka ve zorunlu olarak ziyaret etsinler!...Madem ülkeler arası ilişkiler, karşılıklıdır..Son bir not da şu; Allah aşkına İran'ın doğalgazı var, petrolü var, suyu-elektiriği var; İsrail'in nesi var?!..Bize ne verecekler?!..Yüzde 500 faizle borç vermekten başka! Banka ve borsa tefeciliğinden başka!..Uluslararası piyasaları ve istikrarı, tek taraflı kendi çıkar ve emelleri doğrultusunda bozmaktan başka!..Yorgun Demokrat YOZCAY arkadaşa bir kaç soru:
Lütfen bizi aydınlatır mısın?
1- ADKF grubunun geçen yıl ikinci adamı Erkin YURDAKUL Taksim'de intihar(?) ederek öldü.Nasıl? Kaldığı ve pencereden atladığı iddia edilen ev kimin evidir?
2- Bu kadar küçük bir yapı, sadece basımı bile milyarlar tutan bir İleri dergisini hangi mali kaynaklarla çıkarabiliyor?
İlk önce bu cevapları alabilirsem daha çoooook sorum olacak..
Şimdiden teşekkürler!
gencliginsesi.netFerdi Vuralkan Gökçe Fırat Çulhaoğlu-Mason Localarının konferansçısı Yekta Güngör Özden liderliğindeki Atatürk'le Lenin'i yanyana koyup "ORDU GÖREVE" diyen TÜRK SOLU ve İLERİ Grubu: Yakın tarihten bir yorum: Politik amacı bir askeri cunta hükümeti kurulmasını sağlamak olan, Irak savaşı süresince sıkça Kürt düşmanı bildiriler dağıtan, orduyu Kuzey Irak'ı işgal etmeye çağıran bu şovenist grup, "Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu" (ADKF) adı altında örgütleniyor ve bulunduğu üniversitelerde rektörlerin yoğun desteğini alıyor. İÜ Rektörü faşist Alemdaroğlu, bu çevrenin çıkardığı İleri dergisine yazı yazıyor, İÜ’de Türksolu’nun bütün faaliyetleri rektörlük olanaklarına dayanıyor. Türksolu grubu, İşçi Partisi Öncü Gençlik İstanbul İl Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu tarafından kuruldu. Çulhaoğlu, Doğu Perinçek tarafından "MİT ajanı" olduğu gerekçesiyle İşçi Partisi'nden atılmıştı. G. Fırat Çulhaoğlu’nun bu saldırıda da bizzat devrimci öğrencileri sorgulayıp işkence yaptığı belirtiliyor.
Kim bunlar?
Gökçe Fırat 1990’larda İşçi Partisi’nin Öncü Gençlik Örgütü’ndeki baş isimlerinden birisiydi. O dönemler Öncü Gençlik Örgütü’nün İstanbul Genel Başkanlığını yürüttü . Ve İşçi Partisi’nin Genel Başkanı olan Doğu Perinçek’in ‘90’lı yılların ortalarında cezaevine girmesiyle, Gökçe Fırat ismi daha da ön plana çıkıyor. Yani Gökçe Fırat’ın MİT’le ilişkilerinin başlangıç tarihi… Yine o dönemler içerde olan Perinçek, Gökçe Fırat’ın MİT’le ilişkilerini açığa çıkmasından dolayı, Gökçe Fırat’a bu tutumundan vazgeçmesi için bir mektup yazıyor (öyle görünüyor ki, Perinçek, Gökçe Fırat’ın kendisinin hem Genelkurmay hem de MİT’le olan ilişkilerinin Gökçe’ye devredilmesinin kaygılarını taşıyor ki, Gökçe’ye mektup yazmaya karar veriyor o dönemlerde, Gökçe Fırat’ın Perinçek’in mektubunu ciddiye almıyor olacak ki, İşçi Partisi içindeki 20 kişilik bir grupla
İP’in ve Perinçek’in “Atatürkçülüğü”, “Kemalizm”i savunduğunu ağrı bir dille eleştiriyor.) Gökçe Fırat’ın beraber ayrıldığı grup ADKF’yi kurmaya karar veriyor, (burası da ilginç, Gökçe, İP’i “Kemalizm”le suçladığı halde, ADKF(Atatürk Düşünce Kulüpleri Fedareayon’u adıyla bir yapılanmaya gidiyor) Ama ADKF, sürecine gidilmeden, CHP’ye katılım gerçekleştiren Gökçe Fırat ve yandaşları, CHP’de de barınamayıp tasfiye ediliyor. Ve doğal olarak, MİT’den destek alan bu kişiler, önce ADKF, sonra ise Türk Solu Dergisi diye bir dergi çıkarıyor. Bu Neo-faşist Kemalistler takımı direkt olarak devletin ve MİT’in yönlendirmesi ve onun finansmanıyla hayatlarını idame ettiriyorlar. Özetle çürüyen çürüyenle birleşiyor, çürüyen kendi çürümüşlüğünü yayıyor. Önce İP daha sonraysa CHP şimdiyse develet-MİT çürümüşlük alıp başını gidiyor...http://www.aleviforum.com/archive/index.php/t-22703.htmlErşat Tütüncü ADD'den inanılmaz derecede ağır suçlamalar: AVRUPA-ADD BASIN AÇIKLAMASI
Zorunlu Bir Açıklama...
Köln, 30 Aralık 2006.
İKİBUÇUK HAİN.
Düne kadar hep sustuk. Susmanın da anlamlı bir eylem olduğunu anlayıp ders çıkaramadılar.
Düne kadar hep nezaket gösterdik, yine anlamadılar.
Bugünkü açıklamamızı - istemeyerek - anlayacakları dilden yapıyoruz ki okuyunca, belki kimliklerini(!) hatırlayıp o a it oldukları yerlere yönelirler…
Kendilerini "fikir sahibi" sanan, ama aslında kafaları bilgi yerine "bîl ile bîmâr" olan ikibuçuk münâfık var. Bunlar, Atatürkçü Düşünce Derneklerine bölücü ve yobaz güruhların yöntemlerinden daha alçakça yöntemlerle saldırmaktadırlar.
Hani bir kimlik yoksununu padişah yapmışlar ve ilk işi babasını asmak olmuş ya, işte bunların ettikleri de aynen bu örnektekine benzer.
Kimdir bu münâfıklar?
Şeref ve haysiyetlerini yitirdiği anlaşılan bu yaban çocukları, Atatürkçülerin içine nîfak sokmayı ve her türlü bölücü-yıkıcı faaliyeti mubâh saymayı amaç edinen, ikibuçuk "muhabbet tellalıdır".
Bu ikibuçuk muhabbet tellalı hain, "bad-ı muhalif" bir "cephe" kurarak, "necâset" dolu ağızlarıyla, dönek "kâğıtçıların" güdümünde olan kafalarıyla ve seçtikleri marazî üsluplarıyla ortalığı kokutup-kirletmeyi sürdürmektedirler.
Bu, insanı insan yapan özelliklerden mahrum, terbiyesiz ve aynı zamanda sahtekâr olan münâfıklar, yıllardan beri onurlu ve tutarlı çalışmalarıyla Türk Toplumu’nun güvenini ve saygısını kazanmış olan Atatürkçü Düşünce Derneklerini ve onların saygın yöneticilerini karalamak üzere; en alçak, en bölücü, en yıpratıcı, en aşağılık ve en insanaltılık yöntemlere başvurmayı kendileri için onurlu bir davranış saymaktadırlar.
Bu sabotajcı, hizipçi ve azınlıkçı ikibuçuk hain, ATATÜRK'e, ATATÜRKÇÜLÜĞE, ATATÜRKÇÜLERE ve ATATÜRKÇÜ KURUM ve KURULUŞLARA karşı öyle düşman kesilmişler ki - tekrar etmek zorunluluğu doğdu - bölücü, yıkıcı, gerici ve yobaz örgütler bunların yanında hiç kalır.
Bu "hıyânet ve ihânet cephesi"nin ikibuçuk münâfığı, iplerini, kendilerine "kelp" muamelesi
yapan döneklerin eline bırakarak "Artık Atatürkçü Düşünce Dernekleri kapansın" diye propaganda yapmaya bile başladılar. Hatta Atatürkçülere saldırmayı "birinci vazife" sayarak, Atatürk Türkiyesi’nin mensupluğundan istifa ettiklerini çoktan kanıtladılar.
Akl-ı selîm sahibi bir kimse, hem kendisini "Atatürkçü" olarak niteleyip hem de Atatürkçü
kuruluşlara ve onların yöneticilerine azgın kelpler gibi saldırır mı? Bu çelişki nasıl açıklanabilir?
Bakınız, bu "Bad-ı muhalif ve dönek koalisyonu cephesi", ADD’lerin gerçekleştirdikleri hangi etkinliklere karşı çıkmışlardır, çıkmaktadırlar; baltalamaya çalışmışlardır ve çalışmaktadırlar:
- Avrupa’da ilk kez dikilmiş olan Atatürk Büstü’ne
- Avrupa’da ilk kez düzenlenmiş olan Türk Tarih Sempozyumu’na
- Avrupa’daki Türk Toplumunu ve Avrupa ülkeleri yurttaşlarını bilimsel ve yazınsal olarak çağdaş Türkiye, Atatürk, Türk Devrimi ve Atatürk İlkeleri konusunda bilgilendirmeye
- KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf DENKTAŞ’ın Avrupa’ya davet edilerek KKTC konusunun Avrupalılara ve Türk Toplumuna anlattırılmasına
- Avrupa ülkelerindeki üniversite öğrencileri için, Türk üniversiteleriyle işbirliği yaparak "Çağdaş Türkiye’yi Tanıtma seminerleri" düzenlenmesine
- Ulusal Kurtuluş Savaşımız’da Türk Kadınının özverisinin anlatılmasına
- Alman Cumhurbaşkanı Johannes RAU’nun Avrupa-ADD’ye onur plaketi vermesine
- Türk Toplumunun geleceği olan gençlik için "Bilgi seminerleri" düzenlenmesine
- Avrupa’da, Türkiye ve Türk düşmanlığı yapan bölücü, gerici ve yobaz mihraklara karşı mücadele verilmesine
- Sözde “Ermeni soykırımı“ konusunda düzenlediğimiz Almanca, Türkçe konferanslara ve basın açıklamalarına
- Aşağıda adlarını verdiğimiz bilim adamlarının davet edilmesine ve onların Türk Toplumunu bilgilendirmesine ve kısaca aşağıda özetlenen diğer tüm etkinliklere
BUGÜNE KADAR DAVET ETTİĞİMİZ BİLİM ADAMLARI, GAZETECİLER VE UZMANLAR
(Bu değerli bilim adamlarımız ve gazetecilerimizden birçoğu birkaç kez davet edilmişlerdir)
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa Kemal PALAOĞLU, Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI
Prof. Dr. Ünsal YAVUZ, Önder SAV, Dr. Onur ÖYMEN, Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ
Prof. Dr. Ergün AYBARS, Prof. Dr. Taner TİMUR, Prof. Dr. Şerafettin TURAN
Prof. Dr. Süleyman Çetin ÖZOĞLU, Prof. Dr. Sencer AYATA, Prof. Dr. Zeki ARIKAN
Prof. Dr. Özer ERGENÇ, Prof. Dr. Vural ÜLKÜ. Hikmet ÇETİNKAYA, Emin ÖZDEMİR
Adnan BİNYAZAR, Prof. Dr. Ayşe AYATA, Vural SAVAŞ, Em.Tümgen. Osman ÖZBEK
Dr. Yüksel PAZARKAYA, Ümit ZİLELİ, Prof. Dr. Korkmaz ALEMDAR
Demir BERBEROĞLU, Lale AYTAMAN, Uluç GÜRKAN, Gülden ÖZEL
Rıza OKUR, Oktay PİRİM, Şebnem YİĞİT, Sıtkı ULUÇ, Dolunay KIŞLALI
Mahmut TELLİ, TBMM Kültür ve Sanat görevlileri, Prof. Dr. Ahmet MUMCU
Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI, Prof. Dr. Mustafa AYSAN, Prof. Dr. Hasan KÖNİ, Metin UCA
Dr. Canan ATEŞ, Halil İbrahim ŞAHİN, İsmet SOLAK, Prof. Dr. Kemal ALEMDAROĞLU
Em. Org. Çevik BİR, Prof. Dr. Suna KİLİ, Ali SİRMEN, Prof. Dr. Bülent TANÖR
Doç. Dr. Celal PEKDOĞAN, Deniz SOM, Ceyhan MUMCU, Dr. Mehmet ÖNDER
Prof. Dr. Özer OZANKAYA, Dr. Michael ACKERMANN, Dr. Menter ŞAHİNLER,
Nezih TAVLAŞ, Volkan VURAL, Rauf DENKTAŞ, Bedrettin CANBOLAT, Ferruha CANBOLAT, Tamer LEVENT, Dr. Meltem MÜFTÜLER, Dr. Dietrich SCHLEGEL,
Dr. Dietrich GRONAU, Dr. Hakkı ATUN, Dr. Tayyibe UÇ, Prof. Dr. Ningur NOYANALPAN, Sevinç ALPMAN, Suphi GÜRSOYTRAK, Prof. Dr. Onur Bilge KULA
Nevzat YALÇIN, Seynan LEVENT, Prof. Dr. Uğur ALACAKAPTAN, Mehmet Emin DEĞER, Şair Ali YÜCE, Prof. Dr. Şahin YENİŞEHRLİOĞLU, Tevfik KIZGINKAYA
Dr. Cengiz ASLANTEPE, Prof. Dr. Nermin ABADAN-UNAT, Prof. Dr. Rupert WILBRANDT, Mete ATAY, Gündüz AKTAN, Gürsel DEMİROK, Tacar PULAT
Ülkü Recep BAŞSOY, Mustafa BALBAY, Yalçın BAYER, Prof.Dr. Türkkaya ATAÖV, Prof.Dr. Peter BENDIXEN, Prof. Dr. Jaques TOBIE, Prof.Dr. BAQUES-GRAMMONT,
Dr. Yelina BELOVA, Prof.Dr. Erich FEIGL. Prof. Dr. Erdal İNÖNÜ, Prof. Dr. Şükrü Sina GÜREL, Uluç GÜRKAN,Oktay EKŞİ, Prof. Dr. Üstün DÖKMEN, Prof. Dr. Erdal İNÖNÜ
Prof. Dr. Emre KONGAR, Orhan KOLOĞLU, Dr. Yücel SAYMAN, Prof. Dr. Necla ARAT, , Prof.Dr. İzzettin DOĞAN, Prof. Dr. Hande SÜHER, Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU, Prof. Orhan GÜVENEN, Zeynel YEŞİLAY, Prof.Dr. Havva IŞIK, Prof. Fahri IŞIK, Dr. Ziya MÜEZZİNOĞLU, Prof.Dr. Şinasi ESKİKAYA, Talat HALMAN, Yıldız KENTER
SERGİSİNİ AÇTIĞIMIZ SANATÇILAR
Nilgül KAVUR, Yaşar ÇALLI, Mine ARASAN, Ayşegül ERBİL, Hale ÜRKMEZGİL,
Habip AYDOĞDU, Yunus TONKUŞ, Mehmet GÜRSOY (Kütahya çinileri sergisi), M.KARABİBER-NACAROĞLU, Naciye MUMCU, Özdemir GÜLERYÜZ
Nezih DANYAL (15 seçkin Türk karikatüristin eserlerini içeren sergi)
Marlis DIEMONT, Güler SÜKAN, Mükerrem TURHAN, Yunus KOÇAK
Suna ERDAMAR, Şengül ERBAYKENT, Süzen ÜLKÜ, Cemal AKYILDIZ (Atatürk portreleri sergisi), Rukiye YÜCELOĞLU, Asuman HASIRCIOĞLU,
MÜZİSYENLER
Suna KAN, Banu SÖZÜAR, Dilek TÜRKER, Muharrem CENKER
Nuray CENKER, Trio ANK – Meryem AKDENİZLİ ve iki Alman sanatçı
Necat PINAZOĞLU, Nurten TEZMEN-KOLÇAK, Zuhal YULGA
Sevgi TEZORAN, Hakan TEZORAN, Sümer EZGÜ, Şakir Öner GÜNHAN
Nursaç DOĞANIŞIK, Kubilay DÖKMETAŞ, Neşe DİLEKÇİOĞLU
Süheyla EREN, Ayşe TAŞ, Sevinç SARI, Selma GEÇER, Tolga MERİÇ
Seher DİLMAÇ, Nazan SIVACI, İbrahim CAN, Serap KUZEY, Erol EVGİN,
Sevinç ve Hülya KESER, Bahadır KÖSE, Mehmet ÖZKAN, Hakan AYSEV, Udist Necati ÇELİK, Sedat ÖZTOPRAK, Özdemir ERDOĞAN, Melıh KİBAR ve
Onlarca TRT THM ve TSM saz sanatçısı
ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'Yİ TANITMA KURSLARI
Antalya Akdeniz Üniversitesi (3 kez)
Dokuz Eylül Üniversitesi
Ankara Üniversitesi
Gaziantep Üniversitesi
Mersin Üniversitesi (3 kez)
"YAŞIYORSUN" ADLI ATATÜRK FOTOĞRAFLARI SERGİSİ
Bu sergi TRT haber dairesi ile işbirliği yapılarak gerçekleştirilmiştir. Almanya’nın birçok büyük kentinde ve Viyana’da açılmıştır.
TİYATRO OYUNLARI
Kuvayı Milliye Kadınları (10 kentte sahnelendi)
Latife Hanım (6 kentte sahnelendi)
Mustafa Kemal’i Sevdim
SEMİNER VE SEMPOZYUMLAR
Öğretmenler için „Ulusal Dil, Ulusal Bilinç, Ulusal Kimlik“ ile ilgili seminerler
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi seminerleri
Bad Kreuznach’ta Gençler için Atatürkçü Düşünce seminerleri
Atatürk Devrim ve İlkeleri konusunda - Extertal seminerleri
Atatürk ve Gençlik ile ilgili Extertal ve Bremen seminerleri
Türk Kültürü ile ilgili Extertal seminerleri
Türk Dili ile ilgili Extertal seminerleri
Atatürkçülüğün Güncelliği konusunda Bad Kreuznach semineri
Türkiye - Avrupa Birliği İlişkileri seminerleri - Extertal
Avrupa Birliği Tarihi seminerleri - Extertal
Alman Kültüründe Türk İmgesi seminerleri - Extertal
AMATÖR SES YARIŞMALARI
1997, 1998 ve 1999 yıllarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türk gençleri için
Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında, her biri büyük çapta Halk konserleri çerçevesinde olmak üzere, TRT ile işbirliği yapılarak düzenlenen Amatör Ses yarışmaları
YAYINLARIMIZ
Mustafa Kemal ATATÜRK – Leben, Leitvorstellungen, Leistung (Dursun ATILGAN)
Cumhuriyete Giden YOL (Doç. Dr. Oktay GÖKDEMİR)
Ulusal Egemenliğe Giden Yol (Prof. Dr. Zeki ARIKAN)
19 MAYIS Dergisi
Dr. Udo Witzens’in "Aufnahme oder Ausgrenzung?" adlı eseri
Federal Almanya Kültür Bakanlıklarına başvurarak ve Yabancılar Sorumlularını da konuya ilişkin olarak bilgilendirerek, Alman okullarında, Çağdaş Türkiye ve kurucusu Atatürk, Türk Ulusu, Türk Devrimi hakkında özlü bilgilerin zorunlu müfredât programına alınması konusunda yaptığımız yoğun çalışmalar. (Bu girişimimiz, Almanya'nın Mölln ve Solingen kentlerinde çok sayıda yurttaşımızın yanarak ölmesine neden olan Alman Neonazilerinin ırkçı kundaklama eylemleri nedeniyle, önyarglara karşı bir önlem olarak düşünülmüştür).
Sayısız OKUMA AKŞAMLARI (Almanca ve Türkçe)
Sayısız MÜZE GEZİLERİ
Sayısız Gemi Gezileri (19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle)
Atatürkçü köşe yazarlarımızın ve gazetecilerimizin makalelerini, haberlerini internet yoluyla üyelerimize ulaştırarak, okumalarının ve bilgilendirilmelerinin sağlanması.
Federasyonumuz yaptığı etkin çalışmaları nedeniyle, Federal Alman Cumhurbaşkanı Sayın Johannes RAU tarafından 22 Ağustos 2002'de bir takdir belgesi ile ödüllendirilmiştir.
GELENEKSELLEŞTİRDİĞİMİZ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE İLETİŞİM ÖDÜLLERİ
2000 YILI ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE İLETİŞİM ÖDÜLLERİ
Etkin yayıncılık alanında
TRT, Yücel YENER , Hasan ÇAKIR ve „Pazar Panaroma“ ekibi,
Medyada karanlığa karşı aydınlanma savaşçıları
KANAL-D
Uğur DÜNDAR
CUMHURİYET Gazetesi
Mustafa BALBAY
Deniz SOM
HÜRRİYET Gazetesi
Bekir COŞKUN
Emin ÇÖLAŞAN
MİLLİYET Gazetesi
Hasan PULUR
Turhan SELÇUK
Fikret BİLA
Türkiye Aydınlanmasının Önderleri
Atatürk Devrim ve İlkeleri
Yekta Güngör ÖZDEN
Bilim Dalı
Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI
Prof. Dr. Şerafettin TURAN
Müzik/Tiyatro/Opera/Güzel Sanatlar
Prof. Hikmet ŞİMŞEK
Müşfik KENTER
Dilek TÜRKER
Hüseyin AKBULUT
Bedri BAYKAM
Türk Dili
Emin ÖZDEMİR
Adnan BİNYAZAR
Eğitim ve Öğretim
Cemâl ALPMAN
Prof. Dr. Süleyman Çetin ÖZOĞLU
Kadın hakları
Prof. Dr. Necla ARAT
Hukuk ve Yargı
Vural SAVAŞ
Askerlik
Org. Ismail Hakkı KARADAYI
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ
2002 YILI ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE İLETİŞİM ÖDÜLLERİ
Hukuk ve Yargı alanında
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu
Kültür, Sanat ve Bilim alanında
Suna Kan, Prof. Dr. Doğan Aksan, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof. Dr. Suna Kili, Prof.Dr.Uğur Oral, Prof. Dr. Nur Serter, Prof.Dr.Vural Ülkü ve Prof.Dr.Ünsal Yavuz.
Askerlik alanında
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya
Medya alanında da TRT spikerleri Mehmet Rıza Okur ve Gülden Özel, karikatürist Nuri Kurtcebe, gazeteci-yazar İsmet Solak ve Metin Toker ile TRT-Türkiye'nin Sesi Radyosu adına TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanı Oktay Şamiloğlu.
Bürokrasi alanında Mehmet Özel
2004 YILI ATATÜRKÇÜ DEVLET ADAMI SEÇİMİ
Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet SEZER
2006 YILI ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE İLETİŞİM ÖDÜLLERİ
Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet SEZER,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf DENKTAŞ, CUMHURİYET Gazetesi, Dr. Onur ÖYMEN, Turgut ÖZAKMAN, Yekta Güngör ÖZDEN, Dr. Mustafa Kemal PALAOĞLU, İlhan SELÇUK ve Prof. Dr. Şerafettin TURAN.
BÜYÜK ÖNDERİMİZ ATATÜRK’ÜN 125. DOĞUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE, AVRUPA-ADD BAŞKANLAR KURULUNUN KARARLAŞTIRDIĞI 2006 YILI BOYUNCA YAPILAN ETKİNLİKLER
- Gerek ülkemizde gerekse yaşadığımız ve etkinliklerimizi sürdürdüğümüz ülkelerde, ulusumuza, ülkemize, Büyük Önderimiz Atatürk’e, üniter Devletimize, laik Cumhuriyetimize karşı faaliyet gösteren her türlü bölücü, gerici, şeriatçı, yıkıcı örgüt, kuruluş, siyasetçi ve medya kuruluşlarına karşı çeşitli dillerde yayınladığımız, basın açıklamaları, basın bildirileri, makaleler, bilgilendirici açıklamalar, aydınlatıcı belge ve bilgi içerikli broşürler ve bunlara benzer sayısız çalışmalarımız.
Böyle kapsamlı, kalıcı ve iz bırakan çalışmaların ve etkinliklerin öncülüğünü yapan ADD’lere ve onların özverili yöneticilerine saldıran ikibuçuk haine sormak gerek:
- Şu anda Türkiye’de iktidarda olan kimdir?
- Şu anda Türkiye’nin sorunları nelerdir?
- Şu anda birinci vazifemiz nedir?
Bu yaban çocuklarının azbuçuk akılları olsa ve kafaları "bîl ile bîmar" olmasaydı, nelere ve kimlere karşı mücadele vermeleri gerekirdi?
Bu “Ali Kemalist“ ikibuçuk hain, „Kuvay-ı Millîyeci ve Mustafa Kemalist“ olan ve TÜRKİYE, ATATÜRK ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPAN ADD’lerin süresinin sona erdiğini öne sürmekteler ve
- 20. YÜZYILIN YÜZAKI, 21. YÜZYILIN YOL GÖSTERİCİSİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK'Ü VE ESERLERİNİ, ATATÜRK’ÜN ÖNDERLİĞİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ
OLAN TÜRK DEVRİMİ VE ATATÜRK İLKELERİNİ KUŞAKTAN KUŞAĞA
AKTARMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALAR YAPAN;
- TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE'YE SAHİP ÇIKMADA ÖZENLE ÇALIŞAN;
- LAİK, DEMOKRATİK, HALKA DAYALI VE HALK MAYALI CUMHURİYETİMİZİN
ÖDÜNSÜZ SAVUNUCULUĞUNU YAPAN,
- CUMHURİYETİMİZLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRİLEN AYDINLANMA DEVRİMİNİ
YURTDIŞINDA DA TÜRK TOPLUMUNA YANSITMAYA ÇALIŞAN;
- CUMHURİYETİMİZİN GETİRDİĞİ DEĞERLER DİZGESİNİ ÖDÜN VERMEDEN
SAVUNAN;
- CUMHURİYET'E DAYALI DEMOKRASİNİN DEĞERİNİ TÜRK TOPLUMUNA
ANLATAN, ANLATTIRAN
- TÜRK TOPLUMUNU EN DOĞRU VE EN GÜVENLİ BİR ŞEKİLDE BİLGİLENDİRMEYE
VE BİLİNÇLENDİRMEYE ÇALIŞAN;
- BAĞIMSIZCA, ÖZGÜRCE DÜŞÜNMENİN ÖZGÜN VE ETKİN KAYNAKLARINI
ANLATAN, ANLATTIRAN ADD’lere ve ONLARIN SAYGIN YÖNETİCİLERİNE KARŞI
yıkıcı, bölücü olmayı sürdürmektedirler.
Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunan bu "ikibuçuk hain ve dönek koalisyonu" aslında şunu söylemek istemektedir:
"Ey ADD’lerin yöneticileri,
Siz, Cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarını neden eleştiriyorsunuz?
Siz, bölücü ve gerici örgütlere karşı niçin mücadele ediyorsunuz?
Siz, ülkenin, ulusun birliğine, bütünlüğüne ve devletin üniterliğine niçin sahip çıkıyorsunuz?
Siz, Türk Toplumunu niçin aydınlatıyorsunuz?
Siz, Atatürkçü Düşünce doğrultusunda niçin yoğun çalışmalar yapıyorsunuz?"
Bu - kelimenin tam anlamıyla - ikibuçuk hain ve onların ipini elinde tutan dönekler, belli ki, Türk ve Türkiye düşmanı her türlü bölücü, şeriatçı ve gericilerle işbirliği içindeler; daha doğrusu onların güdümünde ADD'lerin birlik ve beraberlik içinde alışmalarını sabote etmeyi kendileri için birinci ödev sayan Ali Kemalistlerdir.
Bunlar, insanî davranış yerine "intanî" davranışı yeğleyen, kafası "necâset" dolu, karakterleri inanılmaz derecede zayıf “kiralık“ kimselerdir…
Alman Aydınlanması şairlerinden C. Martin Wieland şöyle der: " Gençliğinde akıllı olan bir kimse, yaşlanınca bilge olur; gençliğinde salak olan bir kimse, yaşlanınca ahmak olur".
Bu ahmak sabotajcılar, dünyanın neresinde bir Türk varsa, orada Atatürkçü Düşünce Sistemi doğrultusunda çalışma yapmak isteyen ADD'lere engel olmak için, her türlü vasıtaya başvuran iki yüzlü satılık ve "öte yaka"nın ajanlarıdır.
ANADOLUMUZ, yiğitliğin, mertliğin, onurluluğun, bilgeliğin, halk biliminin, sevginin, saygının toprağıdır, yatağıdır, kaynağıdır. Özlü sözlerin olağanüstü değer bulduğu emsalsiz bir kültüre sahiptir.
Böyle, "sahibinin sesiyle muhabbet tellallığı"nı ma'rifet sayanlara şöyle yanıtlar vardır Anadolumuz'da:
- “İt ürür kervan yürür“;
- “Bir kurt’un arkasından kırk tane it ürümedikçe, o kurt’a kurt denmez“.
Anadolu'da yiğitliği ve mertliği ifade eden olağanüstü güzel halk türküleri vardır.
Burada şu dörtlüğü örnek vermek tam da yerinde olacaktır:
Yiğit olan ata biner atlanır
Yiğit olan her cefâya katlanır,
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır,
Kötülerin gölgesi olmaz dalı olmaz…
Biz, MUSTAFA KEMALİSTLER,
- irademizi başkasına kullandırtmayız ve ADD'lerin bağımsızlığına gölge düşürtmeyiz;
Atatürk ikelerine - yılmadan, yorulmadan, y a n ı l m a d a n - sahip çıkarız.
- hiç bir siyasî partinin gölgesine sığınmaksızın, hiç bir siyasî partinin uydusu durumuna
düşmeksizin, hiç bir siyasî partinin kapısını çalmaksızın, etkinliklerimizi kendimiz
tasarlar, planlar ve yürütürüz.
- Mücadele gücümüzü Kuvay-ı Millîye Ruhu“ndan;
- Bilgi gücümüzü ise, geleceğin de öncülüğünü yapacak olan Kemalizm’in Dinamizmi’nden
alırız.
Dolayısıyla, engel tanımadan ilerlemek için varız; çalışıyoruz, çalışacağız.
Meydanı eloğluna, döneklere, ikibuçuk haine, Ali Kemalistlere, bırakmayız, bırakmayacağız…
Dursun ATILGAN.
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı.
zehra 'helal olsun!' mu demeli bu yazı için.Yusuf Alper Şimdi WASHİNGTON PORTAKALI meşhuuuuur cuntacı İLAN ABİNİN KABUĞUNU SOYUP DİLİMLİYORLAR... Dilim dilim olsun...Asuman İlginç bir yazı, araştırma, tavsiye ederim: "ERGENEKONUN CEZAEVİ DIŞINDAKİ UZANTILARI
YA DA KANADOĞLU'NUN YORUMLARI"
Dr. Sami GÖREN (Hukukçu)
Kaynak: http://www.birlikvakfi.net/forum/viewtopic.php?p=12337&sid=04ca283f18eabcbfd76c89b75278dd5cZeki Baştunç Oku ve Ağla!..Dün-Bugün:..BAKİ TUĞ'un has adamı Prof. Dr. Fikret Eren'nin, yani müstear adıyla Kurt Karaca'nın Milliyetçi Türkiye kitebını okuyan iki kardeşten biri Milliyetçi-MHP'li, diğeri de Toplumcu-Komünist(TKP'li) olmuştu!..Zaten Prof. Eren'in projesi de buydu! Takma adındaki Kurt; Milliyetçilik, Karaca da Nasyonal Sosyalizm demekti...İşte Kurt ile Karaca zaman olacak birbirlerini yiyecekler, zaman olacak kardeş olup KIZILELMA-Ulusalcılık ittifakını kuracaklardı..Oyun, ta 1970'lere dayanıyordu...Ve bir ilginç haber notu, yakın geçmişten: Okuyan'ın kardeşi TKP’li kardeşi ANAP'lı oldu. (Haber: Hürriyet 14 Mayıs 2001) Haberin devamı:
ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın kardeşi, dün Yalova il kongresinde ANAP'a geçti. 1980 öncesi ağabeyi Yaşar Okuyan'dan farklı olarak TKP’li olmuş ve parti politikası gereği CHP'ye girmişti.O dönemde TKP yayın organlarından Ürün dergisinin sahipliğini yapan ve Rusya’daki Ekim devriminden dolayı soyadını değiştirip Ekim soyadını alan Arif Ekim, ağabeyinin partisi ANAP'a katıldı. Arif Ekim'in parti rozetini ağabeyi Yaşar Okuyan taktı. (Ayrıca oku: Okuyan'ın Ekim devrimi:
Şamil TAYYAR - Ayla ÖZCAN
Sabah 15 Mayıs 2001):
"Kardeşi Arif Ekim'e ANAP rozeti takan Bakan Yaşar Okuyan espriyi de patlattı: Bizim komünist Arif ANAP'a mı geliyor?
Kendi ifadeleriyle 'komünist kardeş' ve 'faşist ağabey' 27 yıl sonra merkez sağ parti ANAP'ta buluştu..."
Yaşar Okuyan'ın çizgisi, aslında Türkiye'nin yakın tarihinin kaderi..NATO Gladyo veya Ergenekon'un Türk toplum yaşamında yarattığı travmanın ve aydın şaşkınlığının sadece bir örneği..Küresel büyük oyunun küçük, KÜÇÜK figüranları olmak ne acı, ne acı!..fikir jimnastiği ve geleceğimiz hocam iddaname gün be gün ortaya çıktıkça yakın tarihimizin karanlık sayfaları da aydınlnıyor herşey güzel anlaşılıyorda sizce niçin böyle birşeyin olmasına izin veri,ldi sizce şimdiye kadar herşey tıkırında giderkenniçin birdenbire herşey açığa çıkarıldı mahkeme eğer tüm bu iddaaları kabul edip suçluları cezalandırırsa yeni bir dönem başlamış olacak ve şu anda boşlukta gibi gözüken ülkemizde herşey sil baştan başlayacak yeni istikametler belirlemekte fayda var eğer siz bu istikametleri belirlemezseniz bu olanlardan ders çıkarmamışız demektir ülkemizin geleceği ile ilgili kararların tümüne sizinde iştirak etmenizi istiyoruz biz de varız bir de kafkaslarda oynanan oyunla alakalı bizi bilgilendirmenizi rica ediyorum bu oyunun sonunda her zaman olduğu gibi faturayı yine biz ödeyecek gibi gözüküyoruz ülkemiz niçin hep piyon rolünü üstleniyor bıktık artık piyonluktan başrollerde oynamak istiyoruz veya daha ilerisi yönetmen olmak istiyoruz saygılar
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.