İddianamede, darbeci Ergenekon örgütünün Danıştay saldırısının “azmettiricisi” olduğunun vurgulanması, filmin başından beri “2006 Model Ağca” Alparslan Arslan'ı kamuoyuna “dinci katil” olarak sunanları zor durumda bıraktı. Tamer Korkmaz
“Laikçi” savların aksine, Arslan'ın “Ulusalcı Ergenekon örgütünün tetikçisi” olduğuna dair birçok kanıt daha önce ortaya çıkmıştı.
Dünkü manşeti, Arslan'ın “köktendinci bir katil” olduğu tezinden Milliyet gazetesinin bile kuşkulanmaya başladığını gösteriyor!
Milliyet'teki Ergenekon Analizi'nin spotunda bakın ne yazıyor: “Arslan saldırıyı türban için düzenlediğini anlatsa da, Ergenekon tutuklusu emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'le daha önce defalarca görüştüğü ortaya çıktı. Tekin'le bağlantılı bir şirketin sahibi olan Ayhan Parlak'ın da saldırıdan önceki 12 gün içinde 56 kez görüştüğü Arslan'a 20 bin YTL'lik çek verdiği anlaşıldı.”
* * *
Aynı dönemde, Parlak'ın Doğuş Faktoring'den ortağı Tekin'le 63 kez, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'le 3 kez, Doğu Perinçek'le de bir kez görüştüğü saptanmıştı.
Alparslan Arslan, bir dönem Doğuş Faktoring'de avukat olarak çalışmıştı.
Muzaffer Tekin, o şirketin yönetim kurulundaydı.
A.A'nın babası İdris Arslan, 22 Mayıs'ta verdiği ifadede oğlunun 5 aydır VKGB ile irtibatlı olduğunu, ayrıca Veli Küçük ve Muzaffer Tekin'le tanıştıklarını söylemişti.
Hadisenin sadece bu bölümü dahi, Danıştay suikastının ardındaki sebep diye sunulan “türban kararı”nın “ağızlara laik bir hikaye” olduğunu…
Arslan'ın bütün mesaisini Ulusalcılara harcadığını ispatlamaya yetiyor.
“Kanıt yok” diyen Ergenekon'un mümtaz avukatı Baykal elbette bu bölümdeki sağlam kanıtlarla da ilgilenmeyecektir.
* * *
Milliyet'in manşetinde yer alan diğer bir spotta ise şunlar yazılıydı: “Yakalandıktan sonra 36 gün boyunca 'Saldırıları ben düzenledim.' diyen Arslan daha sonra ifade değiştirdi. Süleyman Esen'in kendisini yönlendirdiğini öne süren Arslan, Esen'le birlikte ziyaret ettikleri şeyh Salih Kurter'in fikirlerinden etkilendiğini anlattı.”
Arslan, müebbet hapse mahkum olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada “sınıf arkadaşı” Esen ile “Şeyh” Kurter'in “azmettirici” olduğu konusunda mütemadiyen çelişkili beyanlarda bulunmuştu!
Önceleri bu iki ismi suçlayan A.A, sonrasında bu suçlamaların doğru olmadığını söyleyecekti:
Devamında ise “akıl hastası”nı oynadı, Arslan!
Ankara'daki mahkeme ne yapmıştı, peki?
Bu üçlüyü “dinci örgüt” olarak saymış; ancak hadisenin ardındaki Ulusalcı örgüt Ergenekon'u göz ardı etmişti.
Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsünün Arslan'ın herhangi bir tarikatla ilgisi bulunmadığını açıklamasıyla –elde tepe tepe kullanılacak “dinci” bir katil varken- elbette hiç kimse ilgilenmeyecekti. (26 Mayıs'06)
“Şeyh” Salih Kurter “adı da kendisi de var olmayan örgüt”ün “lideri” diye takdim edildi; buna mukabil Kurter, hakkında üç kez müebbet hapis istenmişken dava sonunda beraat ediverdi!
A.A'nın “hedef şaşırtmak için suçladığı” anlaşılan Süleyman Esen'in avukatı Mehmet Ener duruşmalarda Ergenekon bağlantısında en çok ısrar eden kişiydi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Danıştay davasına bakan hakimi Orhan Karadeniz'in “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Danıştay-Ergenekon ilişkisinin kurulamadığına dair yazı geldiği için bizde bu yönde karar verdik” iddiasını “kesin bir dille yalanlayan” da aynı avukattı!
Hakim Karadeniz, Hürriyet'e konuşurken sözünü ettiği o yazının mahiyetini hatırlayamıyordu! (Taraf, 18 Temmuz)
Danıştay davasında müebbet hapse mahkum olan Osman Yıldırım Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği dilekçede, saldırıları Ulusalcı çevrelerin ve JİTEM'in azmettirdiğini söyleyecek; ne var ki, mahkeme dilekçeyi dikkate bile almayacaktı:
Ankara'daki mahkeme, Danıştay Saldırısı ile Ergenekon örgütü arasında nedendir bilinmez hiçbir bağlantı kuramamıştı!
Yorumlar Yenal Üster Bir zamanlar AK Partiden istifa edip Cem Uzan'ın sağ kolu Emin Şirin: "En büyük Haydar Baş." demiş. Youtube; Emin Şirin Haydar Baş yazın, o ilginç konuşmayı dinleyin. Emin Şirin'in de son operasyonlarda Patrikhanede Toplantıya katılanlar arasında resmi çıkmıştı.Güven R. Ardal HEY GİDİ GÜNLER, HEY!...12 Eylül 1980 öncesi de tuhaf birtakım örgütler, topluluklar vardı. ÜGD-İGD, TÖB DER-TÖB BİR vs. yasal örgütlenmeler...Bir de illegal. Sağda en ünlüsü de TİT idi. Türk İntikam Tugayı! ETKO da vardı. Başkaları da. Solda da bir sürü örgüt, fraksiyon vardı. Sağda olanlar İzmir'e veya başka yerlere askeri eğitim ve gerilla taktikleri almaya giderlerdi..Solda olanlar da Beka Vadisine El-Fetih Kamplarına!..Faik Bulut gibi kişiler..Veya o günlerde Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Mahir Kaynak, Şahin Alpay gibi Amerikan AFS veya Fullbright bursuyla Amerikan karşıtı eylemler yapan komünistler vardı!..Mesela; o günlerde "Vur gerilla vur, Türk askerini arkadan vur!" tarzı çok tahrik edici şiirler yazan, Partizan adlı kitabıyla meşhur olan AYTUNÇ ALTINDAL vardı..Sonra, şimdilerde FENA HALDE ULUSALCI oldu, Ergenekoncuların, HAYDAR BAŞ'ın akıl hocası oldu! Ali Rıza BAYZAN gibi; Haydar Baş'a MİSYONERLER ile ilgili malzeme sağlayan kitaplar çıkardı seri halde..Onları okuyan gençler gittiler RAHİP vurdular, misyonerleri öldürdüler Malatya'da, İzmir'de saldırdılar..Sinagog bombaladılar..Ermeni asıllı yazar H. Dink'i kurşuna dizdiler..12 Eylül öncesi de bugün de devam ettirmeye çalıştığı gibi, Doğu Perinçek kendine bağlı yayın organlarında birtakın SAYGIN kişileri hedef gösterirdi; birkaç gün sonra da o kişiler ölü bulunurdu veya suikasta uğrardı!..Bir gün 12 Eylül öncesi Tercüman çalışanlarından ünlü bir arkadaşla sohbet ediyoruz. Bana dedi ki: Bir gün gazetedeyim. Öğle sonrası. Akkan Suver ve bir arkadaşı geldi. Ellerindeki tabancayı masanın üzerine attılar. (SEndikacı) Kemal (Türkler)'in işi bitmiştir dediler..Sanırım aynı silahla da bir-iki gün sonra bu defa Ülkücü bir abi veya gençler öldürülecekti...Halk arasında "Miiliyetçi masonlaré olarak bilinen, ne demekse, Akkan Suver ve arkadaşları sonraları Marmara Vakfı'nı kurdu. Amblemleri de zaten masonik..28 Şubat sürecinde başta Çevik Bir, daha sonra da Mehmet Nuri Yılmaz gibi kişileri kadrosuna kattı...Fethullah Gülen'in elinden Orta Asya ve Dinlerarası Diyalog çalışmaları kozlarını almaya çalıştı. Bilhassa Ramazanlarda (genelde oruç tutmayanların katıldığı) iftar yemekleri verdiler..Akkan Bey'in hanımı da Ermenistan Lobisinin kadın kolları başkanı gibi çalışır..Başta TİT'ten bahsettim ya! 12 Eylül öncesi, Kemal Türkler cinayetini TİT üstlenivemişti!..O zamanlar TİT'in başında Kağızmanlı Semih Tufan Gülaltay yoktu tabii. Başka abiler, başka maşalar, başka taşeronlar vardı...O gün de TİT başkanı bazı rütbeli subaylar nezdinde pek muteber ve makbuldü, 28 Şubat öncesi-sonrası da! Gülaltay'a parti(UBP) ve komite(UBK) kurdurdular!..Kafkas kökenli askeri istihbaratçılar, MİT'çiler!..Ve şimdi ERGENEKON Soruşturması kapsamında...Ama arkasındakiler, baronlar ya izlerini yok ettiler ya da zaten yoktular(!)..Utku HİZBULLAH BASIN MERKEZİ neresi? Cumhuriyet gazetesinden başka bilen var mı acaba?...BUGÜNKÜ Cumhuriyet gazetesinin komedisi! Allah şaşırtmasın!.. Hizbullah Basın Merkezi(!) açıklama yapmış, Zaman'ın haberini kınamış; Cumhuriyet de tutmuş bunu haber yapmış! Tam bir maskaralık,kepazelik bu!Hizbullah Basın Merkezi; Cumhuriyet'in içinde olmasın! Bombalar gibi! Haberi yapan Mehmet Faraç; öldürülen yazarları A. Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aydınlatılması için haberler yapsa ya! Ne oldu, Mumcu öldürüldüğünde bilgisayarında ve disketlerinde yer alan çok önemli bilgilere, belegelere?..İlhan Selçuk, Mustafa Balbay; MUMCU DİSKETLERİNİ bir an önce ERGENEKON SAVCISINA versin bakalım!.. Hayret!...Hizbullahı savunmak, yani DİNCİ TERÖRÜ (!) savunmak Cumhuriyet gazetesine düştü!..Hizbullah'ı, MOSSAD savunacak değil ya!..Aslında niye olmasın, belki de Hizbullah BASIN MERKEZİ, MOSSAD savunmasını yayınlamıştır!..NUR topu gibi bir BASIN MERKEZİMİZ daha oldu!..Sağolsunlar!Güven R. Ardal Uzun yıllar Ankara ve İstanbul'da Genelkurmay, Güvenlik, Diplomasi muhabirliği yaptım. İnanılmaz olaylara şahit oldum. Mesela: Bir gün MKEK Yönetim üyesi bir generalle görüşmek için gittim. Odasında 27 Mayıs darbesini yapan subaylardan birisi var. Belli ki, özel bir şey konuşuluyor: Birtakım örgütlere el altından gönderilecek silahlar! Sanki işin içinde RUS SİLAH MAFYASI da vardı; ama bu işler ABD'den, NATO'dan habersiz olmazdı..O günlerde Kafkaslar'da Habbab Tehlikesi falan konuşuluyordu!..Şimdi Jandarma İstihbaraın tepesindeki bir subay; Levent Ersöz Paşa neden Rusya'da ve RUS basınında bugünlerde neden Türkiye, Hükümet, bazı bakanların özel halleri aleyhine haberler yapılıyor, anlamaya çalışıyorum!..Bir başka beni şaşırtan durum: TİT Başkanı S. Tufan Gülaltay ile Sedat Peker; rütbeli subaylar nezdinde neden o kadar değerli, anlayamadım. Bu kişiler KADIKÖY Orduevi başta olmak üzere ASKERİ tesislere ellerini kollarını sallaya sallaya neden, nasıl sokulurdu? GEÇİŞ ÜSTÜNLÜKLERİ mi vardı?..TESUUD'ta ne konuşulurdu?..Büyük Kulüp'teki 03 TOPLANTILARI neydi?..Yine anladım ki, Sedat Peker'in ve adamlarının en az 100 kadar ünlü şarkıcı, türkücü, gazinocu, manken ile ÖZEL ilişkileri var..YENİÇAĞ gazetesi yazarı Abdullah Özdoğan mesela kimdi?...Ama beni asıl şok eden Peker ve adamlarının, genellikle KÜRT müritleri ağırlıklı Türkiye'nin en büyük Nakşibendi tarikatı ile olan ilişkileri..Lüks bahçeli evlerde ve dergahlarda yapılan toplantılar..Acaba bu tarikat üzerinden önümüzdeki günlerde büyük olaylar ve skandallar mı planlanıyordu?..Bir gün Eresin Otelde, lobideyim. Yanıma Adnan Ersöz Paşa geldi. Şimdi rahmetli oldu..Paşaya şakayla karışık dedim ki: Paşam, şu eroin-uyuşturucu işiyle siz de ilgileniyo musunuz? Paşa, sorumu çok ciddiye aldı ve dedi: Oğlum, sen bu PKK ile mücadele kolay mı zannediyorsun? Bu işler hangi parayla yapılır, devletin buna gücü mü yeter? Bir uçak kaça kalkıyor?..Anladım ki, her iki taraf da işin finansmanını bulmuşlar sanki..Ama bu inanılmaz bir kısır döngü ve bitmeyecek kirli savaştı! Kimin savaşı, niçin?..Sonra Nejat Daş ve Hüseyin Baybaşin'in arkasındaki rütbelileri ve bazı Hariciye adamlarını düşündüm. Tabii 10-15 sene önce..DHKP-C, PKK, Hizbullah gibi örgütleri finanse eden, eylem yaptıran odaklar kimlerdi?..Dehşete kapıldım..Bir başka gün Kartal-Pendik taraflarında bir DEMİRCİden hassas konularda haberlik bilgi almaya gittim. Adamın evinde belgeden, kitaptan adım atmaya yer yok..Masonluk aleyhine bir yapılanma gibi, ama tatamen Yahudilerin Kabbalizmini kulanıyorlar; Yalçın Küçük ve Soner Yalçın gibi isim ve sembollerden yola çıkarak hemen herkesi fişliyorlar..Bu demirci, sana bizim yüzbaşıyla tanıştırayım dedi, istemedim. Elime belgeler verdi, bunları yayınlayacaksın dedi. Haber değeri bulursam yayınlarım dedim. Çok bozuldu, geri aldı...Adam, bütün sünni tarikat ve cemaetleri, Yahudi ve masonların emrinde görüyor, gösteriyordu!..Alanı buydu!..Bir gün Türk Mukamevet Teşkilatı'nın üst düzey yöneticisi ile beraberim. Adamın alanı normalde, Kıbrıs!..Ama her işle işgileniyor! Zamanın bakanı Abdullah Gül'e özel dosya verdiklerini söylüyor. Cemil Çiçek, Bedrettin Dalan gibi kişileri övüyor..Bu arada dedi: Bizim çocukları aradım; Bayazıt Meydanında hemen bir gösteri-eylem yapsınlar!..Kimdi bu her an belirlenen konuda eyleme, gösteri ve miting yapmaya hazır BİZİM ÇOCUKLAR?..Anladım ki bu çocuklar, Ülkü Ocakları, ADD vs. gençleri!.Bu gençler belki niçin eylem yaptıklarını veya coplandıklarını, niçin tutuklandıklarını ve cezaevinde militanlaştırıldıklarını, hatta niçin öldürüldüklerini asla bilmeyeceklerdi, bilemeyeceklerdi, aileleri de tabii!..KİRLİ İŞLERİN ÜSSÜ, Kıbrıs'tan, ÖRTÜLÜ ASKERİ ÖDENEKLERDEN ve KKTC'de, TMT'de dönen dolaplardan bahsetmek isterdim; ama zaten bunları bilen biliyor..Bilmeyen de bilmesin, devlete-millete güveni sarsılmasın, morali bozulmasın..Yine dalıp gideyim o; Veli Küçük Paşa'nın, Yakan Cumalıoğlu Abi'nin; Turan Yazgan Üstadın Türk Dünyası Araştırmaları Vakfındaki; Ülkeyi Düşman İşgalinden ve Hainlerden Temizleme-Kurtarma muhabbetlerine!..Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Irak-Kerkük, Batı Trakya, KKTC..Var mı BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİ yapılacak başka ülke?..Bizim çocuklar, meydanlara!.. Armağan Geçtiğimiz günlerde DTP mitinglerinde yaşanan eli Kur'anlı "PKK'lı İmam" olayı, ne büyük bir PROVOKASYOMUŞ; Ergenekondan tutuklanan Behiç Gürcihan'ın (Babası Ali İhsan Gürcihan Paşa); ünlü web sitesi acıkistihbarat.com'da en son çıkan isimsiz bir yazının bir bölümünü okuyun, görün: "...ABD Başkonsolosluğuna silahlı saldırıdan yaklaşık üç hafta önce; Amerikalı, Budist, USAID (paravan CIA kuruluşlarından biri) görevlisi ve iyi derecede Kürtçe bilir Barbara Anne Lakeberg, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca casusluk suçlamasıyla aranmaya başlandığında buhar oldu uçtu. Kayıtlara göre Türkiye’den çıkış yapmadı.
Lakeberg’in Güneydoğu’da teşrik-i mesaide bulunduğu insanlardan biri, ‘PKK’lı imam’ denilen, Nur cemaati lideri Hüseyin Bulut.
Bulut, aynı zamanda DTP’nin İnanç Komisyonu üyesi ve din dersi bahanesiyle evine gelen kız çocuklarına hakaret eden, anal ilişki teklif eden bir din adamı.
Saidi Nursi müridi, uçkuru sabi sübyana gevşek, PKKlı imam, Amerikalı casus bir kadınla aynı resim karesinde. Işığı üzerimizden eksik olmasın, Uğur Mumcu’nun ‘Kürt-İslam Ayaklanması’nı okumuşun garipseyeceği bir resim değil bu.
Akla ziyan konuşmalarında Atatürk’e ‘Deccal’ diyen Kırım Kongo Kanamalı imam, AB, ABD, DTP, PKK, Akepe’den aldığı cesaretle meydanlara hezeyanlarını şöyle kusmuş;
“Kürdistan'ı kurtaracak Kürtlerdir. Risale-i Nur Kürt'lerin imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtlerin bu halinden hoştur.
Keşke Rusya'nın, İsrail'in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şefkatli. Yani Türkiye'ye göre ha! Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti.”
‘Bana Amerikalı arkadaşını söyle, sana kim olduğunu...’dan hareketle, ‘İngiliz tepeme binseydi, İsrail ebemi öpseydi’ çıkıntılıklarında, ‘söyleyene değil söyletene’ bakıyoruz. İmamın suflörü Amerikalı kadın henüz bulunamadı.
Bu meczubun, konuşmalarında ‘demokratik Cumhuriyet’ten kasdettiği ne ise, AB’nin, ABD’nin, Akepe’nin, PKK’nın tulumbasına su taşıyan-kısa ömürlü-militan gazetelerin etrafında toplanan sözde solliberallerin de ‘demokratik cumhuriyet’ten kasdettiği aynıdır..".
Sinem Aydede Canım çok sıkılıyor. Kaygılıyım. Umutsuzum. Korkuyorum. Malum keneden değil; oligarşik saltanat kenelerinden korkuyorum. Keneler MÜNFERİT, ama bu keneler ORGANİZE!..2. Abdülhamid'i rahmetle aratan BİZANS ENTRİKA ustalarının alçak vuruşlarından ve 2. Abdülhamid'i öpüp başımıza koyduran iğrenç sermaye holigani SANSÜRCÜ basından, kopkoyu DEMOKRASİ DÜŞMANI takıyyeci medyadan!..Aydın Doğan medyasından! Türkiye Gazeteciler Cemiyeti veya Basın Konseyi'nin CUNTACI KORUMACI destekçiliğinden!..Evet.. Solcuyum.Ancak parti kapatmak iğrenç bir şey. Başta izin vermişsen daha sonra suç işleyen partiliye ceza verirsin. Partiye cezayı halk verir sandıkta. Kapalı kapılar ardında askerler,masonlar değil! AKP'yi Türk düşmanları kapatmak istiyor.Yani masonlar! Tabii arkalarında ABD var, İsrail var, İngiltere var, Almanya var! Vs. Adamlar tam bir münafık, hiç güvenilmez! 26 Mayıs, 11 Eylülde de ABD'liler sözde demokrasi istiyorlardı yarım ağızla! Bir gün sonra ne istediklerini gördük! NATO ülkesi olan Türkiye'yi kendi haline bırakmazlar bunlar. NATO sadece askeri bir ittifak da değildir; bir sömürgeci-efendi ilişkisidir bizim için. Kendi aralarında efendi-efendi ilişkisi olabilir. AB de öyle..Kısacası, AKP kesin ve kesin kapatılacak gibi görünüyor! NATO örgütlenmesinin, Gladio'nun son kozu, son hamlesi bu: Şah mı, mat mı?..Şayet AKP kapatılırsa, R.T.Erdoğan'ın işaret edeceği partinin ilk seçimlerde yüzde 60-70'le tek başına iktidara gelmesi için elimden gelen gayreti göstereceğim. Faşist Baykal'a ve onların arkasındaki ağızlarına kadar siyasete-politikaya bulaşmış TSK ve NATO paşalarının İttihatçı dayatmalarına iyi bir ders vermek gerekecek. Tabii ülkeye de çok çok pahalıya malolacak! Çünkü ilk erken genel seçimde artık fiilen mevcut rejim oylanacak; TAMAM mı, DEVAM mı?!..Bugün AKP'ye ve aslında TBMM'ne askeri ve yüksek yargı darbesiyle devre dışı bırakmaya çalşanlar Türkiye'nin Iraklaşmasını, Filistinlileşmesini ve yeni yeni El-Kaide terör örgütlerinin çıkmasını arzulayanlar veya buna zemin hazırlayanlardır! Kendi elleriyle yarattıkları Leviethan, yani yeni El-Kaideler; önce onları ortaya çıkaranların başını koparacaktır. Son olarak AKP kapatılacak; ülke büyük bir kaosa sürüklenecek, Türkiye ile dünyanın her yerinde dalga geçilen bir ülke olacak! Çünkü AKP gibi büyük bir iktidar partisi dünyada ilk defa, hiçbir ciddi neden olmadan kapatılmış olacak!..Bu şeref CHP'ye, MHP'ye, askerlere, yüksek yargıya, bizim solcu(!) sendika ağalarına ait olacak!E.Dağıstan Neden şaibeli, provakasyon olduğu açık olaylara ait bir çok davayı aynı hakime verdiler ve sonuçlar hep kafası az biraz çalışan birine dahi şüphe verecek tarzda oldu bu mahkemelerde ? İlginç bir durum.
39 yaşındaki Hatice Çöpoğlu aslında bir laborant. Ama başörtüsü nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadığı tüm sorunları ti'ye alan Çöpoğlu, 'Kadınca Kararınca Şakalar' adlı stad-up gösterisiyle ilk kez bugün sahneye çıkacak.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türk adalet sistemini yöneten tek organ. 10 bin hâkim ve savcının kaderi bu kurulun elinde. Yapısı, uygulamaları ve aldığı ‘mutlak’ kararlar sebebiyle hep eleştirilerin hedefi oldu. Peki, dokunulamayan bu yüksek yargı hegemonyası nasıl kırılacak?
İran'da, cinayet suçundan idama mahkum edilen biri kadın, 10 kişi infaz edildi. İran'daki yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberinde, başkent Tahran'daki Evin hapishanesinde cezaları asılarak infaz edilen mahkumlar arasında, 2001 yılında eşini öldürdükten sonra parçalara ayıran bir kadının da bulunduğu belirtildi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.