1996 kışı…Philedelphia'da bir akşam vakti. Harun Tokak
Rüzgar önüne kattığı her şeyi savuruyor. Akşamın alaca karanlığında kar lapa lapa yağıyor. İnsanlar dışarıdaki kara, fırtınaya aldırmaksızın, birer ikişer bahçe kapısından içeri süzülüyorlar. Philedelphia Türk Kültür Merkezi'nde her zamankinden farklı bir hareketlilik vardı. Burası tek katlı mütevazi bir mekan. Ara sıra Philedelpia'daki Türkler burada toplanır hasret giderirler.
O gece, önemli bir konuşmacı beklenmektedir.
Anadolu kokan bu mütevazi salona kısa süre içinde 30-40 kişi toplanır. Salonda samimi bir hava vardır. Dışarıda yağan karın güzelliği sokak lambalarının ışıklarında harelense de, içeride Anadolu'dan gül kokuları taşıyan bir bahar vardır.
Salonun camları içerinin sıcaklığından buğulanmıştır. Beklenen misafir de biraz sonra gelir. Gelen meşhur bir avukattır.
Sıra tanışma faslına gelince birkaç kişi hariç, salondakilerin neredeyse tamamının Giresun'lu olduğu anlaşılır. Avukat Bekir Bey meraklanır; “Herkes Giresunlu mu burada?” Onun merakını dinleyiciler arasında oturan postacı Mehmet giderir. Bir bir anlatır Giresun'luların bilcümle Philedelphia hikayesini:
“I.Dünya Savaşı'ndan sonra Rumlar bölgeyi apar topar terk ederler. Kaçarken pek çok şeyi geride bırakırlar. Her nasılsa, geride kalanlar arasında Lefter adında 5-6 yaşlarında bir çocuk da vardır. Yağlıdere İlçesi'ne bağlı Hisarcık Köyü'nde boynu bükük kalan Lefter'e, köydeki Sabahat Ana sahip çıkar. Kendi torunu gibi sever, bağrına basar onu.
Lefter, annesi babası hayatta olduğu halde yetim ve öksüzdür.
Derin uçurumun kenarındaki hoyrat rüzgarların savurduğu bir kır çiçeği kadar yalnız hisseder kendini.
Bağlarını bahçelerini bırakıp giden anne-babası kardeşleri nerededir şimdi. Neden geri gelip kendisini de götürmezler…
Bu soruların cevabını bir ömür boyu bulamayacaktır Lefter.
Hisarcık Köyü'nde onun dışında her şey özgürdür. Sokakta oynayan çocuklar, gökyüzünde uçan kuşlar, çöplükte rızkını arayan tavuklar bile Lefter'den daha özgürdür. Tabiatın bu güzel köşesindeki köyde daha fazla kalamayacağını, her geçen gün biraz daha derinden hisseder Lefter.
Bazı geceler Sabahat Ana'ya hissettirmeden sessizce ağlar yorganının altında. Anadolu'nun bu yaşlı anası neden kendisine sahip çıkıyordu?
Neden evladı gibi seviyordu onu?
Köydeki arkadaşları onu ne zaman dışlasalar bu kadın neden, “O benim evladım dokunmayın ona” deyip sarıp sarmalıyordu? Lefter düşünür durur bunları.
Sabahat Ana'nın sükun içinde ezan dinleyişi, huzur içinde kıldığı namazlar çok etkiler Lefter'i. Sonraları bu duyguları savrulur gider.
İlkokulu Hisarcık'ta bitirir ama Lefter'in de takati biter.
“Sen Rum'sun, bizimle oynayamazsın” diyerek onu aralarına almaz arkadaşları. Lefter'in tazecik yüreğindeki sevgisi yer bulamaz köyde. Burada kalacak kadar kök salamaz toprağa. Köyü çok sever ama yaşlı bir anadan başka onu kimse kabullenmez.
Köylüler savaş yıllarında Rumların yaptıklarını unutamıyorlardı ama Lefter'in suçu neydi?
Kimse, Lefter'in masum bir çocuk olduğunu kabullenmek istemiyordu.
Lefter ne Hristiyanlığı öğrenebilmişti, ne de köydeki insanların tutumları yüzünden Müslümanlığı sevebilmişti.
Ara sıra “Sabahat Ana! Neden herkes senin gibi değil” dermiş Lefter.
Bu arada Sabahat Ana iyice yaşlanmıştır… Ona bir şey olursa köyde yapayalnız ne yapar Lefter. Bir gün Sabahat Ana'ya köyden ayrılacağını söyler.
Sabahat Ana çok üzülür, “Gitme kal oğlum” dese de aslında o da gitmesini istermiş, çünkü boyu iyice serpilmiş Lefter'in, köyde her an kötü şeyler olabilirmiş.
Lefter eskisi gibi sessiz de kalmazmış hakaretlere, isyan edermiş haksızlıklara.
Lefter'in masum ve güleç yüzünün derinliklerindeki hüznü, son defa seyretmiş Sabahat Ana.
Anasının elini öper ve bir gün erkenden köyden ayrılır Lefter, suçunu hiç öğrenemeden. Sabahat Ana harçlığını vermeden yola salmaz Lefter'i.
Gözden kayboluncaya kadar arkasından yaşlı gözlerle bakar.
Lefter de çok sevdiği Hisarcık'ı son defa buğulu gözlerle seyreder.
Önce Rusya'ya gider, sonra da Amerika'ya gelir ve Philedelphia yerleşir. Burada büyük araziler alır ve kısa zamanda zengin olur.
Lefter ne Hisarcık Köyü'nü ne de Sabahat Ana'yı unutur.
Neden bütün analar Sabahat Ana gibi değildir? O yüreğindeki sevgiyi nereden almıştır? Hisarcık Köyü'nün kırlarındaki çiçekler mi sunmuştur ona bu sevgiyi, diye düşünür Lefter.
Yıllar sonra ziyarete gelir Sabahat Ana'yı. Köye yaklaştıkça heyecanı artar, ayakları titrer. Dizleri yamalı pantolonla, delik ayakkabılarla az mı koşturmuştur bu tozlu yollarda. Sabahat Ana'ya elbiseler, hediyeler almıştır.
Çocukluğunda Sabahat Ana'nın verdiği o yamalı elbiselerden mi sinmiştir yüreğine bu sevgi, yoksa yedirdiği yemeklerden mi bilinmez, nur yüzlü meleğini çok özlemiştir. Ancak köye geldiğinde öğrenir acı haberi.
Sabahat Ana birkaç gün önce vefat etmiştir. Köylüler, mezarını gösterirler. Hafifçe bir toprak yığınının başında bir tahtanın üzerinde “Sabahat Çakır ruhuna Fatiha” yazısına mıhlanır çakır gözleri.
Lefter, Sabahat Ana'ya kavuşamayışına çok üzülür. Oysa ne hayaller kurar köye gelirken, evini yeniden yaptıracak, tertemiz döşeyecek, ahir ömründe onu bir güzel rahat ettirecektir ama olmamıştır. Beyaz mermerden bir anıt gibi yaptırır Sabahat Ana'nın mezarını. Sabahat Ana'nın temiz yüreğine de bu yakışır. Köyden ayrılmadan önce bütün köylüleri toplar Sabahat Ana'nın mezarının başına. İyiliklerini anlatır uzun uzun.
“Amerika'dan Sabahat Ana için geldim ama yetişemedim. Ben onun köylülerine onun hatırına bir iyilikte bulunmak istiyorum. Şu benim kartım, burada adresim ve telefonlarım var. Eğer bir gün gelmek isterseniz size iş bulurum, sahip çıkarım” der. Köyülerle tek tek vedalaşır ve arabasına binip ayrılır Hisarcık'tan. Aradan iki yıl geçtikten sonra köyden iki kişi, 'bir gidelim bakalım Lefter'in dedikleri doğru mu' diyerek buraya gelirler.
Lefter ilk gelen köylülerimizi görünce çok mutlu olur.
Onlara iş bulur, arazi alır, bağ bahçe sahibi yapar onları.
Sonra o iki kişi haber salar köylülere birer ikişer dökülür köylülerimiz buralara. Bugün sadece Philedelphia'da 2500 kişiden fazladır Giresunlular.
Konuşmaya gelen Bekir Bey dinlediklerinden öylesine etkilenir ki “Sizler bu gece bana çok şey öğrettiniz” der.
Sohbet samimimi bir havada sürmektedir. Postacı Mehmet yine söze karışır, “Bekir Bey kardeşim, bizler buralara gelmişiz, araziler bağlar bahçeler edinmiş, çok para kazanmışız ama çocuklarımızı kaybetmişiz.
Ne Kur'an biliyorlar, ne ezan, ne de cami. Biz bu kültür merkezinde ara sıra bir araya gelip kendi kültürümüzü hatırlamaya çalışıyoruz ama çocuklarımız birer Lefter olarak yetişiyor. Ne zaman ki sizler gelip buralarda Türk Okulu açtınız, çocuklarımız da o zaman bizim kültürümüzle yetişmeye başladı.”
Yorumlar ERKUT GÖZÜBÜYÜK CEMİL ÇİÇEK, HEMEN BU AKŞAM AZLEDİLMELİ!..
Gidişat çok vahim! Neler oluyor? SAYIN Sezer'in bugün GÖZÜ DÖNMÜŞ, AZILI FASİŞT BİR DEVRİMCİ MİLİTAN gibi konuşması ve NOKTA'ya askeri baskın; haberlere, heberciliğe, DEMOKRASİYE askeri mahkeme zoruyla el konulması!...
BEYLER, EFENDİLER, DOSTLAR; demokrasiye kan bulaşmak üzere, haberiniz olsun! Cumhurbaşkanı, CHP, ADD; iç savaş için resmen düğmeye bastı. Çıldırdı bunlar, çıdırdı; NERON gibi bir psikoloji içerisindeler!.. Açıkça orduyu, askerleri kışlasından çıkarıp Irak gibi KARDEŞ SAVAŞI istiyorlar!
Gözlerine KAN bürümüş bunların ! Sadece KAN istiyor bunlar! Çünkü kıpkızıl Türk düşmanları, laik Cumhuriyeti yıkmak isteyen NATO paşaları ve mandacı mason maşaları böyle istiyor!..
Bütün bu olup bitenler karşısında hiçbir şey yapmayarak ve yaptırmayarak; İÇ SAVAŞA DESTEK verdiği kanaatini pekiştiren ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK; hemen bu akşam görevinden uzaklaştırılmalıdır!
Bu işlerin başsorumlusu; silahlı suç örgütlerine, mafya ve çetelere karşı savcıları harekete geçirmeyen Sayın Bakan CEMİL ÇİÇEK'tir. Ortada çok büyük bir VATANA İHANET vardır.
Ne Ak Parti, ne de TÜRK MİLLETİ; bu ihanetin altında kalamaz! Bu ülke, Türk demokrasisi CEMİL ÇİÇEK'e feda edilemez!
--Erkut Gözübüyük--Can BAŞBAKAN R. T. ERDOĞAN:
'Bu fakirin Köşk diye derdi yok'
"Benim ne cumhurbaşkanlığında ne de başbakanlıkta gözüm var. Ben fakirim, fakirin bunlarda gözü olmaz. Bu fakirin Köşk diye bir derdi yok. Bu fakirin amacı milli geliri 10 bin doların üstüne çıkarmak; saygın, yaşanabilir bir ülke yaratmaktır. Benim hedefim millete hizmet etmektir." Caner "Kendi ülkesine vizeyle girdi."
13 Nisan 2007.
Etiyopya asıllı milli atletimiz Alimitu Bekele, eşi ve çocuğunun yaşadığı anavatanına vize ve beş yıllık oturma iznine 500 dolar ödeyerek girdi.
DÜŞÜNÜN bir kere, doğduğunuz anavatanınıza vizeyle giriyorsunuz. Orada bıraktığınız kocanızın ve 3 yaşındaki çocuğunuzun yanında kalabilmek için oturma izni alıyorsunuz. Üstelik bu vize ve 5 yıllık oturma izni için 500 dolar ödüyorsunuz...
Etiyopya asıllı, Türk vatandaşı Alimitu Bekele, 8 yıl önce TC vatandaşı olduğu için Etiyopya yasalarına göre doğduğu ülkenin vatandaşlığından çıkarıldı. 2000’de ay yıldızlı forma altında Avrupa Milletler Kupası şampiyonluğuna ulaşan Bekele, 2001’de evlenmek için Addis Ababa’ya gitti. Ancak, Etiyopya vatandaşlığından çıkarıldığı için TC pasaportuna vize aldı ve 5 yıllık oturma izni karşılığında 500 dolar ödemek zorunda kaldı.
Resmi nikah yapacağız
Etiyopya’da, 3000 metre ve maraton koşucusu karakol polisi ile evlenen Alimutu’nun bir erkek çocuğu oldu. 2006 kasımında oturma izni bitince yeniden Türkiye’ye antrenörü Ertan Hatipoğlu’nun yanına dönen ve yeni kulübü Üsküdar Belediyesi Kros takımı ile Türkiye şampiyonluğunu kazanan Bekele, "Eşimle kilise nikahıyla evlendim. Ancak, parasızlıktan resmi nikah ve düğün yapamamıştık. Şimdi Türkiye’deki yarışlardan kazanacağım ödüllerle, kocamla herkesin imreneceği bir düğünle evleneceğim" dedi.
AKIN BÜYÜK PATLAMA SAVUNUCUSUNDAN TANRIYA İMAN
Büyük Patlama (Big Bang) teorisinin önde gelen savunucularından Dr. Brian Cox "Dünya İncil'in yazdığından çok daha önce meydana geldi. Ama bu Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez" dedi ..
Ünlü yönetmen Danny Boyle'un Sunshine (Günışığı) adlı fiminin bilim danışmanı olan Cox, "Bilimsel inançlara sahibim. Yine de neyi bilip neyi bilmediğimizi iyi ayırmak gerekiyor" diye konuştu.
Dinsel inançları gülü olan insanlana hayranlık duyduğunu söyleyen bilim adamı "Çünkü onlar da dünyaya karşı büyük bir ilgi besliyor dedi.
Büyük Patlama (Big Bang) teorisi, dünyanın gaz ve toz bulutlarının sıkışması sonucu meydana gelen büyük patlamada oluştuğunu ve zamanla soğuduğunu iddia ediyor.
HÜRRİYETselim mutlu yazi cok guzeldide bu sitenin yorum sayfalari garip sifrelenmis yazilarla dolu ona anlam veremedim.Mesela Can Nesimi diye biri adalet gemisinden bahsediyor Gazi maras corum ve sivas olaylarindan bahsediyor tamam aciniz acimiz fakat burasi bunu anlatmanin yerimi be hemserim hem sagir sultan duydu duymak ne hacet artik yenidogan bebeler biliyor kimin hangi kiliflarla bu haltlari yedikleri cia kontrgerilla tit it dhkpc falan hepsi birbirinin taseronu yeter millet aci cekmekten bikti azicik sevgi uretin saygi tohumlari filizlensin be kardesimA.D. Kıyametin 7 Şifresi:
"ABD'nin 7 ülkeyi işgal planlarında neden 8 değil de 7 ülke var, çünkü Yuhanna İncili’nde kıyametin şifresi 7 de onun için" diyor Dilipak ve 7 rakamlı gelişmelere dikkat çekiyor.
Niye 8 değil de yedi.. Yuhanna İncili’nde kıyametin şifresi 7 de onun için.. ABD Başkan adaylarından General Wesley Clark, “Ortadoğu Barış Planı”nı anlattı: “Beş yıl içinde 7 ülkeyi işgal edeceğiz..” O yedi ülke hangileri derseniz; “Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran..” Aslında Irak zaten işgal altında.. Lübnan derken, Filistin’i de birlikte söylemiş oluyor.. Ürdün’ü Irak’la birleştirme planları var..
Aslında daha önce açıklanan hedefleri belli, BOP çerçevesinde 23 ülkenin sınırlarını, rejimlerini ve yönetimlerini değiştirmek istiyorlarlar..
Clark eksik söylemiş.. Mesela Suudi Arabistan’ı 3’e bölmek istiyorlar.. Türkiye’yi dillendirmiyorlar, ama hiç de iyi şeyler düşünmüyorlar..
Körfezde bir ya da iki devlet kalacak. Onları da birleştirecekler.. Mesela İran Azerbaycan’ı ile Azerbaycan’ı birleştirme planları var.. Yani Azerbaycan’da ABD’nin ilgi alanında. Hem zaten petrol varsa ABD’nin ilgilenmemesi ne mümkün!..
Kim bu Clark derseniz; ABD silahlı kuvvetlerinde bir general.. Wesley Clark, Yugoslavya savaşı sırasında NATO Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı’ydı. 2004’te Demokrat Parti’nin Başkan adayı olarak gösterildi. ABD’ye de bir general Başkan ne de yakışır ya! Demokrat’ı böyle, ötekileri varın siz hesap edin..
Clark, 2004’te aday gösterilmiş. Biz de Clark’ın 7 saplantısına bir nazire ile karşılık verelim.. 2004’ün rakamlarının toplamı 6 yapar. 666 ise şeytanın sembolüdür.. Sakın Clark, Deccal olmasın..
Somali, aslında Suudi Arabistan’a yönelik planlarının bir parçası.. Aynı şekilde Somali üzerinden Yemen’i de kontrol etmek istiyorlar.. Tabii ki; Etiyopya ve Eritre, Cibuti, Somali’yi de kontrol ederseniz Kenya, Uganda, Güney Afrika’ya kadar bir bölgeyi kontrol edersiniz..
Sayıyı yediye denk getirmek için, mesela beş devleti bir sayabilirdi.. Öyle ya bölgedeki 5 devlet eski Şam vilayetinin sınırları içinde..
5 yılda 7 devlet.. Yani 60 ayda 7 devletin başına bela olacaklar. Bunun anlamı şu: Yaklaşık 8 ayda bir, bir devleti işgal etmeyi planlıyorlar..
Tabii özgürlük, barış, demokrasi ve uygarlık götürecekler; tıpkı Irak’a, Afganistan’a götürdükleri gibi! Bölgeye istikrar, düzen ve barış getirecek prensip kararlar üzerine çalışıyorlarmış.. (Allah korusun..)
“İrak’a (metinden aynen) sızan ve her şeyi havaya uçuran terörist grupları sözüm ona destekliyoruz.. Bunu yapmıyorsak bile haberdarız ve cesaretlendiriyoruz.. Sonuç olarak İran’la karşı karşıya gelme durumu ya da kriz noktasına gelinmesi şaşırtıcı değil” diyor adam..
“Pentagon’un Genelkurmay Karargâhı ofisinde İran’a saldırmak için özel bir plan grubu” oluşturulduğunu söylüyor ve ekliyor: “Suudi Arabistan destekli Sünni İslâmcı grupların güçlenmesi ve İran’ı arkasına alan Şiilerin zayıflatılması çabaları kapsamında, Bush yönetimi ve Suudi Arabistan; Ortadoğu’da Lübnan, Suriye, İran gibi pek çok bölgede gizli operasyonlar için para aktarıyor. Bu örtülü para akışının bir kısmı Lübnan’da El Kaide bağlantılı cihad yanlısı gruplara gidiyor. Şiilerle mücadelenin finansmanı, Prens Bender ve -Kongre’den onay almadan- ABD nakit akışıyla sağlanıyor, böylece para El Kaide bağlantılı Sünnilere ulaşmış oluyor.”
Siz bu işten bir şey anladınız mı? Anlaşılan şu: ABD; Sünnilere karşı Şiileri, Şiilere karşı Sünnileri kışkırtıyor.. Bu konuda taraf olanlar, farkındaolarak ya da olmayarak, ABD planının piyonu haline gelmiş oluyorlar..
Adam da bunları açık açık söylüyor..
Bakın bu planlar Türkiye için de geçerli.. AK Partililer ya da Ulusalcılar, Hükümet ya da PKK, Alevi ya da Sünni.. Değişen bir şey yok.. Kargaşa bugün ABD için tek çözüm.. Kargaşa, tarafları zayıflatacak ve ABD’nin eli güçlenecek..
Kimsenin bu oyuna gelmemesi gerek..
Şimdi Yuhanna’daki şu 7 kilisenin 7 sırrına bir bakalım.. Ege’de İzmir, Balıkesir, Manisa bölgesindeki 7 kilise.. Kiliselerin coğrafi konumları, bildiğimiz 7 ya da Arapça’daki 7 harfinin dizilişi gibi.. Yuhanna’daki, kıyametin habercisi 7 kilise, her kilisede yeni olay ve orada bekleyen 7 melek.. Yedi yıl sürecek olaylar.. 7 sembolü ile açıklanan olaylar şunlar: 7 kandil (Yuhanna bölüm 1-3), 7 mühür (Yuhanna bölüm 4-7), 7 borazan (Yuhanna bölüm 8-11), 7 alâmet (Yuhanna bölüm 12-14), 7 gazap tası (Yuhanna bölüm 15-16), 7 “Vay!” (Yuhanna bölüm 17-19), 7 yenilik (Yuhanna bölüm 20-22).. 7 kilise hangileri idi: Bergama, İzmir, Efes, Laodikya, Filedelfiya, Sart ve Tiyatira.. Hıristiyanlara göre; kıyametin şifresi burada gizli..
Aslında her şey 7 yıl içinde olup bitecek.. Öncesi de sonrası var, ama asıl önemli günler bu 7 yılda.. Süreç Süleyman Mabedi’nin inşası ile başlayacak ve inşanın 3.5’inci yılında Mesih geri dönecek.. İnançları bu..
Amerikalı generalin 7 ülkenin işgali ile ilgili tanımı, bana göre bugünkü ulus devletler değil, antik zamana dair yedi coğrafi bölgeyi ifade eder.. Mesela bunlar Afrika, Filistin, Arap Yarımadası, Mezopotamya, Anadolu, Fars ve Etiyopya bölgesi olabilir.. Somali; Etiyopya, Libya ve Sudan, Mısır bölgesini temsil ediyor.. Şam bölgesi Filistin’i, Irak ve körfez Mezopotamya’yı, Anadolu Anadolu’yu, İran - Afganistan ve Hazar havzası da Fars bölgesini..
Bütün bu planlar teolojik bir kabule dayanıyor..
Askeri de, politikacısı da, medeniyetler arası savaş ya da tarihin sonundan söz eden bilim adamları da hep dinî kabullere atıf ve vurgu yapıyorlar..
Zaman akıp gidiyor..
Sahi bizimkiler ne yapıyor?.. Üzerinde dolaştığımız toprakların tarihinden haberimiz var mı?
Geçen gün Yuhanna’daki 7 kilise ile ilgili Şemseddin Özdemir ile birlikte İBB Kültür Daire Başkanlığı’nın kültür merkezlerinden Tarık Zafer Tunaya’da söyleşimiz vardı, ama salonun ancak yarısı doluydu.. Bizimkiler Hıristiyanların, Hıristiyanlar bizimkilerin düşüncelerini merak bile etmiyorlar sanki..
Bu gidiş nereyedir dersiniz?
Batı’nın müsteşrikleri var ama, bizim müstagriblerimiz yok.. Aramızda Latince, İbranice, Yunanca, Süryanice bilen, Tevrat ve İncil’i iyi okumuş, Batı uygarlığını ve tarihini, kilise tarihini iyi bilen kaç kişi var; bana söyler misiniz..
Şikâyet etmek çare değil oysa.. Çözüm; karanlığa küfretmekte değil, kalkıp bir mum yakmaktadır.. Karanlık, aydınlığın yokluğudur çünkü..
Selâm ve dua ile..
(Vakit)
Veysel Başkomiser ölü bulundu, uyuşturucu baronları dışarıda fink atıyor! NATO gemileriyle uyuşturucu taşımacılığı ve transferleri sürüyor!...İşte günün haberi:
GÜNÜN HABERİ:
Narkotik Başkomiseri Ölü Bulundu
11.04.2007.
5 Nisan: Başkomiser Marancı büyük bir uyuşturucu operasyonunu bitirdi. 8 Nisan: Evinde ayakları ve başı bağlanıp şakağından vuruldu.
Uluslararası bağlantılı "Plastenka Operasyonu"nu, Ankara'daki Narkotik Şube'nin başkomiseri Ercüment Marancı yürüttü. Geçen hafta şebekeye ağır bir darbe vurdu. Eroin imalatında kullanılan 12 bin 960 kilo 'asetik anhidrit' ele geçirdi...
Onlarca soru işareti var
Başarılı polis, operasyondan 3 gün sonra evinde ölü bulundu. Yanında kızı ve eşine yazılmış mektup vardı. Ayakları ve başının bağlanmış; solak olmamasına rağmen sol şakağından vurulmuş olması, "infaz" şüphesini kuvvetlendirdi...
İntihar mı cinayet mi?
Ercüment Marancı'nın arkadaşları, "Ailesiyle arasında problem, intihar etmesini gerektirecek bir durum yoktu" diyerek intihar ihtimalini uzak buldu. Evde inceleme yapan uzmanlar ise "El yazısı ile küçük kızı ve eşine sevgisini anlatan bir mektup bırakmış. Bu da onun intihara kesin kararlı olmasının ifadesi olarak düşünülebilir" dedi.
Bir mesai arkadaşının "Mermi sol şakağından girmiş. Oysa Başkomiser solak değildi" demesi, olaydaki esrarengiz noktaları derinleştirdi.
Geçen hafta Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonlarından birine imza atan Marancı'nın son dönemde yaptığı operasyonlar mercek altına alındı. Uluslurarası bir uyuşturucu mafyasını çökertme hazırlığında olan Marancı'nın ölüm nedeni, 2-3 gün içinde belirlenecek.
Can Nesimi ADALET GEMİSİSİ 11 NİSAN'DA SAAT 10'DA BAKIRKÖY İSKELESİNDE!...
ADALET GEMİSİ 11 Nisan çarşamba günü (Yarın) Saat 10'da BAKIRKÖY İskelesine (Bakırköy Deniz Otobüsleri İskelesi) yanaşacak ve denizde Gazi, Maraş, Sivas ve Çorum katliamı davalarını sembolik olarak görüşecek...
ADALET GEMİSİ bugün (Salı) saat 10'da Kadıköy İskelesine yanaştı ve jüri üyeleri (tamamının katılımıyla) denizde Susurluk - Şemdinli davalarını basının ve kamuoyunun huzurunda görüştü. ADALET GEMİSİ 11 Nisan çarşamba günü (Yarın) Saat 10'da BAKIRKÖY İskelesine (Bakırköy Deniz Otobüsleri İskelesi) yanaşacak ve denizde Gazi, Maraş, Sivas ve Çorum katliamı davalarını sembolik olarak görüşecek...
Gazi, Maraş, Sivas ve Çorum katliamı davaları Jüri Üyeleri:
İlkay Akkaya (Sanatçı)
Mazlum Çimen (Sanatçı)
Suavi (Sanatçı)
Nevzat Karakış (Sanatçı)
Sabri Kuşkonmaz (Avukat, Şair-Yazar)
Kemal Aytaç (Avukat)
Mukaddes Erdoğdu Çelik (Gazeteci- Yazar)
Maside Ocak (Hasan Ocak'ın kardeşi).
ADALET GEMİSİNİN 29 JÜRİ ÜYESİ:
Perihan Mağden, Ferhat Tunç, İlkay Akkaya, Rasim Öz, Halil Ergün, Fehmi
Işıklar, Orhan Doğan, Emine Ocak, Celalettin Can, Ali Eriş, Yaşar Seyman, Mukaddes Erdoğdu Çelik, Hasan Sağlam, Orhan Miroğlu, Sabahat Türkler, Mustafa Yalçıner, Maside Ocak, Eren Keskin, Deniz Tuna, Kemal Aytaç, Sabri Kuşkonmaz, Keleş Öztürk, Necati Abay, Jacques Robert, Nevzat Karakış, Birsen Gülünay, Özlem Gümüştaş, Mazlum Çimen, Suavi.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.
Ekranlardaki altın fırtınası bu akşam start alıyor. Yarışmacı olmak isteyenlerin telefonları kilitllediği Yazı-Tura’nın sunucusu Aysun Kayacı, yarışmada güzelliğinden çok bilgisiyle öne çıkacağını söyledi.
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...