Koca şehir dar geliyor, bağrını yakan ateş her geçen gün alevleniyordu. Acının çölleştirdiği yüreğine hüzün yağmurları çiseliyordu. Harun Tokak
Bütün bir şehri aydınlatan lambaların tamamı sanki bir anda sönmüş, kömür karası acılar bedenini ahtapot gibi sarmıştı. Gecenin ıssız ve karanlık koylarında yalnızlığın buz kesen koynuna sarılmış, sabahı sayıklıyordu.
Cakarta'nın ulaşımı ondan sorulurdu ama adım atmaya mecali yoktu. Gündüzü gecesine katarak koşuşturan Aip Bey, dört ayağı birden kesilmiş küheylan gibi çökmüştü.
Cakartalılar onu çok sevse de o, en çok sevdiğini yitirmişti. “Yakub'un gözlerine ak düşüren ayrılık bu olmalıydı” diye düşündü.
Aslında çok zengin ve itibarlıydı… Neye yarardı ki, bütün sermayesi bir anda savrulmuştu.
Pribadi, tek erkek evladıydı, her daim sımsıcak gülümserdi babasına.
Şimdi nefesinin pek darlandığı bu dakikalarda onun resmine bakarak nefesleniyordu. Ortadan iki yana ayırdığı gece karası saçları alnına dökülmüş, mahzun mahzun gülümsüyordu Piribadi.
Henüz on beşindeydi. Okula giderken üç beş kişi yolunu kesip kıyasıya dövmüşlerdi Pribadi'yi. Bütün çabalara rağmen kurtarılamamıştı.
Ev dolup boşalıyordu taziyeye gelip gidenlerle.
Aip Bey'in içinde kabaran hüzün dalgaları, acının karanlık koylarını yumrukluyordu.
Villanın bahçesindeki bütün çiçekler birer birer boynunu eğdi.
Rüzgarlar bağırlarında barındırdıkları acıları pike yapıp boşaltıyordu Aip Bey'in villasına.
Yakın dostu Firman Bey banka müdürüydü. Taziyeye yanında birkaç misafirle gelmişti: “İsmail Bey ve arkadaşı Türkiye'den gelmişler, burada okul açmak istiyorlar” dedi.
Aip Bey başka dünyalardaydı. “Öyle mi! Hoşgeldiniz” dedi ve dudaklarında dondu acı tebessümü.
Siyaha çalan o esmer yüzü, yürek yangılarının harman yeri gibiydi.
Firman Bey, kaç defa “Sizi Cakarta'nın ulaşımından sorumlu Aip Bey'le tanıştırayım, onun size çok yararı dokunur” demişse de kısmet olmamıştı.
Taziyeyi tanışmak için bir fırsat diye düşündülerse de, Aip Bey oğluyla beraber ölmüş, hüzün, insanlarla arasına kalın duvarını örmüştü.
Sonraları birkaç defa daha Aip Bey'i ziyaret ettilerse de, dünyaya döndürmek mümkün olmadı.
Çok mutlu bir hayatları vardı ama şimdi, mutluluk tam ortasından ikiye bölünmüştü bu soylu villada.
Bir ceylan salıntısıyla yürüyen Pribadi koparılmıştı yuvasından.
Okuldan, sokaktan dönen çocuklar akşam olunca yuvalarına, anne-babalarına koşuyordu. Bir tek Pribadi yoktu aralarında. Onları görünce yaralı bir ceylan geçiyordu yüreğinden.
Görkemli ve güzel villanın çatısı üstlerine çökmüştü.
Firman Bey bir gün İsmail Bey'le beraber yine ziyarete geldi ve “Yarın Türkiye'den okul açmak için sponsorlar gelecek, siz de bulunsanız” dedi.
Aslında Türkiye'den gelen bu fedakâr ve idealist gençleri sevmişti ama yine de, on günlüğüne ülke dışında olacağını söyledi.
Koca şehir dar geliyor, her şey onu sıkıyordu. Hırçın denizlerin sınır tanımayan dalgaları gibi, yerinde duramıyordu.
Anadolu işadamlarının Cakarta'ya geldiği gün o da Tayland'a uçtu. Akşam olunca erkenden oteldeki odasına çekildi. Yorgun ve bitkindi. Dermansız bedenini bıraktı uykunun dinlendirici kollarına.
Pribadi dikildi karşısına, üzerinde okul kıyafetleri… Her zamanki sımsıcak bakışları yoktu yüzünde, gülümsemiyordu babasına. Gece karası gözlerini dikerek sitem dolu bir ifadeyle, “Baba beni seviyorsan hemen İsmail Beylerin yanına dön” dedi ve geldiği gibi kayboldu.
- “Oğlum, Pribadim! Dur, nereye gidiyorsun?” diye bağırdı.
Yine karanlığın acımasız kollarındaydı. Taze acılarına dayandı, başını ellerinin arasına aldı ve otel odasının ıssızlığında ağlayabilmenin tadına vardı.
Sabah ilk işi uçakla geriye dönmek oldu. Firman Bey'i arayıp Türk misafirlerle buluştu.
İsmail Beyler onun ansızın geriye dönüşüne bir anlam veremediler. Aip Bey gece olanları anlattı. Onlar da çok duygulandılar.
Güzel bir bina bulunduysa da buraya bir banka taliptir. Binanın sahibi Açe kökenli Hacı Alwi isminde bir zâttır. Türkler binayı istediğini öğrenince duygulanır, gözleri dolar.
Türklerin geçmişte Açe'ye yaptığı yardımlara bir vefa borcu olarak binayı değerinin çok altında kiraya verdiği gibi, günlerce tadilat ve tamirat işlerinde öğretmenlerle beraber işçi gibi çalışır.
Evlatlarına da vasiyeti vardır: Türk öğretmenler istemedikçe bu binadan çıkarılmayacaklardır.
Yemekleri evinde yapar, getirir, bazen de misafirleri evinde ağırlar. Öğretmenleri evladı gibi bağrına basar. Onlara Açe'deki Türk köylerini, mezarlarını anlatır:
-“Evlatlarım, Osmanlı her zaman bize yardıma koşmuş, bizi bağrına basmıştır. Şimdi Osmanlı'nın torunları gelmiş, bizim de onları bağrımıza basmamız gerekir” der ve demli çaylarını yudumlarken sürdürür sohbetini…
“Osmanlı'nın ilk yardımı 1569'da ulaşmıştır Açe'ye.
O yıllarda Osmanlı bir cihan devletidir.
Portekizliler çok zengin tabii kaynaklara sahip olan Açe'ye göz dikmişler ve Açe Sultanlığı'nın bağımsızlığını tehdit etmeye başlamışlardır.
Bu tehlike karşısında Açe Sultanı Alaeddin Şah, Osmanlı'dan yardım ister.
II. Selim Han, 22 gemilik bir filo ile Kızıldeniz kaptanı Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reisi yardıma gönderir.
Muhtelif mühimmat, birçok top, silah, usta, askerle birlikte yüzlerce gönüllü levent ve topçuyu Açe Sultanı'na teslim eder Hayreddin Hızır Reis.
Türkler Açe'ye yerleşirler. Açe'ye yerleşen Türklerin kurduğu donanma ile Açeliler mühim topraklarını savunurlar emperyalistlere karşı.
Açeliler Türk toplarını ve bayraklarını günümüze kadar kutsal birer hatıra olarak sakladılar.
Osmanlı yıkılıncaya kadar yardımının ardı arkası hiç kesilmemiştir.”
Çay kokusu sarmıştır odayı. Hacı Alwi'nin yanaklarından çizgi çizgi süzülen yaşlar çayın buharına karışır. Sohbet koyulaşır ve sözlerini şöyle sürdürür…
“Yıl 1994… Osmanlı'nın ilk yardımından tam 425 yıl sonra sizler geldiniz ellerinizde sadece valiz ve çantalarınızla. Allah aşkına, kim gönderdi sizi? Nasıl akıl ettiniz buralara gelmeyi? Biz Osmanlı'yı öldü zannediyorduk. Meğer her toprağın altına giren çürümezmiş evlatlarım.”
Gece ilerlemiştir… Sabah yakındır… Kalkarlar. Ertesi gün yapılacak çok iş vardır yine.
Firman Bey ve eşi de sürekli yardımcı olurlar. Çok güzel bir evleri olmasına rağmen hafta sonları gelip inşatta öğretmenlerle hasırın üstünde kalırlar. Çok cana yakın insanlardır. Öğretmenlerin çamaşırlarını evlerine götürüp yıkarlar. Osmanlı'nın torunlarına sahip çıkma yarışı vardır. Firman Bey, eşi İbu Ucu Hanımefendi, Aip Bey ve Hacı Alwi bu yarışın fedakâr kahramanlarıdır.
Okulun tadilatı devam ederken bir ara Türkiye'ye gelirler. Fedakâr Anadolu insanın açtığı eğitim yuvalarını gezerler.
İstanbul büyülemiştir Aip Bey'i, tam bir Osmanlı şehridir.
Yıllar önce yardıma gelen gemiler, leventler buradan yelken açmışlardı.
İsmail Bey çok istemişti Türkiye'yi görmesini. Aip Bey de ardı arkası kesilmeyen ısrarlara dayanamamış kabul etmişti. “İyi ki gelmişim” dedi içinden.
Bütün merakı, Osmanlı'dan tam 425 yıl sonra Endonezya'da okul açmak için giden İsmail Bey ve arkadaşlarının gönüllerinde bu sevdayı tutuşturan insanı bir an evvel görmekti.
Nihayet Fethullah Gülen Hocaefendi'yi Altunizade'deki ikametgâhında ziyaret ettiler.
Bu ziyaretten çok etkilendi. Bir aralık cebinden bir fotoğraf çıkardı ve “Bu benim oğlum efendim, yakınlarda vefat etti, ona dua eder misiniz?” diye uzattı Hocaefendi'ye.
Öylesine masum, öylesine sevimli çocuğun resmine uzun uzun bakar Hocaefendi. Sonra gözlerini yumar ve “Bu çocuğun duaya ihtiyacı yok” der.
Aip Bey çok memnun olur, yanaklarından sevinç gözyaşları süzülür. Hazan harmanı yüzündeki donmuş tebessüm harekete geçer:
-“Efendim biz arkadaşlarımızla Endonezya'da bir bina kiraladık, yakında okul açacağız, bir isim lütfeder misiniz?”
Hocaefendi hiç düşünmeden “Pribadi olsun” der. Aip Bey;
-“Oğlumun acısını hiçbir şeyin dindirmeyeceğine inanıyordum ama bu okul acıma merhem oldu” der.
Son Açe felaketinde de başta PASİAD olmak üzere pek çok kurum aracılığı ile Türkiye yine Açeli kardeşlerimizin yanındaydı. Osmanlı'nın yardım geleneği günümüzde de sürdü.
Bugün Endonezya'daki Türk okulları “Pribadi okulları” diye anılmakta.
Çok sevdiği İstanbul'dan ayrılırken, dudakları tatlı bir tebessümle kıpırdar Aip Bey'in:
-“Bir Pribadi öldü, bin Pribadi dirilecek!”
Sımsıcak sevgileriyle Pribadiler geriye dönüyordu.
Yorumlar Şuayp AĞLAR YAZAN YAZMIŞ ALINYAZIMIZI BİN PRİBADİLER GELİR DEMİŞ GELMİŞ ALLAH BİZİ O PRİBADİLER GİBİ VE ONLARIN HOCALARI OLAN ALP ERENLERİN OCAĞINDAN AYIRMASINserra atalay Dualarimiz, gonulluler hareketine gonul verenlerle beraber.. Allah azimlerini gayretlerini artirsin. ve muvaffak eylesin. Cemal DÜNYADA KAÇ TÜR CANLI YAŞIYOR ARAŞTIRMASI..
Bilim insanlarının yeryüzündeki tüm canlı türlerini listeleme çalışmalarının altıncı yılında türlerin sayısı 1 milyonu geçti. Rapora göre, bugüne kadar listelenen türlerin sayısı 1 milyon 9 bin'e ulaştı
ÇAĞRI İMDAT!..BÜYÜK TEHLİKE!..Misyonerlerin, terör örgütlerinin, organ, fuhuş ve uyuşturucu mafyalarının tuzağı altındalar:
"4 Milyon Çocuk Yetim…"
"Uygarlığınız Batsın!"
BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Irak'ta 4 ila 5 milyon arasında çocuğun savaş yüzünden yetim kaldığını açıkladı. Örgüt, uluslararası doktorlar ve hastanelerden bu çocukların psikolojik tedavileri için harekete geçmesini istedi
UNICEF'in Irak Temsilcisi Roger Wright, Irak'ta 2003 yılında başlayan işgalin asıl kurbanlarının ailelerini kaybeden Iraklı çocuklar olduğunu söyledi. Wright, savaşın başlangıcından bu yana 4 ila 5 milyon arasında çocuğun yetim kaldığını açıkladı. Irak hükümetini ülkenin dört bir yanında kriz haline gelen yetim çocuklar konusunda uyaran UNICEF temsilcisi, çaresiz kalan bu çocuklar için programların yoğunlaştırılmasını istedi. Roger Wright, hükümetin yetim ve evsiz kalan çocuklar için özel sığınma evleri açmasını isteyerek “Aksi takdirde bu çocukların akıbeti bilinemeyecek” dedi.
YETİM SAYISI 4 KAT ARTTI
Irak'ta 90'lı yıllarda resmi rakamlara göre 1 milyon 100 bin yetim çocuk vardı. Ancak bu rakam son şiddet olaylarında dört katına çıktı. Irak devletinin bugünkü şartları da bu çocukların çok azının sığınma evlerinde tutulmalarına olanak sağlıyor. Londra'da yayınlanan Şarkul Avsat gazetesinin haberine göre, çocukların savaş yüzünden yaşadıkları psikolojik sorunlara dikkat çeken UNICEF Irak Temsilcisi Roger Wright, uluslararası doktorları ve hastaneleri, yetim çocukların hayata kazandırılması ve tedavileri için harekete geçmeye çağırdı.
EVLAT EDİNİYORLAR
UNICEF, Iraklı yetimlerin büyük bölümünün akrabalarının yanında hayatta kalmaya çalıştıklarını açıkladı. Irak Çalışma Bakanlığı da, yetim kalan çocuklarla yakından ilgilenmeye çalıştığını belirterek yetimhanelerden ayrıldıktan sonra da onlarla ilgilenildiğini kaydetti. Bakanlığa bağlı yetimhane idaresi, bazı çocuklara da aile bulmada yardımcı olduklarını ifade etti. Irak Çalışma Bakanlığı ülke genelindeki yetim çocukların durumları ile ilgili bir çalışma başlattığını ve uluslararası örgütlerle koordineli çalışılacağını açıkladı.
5 kardeş amcasında
Iraklı Mustafa Mecid, 2005 yılında kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan kardeşinin 5 çocuğuna baktığını söylüyor. Mecid, örf ve adetlerin sahipsiz kalmış çocukların yetimhanelere bırakılmasını müsaade etmediğine dikkat çekiyor ve onların geçimlerini nasıl sağladığını şöyle anlatıyor “Onların asıl sahibi Allah'tır. Ben sadece bir vesileyim. Allah'a şükrediyorum ki onları yedirme, giydirme ve eğitimlerini sağlama gücüm var. Bazı çocuklar tüm bunlardan mahrum. Sokaklara düşüp perişan oluyorlar.”
Sezai Şen ...Bir ekin gibidir ki filizini çıkardı...TÜRK OTAĞI ARIDAN DERS ALMAK:
Arı, bir böcek türüdür. Zar kanatlılar takımının üyeleridirler. Zar kanatlıların özelliği; içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve iki çift saydam zar şeklinde kanatlarının olmasıdır. Arıların vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Vücutları yumuşak yapıdaki yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır.
Başta gözler, duyargalar ve beslenme organları bulunur. Baş vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın segment denilen halkalardan oluşmaktadır.
Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit gözü vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000'den fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelmiştir.
Başta bir çift duyarga bulunmaktadır. Bunlar koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını sağlarlar. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassatır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar.
Arıların ağız yapısı; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelir. Dil 6-7 mm arasındadır ve arı ırkına göre değişir.
Baş iç yapı itibariyle de önemli salgıların yapıldığı kısımdır. İşçi arıların yutak üstü salgı bezleri genç yaşta arı sütü, daha ileriki yaşlarda baldaki sakarozu parçalayan enzimler salgılarlar. Çenede bulunan bezler ana arıda ana arı feremonunu, işçi arılarda ise alarm feremonunu salgılamaktadır.
Göğüs arının hareket merkezidir. Dört adet segmentten meydana gelmiştir, bunların üzerinde üç çift bacak ve iki çift kanat bulunmaktadır. Arının orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri polenin kovana taşınması görevini görmektedir. Kanatlar kitinleşmiş damarlarla desteklenmiş çok ince zar şeklindedir. İki çifttir. Uçuşta ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlarlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 km.'ye yaklaşır.
Karın (Abdomen), ergin arıda 9 segmentten oluşur ve mide, bağırsak ve üreme organları gibi iç organlarla balmumu bezleri ve iğne bulunur. Segmentlerde bulunan sağlı-sollu bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) işçi arıların balmumu yapma döneminde kalınlaşarak mum salgılama yeteneğini kazanmaktadırlar. Sıvı olarak aynalar üzerine salgılanan mumlar, mum ceplerinde katılaşarak küçük pulcuklar halini alır. Arılar zincirleme birbirine tutunarak özel hareketlerle balmumu sızdırmaktadırlar. Ayaklar yardımıyla ağza götürülen balmumu pulcukları orada yumuşatılarak yoğrulmakta ve böylece petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Mum örme dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri dejenere olur ve birer sıra hücre tabakasına dönüşür.
İşçi arıların 7. abdominal segmentinin iç yüzeyinde ve sırt plakasının ön kenarına yakın kısmında büyük hücrelerden oluşan koku bezi (nasanof bezi) bulunmaktadır.
İşçi arılar ve ana arıda abdomenin sonunda iğne bulunmaktadır. İğne, iğne odacığından çıkan ince, sivri uçlu bir savunma organıdır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır. İşçi arıların iğnesi geriye çentiklidir; bu yüzden işçi arılar birisini sokmak üzere iğnesini batırdığında geri çekemez. Çentikler testere ağzını andıran çıkıntılar olup bu çıkıntıların sivri uçları iğnenin batış yönünün tersine yöneliktir. Bu nedenledir ki arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz. Zeynep Kübra TORAMAN NE OLUR, ENSEYİ KARARTMAYALIM!
Bugünlerde İstanbul çok güzel! Hava çok güzel, doğa-tabiat çok güzel! ..Ve LALE MEVSİMİ başladı; hemen her yerde rengarenk laleler, sümbüller, karanfiller, menekşeler!..Mis gibi kokuyorlar! Yakında erguvan bayramı da var!
Dün Sultanahmet Meydanına gittim; inanın, canım hiç geri dönmek istemedi. Sultanahmet Camii; şimdi bir başka güzel! MAHZUN AYASOFYA; karşıdan bakıyor, yüzü kızarık hala; ama halinden de pek şikayetçi deil gibi. Aşağıda, Gülhane Parkı; cennetten bir köşe olmuş sanki! Tertemiz, mis gibi hava! .Ve dev ağaçların tepelerinde yuva yapmış leyleklerde muhteşem bir coşku ve şenlik var!..
Ve şimdi işte; GÜZELLER GÜZELİ'ne (s.a.v.) geliyorum!...Zaten, çocuklarımı alıp bunun için gitmiştim Sultanahmed'e!..
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) KUTLU DOĞUMU münasebetiyle, Sultanahmet Camii'nin tam karşısında yer alan (meydanda) İSLAM ESERLERİ MÜZESİNDE; 1-15 NİSAN tarihleri arasında adeta manevi bir bayram var: Efendimize ait 150 civarında orjinal eser sergileniyor. İnsan seyredince, görünce bir başka aleme gidiyor; kendinden geçiyor...
İşte bunun için, meydanda belki 1 KM. uzunluğunda sevgi seli(kuyruk) vardı..Ama, bereket herkes birbirine son derece saygılı ve sıra hemen geliverdi!
Müzenin bir bölümünde, 15 Nisana kadar; 9.00-16.30 saatleri arası herkese açık, ücretsiz bu mübarek sergi; İstanbul'a bir başka güzellik kattı. Ve orada duydum; binlerce kişi "salavat okuma" yarışması yapıyormuş; herkes içerisinden sürekli salavat getiriyordu. Bir kız çocuğu; 25 bininci salavatımdayım dedi.
Ne olur; Allah'ın büyük lutfu bu güzellikleri kaybetmeyelim; kardeş olalaım, Rabbimize çok şükredelim. KUTLU DOĞUM HAFTANIZ mübarek olsun! Dilerim; medya, gereğince bu haftanın, yani Efendimizin(s.a.v.) kıymetini bilip takdir ederler...Güzel haberler-yazılar-görüntüler verirler!..Oktay Erman FAZLA UMUTLANMAYIN, DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!..
AK PARTİLİLER; ALLAH'LA ve MİLLETLE BAĞLARINI KOPARTIYORLAR!..
Bugünkü Zaman gazetesinde, Ali Bulaç beyin yazısını mutlaka okuyun. Yine Ali Ünal beyin, hükümetin icraatlarına yönelik geçmiş yazılarını okuyun.
Göreceksiniz ki, bu hükümet de, aynen geçmişte olduğu gibi CIA-MOSSAD-M16 politikalarının dümen suyunda.
Hala milli, ulusal, kalıcı politika ve yaklaşımlar yok! ABD, İngiltere ve İsrail çıkarlarını gözetmeye, onları memnun etmeye yönelik her şey! İnanılmaz bir zillet içerisindeyiz, ama hamasetimizden de geçilmiyor! Zavallılık bu.
Bu hükümetin eline çok büyük fırsatlar geçmesine rağmen değerlendiremedi. YÖK ile sidik yarışı yapmak ve kavga etmek yerine; akademisyenleri azami şekilde değerlendirebilir; istediği alanda istediği projeleri, raporları, alan çalışmalarını yaptırtabilirdi. Parayı göstersinler, bir de ideal ortaya koysunlar! Bakın, Türkler neler yapmaz?! Ama? Ama nerede?
Bu hükümet; baştan beri Aydın Doğan medyası kompleksi yaşıyor. Aydın Doğan grubu da Başbakan Erdoğan'ı iyi keşfettiler! Amaç; Türkiye'yi ABD-İngiltere-İsrail ve bilhassa İsrail çıkarları dışına çıkarmama! Bütün çaba bu! Türkiye biraz Rusya'ya, Afrika'ya açılmaya çalışsa; hemen "cısss!" politikası uyguluyorlar.
Halbuki bugün; RUSYA, ÇİN, HİNDİSTAN, JAPONYA-KORE, ENDONEZYA-MALEZYA; hatta Afrika ve Latin Amerika çok büyük bir fırsat, çok verimli-önü açık-doymamış pazar! Ama nerede bunu görebilecek devlet adamları, siyasetçiler, istihbaratçılar, askerler-subaylar?!..
Bizi, anlamsız, bomboş tartışmalar, magazin gevezelikleri çok geri bıraktırıyor, hep yerimizde saydırıyor, hep gururumuzu okşayıp REZİLLERİ oynayıp duruyoruz!
Hala diplomaside şark kurnazlığı-Batı münafıklığı karışımı DRAM yaşıyoruz! Nev-zuhur bir millet ve devlet gibi hareket ediyoruz. Çok çocukça ilgilerimiz, tepkilerimiz, hallerimiz var!
Bu egemen medyayla, bu egemen-hantal bürokrasiyle, mandacı-masonik bürokrat ve diplomatlarla, bu egemen militarist keskim ayrımcılık ve iç düşman fobisiyle bu olma, olamaz!
Bem kimseye fazla kızamıyorum; hükümeti kızdığım kadar. 350 küsur milletvekiliyle iktidar olmak kime nasip olur? TÜBİTAK, MİT, Genelkurmay vs. Hükümete; Başbakan'a bağlı! Hükümet, Başbakan; bu kurum başkanlarıyla oturup adam gibi neden bir 5-10-20-50 yıllık TÜRKİYE PROJEKSİYONU; iç-dış kısa ve uzun vadeli projeler hazırlamadılar, hazırlamıyorlar? BAŞBAKAN; çok konuşuyor! Ama GÜDÜMLÜ ve POPÜLİST konuştuğu her halinden belli. GÜVEN vermiyor! KAP-KAÇÇI psikolojisi, imajı veriyor sanki! AK Parti ve AK PARTİ Hükümeti; çok büyük bir imkan ve fırsatı kaçırıyor...Ulufelerle işi götürmeye, göz boyamaya devam ediyor..Acayim enaniyet ve havalar içerisindeler! Mütevazılık, samimiyet, içtenlik; yerini hokkabazlığa, sadece nefis ve dünyevi-kişisel çıkar savunmasına bırakıyor..
Ak Partililer ve Hükümet erkanı; ALLAH ile bağlarını her geçen gün koparıyorlar; olan-yapılan kısmi bütün güzellikleri de sadece kendilerinden biliyor-kendilerini öne çıkarıyorlar. Bu gidişatla, çok büyük bir tokat yiyecekler; bir an önce akıllarını başlarına toplamazlarsa şayet!..xxx İşte son Türk İntikam Tugayı (TİT) operasyonunda ele geçirilen Kağızmanlı Semih Tufan Güraltay'ın telefonla 14 NİSAN MİTİNGİ hakkında bilgi alışverişinde bulunduğu iki e. generalden biri: (diğeri: Hurşit Tolon Paşa):
Sivas İl Tugay Komutanı
Tuğ. İdris KORALP:
1948 Yılında Bursa'da doğmuş ve 1968 yılında Kara Harp Okulundan Topçu Subayı olarak mezun olmuştur
Polatlı Topçu ve Füze Okulunu bitirmesini müteakip, 1969 - 1981 yıllarında sırasıyla; Malkara'da Topçu Batarya Komutanlığı, İstanbul / Alemdağ'da Uçaksavar Batarya Komutanlığı ve Erzurum'da Tümen Topçu Alayı Harekat Eğitim Kısım Amirliği görevlerinde bulunmuştur. 1977 - 1978'de Alman Silahlı Kuvvetler Dil Okulu ve Göthe Enstitüsünde Almanca dil öğrenimi görmüş, 1981 yılında başladığı Kara Harp Akademisinden 1983 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuştur.
İlk kurmay görevini Kars'da Tugay Harekat ve Eğitim Şube Müdürü olarak icra etmiş ve 1985 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisini bitirmiştir
1990 yılına kadar sırasıyla: gata Eğitim Öğretim Şube Müdürlüğü ve Öğrenci Tabur Komutanlığı; Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde toplumla ilişkiler grup başkanlığı görevlerinde bulunmuştur
1990 - 1992 yılları arasında İsviçre'de Bern Askeri Ateşesi olarak görev yapmış ve 1992'de; 65 nci Mekanize Piyade Tugay Komutan Yardımcısı ve Babaeski Garnizon Komutanlığı, 1993'de Çorlu'da 5 nci Kolordu Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğünde bulunmuştur.
1995 - 1996'da Bitlis / Hizan'da 151 nci Taktik Komando Alay Komutanı olarak iç güvenlik harekatına katılmış, 1996 - 1997'de Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Plan Şube Müdürlüğü yapmıştır
30 Ağustos 1997'de Tuğgeneralliğe terfi etmiş ve 1997 - 1999 yıllarında İstanbul / Hadımköy'de l nci Zırhlı Tugay Komutanı olarak, 1999 - 2001 yıllarında Erzincan'da 3 ncü Ordu Harekat Kurmay Yarbaşkanı olarak hizmet vermiştir.
General Koralp; Almanca bilir, evli ve iki çocuk babasıdır.
http://www.sivastr.net/sivmerk/smeilgarnizon.htm
Adem varol Nice piribadiler bizleri bekliyor. dualarımız sizlerle .YOLUNUZ VEBAHTINIZ AÇIK OLSUN...herhangi biri Onemli bir yerden belge caliniyor. ABD ye gidiyor, bi gurup tarikat caldi diyor. Yahu bu calanlar bi ulkenin ajani olamaz mi, tarikatla ne alakasi var? Su gizli servisler de ihtimal dahiline alinsa....kutsi adin isa ama sen tam bir cuhelaİsa Bu yazı tekrar tekrar okunmalı:
Cüneyt ARCAYÜREK
1 Nisan 2007 Pazar, 21:19
Maskeler Aşağıya
Genelkurmay Savcılığı'nın açıklamaları laik Cumhuriyetin içinden nasıl çökertilmek istenildiğini, devleti İslam devletine dönüştürmek için kimilerinin nasıl örgütlendiğini ve
ne yazık ki laik Cumhuriyet karşıtı kuruluşların, örneğin Silahlı Kuvvetler'e de sızdığını gösteren, hatta kanıtlayan tarihsel bir belge.
Geçen ay andıç olayı yaşandı. Resmi adı Basın Değerlendirmesi. Genelkurmay gibi disipline sonderece önem veren bir kurumdan bu belge, ( Fethullah Gülen'e yakın olduğu bilinen birinin yönetimindeki) Nokta dergisinde yayımlandı.
Genelkurmay yazılı bir açıklamayla andıcın varlığını kabul etti, ama; taslak metnin 12 Ekim 2006'da "çalındığını" açıkladı.
Üstelik açıklama "çalınan" taslak metnin "yurtdışı bağlantılarla ilişkili olarak ülkenin siyasi ortamı nazara alınmak suretiyle 8.3.2007 tarihine kadar bekletilerek bu tarihte kamuoyuna sunulduğuna" dikkat çekiyordu.
*****
Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Saim Öztürk , -yazılı açıklamanın dışında- basına daha ayrıntılı bilgi verdi. Ad vermeden andıcın "kime ve nereye" sızdırıldığını duyumsattı.
Verdiği bilgilere göre, çalınan ilk taslak rapor, Genelkurmay gibi bir kuruma hırsız giremeyeceğine göre kuşkusuz kurum bünyesinde görevli biri tarafından "ABD'de (Utah'ta) bir isme elektronik posta yöntemiyle" gönderilmişti. "Amerikalı görünen bu kişi büyük bir olasılıkla sahte isim" kullanıyordu.
Genelkurmay'ın açıklamaları yorumlandığında çeşitli olasılıklar arasında Fethullah Gülen adı ve ona bağlı örgüt ilk sırayı alıyor.
Şu sıralar aynı dergide yayımlanan diğer kimi belgeler ve Genelkurmay'ın açıklamaları ışığında olayı değerlendirirsek:
Söz konusu olayı hırsızlık olayı diye nitelemek olanaksız. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın anılarını ele geçirecek, Genelkurmay'dan belge çaldıracak kadar geniş olanaklara sahip "bir örgütün" , devletin -örneğin Genelkurmay'ın- içine nüfuz edecek kadar genişlediğini, güçlendiğini kabul etmek gerekiyor.
Açıklamalar bir ismi ve adını taşıyan örgütü çağrıştırıyor. Ayrıntılar olaya bu adı ve örgütü yakıştırıyor.
Askerin yıllardır Milli Güvenlik Kurulu'nda ve laiklik üzerine yaptığı hemen her açıklamada laik rejime en büyük tehlike diye gösterdiği kişi Fethullah Gülen, Amerikan yönetiminin himayesinde Pennsylvania'da yaşıyor. Adını taşıyan örgüt (tarikat) mensupları ise Utah'ta.
******
Hırsızlık... 12 Ekim 2006'da çalınan belgenin ABD'ye gönderilmesi... andıcın "siyasal ortam nazara alınarak 8 Mart'a kadar bekletilerek" , oradan Nokta'ya gönderilerek yayımlanması... olayın Gülen ve tarikatının marifeti olması olasılığını akla getiriyor.
Andıç tartışmaları sırasında -üç hafta önce- Kanaltürk'teki "Politika Durağı" programında Genelkurmay ilgili dairesinin gazetecileri -üstelik kimilerini haksız yere- suçlayacağı yerde, hükümete bilgi taşıyarak içinde bulunduğu Silahlı Kuvvetler'e ihanet edenlerin, asıl asker, ordu düşmanlığı yapan köstebeklerin saptanmasını önerdim.
Günlerce dillerde dolaşan, ama yalanlanmayan bir olaydı sözünü ettiğim. Son Askeri Şûra'da karargâhın hazırladığı Başbakan'dan yanıtlaması istenecek sorulara sıra gelince; şûra üyeleri, sorulardan daha önce bilgilendirilen RTE'nin her sorunun yanıtını vermeye hazır olduğunu hayretle gördüler.
Bu olay neyi gösteriyordu? Şûradaki olay yalanlanmadığına göre, bünye içinden hükümet başkanına gönüllü hizmet veren biri veya birileri, askerliğin temel kuralı gizliliği umursamayarak kimi bilgileri hükümete, başkanına "sızdırıyordu" .
Türkiye çapında örgütlenmiş, giderek güçlenen, Türkiye üzerinde oyunlar tezgâhlayabilen Fethullahçılar... Bir başka yanda bu iktidara -bu türlü- hizmet edenler... TSK'ye de sızmış görünüyor.
*****
Fethullah Gülen eski-yeni siyaset adamlarımızın muteber adamı! Geçenlerde TBMM Başkanı Arınç , Gülen'e olan saygı ve sevgisini açıklayan demeçler vermedi mi?
Gülen'in rejim açısından ne kadar büyük bir tehlike olduğu; okulları, gazete ve dergileri, kaynağı meçhul çok geniş maddi olanaklarıyla yaptığı propaganda ve rejim karşıtı girişimler ayrıntılarıyla yazıldı.
Örneğin Cumhuriyet, gazetemizin başta İlhan Selçuk , hemen bütün yazarları, ön safta yazılarıyla, kitaplarıyla Hikmet Çetinkaya ; "tehlikeyi" bütün boyutlarıyla teşhir ettiler. Asker dışındaki etkin ve yetkin çevreler uyarıları umursamadı. Önce rahmetli Bülent Ecevit , sonraları Fethullah Gülen'le değil konuşmak, yan yana gelmeye bile tahammül edemediğini (örnek olaylar vererek) bana söyleyen Süleyman Demirel ... bir süre sonra nasıl olduysa bu adamın karşısında değil, yanında göründüler.
Medya mı? Gülen ve örgütüne karşı ciddi hiçbir uğraş vermedi.
Fethullah Gülen'in gerçek kimliği ve amaçları topyekûn anlayışla asla Türk kamuoyuna anlatılmadı.
Oysa Gülen'in 28 Şubat'tan önce ve sonra TV'lerde canlı yayımlanan ağzı gözü sulu vaizlerle, çevresini alanlarla yaptığı söyleşiler bir bir ele alınıp analiz edilseydi... bu adamın gerçek yüzü çok önceden saptanabilirdi.
Zira F. Gülen, TV'lerde yayımlanan bir söyleşisinde kullandığı ve kullanacağı insanlara şu talimatı verdi: "Sakın yargıyla, askerle, hâkimle, subayla kavga etmeyin. Onlarla dostluklar kurarak bulundukları kurumları, kurulları içinden fethedin!" Verdiği bu talimat bugünlerde uygulanıyor.
Andıçla başlayan emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın yine Gülen'e yakın birinin yönetimindeki Nokta'da yayımlanan anılarıyla devam eden (Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce -Orgeneral Büyükanıt'ın dediği gibi- "zamanı geldiğinde görevini yapmak zorunda olan TSK'ye" yönelik) tezgâhlar devlete sızan örgüt ve örgütün kurguladığı oyunlar, bakalım sergilenebilecek mi? Bekleyelim!
semih gunesli nerde okudum hatirlamiyorum ama ACE bolgesi HOllandalilara karsi 1911 gibi oldukca gec bir tarihe kadar ulkelerini savunup bagimsizliklarini muhafa etmisler. Acaba diyorum osmanlinin gayretinin bir rolu varmi bunda?
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.
Ekranlardaki altın fırtınası bu akşam start alıyor. Yarışmacı olmak isteyenlerin telefonları kilitllediği Yazı-Tura’nın sunucusu Aysun Kayacı, yarışmada güzelliğinden çok bilgisiyle öne çıkacağını söyledi.
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...