Psikolojik Savaş Filmlerle devam ediyor: 300 Spartalı
Amerika’da bir süre önce gösterime giren ve kısa sürede 40 milyon izleyiciye ulaşan film Frank Miller’ın aynı adlı romanından yönetmen Zack Synder tarafından beyaz perdeye aktarıldı.
Açıkçası tam bir görsel şölen olan film son derece başarılı. Bir film ancak bu kadar şiirsel ve destansı özellikler taşıyabilir Aydoğan Vatandaş
Ne ki, filmin İranlıları çok kızdırdığı, kızdırmaya da devam edeceği de çok açık. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın filmin İran’da izlenmesini yasaklattığı da biliniyor. İranlı yetkililer filmin İran’a karşı bir psikolojik savaş ürünü olduğunda hem fikir.
Film, Milattan önce 480 yılında Yunanlı Spartalılarla, İranlılar arasında yaşanan savaşı konu ediyor. Aslında şöyle de diyebiliriz: Kral Leonidas komutasındaki Yunanlı Spartalıların -ki sayıları 300’den ibarettir- ne kadar asil, ne kadar kahraman, ne kadar cesur, ne kadar yiğit, ne kadar güçlü olduğu ile, yüz yirmi bin iran askerinin de ne kadar zayıf, ne kadar korkak, ne kadar aciz, ne kadar pespaye ve de ahmak olduklarını anlatmaya çalışıyor film.
Bu kadarla da kalsa neyse, o zamanlar ateşe taptıklarından yoka çıkarak belki, İranlı askerler yer yer şeytansı varlıklar olarak gösterilmiş filmde.
(Ehh yakın zamanda, İran’a saldırmayı planlayan Bush yönetiminin savaşmaktan bunalan Amerikalı dindar askerler için iyi bir motivasyon aracı olacağı da çok açık filmin. Bu arada merikan kanallarında Kitab-ı Mukaddes’te İran’ın, İsrail’e saldıracağı, ABD ve İngiltere’nin de bunu engelleyeceğine ilişkin ayetler olduğunu anlatan vaazlar artmaya başladı. Bu tür vaazlar yayınlayan kanallardan biri, söz konusu vaazı kitap olarak adres teslimi meraklılarına gönderiyor.)
İranlıların çok sinirlenmesi normal, zira, bu kadarla da kalınmamış, İran kralı İmparator Xerses, hem zenci hem de eşcinsel olarak gösterilmiş. Pes doğrusu, İranlılar o zamanlar siyahtılar da zaman içerisinde renkleri mi açıldı, doğrusu bunu da pek bilmiyorum.
İran Dış İşleri Bakanlığı filmin müslüman ülkelerde de gösterilmesinin yasaklanması için de girişimlerde bulunmaya hazırlanıyor. Demek bu da Türkiye ile İran arasında gerginliğe neden olacak konulardan bir olmaya aday. Türkiye’de kimsenin İran’ın kaygılarını kaale alacağını sanmam. Herşeye rağmen bu görsel şölen kaçmamalı diye düşünecektir Türkiye’de ki sinema izleyicisi çünkü haklı olarak. Hükümet zaten İstanbul’da kaybolan Savunma Bakan yardımcısı Askari meselesinden ötürü gergin, bir de film işin tuzu biberi olacak.(Bu arada, söz konusu kişinin iltica ettiği yazılıp çiziliyor da, neden kaçırılmış olmasın?)
Neyse, fime dönecek olursak, Yunan site devleti Sparta’nın ve kahraman savaşçılar olarak da Spartalıların seçilmesi tesadüf olabilir mi? Sanmam. Eğer Amerika’nın en ektin ve elit topluluğu olduğu söylenen Yale merkezli Sculls (Kurukafa) grubundan haberdarsanız ve kendilerine örnek olarak da Sparta modelini aldıklarını ve söz konusu toplulukta en elit derecenin de ‘Sparta Savaşçıları’ arasına girebilmek olduğunu bilirseniz, konu kuşkusuz daha da anlam kazanacaktır.
Doğrusu artık savaşın bir boyutu da filmler. Psikolojik savaçın en önemli hedefi insan beynini etkilemek ve insanların kanaatlerini belirlemek.
Bir süre önce Türkiye’de de gösterime giren Robert De Niro’nun ‘The Good Shepherd’ adlı filmini de aynı çerçevede değerlendiriyorum ben. Ama bu sefer golü yiyen Amerikalılar gibi gözüküyor: 1- Filmde, II. Dünya savaşında CIA’nin NAZİ bilimadamlarını Amerika’da istihdam ettiği, 2- CIA’nin aslında Sculls, yani Kurukafa Grubunun kontrolünde olduğu, 3-CIA Kontrespiyonaj Dairesi Başkanı vatansever Wilson’un, sonunda Rus rakibi Sianko tarafından nasıl alt edildiği fikri işlendiği ve de filmin bir Rus marşıyla sonlandığı için.
Bence İran filme tepki verdikçe, filmin popülaritesi daha da artacak.
Yorumlar tolgay arık aydoğan abi sürekli myazılarını okuyorum allaha emanet olHerşey para değil I'm a poor/ nationalist/ lonesome cowboy da olabilirdi de Elvis'inki daha güzel,duygusal.Öbürsü biraz IMF/fak-fuk fonu çağrıştırıyor,ayıp olur... bu kadar borcumuz da olsa boşverin bi tek gururumuz,tehdit altında cumhuriyetimiz var.Bişi sorucam da maaşlara alıştık her ayın onbeşinde... darbe sonrasında gecikme olur mu?Darphane fazla mesai yapar derse bi generalimiz içimiz rahat eder.Bakın bu olur işte.Marşımız nolcek? Hayırlı uğurlu olsuuun;Sinerjik,enerjik,lonesome,lonely cowboy'um,caniçi,kavuniçi,ceviz/fındık/fıstıkiçi ulusalcım benim.Ne zamandır bekliyorduk,konuş,konuş,yaz,çiz...(rutin şaştı ya neyse,sonra hesaplaşırız)Sizlerden çok ama çok önemli bir ricamız var toplu olaraktan.Artıkın Hasan Mutlucan filan olmuyor ,yakışmıyor.Lütfen,lütfen amaaaa ELVIS'den''are you lonesome tonight'ı istiyoruz.Bu koskoca, kahrolası global dünyada yalnızların,unutulmuşların,bir kenarda unutulmuşların,gözüyaşlı ulusalcıların hisli,deruni özyapılarını başka hangi marş/şarkı bu denli güzel dile getirebilir lucky luke'um benim?Parola: Vatan namusumuzdur-2 ULUSALCILAR ASKERİ DARBEYİ TARTIŞIYORLAR!..NE ZAMAN, NASIL, NEDEN ve SONRASI...:
BAŞKA ÇAREMİ KALDI ?
ORDU GÖREVE!
Ordu'dan bazı kesimler çekiniyorlar, doğrudur. Çekinmekte haklıdırlar... Ancak bazı Arkadaşlarımızın çekincelerini anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.
İçinde bulunduğumuz ortamı, başka durumlarla karşılaştırmak sakat bir
görüş olur sanırım. Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti varolma ya da
yokolma mücadelesiyle karşı karşıyadır. Devletin Üniter yapısı, Cumhuriyetin nitelikleri ve kazanımları, Laiklik ilkesi, Mustafa Kemal'in
emaneti çok büyük tehditlerle yüz yüzedir.
Bütün bunlara rağmen, yolumuza devam edelim, demokrasiyi birileri
araç olarak kullansın; amaçlarına ulaşsın, yeter ki Ulusumuz mutlu olsun,
ekonomi iyi gidiyor istikrar bozulmasın (olmayan birşey nasıl bozulabilir?),
Halk uyansın, biz ne yapalım? gibi düşünceleri olanların, Kemalist
Devrimi biraz daha iyi okumalarını öneriyorum...
Bu Ülke'nin bir sinerjiye ihtiyacı vardır. O sinerjiyi yaratacak tek güçte
Türk Silahlı Kuvvetleridir...
*******************
Atatürk ve Laikliği içine sindirememiş,başta Ulusalcılar-Vatanseverler olmak üzere,Cumhuriyetin ilke ve tüm kurumlarıyla kavgalı bir hükümet tarafından yıllarca yönetilmeye çalışıldık, olmadı.Bunlar tarafından,Türkiyede açıkca Cumhuriyet yönetimi bir kenara itilerek, dindevleti kurulmak isteniyor.Bunu görüyoruz.Evet, son çare bir askeri müdahaledir.Sabırlar taştı. CUMHURİYETİMİZ TEHLİKEDE.
*****************
Ülkemizde yaşanılan karşı devrim sürecinin son aşamasıdır.LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ ve kazanımları, bugün EMPERYALİZMİN seçtirdiği hükümet ile planın son aşamasındadır.Zaptedilmemiş tek kale ve en son hedef ÇANKAYA-CUMHURBAŞKANLIGIDIR.Cumhuriyetimizi ve ülkemizin bölünemez bütünlüğünü koruyabilecek-kollayabilecek tek kurumun TSK' nın yetkilerinin azaltılması ( TSK yönelik yapılan yıpratıcı saldırılarda bunun göstermektedir) LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN yıkılması ile eş anlamlıdır.Ülkemizin içinde bulunduğu tehlikeli durumda artık bence 28 şubatlar yeterli değildir.Türk milletininde arkasında-yanında bulunduğu gerçek KEMALİST bir devrim yapılması gerekliliği- şartlar oluşmuştur ve gerçektir..TSK'nın yanında olmak ve bunu gösterebilmek için anayasal hakkımızı kullanmalı ve 14 Nisanda Ankara’da olmalı, TSK bizim ordumuz olduğu gerçeğini unutmamalıyız.Zaten ülkede sivil darbe gerçekleşmiş ve yaşanırken , neden TSK’nın yapableceği, ihtilalin KEMALİZM karşıtı olacağını düşünelim.Bu bence mantığa aykırı, ABD ve AB amaçlarına hizmet ederek, ülkeyi yönetenlerin gaflet-delalet içinde , her fırsatta TÜRK MİLLETİNİN YÜCE ORDUSU TSK’nın karşısında olmaları-yıpratmaları-hedef almış olmaları, bizleri gerçeği görmemiz konusunda hala tereddüt içinde bırakmamalı ! Bu ülkemizin kaderini belirleyeck tarihi bir dönüm noktasıdır , ortada seçenek yoktur, mevcut durum vardır. Geri dönülmesi mümkün olmayan bir noktada hala demokratik çözümlerden medet ummak ve bunu demokrasi adına yapmak TÜRK MİLLETİNE-VATANA İHANETTİR.
*******************
TSK yı yıpratmaya çalışarak kendi yaptıkları sivil darbeyi kapatmaya çalışan kim? kendileri değil mi?
28 şubatlar artık yetmez bulunduğumuz durum da. KEMALİST devrimin artık zamanıdır.....
Bunu en iyi şekil de belli etmemizin zamanı da 14 Nisan da ANKARA da olmaktır..
***************
Demokratik çözümler, demokrasi kültürünün yerleştiği ülkelerde belli bir başarı elde edebilir. Fakat Türkiye tipi ülkelerde demokratik çözüm yolları, devrimcilere neredeyse kapanmış durumdadır. Bu sebeple ve hele bu zamanda ihtilal kaçınılmazdır. Bu Gençliğin ve Milletin alt yapısıyla , ordunun silahlı gücü ve otoritesiyle olacaktır.
*************
Yakup Bir gaziden dehşet veren bir dosya:
Mayınlı Sahalar Dosyası - 2
Sahibinden, İhtiyaçtan Satılık Mayın Tarlası.
-Oktay Yıldırım-
http://www.acikistihbarat.com/Hürriyet Necati Doğru Aselsan'daki intiharları yazdı...
ASELSAN’ın 3 mühendisi neden intihar etti?
İntihar, “mezar taşı ile övünmeyi istemeyen” insanların canhıraş protestosudur. Can bu, kolay değil. Kendi bilincinle kendi canına, kendi elinle kıyarsın.
Anlatması zor.
Yazması daha da zor.
Okuması da insanın yüreğini yırtar. Biz gazetelere genellikle intihar haberlerini hiç koymayız: Mecbur kalırsak çok küçük haber olarak görürüz.
Son 6 ayda ASELSAN’ın 3 mühendisi canına niçin kıydı? Hiç üzerinde durmayacaktım. Hafta sonunda TMMOB İstanbul Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Erol Celepsoy, gazetecileri ve ülkenin yaşayan en önemli elektrik-elektronik profesörlerini, bu sektörde imalathane, fabrika kurmuş, yenilik yapmış ya da dünyada yapılmış bir yeniliği Türkiye’ye taşıyarak yerli üretime omuz vermiş insanları biraraya getirdi.
Bir sunuş yaptılar.
***
Elimize toplam sayfa tutarı 700’ü bulan iki ciltlik bir kitabı, okumamız için verdiler. Doç. Dr. Yurdakul Ceyhun ve arkadaşlarının titiz çalışmalarıyla hazırlanmış. Türkiye’de elektronik sektörüne ilk 1954 yılında adım atılıyor; o yıldan bugüne bilgileriyle, çalışmalarıyla, yaratıcı emekleriyle sektöre katkısı olmuş hayattaki 82 kişi ile yüzyüze 8 ay süren söyleşi yapılmış.
Ben diyeyim:
Türkiye Teknoloji Tarihi...
Siz deyin:
Türkiye Sanayi Tarihi...
Böyle bir kitap çıkmış; adına da “Geçmişten Bugünlere” demişler.
İşte bu 700 sayfalık kitap, Türkiye’de teknolojiyi yerli olarak yaratmak isteyenlerin “vatansever yüce çabasını” anlatıyor ve anlatırken; Türkiye’nin teknik adamlarının, uluslararası büyük tekellerin çıkarlarına kurban edilen yaratıcı çabalarının da hikâyelerini, birinci el kaynakların ağzından aktarıyor.
1954’te...
İstanbul’da.
Perşembe Pazarı’nda hurdacı Kör Ziya’nın, artık tamir kabul etmeyecek kadar bozulmuş, eskimiş radyoları söküp parçalarını sattığı günlerden başlayıp önce montaj sanayiine sonra Netaş’a, Havelsan’a, Aselsan’a hangi emeklerle gelindiğini anlatıyor.
***
Geniş geniş olaylar...
Bire bir anlatımlar...
İşlenmemiş bilgiler...
Sergileniyor.
ASELSAN’ın kuruluşu, F-16 projesi, burada çalışan mühendislerin kapalı kutularda, gizli ve standart olarak getirilip montajlanan seyrüsefer sistemlerinin, radarların, “düşman ile dostu ayırt etmeye yarayan yazılımların” yerli üretimi için verdikleri çabalara karşı çıkılmasına dair örnekler bu kitapta ham bilgi olarak okuyucuya sunuluyor.
Anlıyorsunuz.
Yeni değil.
F-16 projesine başlandığında da yabancı ortak şirket; “dost uçakla düşman uçağı ayırt edecek yazılımı yapabilme teknolojisini” Türkiye’nin öğrenmesine razı olmamış. Sizin yapmanıza izin vermek istemiyor. Dolayısıyla satın aldığınız uçağın kimi vuracağını, kimi koruyacağını siz belirlemiyorsunuz, ABD belirliyor. Ve bizim mühendsiler de buna isyan ediyor.
3 mühendis ihtihar etti.
3’ü de ASELSAN’dan.
3’ü de ODTÜ mezunu.
3’ü de ASELSAN’da gizli yürütülen silah projelerinde görev yapıyordu. İlkinin 7 Ağustos 2006 günü, ikincisinin 16 Ocak 2007 günü, üçüncüsünün de 26 Ocak 2007’de kendi canlarına kıydıkları (!) açıklandı. İsimleri; Hüseyin Başbilen, Evrim Yançeken ve Halim Ünal’dı.
Ne oluyor?
3 intihar, intihar mı?
İntiharsa tesadüf mü?
Vatan-08/04/2007
Zeynep Kübra TORAMAN NE OLUR, ENSEYİ KARARTMAYALIM!
Bugünlerde İstanbul çok güzel! Hava çok güzel, doğa-tabiat çok güzel! ..Ve LALE MEVSİMİ başladı; hemen her yerde rengarenk laleler, sümbüller, karanfiller, menekşeler!..Mis gibi kokuyorlar! Yakında erguvan bayramı da var!
Dün Sultanahmet Meydanına gittim; inanın, canım hiç geri dönmek istemedi. Sultanahmet Camii; şimdi bir başka güzel! MAHZUN AYASOFYA; karşıdan bakıyor, yüzü kızarık hala; ama halinden de pek şikayetçi deil gibi. Aşağıda, Gülhane Parkı; cennetten bir köşe olmuş sanki! Tertemiz, mis gibi hava! .Ve dev ağaçların tepelerinde yuva yapmış leyleklerde muhteşem bir coşku ve şenlik var!..
Ve şimdi işte; GÜZELLER GÜZELİ'ne (s.a.v.) geliyorum!...Zaten, çocuklarımı alıp bunun için gitmiştim Sultanahmed'e!..
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) KUTLU DOĞUMU münasebetiyle, Sultanahmet Camii'nin tam karşısında yer alan (meydanda) İSLAM ESERLERİ MÜZESİNDE; 1-15 NİSAN tarihleri arasında adeta manevi bir bayram var: Efendimize ait 150 civarında orjinal eser sergileniyor. İnsan seyredince, görünce bir başka aleme gidiyor; kendinden geçiyor...
İşte bunun için, meydanda belki 1 KM. uzunluğunda sevgi seli(kuyruk) vardı..Ama, bereket herkes birbirine son derece saygılı ve sıra hemen geliverdi!
Müzenin bir bölümünde, 15 Nisana kadar; 9.00-16.30 saatleri arası herkese açık, ücretsiz bu mübarek sergi; İstanbul'a bir başka güzellik kattı. Ve orada duydum; binlerce kişi "salavat okuma" yarışması yapıyormuş; herkes içerisinden sürekli salavat getiriyordu. Bir kız çocuğu; 25 bininci salavatımdayım dedi.
Ne olur; Allah'ın büyük lutfu bu güzellikleri kaybetmeyelim; kardeş olalaım, Rabbimize çok şükredelim. KUTLU DOĞUM HAFTANIZ mübarek olsun! Dilerim; medya, gereğince bu haftanın, yani Efendimizin(s.a.v.) kıymetini bilip takdir ederler...Güzel haberler-yazılar-görüntüler verirler!..cem bizdeki psikolojik savaslarin sonucunu hep birlikte merakla bekliyorus simdilik gol yedi gibi ulu-salcilarcumhur http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6249583.asp?yazarid=131
ahmet hakan, bir bakanla görüşmüş de, bakan cemaatten yakınmış da, bunlar da fazla oluyormuş da..
bence ahmet hakan yalan söylüyor!.. böyle bir görüşme yapılmamıştır. hiçbir bakan bir gazeteciye bunları söylemez. hiçbir bakan a. hakan'la kahvaltı yapmaz.. a. hakan sadece gündeme uygun bir yazıyla reyting hedefliyor. gündeme gelmek istiyor. kendi görüşlerini "bir bakan dedi ki" diye yutturmaya kalkıyor.. gazetelerde yazılan yalan bir çok haberle "bunlar da çok oluyor" denmesi hedefleniyor. ve a. hakan da bunu "bir bakan da yakındı" şeklinde dillendiriyor. yalanların üstüne yeni yalanlar bina ediliyor... Alinda Taçsız Kral, Kardeşimizdi...
Ayhan Işık:
Ayhan Işık; 30.05.1975 yılında Kültür Muhterem Locasında tekris oldu.
• 11.06 1976’da Kalfalığa geçti.
•17.02.1978’de Üstatlığa yükseldi.
Filmlerinden gördüğüm kadarıyla bende hep tıknaz bir adam intibaı bırakmıştı. Halbuki O ince uzun boylu, yeşil gözlü ve cidden çok yakışıklı bir kişiydi. Sizlere O’nu tanıtırken O’nu yakından tanıyan, O’nunla beraber çalışmış, O’nun dostu olan, ailece görüşen bir kişiye, İzzet Günay’a başvurdum.
Büyük yemek salonunun altında mermer şömineli küçük bir yemek salonu vardı. Toplantılara girmeden önce bazı Kardeşler burada oturur sohbet eder, beyaz peynir, omlet ve rakının tadına bakarlardı. Bu salonda bir de Amerikan bar vardı. 1978 Aralık ayında birkaç Kardeş bu Amerikan barda birer kadeh rakı içiyor ve sohbet ediyorduk. Salon bayağı kalabalıktı. Toplantı saati geldi. Biz barmenden hesabı istedik. Barmen ödendi diye cevap verdi. Kim ödedi diye sorunca hemen arkamızdaki bir kişiyi işaret etti. Döndük ve Türk sinemasının kralı Ayhan Işık’ı gördük.
Hiçbirimiz daha önceden O’nu tanımıyorduk. Uzun boylu, ince ve hakikaten çok yakışıklı Kardeşimiz utangaç ancak çok da ciddi bir edayla "Sohbetinizi dinledim ve çok hoşlandım. Ancak katılamadım, lütfen beni affediniz benim de payım hesabı ödemek olsun” dedi. Kendisine teşekkür ettik. Kırk yıllık dostlar gibi vedalaştık. Daha sonra da aynı yerde 2-3 defa karşılaştık, hal hatır sorup kısacık sohbetler ettik.
Ne yazık ki Ayhan Işık 6-7 ay sonra 16.06.1979 da 50 yaşında aramızdan ayrılıp ebedi maşrıka göçtü.
***Sedat Uygur:http://www.tesviye.org/sayi65/sag3.htm
fikret the good shepherd güsel sonunda üzücü ve düşündürücü(a short passage dır bu from the devlet's tirade)bir filmmiş aydoğan abi,sağolasınız Hüseyin Arpacık NATO-GLADİO öksüz kaldı...Üç Hüseyin'den biri daha gitti!..Türkiye'deki kontgerillanın en muteber adamlarından biri olarak bilinen; rahmetli Türkeş'in(asıl adı Hüseyin); Hüseyin Sezgin Paşa ile birlikte en güvendiği arkadaşı olan Hüseyin Cevizoğlu Paşa vefat etti. Cenazesine Büyükanıt Paşa ve yeğen gazeteci-yazar Cevizoğlu da katıldı...
Tedavi görmekte olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde önceki gün vefat eden Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu, Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedildi. Kocatepe Camii’ndeki cenaze törenine askerlerin yanısıra pek çok siyasi katıldı.
Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu, dün Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen törenin ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı
Önceki gün, tedavi görmekte olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) vefat eden Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu (72), dün Ankara’da toprağa verildi. Cevizoğlu için Kocatepe Camii’nde düzenlenen cenaze törenine, eşi Güngür Cevizoğlu, yeğeni Gazeteci-Yazar Hulki Cevizoğlu, ailesi ve yakınları, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Atila Işık, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ergin Celasin, Anadolu Ajansı Haber Yayın Daire Başkanı Muzaffer Şahin, generaller, siyasetçiler ve gazeteciler katıldı.
Komutanlar saf tuttu
Emekli Tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu için kılınan Kocatepe Camii’ndeki cenaze namazında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve generaller ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Yaşar Okuyan da saf tuttu. Cami çıkışında emekli Tümgeneral Cevizoğlu’nun cenazesi top arabasına konuldu. Askeri bando eşliğinde bir süre top arabası üzerinde taşınan Emekli Tümgeneral Cevizoğlu’nun cenazesi, daha sonra cenaze arabasına alındı. Cevizoğlu’nun cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı’na getirilerek burada gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı.
Çok sayıda kitabı bulunuyor
Cevizoğlu, 1935 yılında Giresun’un Tirebolu ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Tirebolu’da tamamlayan Cevizoğlu, sırasıyla Kuleli Askeri Lisesinden, 1957 yılında Kara Harp Okulundan, 1969’da Kara Harp Akademisinden, 1970’te Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun oldu. Piyade ve Kurmay Subay olarak çeşitli kıta, kurum ve karargahlarda görev yaptıktan sonra 1982 yılında Tuğgeneral, 1986’da Tümgeneral rütbesine terfi eden Cevizoğlu, general rütbesiyle tugay ve tümen komutanlıkları ve çeşitli karargah görevlerinden sonra 1990’da emekliye ayrıldı. Araştırmacı-yazar olarak da tanınan Cevizoğlu’nun, strateji, tarih ve kültürel konularda çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlandı. Cevizoğlu’nun, “Atatürkçülük”, “Başlangıçtan Bugüne Strateji Anlayışı”, “Jeopolitik Üzerine Düşünceler ve Eleştiriler”, “Atatürkçü Düşünce ve Sonuçları”, “Sosyo Ekonomik Denge”, “Coğrafyadan Tarihe” ve “Neden Laiklik” adıyla yayınlanmış kitapları bulunuyor.
Haber : Fatih ERBOZ
Tarık Ziya Peker ASELSAN'ın başına Engin ALAN geldi.metehan ASELSAN'DAKİ SIR ÇÖZÜLDÜ ( 3 intiharın sırrı )
Bundan bir kaç yıl öncesine kadar F-16 üretim merkezi TAI de 'uçakların dost-düşman tanımlamasını yapan elektronik sistemi' bir tane Türk mühendisin dahi giremediği bir bölümde üretiliyordu. Bu sistem Türk F-16 sının, bir uçak ile karşılaştığında karşıdakinin dost mu düşman mı olduğunu gösteriyordu.
Yalnız burada bir sorun vardı. Bir Türk F-16 sı stratejik kadim dostkarımızdan (!) İsrail, ABD, İngiliz veya Yunan uçaklarından biri ile karşılaştığında onları DOST görüyordu. Bu da bir savaş halinde Bu kadim dostlarımızın (!) bizi sinek avlar gibi avlayabilmesi anlamını taşıyordu.
Aselsan mühendisleri 6 ay gibi kısa bir sürede ABD tarafından bize güdülen bu uçak tanıma sisteminin hakimiyetini lehimize çevirmeyi başardı. ABD'nin yıllarca çalışarak kurduğu tezgah, dahi Türk mühendisleri tarafından kısa bir zamanda bertaraf edilmişti.
Peki dahi mühendislerimiz şimdi ne ile uğraşıyorlardı?
Kadim dostumuz (!) İsrail ve ABD, sadece uçak tanıma sistemini elinde tutma kozunu elinde bulundurmuyordu. Bundan daha vahim ve önemli bir kozu vardı:
ABD, herhangi bir savaş veya askeri operasyon sırasında, ABD tarafından satılmış veya modernize edilmiş elektronik sisteme sahip uçak, helikopter, tank, zırhlı birlikler, izleme sistemleri gibi hayati araçları, UYDUSUNDAN VERDİĞİ BİR EMİR İLE SAF DIŞI BIRAKABİLİYOR.
Yani, kendi yaptığı bu elektronik sistemler, istendiği anda uzaktan kumanda ile uydulardan kontrol edilebiliyor. Bu; 'Türk Ordusunun savaş başlamadan yenilgisi' anlamına geliyor.
İşte 3 dahi mühendisin katlinin sebebi :
Aselsan mühendisleri, uçak tanıma sistemlerinin MİLLİLEŞTİRİLMESİ konusundaki başarısından sonra, benzer bir başarıyı, bu ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı bırakılması, uydu müdahalesini bertaraf edecek, yeni elektronik sistemlerin geliştirilerek silahlı gücümüzün MİLLİLEŞTİRİLMESİ için çalışıyorlardı.
Bunlardan 3 gencimiz, kadim dostlarımız (!) tarafından ŞEHİT edildi.
Dostumuz (!) ABD=İsrail bu sistemi, EŞREF BİTLİS PAŞA'NIN katledildiği helikopter içinde kullanmıştı. (Türk Haber) (Tarih: 24.03.2007 Saat: 12:10 Yayınlayan: Metehan)
MG Sparta zsavaşçılarına Amerikalıların özenmesine şaşmak lazım!! Bunlar HOPMOSEKSÜEL ilişkiyi savunup karşı cinsle ilişkiye girmenin zeyıflık olduğuna inanan insanlardır.
Bula bula bunlara mı kaldılar!!!! Çok yazık çokk.
Skulls larda mı? Aman Allah'ım bunlar Hristiyan değilmiydiler? Ben iran'lıların yerinde olsam bu HOMOSEKSÜELLİĞİ SÜREKLİ VURDULARIM
MG Aydogan bey,
kitaplar superdi, yazilarda super. bu arada sozkonusu grubun ismi "skulls" olacakti.
selamlarElif Kuşçu Aydoğan Bey, yine olacakları önceden görmüş. İran filmin Türkiye'de gösterilmemesi için resmen girişimde bulunmuş.İmren Nur Süren ZORDA KALAN ÇEV, GÜLER SABANCI'YA YALVARDI!..Amerikan Protestan Misyoner Tarikat Okullarının ve kuruluşlarının vakfı olan SEV ile işbirliği halinde çalışan, MİT ve askeri istihbarat raporlarında PKK ile ilişkileri olduğu iddia edilen Çağdaş Eğitim Vakfı(ÇEV) Başkanı, Güler SABANCI'ya tahrik dolu bir mektup yazarak DESTEK istedi. İşte o MEKTUP:
"Güler Sabancı'ya Açık Mektup"
Gülseven G. Yaşer - Çağdaş Eğitim Vakfı. (www.acikistihbarat.com)
Birkaç gündür yazılı basında sizi izliyoruz, çok mutlu bir yüz ifadesi içerisinde,
“Seçime takılmayalım, işimize bakalım”
diyorsunuz. Yaşadığımız bu günlerde ülkemizde her şey o kadar yerli yerinde ki, siyasal iktidarı demokratik yollardan değiştirebilecek her hangi bir girişimde bulunmak, kurulan dengeleri değiştirebilir ve bu mükemmellik bozulabilir diye düşünüyor olmalısınız. Sık sık karınızı, gelecek için daha büyük kar düşüncelerinizi, planlarınızı anlatıyorsunuz.
Ulusal eğitimdeki dini uygulamaların yankıları, Anadolu'yu saran tarikatların artık doğrudan resmi kurumlarda yuvalandığı gerçeği, özel kamplarda, açıkça çocukların küçücük yaşlarda beyinlerinin yıkanması, Arap kıyafetleri içinde siyasi eşlerinin ortalarda memnun ve mesut dolaşmaları, sizi hiç kaygılandırmıyor anlaşılan.
Siz başka bir dünyada yaşıyor olmalısınız.
Bir Cumhuriyet kuşağı temsilcisi olarak, Cumhuriyetin kabuk değiştirdiğini, bir başka sistemin artık açıkça ve pervasızca ortaya konmak istendiğinin hiç farkında değilsiniz.
Tehlikenin farkında olmadığınız muhakkak yoksa, “Tehlikenin Farkında mısınız” içerikli Cumhuriyet Gazetesi'nin paralı reklamlarının ülkemizin önde gelen TV kanalları tarafından yayınlanmıyor olmasını inanılmaz bulur, ya da siyasal iktidara karşı gerçekleri dile getirme gayreti içinde olan cesur KanalTürk ‘ün, çeşitli hukuk dışı uygulamalarla kapatılmak istendiği gerçeğiyle ilgileniyor olurdunuz.
Okullar tarikatlar arasında paylaşılıyor, Ülke'nin tarih kitapları değiştiriliyor, tarihsel olaylar çarpıtılıyor. Sizlerden ne bir uyarı ne de bir ses . Nerde bir zamanlar
“Burası kanarya sevenler derneği değil”
diyen, çağdaş ve laik eğitim için yayınlar yapıp, malum çevrelerle mücadeleyi göze alan TUSİAD Başkanları, iş adamları?
Nerdesiniz?
Bugün demokrasi adı altında; Cumhuriyet felsefesi ile hesaplaşma içinde olan bir takım ellerin, sağımızdan solumuzdan parçalar kopardığı gerçeğini kim yadsıyabilir?
Toplumsal dokunun zedelendiğini, sarsıldığını, toplumda çağdaş ve laik değerlerin birer birer yok olmaya başladığını görüyoruz. Her şey açıkça ve korkusuzca yapılıyor.
Gelişmeleri seyreden sizleri ve yanaklarını okşayan saygın gazetecileri çok iyi tanıyor olmalılar… Bu koşullar altında, hangi yüce idealler uğruna, mevcut durumun devam etmesi konusunda ısrar edebiliyor sunuz?
Küresel devinimler, ticari ve finansal bağlantılar, üçüncü dünya ülkelerinin karma karışık edilen değerleri. Sürekli olarak borçlandırılan yoksul ülkeler. Gözleri karlarından başka bir şey göremeyen şirketler, bu şirketlerin sahip olduğu; politikacılarla karşılıklı bağımlılık ilişkilerine kilitlenmiş, küresel medya ağları... Diğer tarafta da sosyal kültürel, ekonomik zorluklarla baş edemeyen, hayal kırıklığı ve çaresizlik duygularıyla yüklü halk. Sonuç, yozlaşma, çürümüşlük ve bütün değerlerden kopma…
Sizin, toplumda yaşanan acılara, kadına yönelik şiddet ve aşağılamalara, kadını örtüler içinde bir figür yapan zihniyete , yaşadığınız ülkenin kadınlarının Cumhuriyet'le elde ettikleri kazanımların yıllar sonra birer birer kaybolmasına, çağdaş bir kadın ve bir aydın olarak, bugüne kadar ne yaptığınızı doğrusu merak ediyorum .
Cumhuriyet'in ilk aydınının, iş adamının, bürokratının önce ülke ve toplum sevgisi, çok gerilerde kalmış gözüküyor. Şimdi ise, ülke ne durumda olursa olsun sizler için sadece ekonomik güç ve ekonomik dengeler önemli.
Bir takım şirketlerin siyasal iktidarın hedefi olmaktan korktuğu ve bu nedenle suskun kaldıkları söyleniyor. Bu korku ve tehdit dünyasından, siyasal iktidarlarla iyi geçinmek adına, sizleri nasıl koruyacağız?
Oysa, tarih, sessiz ve suskun kalmanın sonuçlarını gösteren trajik örneklerle dolu. Eğer finanse edilmemiş olsaydı Hitler, bir hiç olarak kalırdı. O devirde onu finanse eden bankerler, Newyork ve Londra bankalarıydı!
Bugün durum, hepimizin Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kararların parçası olmamızı gerektiriyor. Cumhuriyet Türkiyesi'nin kazanımları ve ilkeleriyle geldiğiniz bu noktada, toplum sizden Çağdaş bir Cumhuriyet kadını olarak, yaşanan sorunlara, baskılara, acılara, umutsuzluklara karşı Ulus bilincine ve onun çağdaş değerlerine sahip çıkmanızı bekliyor.
Bakınız, tehlikenin farkında olan, Prof, Dr. Niyazi Berkes, ne diyor:
“Cumhuriyetimiz'i tamamlayan Ulusçuluk ilkesi, bütün uygar dünyada 19. yüzyıl ulusçuluğunun yerine yeni bir ulusallık anlayışının gelişmesinde öncülük etmiş bir görüştür. Bunu kavradığımız zaman, düşün ve vicdan özgürlüğüne aykırı her çabanın gericilik olarak, Cumhuriyetin devrim ilkelerine karşı eylemler olarak nitelendirilmesinin nedenlerini anlamış oluruz . Bu gibi eğilimler kişisel ayrılmalar ya da yanılmalar olarak kaldıkça Cumhuriyet devrimlerinin ilkeleri yaşıyor demektir. Fakat bu çeşit eğilimler, topluma yukarıdan politik güçler ve çıkarlarla aşılanan, zorlanan, geliştirilen tutumlar olma boyutuna varınca o toplum çağdaş uygarlık dünyasında yok olma tehlikesiyle karşılaşmış demektir .” / Türkiye'de Çağdaşlaşma / S:550-551.
Ünlü bir düşünürün dediği gibi;
“Tarih boyunca tüm baskı rejimleri, yükümlülüklerini yerine getirmekten çekinen, sessiz kalan aydınlar, iş dünyası ve bilim adamlarının suskunluğu üzerine kurulmuş ve süreklilik sağlayabilmişlerdir…”
Saygılarımla.
Ufuk Cebeci Bu filmi seyretmek isteyenlerin hem parasina hem de zamanina yazik. Cok tras bir film. Gladiator gibi filan bir film bekliyen varsa tercihini baska film icin kullanmali.BARON İranlıların korkması cok normal. İmansız insanların ölümden korkması bir gercek ama şayet İran o devirde imanlıydısa o zamanda bu vahşiligi bir insan nasıl yapar diye korkmus ola bilirler. Spartanın ilk faşist ülke oldugunu unutmamak lazım.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.
Ekranlardaki altın fırtınası bu akşam start alıyor. Yarışmacı olmak isteyenlerin telefonları kilitllediği Yazı-Tura’nın sunucusu Aysun Kayacı, yarışmada güzelliğinden çok bilgisiyle öne çıkacağını söyledi.
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...