Kenan Paşa söylemese asla inanmazdım. Meğer birileri gerçekten ‘Eyalet Sistemi’ projesini çoktan yürürlüğe koymuş. Aydoğan Vatandaş
Nuh Gönültaş’ın Ankara çevrelerinden bir iki yıldır kulisini yaptığı bu plan meğer gerçekten varmış.
O halde MİT Müsteşarı Emre Taner’in bir süre önce dile getirdiği ‘Ulus Devlet’ tartışması da artık anlam kazanıyor.
Anlaşılmaktadır ki, ‘Yüksek Devlet’, global uçların, dış ve iç dinamiklerin Türkiye’ye dayattığı koşullara karşı direnme gücünü yitirmiştir. ‘Yüksek Devlet’in ‘Kürt Kapanından’ kurtuluş reçetesi olarak gördüğü büyük hayal anlaşılıyor ki ‘Eyalet Sistemidir’.
Bir başkası söylese, faili meçhuller arasındaki yerini hemen oracıkta hazırlamış olurdu bir zamanlar, bu sözlerle.
Ne ki, söyleyen Kenan Paşa.
Yavuz Donat’a 2005 Nisan’ında yaptığı ‘Derin Devlet’ açıklamalarıyla, uyarı görevini yerine getiren Evren, şimdi de aynı görevi yürütüyor kanımca.
Yani bu olay, ‘Efendim, 90 yaşına geldi, konuşuyor işte’ diyerek geçiştirilecek bir konu değildir.
Konuşan kadar, konuşturan da önemlidir bu tür durumlarda.
Ok yayından çıkmıştır artık bir kere.
Genelkurmay bir süre sonra açıklama yapsa ve bu görüşler bizim görüşlerimizi yansıtmıyor dese de, konu tartışmaya açılmıştır.
İstediğiniz kadar ‘Türkiye artık çok büyüdü, merkezi yönetimi zor’ deyin, bunun ‘Diyarbakır’ için yapıldığı çok açık.
Üstelik Barzani’nin ‘40 milyon Kürt’ diyerek, Türkiye’deki vatandaşlarımızı da işin içine kattığı şu zamanda.
"Türk ordusu tarafından Kerkük’e yapılacak bir saldırıyı Diyarbakır’a yapılan bir saldırı olarak kabul ederiz" dendiği şu zamanda.
Görülen hayal şu: Türkiye eyalet sistemine geçerek, büyüyecek. 8. Eyalet, Diyarbakır, Kuzey Irak’taki Kürt Devleti ile de birleşecek, böylece Türkiye büyümüş olacak.
Küreselleşme süreci, ülkelerin büyüyüp güçlenmesini değil, bilakis, etnik nedenler kullanılarak, küçültülmesi, egemen güçlere karşı koyamaz hale getirilmesini öngörüyor. Bütün dünyada olan budur.
Tarihsel olarak baktığımızda, Hatay ve Kıbrıs bizi yanıltmasın, Osmanlı’dan bu yana Türkiye sürekli toprak kaybediyor ve küçülüyor. Maalesef olan biteni anlayamadık, doğru tedbirleri alamadık.
Esat Uraz’ın 50’lerde yazdığı kitap hariç, Ermeni meselesi ile ilgili tek bir kitap yazmamış yazdırmamışsınız. 80’lere kadar konuyu anlayan, bilen yok. Elin oğlu almış başını gitmiş, derdini yalan yanlış anlatmış. Bu tembelliğin, geç kalmışlığın, vurdumduymazlığın- bedelini hep birlikte ödeyeceğiz. Milyarlarca dolar tazminatlarla belki, belki de Anadolu’dan topyekûn sürülerek.
Anadolu büyük uygarlıkların hem beşiği hem de mezarı oldu, bunu unutmamalı.
Nuh Gönültaş yakın dostum, ama kaderin bir cilvesi, bu konuda o Ertuğrul Özkökle, bense Emin Çölaşan’la aynı tarafta düştük.
Yorumlar ali yahudi biri abdülhamitin torunu olamaz.saçmalık buna kimse inanmazselami ündar sayın yazar galiba ya rastlamadınız veya işinize gelmedi ermeni mezalimi adlı bir eser var sayın kadir mısırlıoğluna ait belgelere dayanan bir kitap okusaydınız tek bir kitaptan bahsetmezdiniz ama reklamı boyalı gazetelrde yazılmadığı için göremediniz size tavsiyem alın araştırın ve okuyun lütfen saygılarımlaSadi Tunalı BİR TUHAF ANDIÇ YORUMU: Bu da Melih Aşık'ın minik kuşu!..Noel Baba Vakfı Başkanı olarak addını duyurdu...Adı; skandallara karıştı..Şimdi de hızlı TMT'ci-ulusalcı olarak yazı yazıyor. Kim mi? Muammer Karabulut...Peki en son ne yazdı? İsterseniz, birlikte okuyalım:
TÜRKİYE'DE "İKİ TÜR GAZETECİ VARDIR... "ÇOĞUNLUK FGB'NİN!!!
Yazar: Muammer KARABULUT.
Başlarken, TSK'nın gazete ve gazetecilere yönelik andıç haberinin arkasında, haberi yapan NOKTA dergisinin yakın zamanda (Kasım 2006) kim tarafından satın alındığını ve derginin genel koordinatörünün kimin nesi olduğu vardır!... Andıç'tan geçer not alan çoğu sözde usta gazeteciler, NOKTA dergisinin bu değişikliğinden neden söz etmezler?
Nokta dergisi bu haftaki sayısında, kapağa taşıdığı haberde, "İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!" der. Eğer bunu biraz açacak olursak, birinci tür gazetecilerde kendi içerisinde ikiye ayrılırlar. Bunların çoğunluğu FGÖ (Fetullah Gülen Örgütü) üyesi veya ABD'li sapkın güçler adı'na hareket eden örgütün, idare ve kontrolündedir... Son yıllarda, Türk basını yerini hızla FGB'na (Fetullah Gülen Basını) bırakmıştır...
Türkiye'deki en büyük tehlikelerden birisi de Türk basının, FGB'ye dönüşmesidir! Türkiye'nin en büyük basın yayın kuruluşunun sahibi, FGÖ karşıtı haber yapmayı bırakın, "cemaatin karşısında ayaklarım titrer" diyecek kadar sindirilmişse gerisini siz düşünün...
FGB'nin öncelikli görevi TSK'yı yıpratmak, ikinci görevi ise Türkiye'nin gerçeklerinin kamuoyu tarafından bilinmemesi yönünde haber üretmektir... En son TSK'nin bir andıç çalışmasını haber yapan Nokta dergisinin aslında ne demek istediğini kendi kalemlerinden öğrenelim...
Yazan derginin genel koordinatörü ve yazarlarından Haluk Örgün, makalesinin başlığı, "Darbe korkusu ve sivil siyasetin bilinçaltı" (07 Mart 2007) Bunların korkuları "Türkiye'de tekrar bir darbe olur mu?" Korkularını ise, "28 Şubattan biraz sert, darbeden biraz daha yumuşak. Nasıl, olur, hangi zeminde gerçekleşir, yoksa sadece komplo teorisi olarak mı kalır", diyerek sorguluyorlar.
Akılları sıra darbeleri yapan askerlere gözdağı vererek, askerlerin siyasete karışması, doğrusu askerin Türkiye'nin parçalanmasına karışmaması isteniyor. Çünkü, Türkiye önceki ABD tarzı darbelerin çok ötesinde bir durumla karşı karşıya.
- ABD kime karşı darbe yapacak?
- Kendine karşı mı?
Neyse, onun için, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral (E) Şener ERUYGUR hakkında soruşturma açtırarak mesaj verdiler... Sözü onlara bırakıyoruz. "Dünden bugüne, olanlara baktığınızda, yapanın yaptığının yanına kar kalmasıdır esas sorun. Türkiye'de yaşanan asker, sivil gerginliklerinde geri adım atan, hatta hep teslim olan, sivil siyaset olmuştur. Genelkurmay başkanı esas itibarıyla Başbakan'a bağlı bir bürokrattır. Atama yöntemleri Anayasada belirlenmiştir. Son 50 yılda, birisi hariç, bu ilişki şeklinin tek belirleyici unsuru askeri taraf olmuştur. Tek istisnası Turgut Özal'ın Org. Necdet Öztorun'u bu göreve atamayarak, yerine Necdet Torumtay'ı atamasıdır. Denilebilir ki asker korkusunu kafasında yenen tek isim, Turgut Özal'dır. Bunun dışında, Recep Tayyip Erdoğan dahil, hiçbir Başbakan bu endişeyi yenememiştir." Sanırım gayet açık... Askerlere karşı akıl vererek cesaretlendirdikleri kişi ise yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı R.T. ERDOĞAN'dan başkası değildir... Yazar kişi amacına ulaşmak için devam ediyorlar. Kötü örnek olmazmış ama kişi kötü ise bu seferde dönemin Başbakanı Necmettin ERBAKAN'nın kameraların önünde söyledikleri kişiye örnek olacaktır. "...bu gün size bomba gibi bir haberim var; Genelkurmay başkanı beni ziyarete geliyor..." sözlerini, "sivil siyasetin asker korkusu"nu en büyük korku olarak vermiştir... Devamında ise ikinci bir korkunun da yine ERBAKAN'a ait olduğunu,"Dönemin Gen. Kur. Bşk. İsmail Hakkı Karadayı'yı, Başbakanlığın kapısında, arabasının önünde karşılayıp, arabasına kadar yolcu ederek, devlet protokolünü alt üst" ettiğini yazmıştır... Sıra günümüze geldiğinde ise "Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın A.B.D. ziyareti kurtar bizi paşam, çok yaşa paşam... nidaları arasında sona erdi..." Genelkurmay başkanın ABD ziyareti öncesi, AKP hükümetinin ABD temasları ve BÜYÜKANIT'ın ABD'de yaptığı basın toplantısını hatırlamak yeterlidir... Alay ediyor ve ABD sizi tanımıyor artık demek istiyor... - Bizde İNSAN öldüren, İNSAN kanı ile beslene ABD'li sapkınları tanımıyoruz... demek gerekiyor. Ama kim diyecek derken, TSK hazırladığı gazeteci listesine ve gazete isimlerine baktım. Çok eksik var!!! TSK yanlısı olarak tespit edilen isimlerin arasında FGÖ veya Türkiye'nin ABD yanlısı politikalarını destekleyen isimler çoğunluktadır!!! İşte o isimler, "Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, Fatih Çekirge, Bekir Coşkun, Mehmet Y. Yılmaz, Fikret Bila, Melih Aşık, Semih İdiz, Doğan Heper, Güneri Cıvaoğlu, Nail Güreli, Yasemin Çongar, Güngör Uras, Güler Kazmacı, Yazgülü Aldoğan, Hakan Çelik, Kurtul Altuğ, Saygı Öztürk, Mehmet Türker, Rahmi Turan, Hüseyin Avuç, Ali Öztürk, Fatih Altaylı, Erdal Şafak, Aslı Aydıntaşbaş, Muharrem Sarıkaya, Hakkı Yalçın, İlker Sarıer, Mehmet Çetingüleç, İsmail Küçükkaya, Güler Kömürcü, Ali Saydam, Servet Kabaklı, Sırrı Yüksel Cebeci, Deniz Ülke Arıboğan, Deniz Som, Ali Sirmen, Emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu, İlhan Selçuk, Yılmaz Öztuna, Nuri Elibol, Fuat Bol, İsmet Giritli, Taylan Sorgun, Yıldıray Çiçek, Necdet B. Sivaslı, Ali Öncü, Orhan Karataş, Sadi Somuncuoğlu, Hayri Köklü, Altemur Kılıç, Yavuz Selim Demirağ, Altan Öymen ve Behiç Kılıç." Şimdi bu isimler teke tek ele alalım bakalım ne çıkacak?
Ve nerdeyse unutacaktım, andıç haberini yapan NOKTA dergisi ve onun yeni genel koordinatörü olan er kişi Haluk ÖRGÜN ise F. GÜLEN'nin halasının oğlu Dr. Ali BAYARM'ın damadıdır!!!
- Türkiye'de, Türk basını yok, FGB vardır...
Saygılarımla
http://milliguc.net/index.php?option=com_content&task=view&id=139&Itemid=28
Beyza MİLLÎ GÜÇ HAREKETİ KURULDU...
HİÇ BİR SİYASİ DÜŞÜNCE, HEDEF VEYA SİYASİ PROJE, TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİNDEN, DİRLİĞİNDEN VE KARDEŞLİĞİNDEN DAHA ÖNEMLİ VE ÖNCELİKLİ DEĞİLDİR.
MİSYONUMUZ
Türkiye’nin geleceğinin şekillendiril-meyeçalışıldığı bu dönem dahil her dönemde, millî kazanımlarımız, millî hassasiyetlerimiz ve millî değerlerimizin en üst noktada tutulması misyonu.
VİZYONUMUZ
21’inci yüzyıl dünyasında, Yüce Türk Milleti’nin hak ettiği saygınlıkta ve ağırlıkta bulunduğu coğrafi bölgede tartışılamaz üniter yapısıyla, toprak bütünlüğü ile tartışılmaz yerini korumasını sağlamak için bir SİVİL TOPLUM HAREKETİ olarak üzeine aldığı sorumluluğu yerine getirmektir.
İLKELERİMİZ
Anayasamızda belirtilmiş olan devletimizin şekil ve ilkelerinin değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması anlamına gelecek her türlü talep, girişim ve uygulama ile ilgili demokratik tepkilerimizi kamuoyu ile paylaşarak ortaya koymak.
ARTIK BU KADAR YETER!...
Gelin el ele verelim. Ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunlara, birlikte son verelim...
MİLLÎ GÜÇ HAREKETİ
Türkiye için el ele Tüm sivil insiyatif kuruluşları, meslek odaları, dernekler, bilim adamları, yazarlar, eğitimciler, esnaflar, işçiler, öğrenciler; TÜRK MİLLETİ !.. Çok geç olmadan el ele vererek her türlü ayak oyunlarına, kuralsızlığa, teslimiyetçiliğe, kimliksizleştirilmeye karşı ÇEŞİTLİ ODAKLARIN SİYASİ İHTİRAS MABETLERİNE TEMEL TAŞI OLMADAN sivil direnç oluşturalım..
Her türlü destek ve düşünceleriniz için;
milliguchareketi@yahoogroups.com
milliguchareketi@...
milliguchareketi@...
Her türlü destek ve düşünceleriniz için;
Geçici irtibat:
S.Kemal Ermetin 0212 240 65 55 - 0212 243 80 62
Op.Dr.Kemal Aytuglu 0212 283 40 20
Taner Uzun KIŞLA YAZARI'ndan TEHDİT ve ŞANTAJ dolu AĞIR bir yazı..Kendi insanını, kendi halkının seçtiği milletvekillerini "HAİN, DÜŞMAN, İŞGALCİ!" gibi gören bir ZİHNİYETİN endişelerini mi dile getiriyor acaba? Bunlar ANAYASA'yı da mı güvenmiyorlar? Hükümet, ANAYASA dışı bir eylem içerisine mi girecek? Bu KORKU, ŞÜPKE, KIŞKIRTMA NEDEN? Anlayamıyorum...YAZIK; birileri sürekli ASKER ÜZERİNDEN HESAP yapıyor, askeri KIŞKASINDAN ÇIKARTMAK için ellerinden geleni yapıyor! Bu arada Hükümet ne yapıyor; sesesiz ve sakin! Hayırlısı!...İşte KIŞLA YAZARI'nın son yazısı:
"Asker kaygısı" -M. Ali Kışlalı- (Radikal, 14.03.2007)
Cumhurbaşkanlığı seçimi, askeri çeşitli sebeplerden dolayı kaygılandırıyor.
İlk işaret eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'ndan gelmişti. Cumhurbaşkanı'nın hem başkomutan oluşu hem de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesi tayininde, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı ile birlikte onay makamı olduğunu hatırlatıp, üçünün de AKP mensubu olmasının kaygı verici olduğunu vurgulamıştı.
Yakın geçmişte siyasilerin komuta kademesi oluşturma heveslerinin verdiği neticeler hatırlardan çıkmış değil.
Bu hevesler daha ziyade 'İstediğimiz komutanları seçersek bizimle uyumlu olurlar' düşüncesinden kaynaklanmıştır.
Ama 27 Mayıs'tan sonra, komuta kademesine kim gelirse gelsin TSK'nın temel prensiplerini uygulamaya sadık kalmıştır. Aksi beklentiler gerçekleşmemiştir.
Çankaya'ya eşi türbanlı bir cumhurbaşkanının çıkmasının yaratacağı sorunlar, bu konuyu küçümseyen kimi çevrelerce, yok farz edilmiştir.
Bu 'Cumhurbaşkanı eşinin türbanlı olmaması yasalarda yazmıyor' diyenlerin ne denli bir aymazlık içinde olduklarını geçen hafta bir başka eski Genelkurmay Başkanı, Doğan Güreş hatırlattı. "Türbanlı cumhurbaşkanı eşinin bulunacağı Çankaya'da hiçbir resmi kabule asker katılmaz" dedi. Yüksek yargı gibi birçok kurum yetkilisinin de katılmayacağını hatırlattı.
Böyle bir durumun yaratacağı neticenin ise 'kaos' olacağını söyledi.
Kıvrıkoğlu'nun değerlendirmesi tüm toplumu olmasa da ülke yönetimi üzerinde düşünenleri kaygılandırıyor.
Güreş'in, askerin katılmayacağı Çankaya resepsiyonu ile yaratılacak durum hakkındaki öngörüsü ise, doğru çıktığı takdirde, ülke düzenini temelinden sallayabilecektir.
Bu konuda, yakın geçmişte, bir küçük kentte ortaya çıkan durumun yarattığı havanın akıldan çıkarılmamasında yarar yok mudur?
Askerin, ciddiye alınması gereken, bir başka kaygısını da, daha önce üniformasıyla yaptığı üst düzey görevlerdeki başarısıyla hafızalarda yer yapmış olan bir emekli tümgeneral ifade etti.
Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Başkanı, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Rıza Küçükoğlu, cumhurbaşkanı seçiminin yaşamsal önemi hakkında, Gazi Üniversitesi'ndeki konuşmasında şunları söyledi: "Bölücü, ayrılıkçı, ırkçı, mürteci ve disiplinsiz olduklarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri'nden uzaklaştırılmaları zorunlu olan askeri personel için nihai onay makamı cumhurbaşkanlığıdır. Başbakanlığı sırasında katıldığı Yüksek Askeri Şûra toplantıları sonunda, Milli Savunma Bakanı ile birlikte bu tür kararlara muhalefet şerhi koyan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması halinde yaratılacak durumun ciddiyeti ve TSK için yaşamsal önemi dikkatten kaçmamalıdır."
Üç emekli askerin ortaya koydukları önemli kaygıların ifade tarzına Batı'da, önemi kadar kuvvetle vurgulanmadıkları anlamına gelen 'understatement' deniyor.
Bu kaygıların gerçekleşmesi halinde, öncelikle TSK içinde, sonra da oradan başlayarak ülkede nasıl yayılıp, yerleşik düzeni sarsıcı neticeler yaratabileceğini dikkate almamak olur mu?
Bu noktada, cumhurbaşkanı olmaması için kendisine tavsiyede bulunanlara, 'Alışırlar... Alışırlar' dediği rivayet edilen Turgut Özal'ın o zaman içinde bulunduğu koşullarla bugünün koşullarının büyük farkları gözden kaçırılmamalı.
Erdoğan'ın ya da onun vasıflarında bir başkasının, Cumhurbaşkanı seçilmesinin yaratabileceği kaygıların bugünlerde, tüm kamuoyuna hatırlatılmasında uyarıcı büyük yarar olduğu kuşkusuz.
Zarife Hoca Hiç bir uygarlık uzun yıllar ayakta kalamaz;herşey değişebilir,değişmeyense değişimin kendisidir.Umarım önümüzdeki günlerde korkularınızı yenersiniz,yine umarım ki sertlikle hiç bir noktaya varılamayacağını,çatışmanın doğru yönetilmesi halinde krizlerin fırsatlara dönüşeceğini birileri anlar da ülkemiz rahat bir nefes alır.Saygılar efendim...Casper Aaaa 'The good shepherd'a ne oldu Sn.Vatandaş?Birden yok oldu!Haydar Kaytaran ONLAR ZARARSIZ!..
En güzel Apo-Perinçek "muhteşem ikili" düet resimleri burada!
http://forum.turkdirilisi.org/forum_posts.asp?TID=10237Casper Sedat Beyler ya dalga geçiyorlar akılları sıra, ya da konuyu sökememişler!Barbaros TÜTENGİL Başbakanlık devre dışı mı yoksa?
Genelkurmay'ın 2006 TÜRK MEDYASI RAPORU; yeni ve bilinmeyen bir şey değil ki. Özellikle son 15 yıldır bu tür fişlemeler zaten yapılır. Bilmeyen mi vardı ki. Sızdıran hiç önemli değil; ama iş çok vahim!
BİR DE ÇOK ÖZEL HAİNLER LİSTESİ Mİ VAR? BAZI ULUSALCI WEB SİTELERİ; İSİM İSİM YAYINLAMAYA BAŞLADILAR DA.
Dahası da var sanırım; Genelkurmay'da ayrıca bir HAİNLER LİSTESİ de var mı? Çünkü böyle bir listeden bazı isimler, kısmen bazı ULUSALCI, bilhassa Nihal Atsız ve TMT grubu WEB sitelerinde; Org. M. Yaşar BÜYÜKANIT resim ve posterleriyle birlikte yayınlandı. Bu çok daha dehşet verici!
MUHALİF GAZETECİ-YAZARLAR; ARTIK AÇIK HEDEF. GENELKURMAY; KORUMA TAHSİS ETMELİ.
Şimdi bu Genelkurmay'ın üstünü çizdiği gazeteci-yazarlardan birisi öldürülürse ne olacak? Bunun sorumlusu kim olacak. Tetikçi, "ben bir haini öldürdüm" derse. Hedef göstermek çok çok tehlikeli.
2. ABDÜLHAMİD'İ RAHMETLE ANIYORUZ. "ÖZGÜR BASIN" OLARAK O'NU ÇOK ÖZLEDİK!
Bir de hani nerede kaldı ÖZGÜR BASIN? Genelkurmay istiyor ki; herkes kendilerini övsün, göklere çıkarsın, demokratik eleştiri hakkını kullanmasın. Savaş zamanında bu belki olur da, barış zamanında olur mu?
BASIN KARTLARINI GENELKURMAY VERSİN.
BÜTÜN GAZETECİ-YAZARLAR; GENELKURMAY'A BAĞLI ÇALIŞSIN.
O zaman BASIN KARTLARINI; Başbakanlık değil de Genelkurmay Başkanlığı versin. Bütün gazeteciler ve yazarlar; Genelkurmay'a bağlansın ve Genelkurmay'a karşı sorumlu olsunlar. Sadece Genelkurmay yetkililerinin onay verdiklerini haber yapsınlar, yazsınlar. Bu daha mantıklı ve tutarlı olur. İkircikli davranmaktan daha iyidir.
GENELKURMAY'IN RAPORU PROMOSYON OLARAK VERİLSİN.
Bir de Genelkurmay'ın şu İslamcı basınla ilgili değerlendirmelerini de okusak. Zaten 2006 raporu; 52 sayfa imiş. Bu raporu; medya kuruluşları ücretsiz-promosyon olarak okurlarına verirlerse hizmet olur.
ÖNEMLİ NOT: Genelkurmay Başkanlığı ve MİT; Başbakanlığa bağlı değil mi acaba? Bu olup bitenlerden Sayın Başbakan da sorumlu değil mi? sedat Vehbi koç'un abdülhamitin torunu olduğu nerede söyleniyor? Kim söylüyor. Casper'dan cevap bekliyoruz.Casper Vedat Bey, Vehbi Koç da 2.Abdülhamit'in torunu diyorlarmış.Yapmayın lütfen!VEDAT KUVVACI'lardan, ULUSALCI'lardan çok ilginç bir iddia:
Aydın Doğan Vehbi Koç'un oğlu mu?
Çok özel bir konu. Elbette evet veya hayır demek için müneccim olmak lazım. Ancak İş dünyasında Aydın Doğan birden bire ortaya çıktı ve ülkenin sayılı zenginleri arasına girdi. O dönemde arkasındaki sermayenin Koç'a ait olduğu ve Koç'un finanse ettiği şay
08 Mart 2007 Perşembe 10:33
Hata Hürriyet gazetesini aldığında da gizli patronun koç olduğu kulaktan kulağa dolaşmıştı. Ama çok iyi ve cuk oturan bir senaryo. Mümkün olabilir gözüküyor.
-
BUYURUN BAKALIM, SIMDI DE BU CIKTI, BIR BU EKSIKTI...
********************************
Konu : AYDIN KOÇ kim sizce?
*Son günlerde amaçlı olarak dolaşan bir mail var. Bir özgeçmiş.* *Aydın Doğan'ın özgeçmişi.* *Amacı söylentileri yalanlıyor olarak görünmek sadece.* *Sanki objektif bakan birinin yazdığı bir mail gibi ama gerçek amaç bu değil tabi.* *Cimri olmasıyla dünyaya nam salmış Vehbi Koç ki fıkralara konu
olmuştur
bu cimrilik güya Aydın Doğan'a imkan sağlamış ve Aydın Doğan'ı bugünlere getirmiş. Senaryo kötü hazırlanmış ama planlı. Kime karşı bu plan Koç
ailesine.*
*Gerçek ne peki?*
*AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.*
*Yıllar önce Vehbi Koç'un anadoluda bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla düşünmez.* *Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan'ın palazlandığı dönemdir.* *Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır. Rahmi Koç elini işlerden
çeker. Aile çok kırgındır.*
*Ama yapılacak birşey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler,
etmezlerde.*
*Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez.
Vehbi Koç ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler.* *Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet
adamı,
sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset
çalınır!!!*
*Aydın Doğan aldırır DNA testinde kullanır ve bıraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum kimseyle paylaşamazlar, susarlar.* *Koç ailesi için yıkım olan bu
durum*
*Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır
başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü
desteği istemeyerek te olsa Aydın Doğan'a vermektedirler.* *Yani kimse sıfırdan zengin olmaz olamaz.* *Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol ne mümkün.* *Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da **kirli işler yapmak.* *Bu mail aslında Aydın Doğan'a hizmet etmiş oluyor ama gerçek bu.*
*Aydın Doğan değil Aydın Koç.*
www.kuvvaimilliye.netAdem Polat Aleviler; çağdaş, ilerici bir toplum geleneğine sahiptir,
Türkiye’deki demokrasinin ve laikliğin bekçisidir..
Öyle derler....
Aleviler, halka hizmet etmeyi hakka hizmet olarak gördüklerinden;
”Bir lokma, bir hırka” yaşam tarzını benimsediklerinden,
Yunus Emre gibi dergaha kırk yıl süreyle düzgün odun taşımayı yeğlediklerinden, bir türlü ”bekçi”likten kurtularak yönetici konumuna gelemezler...
Yönetmekten çok, yönetilirler..
Bugüne dek çok da kötü yönetildiler...
O yüzden de başlarının karı, boranı hiç eksik olmadı...
Kıyımlara uğradılar
Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta katliam gördüler, yakıldılar...
Kerbelâ’dan bu yana ağıt yakmaktan kurtulamadılar ...
Silkinip ayağa kalkmasını beceremediler..
Hep ağıt yaktılar,
Ancak, yaşadıkları acıları çok çabuk unuttular.
Her defasında,
”Kınalı kekliklerin” peşinden koştular;
Haklarında ”katli vacip” fetvası veren cellatlara
Boyunlarını uzattılar....
Kurt dumanlı, avcı karlı günü sever..
Kar yağdığında, köyde kınalı keklik avına çıkardık.
Kanatları fazla gelişmemiş kınalı keklikler, karda uçmasını beceremeyen yaratıklardır.
Bir yamaçtan diğerine uçtuklarında ,
Kanatları kara değip ıslandığında
Uçamaz, kanatlarını açıp kalırlar.
Avda, onlardan birini yakalayıp eve götürdüğümde Şago nenem, hayvana lanetler okuyarak,
”Kendi soyunun düşmanı o soykayı sokma içeri!” derdi...
Bir gün, dağda öbek öbek taş yığınları gördüğümde babama sorduğumda;
”Keklik sini..” demişti..
Avcılar, keklik avına çıktıklarında kafesteki ötücü bir kekliği bu taş yağınının arkasına gizler, kendileri de sinin öbür yanında pusuya yatar, beklerler...
Kafesteki keklik ötmeye başladığında, dağdaki diğer keklik sürüleri onun yanına toplanır, avcının atış menziline girerler.
Topluca ötmeye başladıklarında avcı silahını ateşler,
Keklik sürüsü yerde, kanlar içinde.
Kafesteki keklik, taş yığının arkasında, sağ ve güvencede ..
Aleviler, bu yüzden sevmezler kınalı kekliği.
Soylarının düşmanı olarak bilirler..
Oysa, ben ne çok severdim kınalı keklikleri. Gagaları, ayakları kıpkırmızı; ne sevimli doğa yaratıklarıydılar onlar..
***
1969 yılında, Ankara’da, Yunus Emre ortaokuluna gidiyordum.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) parlamentoya girmişti.
Alevilerin Birlik Partisi (BP) de 5 milletvekiliyle temsil ediliyordu.
1965 seçimleriyle iktidara gelen Süleyman Demirel’in, Meclis’te, bir ”güvenoyu” ile düşürülmesi sözkonusuydu.
Yapılan oy hesaplarına göre, Süleyman Demirel gidiciydi.
Ama gitmedi.
Birlik Partisi’nin, çoğunluğu ”dede” lerden oluşan 5 milletvekili, Süleyman Demirel’e ”güvenoyu” vererek Türkiye’nin kaderini değiştirdiler.
Süleyman Demirel’in, 40 yıl süreyle Türkiye’ye damgasını vurmasının, İmam Hatip Liselerinin, Milliyetçi Cephe’lerin,1 Mayıs 1977 katliamının, Kanlı Pazar’ın, Çorum/ Kahramanmaraş/ Sivas Katliamlarının yolu da bir anlamda açılmış oldu...
O, 5 Alevi Milletvekili, o günlerde, tam bir ”kınalı keklik ” işlevi görmüşlerdi...
***
Bu aralar, yine ”medyanın gülü”, ”devletin bülbülü” haline gelen İzettin Doğan,
Malatya’lı bir ”dede” soyundan geliyor. Babası, Tek Parti ve Demokrat Parti iktidarlarında milletvekili idi..
Bildim bileli İzzetin Doğan’ın ömrü hep sola düşmanlıkla geçti.
Solun her türünden nefret etti.
Her yerde ”Demokrat Parti’li bir aileden gelmekle” övündü.
12 Eylül darbesinden sonra Kenan Evren’in seçilmişlerden oluşan Danışma Meclisi’ne girmek istedi.
Seçilemedi.
Ancak, o, 12 Eylülcülere olan aşkını hiç yitirmedi.
1983 seçimlerine gidilirken Evrenci emekli generallerin kurduğu Mililiyetçi Demokrasi Partisi (MDP) kurucuları arasında yer aldı. Partinin genel başkanı, cezaevindeki solcu kızlar için,” Taş gibi Memet’lerim dururken, copa ne gerek var” diyen emekli general Turgut Sunalp’tı...
MDP, o seçimlerde bir varlık gösteremedi...
İzzetin Doğan, daha sonraki yıllarını Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Alevileri temsil etmek hayaliyle geçirdi.
O da, Alevileri, Diyanet İşleri Başkanı ve üyeleri gibi sarık giyerek temsil etmek istiyordu.
Bir türlü vaz geçmediği bu hayalini de henüz gerçekleştiremedi.
CHP’nin barajı aşamadığı 1999 seçimlerinde ”Alevileri CHP’ye oy vermemeye” çağırdı.
Aynı seçimlerde, Bülent Ecevit ile yaptığı gizli pazarlıklar sonunda bazı adaylarını DSP’den milletvekili seçtirdi. O seçimlerde, Fetullah Gülen’in de Ecevit’i desteklediği yazıldı.
Başkanı olduğu Cem Vakfı adına, 2006 yılının Eylül ayında Ankara’da düzenlenen ”Cem Töreni”ne AKP’li Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i onur konuğu olarak davet etti. O törende bir yanına Musa Serdar Çelebi, diğer yanına Namık Kemal Zeybek yer aldı.
Musa Serdar Çelebi, Mehmet Ali Ağca’nın yakın arkadaşıydı. Abdi İpekçi cinayetine adı karıştığı için Almanya’ya kaçmış, oradaki ülkücü örgütlerde yöneticilik yapmıştı. Artık İzzetin Doğan’a danışmanlık yapıyordu.
Uluslararası ilişkiler profesörü olan İzettin Doğan, Musa Serdar Çelebi’nin, Abdi İpekçi cinayetine karıştığını bilmediğini söylüyordu.
Namık Kemal Zeybek ise, 12 Eylül öncesinde, Çorum ve Kahramanmaraş katiamlarının gerçekleştirildiği günlerde MHP’nin parti müfettişiydi. Dolaştığı il ve ilçelerde MHP örgütlerini denetleyerek talimatlar veriyordu.
Zeybek, aynı zamanda ”Türk- İslam sentezi”nin mimarlarındandı. Karmaşık bazı ilişikiler içindeydi. Medya patronu Aydın Doğan’la bacanaktı. Şii Caferi mezhebine daha yakındır. Alevilerin de hoşlandığı Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşı Veli, Ehlibeyt, Kerbela ve 12 İmam söylemlerini bolca kullanır.İzzetin Doğan’ın, bir süredir, ”Türk- İslam sentezi”nin Alevilere yönelik versiyonu olan ”Alevi –İslam ” ından söz etmesi boşuna değildir.
Namık Kemal Zeybek’in, Hrant Dink cinayetinden sonra, tavrını ”çok ılımlı” bulduğu Devlet Bahçeli’nin MHP’sinden, Muhisin Yazıcıoğlu’nun BBP’sine geçmek üzere ayrıldığını anımsamakta da yarar var..
İzzet’in Doğan, ”hocaefendi” Fettullah Gülen’le de yakın bir muhabbet içindedir. Birçok kez biraraya gelmiş, aynı fotoğraf karelerinin içinde yer almıştır.
Kendisine ”Alevilerin Fetullah Gülen’i” denmesinden çok hoşlanır. Böylece, ”hocaefendi” aracılığıyla ”Büyük Orta Doğu Projesi’ne ve ”Ilımlı İslam”a el uzatmayı da ihmal etmez.
Doğan’ın son günlerde Doğan’ın Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar’la ”seçim ittifakına” ilişkin bazı görüşmeler yaptığı da haberleri basında yeraldı.
Anlayacağınız, Sayın İzettin Doğan, solun dışındaki ”her tarakta bezi”, ”her sakalda tarağı” olan bir ”kanaat önderi”.
Başbakan RecepTayyip Erdoğan’ın da, Cem Vakfı’ na bağlı bir grup ”dede” ile
İzmir’de gizi bir görüşme yaptığı haberi gazetelerde yankı buldu.
Bu görüşmelerden sonra Cem Vakfı’na bağlı bir grup ”dede” Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gri pasaport verilerek ve masrafları karşılanarak Cem evlerinde konferanslar vermeleri için Almanya’ya gönderildi.
Aynı günlerde Cem evlerine imam kadrosu atanması ve Kuran kursu açılması da gündeme geldi. Türkiye’de , okul sayısından çok cami ve yasadışı Kuran kursları yetmiyormuşçasına şimdi de bu uygulama, Cem Vakfı ve İzettin Doğan aracılığıyla Alevilerin içine de sokulmaya çalışılıyor...
İzzetin Doğan’ın yönetimindeki Cem evleri son günlerde bazı yapısal değişikliklere imza atıyor.Alevi cemlerinde kadın-erkek ayırımı yapılmamasına karşın, vakfın denetimindeki Cem’lerde artık kadınlar, ”haremlik- selamlık” şeklinde ayrılıyor, kadınlar daha fazla örtünmeye zorlanıyor.
Buna son olarak, Sayın Doğan’ın katkılarııyla, Bayramlarda, camilerde kılınan Bayram namazının karşılığı olarak Cemlerde, ”Bayram cemi” uygulaması eklendi. Bayramlarda ”bayram cemi” yapılmasına işlerlik kazandırılmaya çalışılıyor..
***
Seçimler yaklaşırken, Aleviler üzerinde oynan oyunlar da yoğunluk kazanııyor.
Alevi inancı, çağdaş ve demokratik özünden koparılarak ”Türk- İslam sentezi”nin bir versyonu haline getirilmeye çalışılıyor.
Eğer Aleviler, tarihsel misyonlarına uygun hareket etmek istiyorlarsa, üzerlerinde oynanmak istenen bu oyunları görmek, içlerindeki ”kınalı keklikleri” ayıklamak durumundadırlar.
Yarin gül yanağından gayrı her şey ortak” sayan Şeyh Bedrettin geleneğine,
”Gelin canlar bir olalım / Muzlumun hakkın alalım” diyen Pir Sultan Abdal geleneğine,
”Hararet nardadır sacda değildir / Keramet baştadır taçda değildir / Her ne arar isen insanda ara / Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir” diyen Alevi geleneğine sahip çıkmak istiyorlarsa ayağa kalkmak ve misyonlarına uygun sol siyasetler izlemek zorundadırlar.
”Kınalı kekliklere” ve ”Ilımlı İslam”a yem olmamanın tek yolu da budur...
27 Şubat 2007
A. HAYDAR NERGİS - acikgazete.com
Feride Benim bildiğim faşist yönetimler kitap yazdırırlar.Demokrasi olan ülkelerde entelektüel akıl bağımsızdır.Alman Genelkurmayı ne derse yerine getiren bir Türk Genelkurmayı olduğunu öğrenmiş olmaktan doğrusu rahatsızlık duyuyorum.Ermenilerden kimler bu işlerin içindeyseler onlar yargılanmalıydı.Geriye kalanlar sıradan Anadolulu Ermeni yurttaşlarımızdı.Hani demiştik ya problem çözme yeteneği diye...İşte burada karşımıza çıkıyor.Toptancı çözümler geçici iyilikler(!) sağlasa da gün geliyor bir bakıyoruz sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkıveriyor.Geçenlerde İsmet Berkan'a yazan bir okur Kürtlere tehcir uygulayalım demiş.Ne parlak bir fikir 21.Yüzyılda değil mi?Ersin KARABAĞ ÇANKAYA YOL HARİTASI...
Ak Parti ve Hükümet; Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi sağlıklı bir YOL HARİTASI ortaya koymalıdır. Sözle yeni cumhurbaşkanının UZLAŞMAYLA çözüleceğini söylemek yeterli, ikna edici ve inandırıcı değil.
Sayın Başbakan R. Tayyip Erdoğan'a ve Hükümet yetkililerine; sağlıklı, kaostan uzak, iç-dış güveni ve istikrarı pekiştirici bir Cumhurbaşkanlığı seçimi için önerim şu:
1-TSK'den
2-Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarından,
3-YÖK'ten,
4-TÜSİAD, TİSK, TÜRK-İŞ, DİSK, MÜSİAD, TUSKON, TOBB gibi iş ve sermaye çevrelerinden,
5-TGC, Basın Konseyi, ÇGC gibi medya temsilcisi kuruluşlardan
6-TBMM içi ve dışı muhalefet parti liderlerinden,
7-MİT'ten,
15-30 MART tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili görüş ve duyarlılıklarını bildiren birer rapor istemeliler.
Bu raporlar doğrultusunda Sayın Başbakan R.T. Erdoğan; Nisan başlarında bir basın toplantısıyla ÇANKAYA için en az ÜÇ ADAY ismi ortaya koymalı...15 gün kadar bu adaylar tanıtıldıktan ve tartışıldıktan sonra; TBMM seçimini yapmalı.
Seçimden sonra yeni Cumhurbaşkanı; TBMM'ne ve Türk milletine; devletin, rejimin, ordunun, milletin duyarlılıklarını ortaya koyan, kucaklayıcı bir konuşma yapmalı...
Sayın Başbakan ve Hükümet; bu konuda bencil davranırsa veya kapalı kapılar ardında iş yapmaya çalışırsa büyük sıkıntı çıkar, hakikaten ülke kaosa sürüklenir...UZLAŞMA, BARIŞÇI ve KUCAKLAYICI OLMA REJİMİN DUYARLILIKLARINI GÖZETME ve ŞEFFAF OLMA ŞART!...Macit Tehcir kararını Osmanlı almadı Feride Hanım, karar Alman Genelkurmay karargahında alındı, dönemin genelkurmay başkanı da Almandı.General Liman Von Sanders'ti. Ermeniler de hainlik edip bu duruma düşmeselerdi. Kitap elbette yazdırılır. Devletin görevleri arasında, ki Üniversiteler de devlete bağlıdır, hayati konularda bilim adamlarını yönlendirmek, araştırma yaptırtmaktır. Hasan Valla eyalet mi olur simdiki mevcut sistemle mi olur, ne olursa olsun, Turkiye halkiyla barisik olacak, devlet-millet kaynasmasini saglayacak, guclu bir ekonomi modeli olusturacak, ozgur ve cagdas universiteler kurulacak, yasakci, baskici anlayis artik sona erecek, dine, dindara, dusunceye, fikre saygi duyulacak, halkin degerlerine, aile yapisina yapilan kirli medya kampanyalarina karsi tedbirler alinacak...Feride Federal Sistem hakkında da birşeyler söylemek gerekirse,ben tartışılmasından yanayım.Kendimize özgü bir idari yapılanma projemiz olmalı.Untmamalıyız ki Selçuklular,Osmanlılar ve hatta geçmişte kurulan bütün Türk Devletleri, kendilerine has yapılar ortaya koyma becerileriyle dünya tarihinde çok önemli roller üstlenmişlerdir,halklarına refah dağıtabilmişlerdir.Belki de 'Türk Modeli''İspanyol Modeli'kadar başarılı olabilir.Bence önümüze 'Büyük Türkiye'gibi iddialı hedefler koymak yerine,temkinli olmayı elden bırakmadan,AB Projesi'yle uyumlu,bilimsel bir yapılanma üzerinde antant kalınabileceğini düşünüyorum.Geçmişte olanları unutamayız elbette,oldukça büyük travmalar yaşamışız,ama yeter artık,biraz da özgüvenli olalım,problem çözme yeteneğimizi ortaya koyalım,adım adım çözüme ulaşalım diyorum. Feride Kitap yazdırmak ne demek Sn.Vatandaş?Kitap istençli olarak yazılmaz mı?Siparişle kitap mı yazılır?Neden Ermeni sorunu ile ilgili kitap yazılmamış dersiniz?Neden tarih kitaplarında ,tarihi romanlarda bu konu hiç olmamış gibi es geçilmiş?Acaba toplumsal hafızalarımız boşaltılmak istenmiş olabilir mi?Siz de örneğin hayatınızdaki kötü olayları delete yapmak isteyebilirsiniz zaman zaman,ama eğer siz kendinizi mağdur olarak görmüş olsanız asla unutamazsınız olanları,suçluluk psikolojisi içindekiler ancak kötü olayları delete edebilirler.Bu büyük toplumsal gerçeği,bir zamanlar birlikte yaşadığımız komşularımızın zorla göç ettirilmesini nasıl unutturabilirler bizlere?Bir kez daha düşünürsek gerçeklere yaklaşabiliriz.Lozan'a dönersek,Ermeni meselesini büyük güçlerin kısa süreliğine gözardı etmeleri mi bize derin bir'oh'!çektirmiştir dersiniz? Oğuz Sarığıgüzel Konu ulusalcılık meselesi değil, ülkenin birliği bütünlüğü. Ulusalcıların bir kısmı yanlış insanlar olabilir, ama bu bazı fikirlerin yanlış olduğu anlamına gelmez. Ulusalcılık denen akım sadece bir kaç yıldır var. Kürt meselesi üzerine oynanan oyunlar ise çok eski bir mesele. Bir çok din alimi de, başta Fethullah Gülen, ülkenin bölünmesi sonucunu verecek oluşumlara karşı oldular ve bu konuda hep milli bütünlükten yana oldular, o da mı ulusalcı. Saçmalamayın. N.BARIŞ Benim için farketmez. Kürtlerle birleşmeye HAYIR. Aydoğan VATANDAŞ yazdıkların senin haklı oduğunu ortaya koymaz. ULUSALCILARLA aynı çizgide olmanız düşündürücü. Ben sadece şuna İNANIRIM ulusalcıların söylediklerinin tersi HeRZAMAN DOĞRUDUR. Ayrıca Mehmet DURDURULMAZ beyin yazdıkları mükemmel tesbitler.Bilge Ben ne Nuh Bey gibi çok iyimser,ne de Aydoğan Bey gibi çok kötümserim.Renk skalamızda çok farklı renk tonları var unutmayalım.Ayrıca da Ertuğrul Bey ve Emin Bey'in görüşleri ne derecede önemlidir, tartışılır.Aydın profilimiz çok çeşitli ve zengin diye biliyorum.mehmet durdurulmaz önemli olan halkın mutlu olması. almanya fedaratif yapıda halkı nasıl. abd halkı nasıl. bir yandan dünyanın gercekleride var. hayalet sistemi veya baska seyler. ama artık canımıza tak ettti ben istanbulda calısıp didinip kazanacam katma deger meydana gelecek sırnakta ki yatarak benden yiyecek. ister fedaratif ister eyalet ister hayalet artık kazancımı kendim yemek isterim. ülkeyi bölmeden bunu saglamanın yollarıda vardır ögrenmek isteyen varsa anlatırım. beles elektrik kullanandanda bıktım bu taraflara gelip soygun gasp hırsızlık üç kagıt ahlaksızlık yapandanda. otursun bölgesini kalkındırsın adam olsunda. bendende bişey istemeden kayseri calısacak , konya basaracak , istanbul strese bilre cözüm bulacak , ankara düşünecek ne için kim için belli bölgedeki tembeller yesin diyemi. 30 milyar dolar gap harcandı kimin cebinden nereye harcandı hala bir seriliğini bile duyamadık ülke olarak. lafa gelince gap buyuk proje deriz sosyal degeri nerdedir bize getireceği serinlik barıs huzur refah nerdedir. artık kendileri calıssın efendim illeri için Adnan Peltek mİT dalaşını bırakın...Şu kısır laiklik, rejim, türban tartışma ve çekişmelerini bırakın artık! Hepiniz Türkiye ve insanlık için çalışın! Ve ne olursunuz şu Irak'taki, Afganistan'daki, İsrail'deki işgalin son bulması için bir şeyler yapın! Orada hergün yüzlerce kişi kedi-köpek gibi ölüyor; ama kedi-köpek ölümleri kadar bile tepki yok!
ABD dünyanın öbür ucundan gelip Irak'a müdahale ediyor, TSK neden tereddüt ediyor?! Kimden korkuyor? Hani Türkler korkmazdı? Neden biz ekmeğimizden-suyumuzdan kesip 800 bin asker besliyoruz? Asker niçin ve ne zaman vardır? Ne işe yarar?
Lütfen, hemen Irak'a girelim; Iraklıyı işgalcilerden kurtaralım! Türkiye'deki Amerikan üslerini de kapatalım. ABD'nin Türkiye'de silah depoları ve atom bombaları varmış; niçin, kimin için? Bunları da ülkemizden çıkartalım.
Bunlar kısır tartışmalarla olmaz! Özellikle Türkiye'de bugün akıllı uslu, proje ve alternatif üreten bir muhalefetin olmaması büyük tehlike!
Bakıyorum, bizim CHP liderine Başbakan ve bakanları ne derse tersini söylüyor, sadece eleştiriyor; sadece laiklik, türban, rejim deyip başka bir şey demiyor! Yahu halkın laiklik, türban, rejim sorunu yok! İş, aş, özgürlük ve mutsuzluk sorunu var!Ömer Göktürk sayın Aydoğan çok doğru tespitlerde bulunmuş kendisine tüm kalbimle katılıyorumÖmer Göktürk sayın Aydoğan çok doğru tespitlerde bulunmuş kendisine tüm kalbimle katılıyorumaklı selim bende aydoğan vatandaşa paralel düşünüyorum.bizi önce büyütmüş gibi yapıp küçültmeyi planlıyolar bence.bu plan tutar demiyorum ama niyetleri bence iyi değil.aydınlığın en yakın olduğu an karanlığın en koyu olduğu zamandır demişler.yane işler kararmaya devam eidyo.aydın kayaöz Sevgili Aydoğan kargaların çöplükte eşindiklerine bakma, sen özgür göklere kartallar uçur. Ruhunu, kalbini ve kalemini emperyalist uşağı şeytanlara satma. selim uysal emin colasanla ayni tarafa dusmussunuz. tamam o colleri asan siz ne yapacaksiniz bakalimHalil Bekar Aydoğan Vatandaş, çok iyi bir yazar. Ulusal bir gazetede yezmasını bekliyoruz.
2001 yılında verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan Tuncay Güney, Kanada'dan yaptığı açıklamalarla hala gündeme damgasını vurmaya devam ediyor.
Ekranlardaki altın fırtınası bu akşam start alıyor. Yarışmacı olmak isteyenlerin telefonları kilitllediği Yazı-Tura’nın sunucusu Aysun Kayacı, yarışmada güzelliğinden çok bilgisiyle öne çıkacağını söyledi.
NEW York Times Gazetesi’nin Türkiye muhabiri Sabrina Tavernise, özellikle Pakistan’daki Fethullah Gülen okullarına büyük övgü yağdırdığı ünlü yazısından sonra, bu defa da Türkiye’deki türban sorununa el attı.
Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan 'travestiler kraliçesi' lakaplı Seyhan Soylu ve oyuncu Nurseli İdiz'in yeni bir 28 Şubat süreci için zemin hazırlamakla suçlandığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" (LHC), 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama'dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek için yarın çalıştırılacak.
ABD'de yaşayan Amishler, dünyadan tecrit edilmiş bir hayat sürüyor. Elektriksiz yaşıyor, at arabası kullanıyor, TV ve bilgisayardan uzak duruyor. İşte Amishler'in izole hayatı...