|
Yıllık izinde yolu New York'a düşen gazeteci Nuray Başaran,Gülen Hocaefendi ile 1 saat 15 dakika görüştü.
Başaran bu zor gerçekleştirdiği görüşmeyi Referans gazetesindeki köşesinde anlattı.
devamı
|
|
| |
Nuh Gönültaş |
19.Temmuz.2008 |
|
Ömür denilen şey...
İnsan yaşlandıkça, vücut hatları yuvarlaklaştığı gibi fikir ve düşüncelerindeki sivrilikler de zamanla yuvarlaklaşıyor.
İnsan kırk yaşını geçince hayata daha bir sükunet içinde ve anlamaya çalışarak baktığı için olacak daha pozitif sonuçlara varıyor!
Negatif limanlardan pozitif sulara yelken açıyor.
Oysa gençlik öyle mi?
Gençlik pek bir acelecidir ve hissidir.
Herşeyin hemen olmasını ister.
Bütün dünyayı kendisine amade sanır.
Kendisinin vazgeçilmez olduğunu düşünür.
Oysa dünyada vazgeçilmezlik diye bir şey yoktur. Fransızların "Paris mezarlığı" diye başlayan sözü gerçektir: Bütün mezarlıklar kendisini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.
Evrenin temel kanunlarındandır tedricilik.
Her şey yavaş yavaş, azar azar, belli bir süre içinde gerçekleşir.
Tezcanlılık denilen şey şey sadece bir gençlik arzusudur!
Sabır ise güzeldir.
Bugün istediği şeyin bir an önce olmasını isteyen, aceleci, bir o kadar da heyecanlı gençlerle karşılaştığımda onlara "Siz benim 15-20 yıl önceki halimsiniz" diyorum.
Biraz şımarık, biraz küçük dağları ben yarattım havasında, biraz da acziyetinin farkında olmayan bir acuze gibi...
Gençliğin yerini yaşlılık aldıkça Yunus gibi söyleniyor insan. Sanki Yunus bu sözü bütün insanlık için söylemiş: Geldi geçti ömrüm benim/ Şol yel esip geçmiş gibi/ Hele bana şöyle gelir/ şol göz yumup açmış gibi.
20 ile 30 arasını hatırlıyorum. İyi dostlar arasında geçti. 30'undan sonra biraz kendi başıma kaldım. Büyüyor ya insan... "Ben" demeye başlıyor. 30'dan 40'a nasıl geldim, aradaki on yıl nasıl geçti, ciddi söylüyorum pek bir şey anlamadım.
Herkese mi böyle oluyor bilmiyorum. Hayatın bazı zamanları hızlı akıyor. Zamanın izafiliği içinde hayatımınız izafiliğimidir nedir bu, anlamıyorum!
Anladığım ve öğrendiğim şu, dünya sadece üzerinde yaşadığımız yer küresi değildir.
Şu yaşadığımız hayat, varolan şu dünya bundan başka hayatların ve dünyaların varlığına delildir.
Bu anlamda bu dünya ahiretin mukabili ve önceki durağı olmalıdır.
İnsanları kendine bağlayan, başlarını döndüren ve bir kısmına yaratılış amaçlarını unutturan bir dünya...
Ve tabii kişinin ölümü kendi kıyametidir.
Öleceğiz ve kıyametimiz kopmuş olacak: Ağaç ata bindirirler/ abirden yana gönderirler/ Yer altına indirirler/ Kimseye ayrı-gayrı görmez ola...
Sonra... sonrası da Derviş Yunus'dan:
O gözler ve o kaşlar/ O inci gibi dişler/ O tenler ve saçlar/ Yılan çıyan içinde/ Bütünüyle çürümüş eller/ O dudak ve o diller/ O sevgili oğullar/ Kalmış toprak içinde...
Anmazmısın sen şol günü cümle alem üryan ola/ Ne ata oğula baka ne kardaştan derman ola/ Dağlar yerinden ayrıla heybetinden gök yarıla/ Yıldızın bendi kırıla yere düşe perran ola/ Yunus seninki bu sözün kan yaş ile doldu gözün/ Ol hazrete tuta yüzün yine derman andan ola...
|
|
|
Yorumlar |
|
Nuh Gönültaş Arşivi |
Ömür denilen şey... (19.Temmuz.2008)
Sulandırmayalım beyler! (19.Temmuz.2008)
Agarta! (15.Temmuz.2008)
Ergenekon ve GAP ! (14.Temmuz.2008)
Şenergenekon! (12.Temmuz.2008)
Sinan Aygün ne yapmaya çalışıyor! (11.Temmuz.2008)
Erdem Beyazıt'ın aziz hatırasına (08.Temmuz.2008)
Bırakın da savcı işini yapsın! (07.Temmuz.2008)
Tayyip'in özel kalemi, Tolon Paşa'nın müridi! (05.Temmuz.2008)
Somon Balığının edepsiz, aşağılık, serserice, salya sümük konuşması (04.Temmuz.2008)
Yargıya güvenmek lazım, ama... (02.Temmuz.2008)
Günaydın Paşam! (01.Temmuz.2008)
Eğitimli eğitimsizlerin ülkesi! (30.Haziran.2008)
Karanlık savaşçılarının son toplantısı! (28.Haziran.2008)
Ampul yandı ve karanlık savaşçılarını gördük! (27.Haziran.2008)
|
|