16 Yıllık yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök "Tesettür faciası" başlıklı manşet haberden dolayı dün okuyucularından özür dilemek zorunda kaldı.
Elbette erdemdir özür dilemek. Kendisini özür dileme nezaketi gösterdiği ve yanlışını kabul ettiği için tebrik etmek lazımdır. Bu da erdemdir. Yadırganacak hiç bir tarafı yoktur.
Yalnız... Bir yayın yönetmeninin gazetesinin sayfalarını, sütunlarını ,manşetlerini "bile bile lades" haberlere, yazılara, bir kesimin toplumu manipüle etme çabalarına alet etmeye de hakkı yoktur.
Çünkü gazeteler yayın yönetmenlerinin de babasının malı değildir.
Daha önce bu sütunda bir kaç defa değinme fırsatımız oldu. Hürriyet'in 17 Ocak tarihli manşeti olan "Aman sincan sanmayın" (taşra), "Askerin hassasiyeti" (şehir) manşetleri ilgililerce yalanlandı. Ama Hürriyet hiç oralı olmadı bile.
Eğer yalanlama görmezden gelindiyse "Çağlayan'da top tank yürütemeyenlerin Hürriyet'in manşetinden top tank yürütme amacı"na alet olunmuş demektir!
Şimdi... Hürriyet'in son günlerdeki Kıbrıs haberlerine bakalım... Habere göre Rumlar Kıbrıs sularında petrol aramak için Mısır ve Lübnan ile anlaşmışlar....
Herşeyden önce bu bayat bir haber. Haberde yanlış bilgilerde var.
Sözü edilen anlaşma tam Mısır ile 1.5 yıl önce, Lübnan ile 7 ay önce imzalandı.
Demek ki o zaman birileri bu anlaşmaya ses çıkarmak gereği duymamışlar. Peki şimdi ne oldu da bu konu gündeme getiriliyor?
Bunun KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Lokmacı geçidini Genelkurmay'a rağmen yıkması olabilir mi?
Ya da Genelkurmay'ın "Haberimiz yok" diye açıklama yaptığı, hükümetin de "size mi soracağız" diye karşılık verdiği "Türkiye bir limanını rumlara açarsa Ercan Havaalanı da uçuşlara açılsın" önerisinin Genelkurmay'a rağmen yapılmış olması mı?
Bir tür, bizi dinlemezseniz altınızı da oyarlar üstünüzü de oyarlar mesajı olmalı.
Niyetleri kestirmek zor. Ancak sözü edilen anlaşma sadece Güney Kıbrıs sularını kapsıyor. Üstelik Lübnan'da Türkiye'ye "Biz zaten aramayacağız. Sadece Rumların sınırında arama yapılacak." mesajını iletti.
1.5 yıl önce yapılan anlaşmalara o zaman ses çıkarmayanların bugün ortaya çıkması pek bir manidar!
Ve bunun için de Hürriyet'i kullanıyorlar. Amiral Gemisi'nin kaptanı işin farkında mı bilmem. Sadece hatırlatıyorum.
Kerkük... Suriye, İran, Türkiye
Son zamanlarda Türkiye komşuları ile ilişlikerini iyi düzeylere getirdi. Oysa daha önce Türkiye'nin güvenlik stratejileri komşularını düşman kabul ediyordu. Şimdi bundan kurtulundu. Bunun anlamı da güvenlik masraflarının azalması ve güvenlik güçlerinin siyaset üzerindeki vesayetinin azalacak olmasıdır...
Türkiye Amerika ile müttefik ama son zamanlarda komşuları Suriye ve İran ile ortak da hareket ediyor. Amerika da anladı ki bölgede bazı şeyler kanla silahla elde edilemiyor.
Bu Amerika'yı farklı stratejilere sürüklüyor.
Kerkük'ün nüfus yapısı Amerikalıların zorlaması ile değiştiriliyor. Türkmenlerin hakları gasp ediliyor. Peki niçin?
1-Amerika Kürtlerin aşırı isteklerininin bir kısmını karşılayamıyor. Kürtleri küstürmek de istemiyor, ama Türkiye Irak'a girerse "Kürtlere bak müttefikim ile beni karşı karşıya getiriyorysunuz" deme hakkını elde ediyor.
2-Kerkük'den dolayı Türkiye Irak'a müdahele edecek olursa bunu Suriye ve İran olumsuz algılayacak.
3- ABD Türkiye'nin Irak'taki sünnilerin hamisi durumuna gelmesini istiyor. Mezhep kavgasında ülkeleri de kategorize etmek istiyor. Bu da yine Suriye ile İran ile ilişkilerimizi bozar...
Ortada bir gürültü var. Bu gürültü hem hükümetin gidelim, asalım , keselim diyen kanadının işine geliyor, hem de Genelkurmay'ın işine geliyor.
Çünkü Kuzey Irak'taki Türk varlığını koruma ve kollama konusunda "Genelkurmay hiç bir şey yapmıyor" deniliyor. Kerkük'e müdahele "İşte gittik vurduk kırdık" denilmesi için iyi bir fırsat oluşturuyor. Hükümetin içindeki milliyetçi kanatda bu görüşte. Dolayısı ile iki kanat da bu müdahele olayını körüklüyor!
Trabzon, içi kalaylı kazan...
Şu kesin ABD NATO donanması ile Karadeniz'e girmek istiyor. Türkiye ve Rusya'nın direnci bu isteği geri itiyor. Bu istek Montrö sözleşmesine de aykırı zaten. Peki gerekçe ne?
Akdeniz'i zaten kontrol altında tutan ABD bu talebinin gerekçesi olarak Kafkasya ve Balkanlardaki istikrarsızlık, terör, ve uyuşturucu trafiğini ileri sürüyor.
Mc Donalds'ın bombalanması, TAYAD'lıların eylemleri, Rahip Santoro cinayeti, Dink cinayeti ve sonrasındaki gelişmeler, bundan sonra olabileceklere de aslında ışık tutuyor. Bundan sonra da Trabzon ve diğer Karadeniz şehirlerinde, hatta Gürcistan, Çeçenistan, Ukrayna ve diğer Karadeniz'e kıyı bölgelerde ilginç gelişmeler olursa şaşırmamak gerekir.
Tabii ki önlemlerin de alınması gerekiyor. Rusya ve Türkiye'nin engellemesi sonucu Karadeniz'e NATO gücü sokmak isteyenler, emellerine ulaşmak için, gerçekte olmayan gerekçeleri suni şekilde oluşturmak için faaliyetlerine devam edeceklerdir.
İslamcılar üçe değil dörde ayrılır!
Ahmet Hakan denilen Hürriyet köşe yazarı insanları kategorize etmeyi çok seviyor. Bunu yazılarında sık sık yapıyor. Eskiden sevmediği kategorizasyon şimdilerde onun çok hoşuna gidiyor. Ya da böyle yazı yazmak kolayına geliyor.
Adam en son Hrant Dink cinayeti ile de müslümanlar arasında safların ayrışmaya başladığını belirtip "İslamcılar üçe ayrılır" diye bir yazı yazdı. Kendine göre kategorize etmiş işte. Böylece kendini bu kategorinin dışında tutup farklılığını göstermeye vurgulamaya, ben onlardan değilim demeye çalışıyor.
Bi kere önce şunu hatırlatmalıyım:
Ne kadar kaçarsan kaç, ne kadar uçarsan uç, ne kadar günah çıkaran hristiyan rolünü oynarsan oyna, ne kadar kategorize edip kendini temize çıkarmaya çalışırsan çalış dosyan seni takip eder.
Hayatın kuralı bu. Eğer insan bir kaç köşe yazısı yazarak geçmişinden kurtulabilseydi "İslamcı Basın'da yazan solcu kalemler" bunu rahatlıkla yapardı.
Madem kategorize ediyorsun. Sana bir katkıda bulunalım. İslamcılar senin dediğin gibi üçe ayrılmaz dörde ayrılır. Dördüncü kategori "İslamcı Playboylar"dan oluşur. Bunlar da kendi aralarında üçe-dörde ayrılır ve sonunda Karadenize dökülür...
Mehteran ile Hürriyet'ten sabaha duhul eden Murat Bardakçı ilginç bir tespitte bulunup kendisine göre dalgasını geçmiş:
"İslamcı basında dinciden çok eski solcu var"
Yaptığı tespit bir anlamda doğru. Sözü edilen yayın organlarına bakıldığında sağdan say eski solcu, soldan say eski solcu...
"Eski bir tüfek, türban yasağına verip veriştiren üstadın hemen karşısındaki köşede, yasağın demokrasi ile nasıl çatıştığını yazıyor. Namazın farzlarını yüz bilmem kaçıncı defa anlatan hoca efendinin yanında, bir başka sabık yoldaş düşünce özgürlüğü konusunda katetmemiz gereken yolların zorluklarından sözediyor. Hele vahiy, akıl ve iman bahisleriyle beraber demokrasi, özgürlük, hoşgörü, mozaik ve diyalog konularında da ahkâm kesmiyorlar mı, ibret ki tam ibret!"
Anlaşılıyorki bu durum üstadın hoşuna gitmiyor. Zaten yazısının devamında bu çoksesliliğin bir kakafoni olduğundan dem vuruyor. Sonra da bu iş bir taktik demeye getiriyor.
"İslamcı basın, bünyesinde solcu yazar bulundurduğu takdirde irtica görüntüsünden kurtulup çağdaşlaşıp meşruiyet kazanacağını zannediyordu ama devletin sol düşünceyi meşru görmediğini farkedememişti ve hâlâ da edemiyor. Dincilerimiz ve muhafazakârlarımız "Artık entel olduk, aydınlandık" diye düşünüp üsluplarını sol kavramlarla süslemeye çalışırken, sadece devletle değil, kendileriyle bile senelerden bu yana didişen eski tüfekler, aynı kavgaya şimdi iman dolu sayfalarda ...
İslamcılıktan sıkılıp karşı tarafa iltica eden ve "Vallahi de billâhi de döndüm. Uksimubillâââh! ('Allah'a yemin ederim' anlamına gelir) " demekten bıkmayıp dönüşün yolunun sosyetik mekânlardan ve kahvehanelerden geçtiğini ispata çalışanlar ise, ayrı bir bahis... Onları yazmama gerek yok, zira kahve köşelerindeki didişmeleriyle her an gündemdeler."
Bu yazıdan ne anlamalıyız. Pek iyi niyetli bir yazı olmasada "İslamcı basın" denilen medya organlarının durumlarını nazara vermiyor da değil ama çok seslilikten de rahatsızlık duyuyor!
Çok seslilikten rahatsızlık duyanların demokrasi, demokratik düşünce demesinden de ben rahatsız oluyorum.
Windows Vista çıktı konfigrasyon yine bozuldu!
Windows'un her versiyonu bir öncekindan çok fazla değişiklikler içermediği halde çok iyi bir pazarlama tekniği ile piyasaya çıkarılıyor. Herkes onda yeni birşeyler olduğunu sanıyor. Ama satın alıp kullanmaya başlamasından kısa süre sonra önceki versiyonla arada öyle çok da fark olmadığını anlıyor.
Windows 95 çıktığında bir İngiliz gazetesinde gördüğüm bir karikatüre çok gülmüştüm. Küçük kız babasına soruyor, "baba bu programın adı niye windows" diye. Baba da cevap olarak "Her yeni versiyonu çıktığında eski bilgisayarını pencereden atman için..." diyor.
Dün Windows'un yeni versiyonu "Vista" çıktı. Yeni versiyonu kullanabilmek için yine eski bilgisayarlarınızı upgrade etmeniz gerekiyor.
Öyle sadece programı alıp bilgisayarınıza kuracağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bilgisayarınızın remini, işlemcisini vs. yükseltmeniz gerekiyor yeni versiyona yükselebilmeniz için. Bu da yeni bir maliyet yeni bir masraf demek.
Bu masrafın en kötü tarafıda hiç de hesapta olmayan bir masraf olması. Çünkü siz Windows Vista ile yapıp da windows xp ile yapamadığınız hiç bir şey yok. O halde niçin yeni Windows'u satın alacağız?
Bunun somut ve geçerli hiç bir sebebi yok. Alt yapısı sadece psikolojik ve Bill Gates'i zengin etmeye yönelik... o kadar!
Yorumlar Bir ihlas finanszede Ben şuna inanıyorum,şahsiyetli,karekterli insanlarımız çok ama biz bunları siyasette,medyada destekliyemiyoruz,neden?Yıllardır samimi bir takım insanların tırnaklarıyla kazandığı değerleri birileri çıkıyor çok ucuza harcıyor ve hiç bir şey olmamış gibi de yoluna devam edeceğini zannediyor.İnsan şuna üzülüyor,güzelim değerlerimizi harcarken çok rahatlar,hiç yüzleride kızarmıyor,biz utanıyoruz da onlar utanmıyorlar,siyasetçiler çekiniyor,gazeteciler çekiniyor,kimse soramıyor yahu be ey insan sen hiç Allahtan korkmazmısın,senin hiç mi vicdanın yok bu insanların çoluğu çocuğu vardır demezmisin,bak yine moralim bozuldu...neyse nuh bey size çok teşekkür ederim bu konuyu yazabilen bir kaç kişi var sizin gibi zaten yine bir yazı yazsanızda şu ağır siyasetçilere bir duyursanız.teşekkürler destekleriniz için.Musa Osman Baba Şimdi de Yahudi Aleviler mi?
İşte bir belge:
PROCURATOR AMPLUS
La règion du Castellum-Aegis Centrum, comprenant le prèfecture de Smyrne et une partie du prefecture de Magnèsie, est habitèe par une population de plus de 10.000 Juif-Bakhtasis auxquels il faut ajouter 3.000 Juif-Bakhtashis du prèfecture de Palèo-Castro. Ils y ont èmigrè depuis 1910; ils attendent anxieusement la libèration de leur Patrie pour regagner leurs foyers.
Le gouvernement de Kemal Pacha, après entente apocryphe avec Thalamus, a accordè 15 sièges aux Juif-Bakhtasis dans l'Assemblè National.
Les Juif-Bakhtasis ont ètè convertis à l'Islamisme, il y a environ 150 ans: ils gardent encore les pratiques juives, ils conservent le Torah et les livres de prière comme de prècieuses reliques et ils parlent entre eux la langue juive.
Les ayant pris sous ma protection sur la demande, on aurait pu supposer que c'etait un but de prosèlytisme que j'avais accèdè à cette demande.
L'Excellence Bozkurt Beg m'adressa une lettre pour me confier le pouvoir:
'C'est des Juifs nous avons pris cette contrèe, c'est à eux que nous la remettons aujourd'hui. Nous allons vous livrer aussi les synagogues que nous avons transformèes en mosquèes, transformez-les de nouveau en synagogues, si vous les croyez bon'
Mais dans un esprit d'apaisement des passions j'ai cru bon de ne pas y toucher, de les èvaluer après.
Par ordre du gouvernement Turc, aucune mesure concernant la population Juif-Bakhtasis n'a ètè prise par les autoritès sans que je sois consultè. Lorsque la bureaucratie Turc s'est dèsagrègèe en Musulmans, ils ont continuè à reconnaitre mon autoritè et à montrer leur confiance à l'èlèment Juif-Bakhtasi.
Ils m'ont instamment priè de faire partie du Grand Autoritè de sauver la règion des excès Musulmans.
En meme temps l'Excellence le chef d'Etat-Majeur m'ècrivit une lettre me demandant d'organiser un règiment des Juif-Bakhtasis, reconnaissant par la- meme l'influence et l'importance de l'èlèment Juif-Bakhtasi de la règion. Les officiers et les autoritès lègales continuent de nous tèmoigner la confiance la plus absolue.
Les Juif-Bakhtasis se sont montrès dignes de cette confiance; ils ont pu assurer la vie et les biens des officiers et des autoritès lègales. Malgrè le trouble des consciences et les difficultès exceptionels qui se sont prèsentèes, il n'y eut aucune perturbation.
Ces faits dèmontrent que le gouvernement de l'Excellence Moustapha Kemal Ataturk a reconnu que les Juif-Bakhtasis ètaient leurs seuls succeurs et les seuls capables de gouverner le pays, une fois l'idèologie musulmane abolie. En tout cas il a reconnu l'influence prèpondèrante de l'èlèment Juif-Bakhtasi.
Dans les circonstances les plus difficiles, les Juif-Bakhtasis ont pu assurer un ordre parfait. Avec mes remerciements anticipès, veuillez agrèer, Excellence, l'assurance de ma parfaite considèration
Farhi Gollanzo
PROCURATOR
TÜRKÇESİ:
İzmir vilayetiyle, Manisa vilâyetinin bir kısmını ihtiva eden Kale-Merkez Ege bölgesinde 10.000'den fazla Yahudi-Bektaşi nüfusu ikâmet etmektedir ve bunlara Paleo-Castro (Balıkesir) vilâyetindeki 3.000 Yahudî-Bektaşi'yi de ilâve etmek lüzum eder. (Onlar) Oraya 1910 yılından itibaren hicret ettiler; Vatanlarının hürriyete kavuşmasını ve ocaklarına (ortamlarına) geri dönmeyi sıkıntı içinde bekliyorlar.
İç Oda ile (varılan) hafî (gizli) mutabakattan sonra Kemal Paşa idaresi Yahudi-Bektaşiler'e Milli Meclis'te 15 adet sandalye (koltuk) tahsis etti.
Yahudi-Bektaşiler yaklaşık 150 yıl evvel İslâm'a ihtida ettiler: Yahudi pratiklerini hâlâ muhafaza ediyorlar, Torah'ı ve dua kitablarını değerli kalıntılar gibi koruyorlar ve aralarında İbranî lisanıyla konuşuyorlar.
Taleb üzerine onları himâyeme almam suretiyle, bu talebe iştirak etmiş olmam bir dönmelik gayesi olarak kabul edilebilirdi. Bozkurt Bey hazretleri iktidarı (salâhiyyeti) bana emanet (ettiğini gösteren) bir mektub gönderdi:
'Biz bu emaneti Yahudiler'den aldık, bugün onu yerine iade ediyoruz (onlara geri veriyoruz). Camilere çevirdiğimiz sinagogları da size vereceğiz, eğer iyi olacağına inanıyorsanız onları yeniden sinagoglara çevirin'
Fakat ihtirasların ağırlığı (baskısı) esprisi dahilinde, onlara dokunmamanın, daha sonra değerlendirmenin iyi olacağına inandım.
Türk hükümetinin tâlimatı gereği, benim değerlendirmem (tavsiyem) olmaksızın, yetkililer tarafından Yahudi-Bektaşi toplumunu alâkadar eden hiçbir ölçü ortaya konmadı (karar alınmadı).
Türk bürokrasisi Müslümanlar'la mutabık olmadığı zaman (olmadığı müddetçe), benim yetkimi tanımaya ve Yahudi-Bektaşi unsuruna itimad etmeye devam ettiler.
Benden mütemadiyen, bölgeyi Müslüman artıklarından kurtarmak için Büyük Otorite'nin bir parçası olmayı rica ettiler.
Aynı zamanda genelkurmay başkanı hazretleri, bölgedeki Yahudi-Bektaşi unsurunun ehemmiyetini ve tesirini tanıyan (ona minnet duyan) ve benden bir Yahudi-Bektaşi (sistemli) birliğini organize etmemi taleb eden bir mektub yazdı.
Yahudi-Bektaşiler bu itimaddan gurur duydular; Kanunî yetkililerin ve subayların iyiliğini (huzurunu) ve hayatını garanti edebildiler. Sergilenen şuur bulanıklıklarına ve istisnai zorluklara rağmen hiçbir karmaşa olmadı.
Bu olup bitenler gösteriyor ki, Mustafa Kemal Atatürk hazretleri, bir kere Müslümanlık ideolojisi bitip tükenmeye görsün, Yahudî-Bektaşiler'in kendilerinin tek halefi olduklarını ve ülkeyi idare etmeye kabiliyetli yegâne (toplum) olduklarını gördü (bildi, farketti). Her hâl-u kârda, Yahudî-Bektaşî unsurunun ağır (câlib-i dikkat) tesirini gördü (bildi, tanıdı).
En zor şartlarda, Yahudî-Bektaşiler mükemmel bir nizamı kesinleştirebildiler.
Hazretleri, mükemmel niyetimin kat'iyetini öncelikli teşekkürlerimle beraber (lûtfen) kabul buyurunuz.
Farhi Gollanzo
IDARECI
Belgenin Kaynağı: Sarah Aliye Rana
NOTLAR:
1- 1. paragrafta geçen 'vatan'dan kasıt 'Arz-ı Mev'ud'dur.
2- İç Oda (Thalamus), KALE'nin idari kadrosudur.
3- Bu mektubda, kaleme alanın hitab ettiğinin kim olduğu belli değil fakat
muhtemelen Dünya Siyonizm Kongresi'ne veya onun birimlerinden birine hitab ediliyor.
4- Çok değerli bir belge olduğuna şübhe yok.
5- Vino Ponti kütübhanesi Vatikan içindedir.
6- Kale'den kasıt gizli bir teşkilâttır, daha üst teşkilâtlara Kule denir ve merkezidir.
7- Gollanzo ailesinin bir kolu Almanya diğer kolu İspanya mahreçli olub katışıksız Yahudidir
8- 'Procurator' kelimesi Latince olub aynı zamanda 'ajan' mânâsına da gelmektedir.Niyazi Korhan BORATAV Bunlar da SANAL KIŞKIRTICILAR!...ONLARIN SIRTINDA YUMURTA KÜFESİ YOK Kİ...
Dünyanın hiçbir yerinde özgürlükler, bazıları tarafından ülkemizdeki kadar ve bu kadar sorumsuzca ve insanlıkdışı olarak kullanılmıyordur herhalde! Basın ahlakı, etik, dürüstlük hak getire! Sanki savaş meydanı! Ama dost belli değil, düşman belli değil! O zaman bu insanlar; kimlerdir ve ne yapmak istemektedirler. Lütfen siz karar verin!
Fanatik ulusalcı-ırkçı, neo-nazi özenticisi, nevzuhur militarist-darbeci bazı internet web siteleri; son 4-5 yıldır sanal ortamda resmen terör estiriyorlar, anarşist ve militan devşiriyor, topluyor, silahlandırıyor, yetiştiriyorlar! Kimsenin gıkı çıkmıyor; herkes bakıyor, okuyor, çıldırıyor, ama görmezden geliyor!
Sayıları 250'yi geçen bu radikal kışkırtıcı ve sövme web siteleri; sanki aynı merkezden yayın yapıyormuşcasına bir dil kullanıyor, aynı şeylere-değerlere sövüp aşağılıyorlar!
Bunlardan Kemal Aksungur'un başında olduğu söylenen www.turkcu.net, www.tonyukuk.net, nihalatsiz.com; Sedat Peker'in himayesinde çıktığı söylenen ozturkler.com; Cumhur Puliç önderliğinde çıkan otuken.net ve www.doguturkistan.net ve www.doguturkistan.com web siteleriyle İzmir'den yayın yapan, eski MHP'li Cenk Tozkoparan'ın Türkçü Toplumcu Budun Derneği'nin yayınları (www.turkcutoplumcubudundernegi.net) akıllara ziyan yayınlar yapıyorlar...
İşte; www.duguturkistan.net üzerinden yayın yapan Cumhur Puliç'in ÖTÜKEN grubu yayınlarından bazı konu-haber-yorum başlıkları:
1-CHP'li köpekle AKP'li köpek: Mehmet Sevigen, Ömer Çelik.
2-Hadi bakalım Paşa(Org. M. Yaşar Büyükanıt): Gün, taze hatunlarla dans pistinde tepinmek günü değil!
3-Katil Kürtler bizim akrabamız değildir.
4-Kuşlar diyor ki: Hırant Dink'i RTE öldürttü.
5-BİM (mağazalarından) alınan her ürün hainlerin gücüne güç katmaktadır.
6-Ermenistan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.
7-İşte Yahudi yılanı: AA, Samanyolu, Zaman.
8-Muhterem bir şahsiyet: Ömer Öngüt.
9-Senin vatanın cehennemin dibidir AKP'li soysuz!
10-Yeniçağ gazetesi: Ülkücülere faydası olmadı, belki Ermenilere olur.
11-Komünistlerin hepsi Yahudi.
12-Ey TÜRK DÜŞMANINI TANI! : Elinde kadeh içki içen A. Necdet SEZER, Bülent Arınç, R.T. Erdoğan, Hilmi ÖZKÖK.
13-Zaten bütün Ermeniler katildir.
14-Kara Kuvvetleri Yayınları, TIKLAYINIZ...
Şimdi bu tarz yayınları yapan Cumhur Puliç, Kemal Aksungur, Cenk Tozkoparan, Sedat Peker, Gökçe Fırat, Kutalmış Ocaklı, Doğu Perinçek...kimdir? Ne yapmak istemektedirler? Neden bu kişilere kimse ses çıkartmıyor, dava açmıyor?
Örneğin www.nihalatsiz.org ve www.turkcu.net web sitelerini işleten Kemal Aksungur'un; http//milliguc.net, http//kemalistler.net, http//ataturk.kemalistler.net ve www.hakimiyetimilliye.org sitelerinde de yazı ve yorumları yayınlanıyor. Bu sitelerde başka kimler yazıyor: Vural Savaş, Doğu Silahçıoğlu, Erol Manisalı, Mümtaz Soysal, Rauf Denktaş, Anıl Çeçen, Osman Metin Öztürk, Makbule Ötüken, Burhan Özbey, Mustafa Yıldırım, Ertuğrul Kazancı, Cenk Yaltırak, Kaan Öğüt, Kemal İnanç Işıklar, Sabahattin İsmail, Sevgi Erenol, Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu, Kemal Kerinçsiz, Muammer Karabulut, Turgay Tüfekçioğlu, Selim Somçağ, Kutalmış Ocaklı, Ergun Poyraz, Turhan ÇÖMEZ, Kaan Turhan...
Bu web sitelerinden http//kemalistler.net; Genelkurmay Başkanlığı'na, CHP'ye, ADD'ye, Kanaltürk'e link vermiş ve bir forumuna da sembol olarak; bir tabanca ve yere saçılmış mermilerini koymuş!..Haydi hayırlısı! Bu da serbest reklam; göstere göstere yani!...
Uzun zamandır ülkemizdeki bütün Kürt kökenli cvatandaşlarımızı işgalci ve hain olarak gösteren ve işgal haritaları yayınlayan www.turksolu.org, ileri dergisi gibi yayın organlarında ise işlerin iyice çivisi çıkmış...Yekta Güngör Özden, Şener Üşümezsoy, Ergun Hiçyılmaz, Öner Yağcı, Türkkaya Ataöv ve Kemal Kerinçsiz gibi yazarları olan "Deniz Gezmiş ve Che Guevera" reklamlı Türk Solu'nun Başyazarı Gökçe Fırat; yazı başlığı olarak, "Türkiye bir düşmanını kaybetti" demiş. Hrant Dink'i TİKKO ile ilişkilendirmiş! Doğu Perinçek de Fethullah Gülen'le irtibatlandırıyor! Gel, ayıkla pirincin taşını!
Artık çatışmalar ve savaşlar; önce SANAL DÜNYADA başlıyor! Sonra meydanlarda boy gösteriyor...Ve her şey göstere göstere geliyor!..İşte internette bazı örneklerini sunduğum gibi 250 kadar web sitesi var ki; dilin kemiği yok diye, gönüllerince yayın yapıyorlar! Ama bu yayınları okuyan 10 ila 40 yaş arası delikanlılarımız, gençlerimiz ciddiye almıyorlar değil! Onlar da oyunu sahici zannedip "ORDUYU GÖREVE ÇAĞIRMAK" için rol alma hevesine kapılıyorlar. Sanki, ordumuz görevinin başında değilmiş veya dışarıdan telkinlerle görev yapacakmış gibi! Ama tuhaftır ki, bazen etkili de oluyorlar; hakikaten ordu tankları harekete geçiyor! 27 Mayıs'larda, 22 Mayıs'larda, 12 Mart'larda, 12 Eylül'lerde ve 28 Şubat'larda olduğu gibi...Hakan Altun Abicim basim döndü... Yaziyi okumaya bi basladim tesettür özkök genelkurmay irak hakan kibris gates.. ben bi abdest alayimda kendime geleyim..sonra bi daha sakin kafayla okuyayim.. Valla hazmediyorum abi yazilarinizi okudukca daha okuyasim geliyor.. Elinize kalemize saglik.. Almanyadan Hakan Altun
Ünlüler geçmişlerini inkar ediyor. Örnek Ebru Şallı... Ünlü manken, "İstanbul'da hangi semtlerde oturdunuz?" sorusuna 'Bebek ve Etiler' yanıtını verdi. Oysa Şallı, ünlü olmadan önce Feriköy'de gecekonduda yaşıyordu.
Gülben Ergen'in içi dışı bir!!! İşte Hürriyet'in en çok okunan haberi!!!
Ne Orman yangını, ne YAŞ kararları, ne de Ergenekon... Gündeme bomba gibi düşen ikinci Sibel Can vakası haberi Kıbrıs'tan geldi!
Her kim bu tatlıdan üç lokma yese, göğsüne şifa, gönlüne nur olur. Dindar, yaşlı ve sevimli bir dostu ziyarete gitmiştik. Ben, hüsn-i hat merakım dolayısıyla duvarlardaki eski-yazı levhalarını incelerken, bir levha özerinde ilgi çekici ve hoş bir ilâç târifnâmesine rastladım, ilâcın hazırlanışı şöyle: